Suriye İç Savaşının IŞİD ve PYD-YPG Aracılığıyla Türkiye’ye Yayılma Etkilerinin Değerlendirilmesi

Makale

Bir coğrafyada patlak veren iç çatışma ya da iç savaşların genelde komşu bölgelere ve ülkelere yayılma eğiliminde olduğu gözlenmektedir. Bu argümanın birçok kereler kendini kanıtladığını görmekle beraber, belki de en güncel örneğini çeşitli silahlı devlet dışı aktörlerin ve isyancı grupların birbirleriyle ve rejimle aynı anda savaştığı Suriye iç savaşında görmekteyiz. ...


 
Doç. Dr. Emel Parlar DAL
Ali Murat KURŞUN
 
Giriş

Bir coğrafyada patlak veren iç çatışma ya da iç savaşların genelde komşu bölgelere ve ülkelere yayılma eğiliminde olduğu gözlenmektedir. Bu argümanın birçok kereler kendini kanıtladığını görmekle beraber, belki de en güncel örneğini çeşitli silahlı devlet dışı aktörlerin ve isyancı grupların birbirleriyle ve rejimle aynı anda savaştığı Suriye iç savaşında görmekteyiz. Suriye’dekigittikçe derinleşen, uluslararasılaşan ve de hızlıca ulus ve sınır ötesi hale ulaşan bu çok katmanlı ve de çok aktörlü sivil savaş çatışmaların sınırları aşan etkisinin gerek komşu coğrafyalara gerekse de Avrupa’ya kadar uzanmasıyla son yıllarda hızlı bir yayılma göstererek adeta bulaşıcı hale gelmiştir. Suriye iç savaşının bu yayılmacı ve bulaşıcı karakterinin belirgin hale gelmesi sürecine Türkiye örneğinden hareketle yakından baktığımız zaman bu iç savaşa beş yıldan uzun bir süredir komşu olan bir devlete savaşın yansımalarını somut olarak görmekteyiz.

Suriye savaşının Türkiye’ye yayılması ve bunun sonuçları incelendiğinde istemli (kasıtlı) ve istemsiz (kasıtsız) olmayan bir dizi faktörün bileşiminin bu yayılmada etkili olduğu görülmektedir. Bu makale, Türkiye’nin özellikle son iki yıl içerisinde Suriye iç savaşı kaynaklı krizlere maruz kalmasının etkilerini IŞİD tehdidinin yükselmesi ve Kürt hareketinin değişen doğasını merceğe alarak anlatmayı hedeflemektedir. Ayrıca, bu çalışma Suriye iç savaşının Türkiye’ye yayılmasına katkıda bulunan unsurları teorik ve ampirik olmak üzere iki düzlem üzerinde incelemeye çalışarak literatürdeki mevcut boşluğu doldurmaya adaydır. Bu faktörleri açıklamaya yönelik olarak makale şu temel araştırma sorularına yanıt bulmaya çalışmaktadır: Son beş yıl içinde Suriye iç savaşının şiddeti hangi kanallardan Türkiye’ye yayılmıştır? Suriye rejiminin ülkedeki iç çatışmaları Türkiye’ye istemli şekilde yayma istemesinin arkasında yatan sebepler nelerdir ve bunun tersinin yani Türkiye’nin de istemli bir şekilde iç savaşı kendi ülkesine yayması söz konusu olmuş mudur? Suriye iç savaşının istemsiz/kasıtsız bulaşıcı etkileri Türkiye’yi nasıl etkiledi ve hangi faktörler bu yayılmaya yol açmıştır? Suriye sivil savaşının Türkiye’ye yayılmasının en önemli iki boyutu ve de sonucu olan IŞİD ve PYD-YPG tehditlerinin başlaması, yayılması ve tırmanması nasıl gerçekleşmiştir?

Bu yazı, bu sorulara sistematik olarak cevap vermek amacıyla yayılma olarak literatürde adlandırılan sürecin karmaşık yönlerini kategorik olarak ortaya koymak istemekte ve bunu yaparken de iki aşamalı bir analitik çerçeve kullanmaktadır: İlk olarak, çatışma ve silahlı çatışma literatüründen aldığımız istemli ve istemsiz yayılma etkilerini inceleyen bütünleştirici bir çerçeve kullanmaktadır. İkincisi, Suriye iç savaşının yayılmasının en önemli iki sonucu olan IŞİD ve PYD-YPG tehditlerinin nasıl bir süreçten geçerek dönüşüme uğradığına bakmaktadır. Bu çalışma ilk aşamada, önce Suriye savaşının istemli yayılma etkilerini Suriye ve Türk hükümetlerinin iç savaşı yayma niyeti olup olmadığına bakarak analiz etmeye çalışır. İkinci aşamada, savaşın istemli-istemsiz yayılım etkileri ve bunların Türkiye iç ve dış politikasında yarattığı dönüşümler IŞİD ve PYD-YPG tehditleri üzerinden anlatılacaktır.

Bu çalışmanın en önemli yeniliği, başta bundan sonraki dönemlerdeki araştırmalarda da kullanılmak üzere farklı coğrafyalardaki diğer çatışmaların yayılma durumlarını anlatmak için de uyarlanabilecek bir teorik çerçeve sunmasıdır. Bu yazının bir başka yeniliği, Suriye iç savaşının ulusötesileştirilmesi ile ilgili mevcut ampirik araştırmalara Türkiye örneğini ekleyerek ampirik alanı genişletmesidir.

1. Çatışmanın Yayılması Literatürüne Genel Bir Bakış: Kasıtlı ve Kasıtsız Faktörler

İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki hızlı ilerlemeler ve bunların çatışma bölgelerinde dahi yaygın kullanımı göz önünde bulundurulduğunda artık en ufak bir çatışmanın bile sadece yerel etkileri ile değerlendirilemeyeceği yadsınamayacak bir gerçektir. Aynı şekilde çatışmaların artık sadece siyasi kontrol ya da kaynak kontrolü gibi maddi nedenler ile gerçekleşmiyor oluşu aksine ideolojik, sosyal vb. nedenlerin de çatışmalara kaynaklık ediyor oluşu resmi daha da karmaşık hale getirmekte ve çatışmaların ideolojik ve sosyal boyutları ile daha da yayılmaya yatkın bir yapıya kavuşmasına neden olmaktadır. Bu gerçekler ve gelişmeler karşısında çatışmaların yayılmaya yatkınlığını inceleyen literatür, bu yayılmaları özellikle etkileyici faktörleri açısından ele almış ve aynı zamanda bu yayılmaların ne gibi sonuçlara yol açabileceğini de incelemiştir. Genel bir değerlendirmeye tabi tutulduğunda söz konusu literatürün çatışmanın yayılmasına (her ne kadar bu kavram İngilizce literatürden birebir alındığında çatışmanın yayılması olarak çevrilse de bu çalışmada zaman zaman sadece yayılma kavramı kullanılacaktır) neden olan etkileri kasıtlı ve kasıtsız olmak üzere ikiye ayırdığı söylenebilir.

Çatışmaların yayılmasını kasıtlı nedenlere bağlayan literatür ilk olarak incelendiğinde bu kasıtlı etkileyici faktörlerin genellikle siyasi ve ekonomik çıkarlar yaratmak amacıyla harekete geçirildiği savunulmaktadır. Darfur örneği üzerinden çatışmanın yayılmasını kasıtlı nedenler ile açıklayan Jennifer De Maio, Sudan hükümetinin yayılmayı bilinçli bir şekilde istediğini ve böylece sınırları ötesinde siyasal ve ekonomik etkiler yaratacak şekilde hareket etme kabiliyetini kendine kazandırmayı arzuladığını ifade etmektedir (De Maio 2010, 25-27). Çatışma yayılmalarını bu doğrultuda ele alan Kristian Skrede Gledistch ve Idean Salehyan ve Kenneth Schultz gibi yazarlar da aynı şekilde devletlerin çatışmanın yayılmasını tetikleyerek sınır ötesi siyasi amaçlarını gerçekleştirmek için zemin hazırlayabildiklerini ifade etmektedirler.

Çatışmaların yayılmasını devletlerin kasıtlı eylemlerine bağlamayan ve daha çok mevcut sosyo-politik ve coğrafi nedenler ile açıklayan ikinci yaklaşım esasında literatürde kendine daha çok yer bulmuştur. Bu minvalde Suriye özelinde, ancak Türkiye’yi büyük ölçüde göz ardı ederek, hazırlanan bir raporda harici destek, mülteci nüfus, etnik bağlar gibi nedenler devletlerin kastından bağımsız ancak çatışmanın yayılmasını tetikleyen önemli nedenler olarak ele alınmıştır (Young v.d. 2014, 7-14). Bu bağlamda yapılan ve daha kapsamlı bir çerçeve sunan Buhag ve Gleditsch’in çalışması ise bu kasıtsız faktörleri istikrarsız çevre, etkileşim fırsatları ve bağları ve çatışma özellikleri olarak üç ana başlık altına ayırmakta ve ikinci başlığın altına ayrıca en yakın çatışma bölgesine olan mesafe, çatışma içerisindeki komşu ile sınırın uzunluğu, çatışma içerisindeki komşu nüfus ile etnik bağların varlığı, çatışma içerisindeki komşudan gelen mülteci nüfusu, çatışma içerisindeki komşudaki çatışmanın şiddeti ve çatışma içerisindeki ülkenin büyüklüğü gibi alt başlıklara ayırmaktadır (Buhaug ve Gledistch 2008, 223).

Bu çalışma yukarıda anlatılan literatürün üzerinde durduğu yayılmadaki kasıtlı ve kasıtsız etkenleri genel bir çerçeve olarak kabul ederek bu etkenlerin Türkiye özelinde nasıl etkili hale geldiği yaklaşımından ziyade bu etkenler sonucunda meydana gelen bir takım gelişmelerin Türk iç ve dış politikasında ortaya çıkardığı dönüşümler ve sonuçlar üzerinden bir değerlendirme yapacaktır.

2. Suriye İç Savaşının Türkiye’ye Yayılması ve Yayılma Etkilerinin Türk İç ve Dış Siyasetindeki Etkileri: IŞID ve PYD-YPG Örnekleri

Yukarıda kısaca özetlenen literatürden hareketle bu çalışmada Suriye içsavaşının Türkiye’ye yayılması ve bu yayılmanın Türkiye’de yol açtığı bir takım sonuçlar ve neden olduğu bazı dönüşümler incelenecektir. Bu noktada şu hususun vurgulanmasında yarar vardır: Her ne kadar Türkiye, iç savaşın derinleşmeye başladığı 2011 yazından beri Suriye krizinin ana aktörlerinden biri konumunda olsa da, Türkiye’nin literatürde bahsedilen kasıtlı yayılma etkisini hem bölgesel manada hem de kendi sınırları açısından bilinçli ve istemli bir şekilde harekete geçirdiği iddia edilemez. Bu argümanın en temel dayanaklarından bir tanesi olarak ise zaten iç savaşın başından itibaren çatışmanın yayılmasının Türkiye’nin sahip olduğu bölgesel ve iç dinamikleri olumsuz yönde etkilediği ve bunun literatürde anlatıldığı gibi kasıtlı bir yayma ile daha da olumsuz hale getirilmek istenmesinin rasyonel olmayacağı gösterilebilir.

Ancak bu durumun aksini yani Suriye rejiminin iç savaşta elini güçlendirmek ve komşu ülkelere çatışmayı yayarak çatışmanın odak noktasını kendi sınırları dışına taşımak amacıyla literatürde ele alınan faktörleri harekete geçirdiği ve bu noktada çatışmayı bilinçli olarak yaymaya çalıştığı kısmi de olsa bir ölçüde iddia edilebilir. Bu açıdan incelendiğinde, aşağıda da detaylıca anlatılacak olan, Suriye’nin kuzeyinde PYD-YPG’nin kısmen rahat bir biçimde konumlanması ve bu durumun Türkiye’yi uzun bir süre boyunca meşgul etmesi bunun en önemli örneklerinden bir tanesidir. Bu çerçevede hatırlatılması gereken bir diğer nokta ise bu tarz çatışma yayılmalarının literatürde ele alındığı gibi kasıtlı ve kasıtsız olarak katı bir şekilde ikiye ayrılmasının eksik kalacağıdır. Zira kasıt taşımadan yapılsa bile bir takım etkenlerin ve dinamiklerin dolaylı bir şekilde çatışmanın yayılmasını önemli ölçüde tetiklediği de gözlemlenmektedir. Bu durum Suriye iç savaşı örneğinde de rahatça görülebilir. Örneğin Türkiye’nin iç savaşın başından itibaren Suriyeli muhaliflere sağladığı açık destek (Parlar Dal 2013, 722-723) ve bu doğrultuda uzun süre boyunca takip ettiği açık sınır politikası gibi atılan bir takım adımlar da Suriye iç savaşının Türkiye’ye bir şekilde etki etmesine sebep olmuştur ve bunların da Türkiye’nin attığı bir takım adımların dolaylı yayılma sonuçları olduğu öne sürülebilir.

Suriye iç savaşının Türkiye’ye nüfuz etmesi süreci genel olarak ele alındığında bu sürecin etkilerinin yalnızca tek boyutlu olmadığı aksine bu yayılma sürecinin Türkiye’yi hem iç politikası hem de dış politikası bağlamındabir takım yapısal değişikliklere sebep açabilecek derecede etkilediği gözlemlenmektedir. Dış politika bağlamında yayılmanın neden olduğu etkilerden en önemlisi olarak Türkiye’nin attığı ilgili mecburi ya da tercihi bir takım adımların özellikle tarihsel manada ABD ve AB uyumlu dış politikasından ciddi anlamdaki bir kopuşun en belirgin yansımalarından olduğu eleştirisi gösterilebilir. Bu çerçeve özellikle Suriye’deki çatışmaların hem siyasal hem de ekonomik olarak Türkiye’ye etkilerinin artması karşısında Türkiye’nin de artan bir şekilde “adalet“ temelli dış politika söyleminde ısrar etmesi Türkiye’yi aynı zamanda batılı müttefiklerinin takındığı tavırdan farklı bir konumda pozisyonlandırmıştır (Parlar Dal 2015).

KİTABIN KÜNYESİ

 
Kitap Adı : Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları
  Change in State Nature: Boundaries of Security
Editör : Tolga SAKMAN
Sayfa Sayısı : 595
Yayınevi : TASAM Yayınları
Dizisi : Uluslararası İlişkiler Dizisi
ISBN : 978-605-4881-16-1
Yayın Tarihi : 2017 Mayıs
Fiyatı : 30,00 TL (KDV dâhil)

ARKA KAPAK

Güvenlik algılamalarında meydana gelen değişimin en önemli sebeplerinden birisi; tehdidin tek boyutlu, devletten devlete olma klasik konumundan çıkarak asimetrik ve çok boyutlu bir konuma ulaşmasıdır. Bu çerçevede devlet doğasının değişimi ile yeni devlet ve toplum mekanizmaları, yeni güvenlik anlayışıyla harekete zorlanmaktadır. Fakat devlet algısı, varlık nedeni, yükümlülükleri ve sınırlar, güvenlik tartışmalarının devlet ve insan temelli yeni rotasına yön vermekte ve sınırlarını da yeniden dizayn etmektedir. Bu çalışmada değişen güvenlik algısı ve yeni dönem risk, tehdit ve önlemleri ile ilgili birçok bölümü bulabileceksiniz.“

TASAM Yayınlarının " Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları" isimli kitabından alınmıştır.
e-kitap için Tıklayınız | kitap için Tıklayınız

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 205 )
Alanlar
Afrika 72 620
Asya 92 1020
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Bu çalışma temel iki önerme üzerine kurulmuştur. Bunlardan birincisi, Aleviliğin bir değişim sürecinde olduğu; diğer ise, bu değişme sürecinde sembol şahsiyetlerin değişimin yönünü etkileyebilecek bir konumlarıdır. Aleviliğin kendisini refere ettiği sembol değer ve şahsiyetlerin öne çıkan yönleri bu...;

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yeniden yükselen aktivitesi, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Birliği, İİT ve OPEC gibi örgütlerin üyelerinden olması ve son dönemde Türkiye ile geliştirdiği işbirlikleri ile küresel platformda ve bilhassa Akdeniz’de önemi gittikçe artan bir akt...;

Doğu toplumlarının etnik aidiyetleri ve bu aidiyetlerin dışlama, önyargı ve çatışma üzerindeki etkisi konusunda Batılı antropologlar tarafından birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda bölgede etnik aidiyetlerin ötekileştirmeye, önyargıya ve çatışmaya dönüşmediğine dair birçok bulgu ortaya çı...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

3. Türkiye - ABD Forumu

Türkiye - ABD Forumu bu amaçla oluşturulmuştur. Karşılıklı gerçekleştirilecek Forum’un; aktif ve proaktif müzakerelerle Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlenmesine katkı yapması, ikili ve çok taraflı menfaatleri karşılıklı yükseltecek fırsatlar ve fikirleri ortaya koyan bir platform olarak hizmet sunması hedeflenmiştir.

  • 14 Ağu 2017 - 17 Ağu 2017
  • Washington - ABD

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Yemen, Coğrafi konumu itibarıyla kızıl denizin Hint Okyanusu’na açıldığı kapıdır. Afrika boynuzu ile birlikte Bab’ül Mendeb boğazının doğu kıyısında yer almaktadır. Yeryüzünde denizler üzerinde seyreden malların p gibi büyük bir oranı Süveyş kanalı, Kızıl Deniz ve Aden körfezinden geçtiği düşünülürs...