Kürselleşme çağında medyanın toplum üzerindeki etkisi giderek daha da artıyor; medya aracılığıyla bilgi sahibi olan ve bu bilgiler doğrultusunda kanaat geliştiren insanlar eğer yanlış bilgileniyorlarsa sonuçta mutlaka yanlış değerlendirmelerde bulunuyorlar.
İletişim Bilimci Maxwell McCombs, kitle iletişim araçlarının insanları nasıl etkilediğini şu şekilde özetliyor: “İnsanlar, dünyada olup bitenleri kitle iletişim araçları vasıtasıyla öğreniyorlar. Kitle iletişim araçlarını takip etmeyenler de, medya iletilerine maruz kalanlarla iletişim içine girmekte ve bir şekilde medya içeriklerinden haberdar olmaktadır. Medya iletilerine açık kalmakla başlayan medya etkilerinin ilk halkasını “haberdar olma“ aşaması oluşturmaktadır. Ardından farkına varılan konu ya da sorun hakkında daha fazla bilgi edinme ihtiyacı duyulmakta ve “bilgi“ ya da “bilişsel etkiler“ aşamasına geçilmektedir. Daha sonra da edinilen bilgiler ışığında önce “tutum değişikliği“ne gidelmekte, ardından da “davranış değişikliği“ aşamalarına geçilmektedir.“
Medyanın gündem belirleme özelliği artık yadsınamaz bir gerçektir; Yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, kitle iletişim araçlarının bir konuya verdikleri önem ile kamuoyunun aynı konuya verdiği önem arasında önemli bir paralellik görülmektedir. Yani halk, medyanın gözünden olaylara bakmakta, medyadan aldıkları bilgiler fikir sahibi olmalarında önemli bir rol oynamaktadır.
Kamu gündeminin oluşturulmasında etkin olan medya, siyasi gündemin oluşmasında da söz sahibidir. Medyanın bir konuya gösterdiği ilgi, aynı konunun siyaset gündemine de taşınmasına neden olmaktadır. Yani medya, doğrudan siyasetin de gündemini etkilemekte, yönlendirmektedir.
Birer kamuoyu üyesi olan ve kamuya hizmet için karar mekanizmalarında bulunan siyasiler, medya iletilerine ciddi anlamda bağımlı durumdadırlar. Hükümetlerin medyanın baskısı nedeniyle bazı kanunları çıkarmakta çekingen davrandığı ya da medyanın baskısı nedeniyle istemeyerek de olsa kimi yasaları çıkardığı bilinmektedir.
Medya ile siyaset kurumu arasında karşılıklı bir çıkar ilişkisinden sözetmek mümkündür; Medya mensupları çoğu zaman siyasetçileri önemli bir haber kaynağı olarak görürken, siyasetçiler de medyayı kamuoyuna ulaşmak, düşüncelerinin toplumun en geniş kesimine ulaşmasını sağlamak için kullanmaktadır.
Bu ilişki özellikle seçim dönemlerinde doruğa çıkmaktadır. Medya, seçim kampanyaları döneminde siyasi olarak kendisine yakın bulduğu veya ekonomik çıkarının olduğu partileri açıkca desteklemekte, haberlerine çok geniş yer ayırmakta, para verip yaptırdıkları anketlerde bu partileri hak etmedikleri oy oranlarında göstermektedir.
Aynı şekilde siyasiler de kendilerini destekleyen yayın organlarına ekonomik katkılarda bulunmakta, eğer bu parti aynı zamanda iktidarda ise katkının boyutu daha da artmaktadır.
Türkiye’de seçim dönemlerinde medya ile siyaset arasında pekçok can sıkıcı olay yaşanmış, ahlaka aykırı uygulamalara şahit olunmuştur. Bu seçim döneminde de geçmişte yaşanan etik dışı uygulamaların yine gündeme gelme tehlikesi vardır.
Bu durum medyanın kamuoyu nezdindeki güvenini zedelediği gibi partilerin eşit şartlarda yarışmasının da önüne geçmektedir. Medya desteğine sahip olan kimi partiler, hormonlu anketlerle, gerçekdışı yorumlarla olduğundan farklı gösterilmekte, seçmenlerin “güçlü olandan yana oy kullanma“ psikolojisinden yararlanılarak milli iradenin doğru yansımasının önüne geçilebilmektedir.
Medyayı bu seçimlerde çok ciddi bir sınav bekliyor. Medya tutarlı olamaz, editöryal bağımsızlığını koruyamaz ve çıkar sağlamayı umduğu herhangi bir partinin sözcülüğüne soyunursa; kendisi kaybeder, güvenilirliği üzerindeki kuşkular daha da artar.
**********
Seçim dönemlerinde seçmenler en çok siyasal bilgiye ihtiyaç duyarlar. Karar vermek için bilgi sahibi olmak gerekir. Seçim kampanyası sürecinde her parti seçmene kendisini anlatmak için çaba harcar; tanıtım, reklam ve halkla ilişkiler çalışması yapar.
Seçimler bu yıl normal süresinden daha erken bir zamanda yapılacağı için hem partiler, hem de partilerin kampanyalarını yapacak reklam ajansları hazırlıksız yakalandılar. Böylesine kısa bir sürede eli yüzü düzgün bir seçim kampanyası yapabilmek ne kadar mümkün olabilirse, işte o kadar yapılabilecek kampanyalar bu seçim döneminde…
Seçim kampanyası hazırlayan siyasal partileri bekleyen en önemli sorun ise, bu kampanyaların yayınlanacağı mecralar… Kitle iletişim araçları, bu mecraların en önemlisi ve etkilisi; Başta televizyon olmak üzere, gazeteler, radyolar ve internet portalları siyasal malzemeyi kitleye taşıyacak kilit mecralar…
İşte bu noktada, siyasal partiler arasında haksız rekabete yol açabilecek uygulamalar ortaya çıkacaktır. Her şeyden önce kitle iletişim araçlarında yer almanın çok yüklü bir maddi bedeli var; Bu bedeli hazineden yardım alan siyasal partiler kolaylıkla karşılayabilirken, hazine yardımı alamayan, sadece üyelerinin bağışları ile ayakta durmaya çalışan pek çok parti bu bedellerin altından kalkamayacaktır. Hazinenin para aktardığı partiler kitle iletişim araçlarında kendilerine yer bulabilirken, seçim bütçesi çok kısıtlı olan partiler bu imkandan yararlanamayacaktır.
Tabii bu ister istemez seçmenlerin karar vermelerinde kilit rol oynayacak siyasal bilginin belirli kaynaklardan gelmesine neden olacak, hatta kitle iletişim araçlarının bombardımanına maruz kalan seçmenler yönlendirme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.
Oysa her siyasal partinin kendisini anlatmasına, tanıtmasına imkan sağlayacak bir ortamın oluşturulması, seçmenlerin sağlıklı karar verebilmeleri açısından zorunluluktur. Yüksek Seçim Kurulu, televizyonlarda siyasi parti reklamı yayınlanması konusunda bazı düzenlemeler getirdi ama kanaatimce bu yeterli değil…
Yüklü seçim bütçesi olan partiler artık televizyon kadar etkili olan internet ve açık hava reklamcılığını kullanarak yine avantaj elde edeceklerdir.
“Güçlü olanın haklı olduğunu“ iddia ettiği günümüzde, siyasette de ne yazık ki parası olan partiler seçmeni ikna etme gücünü de elinde bulunduracak.
Kitle iletişim araçları üzerinden seçmene ulaşmakta güçlük çeken partilerin alternatif yolları denemelerinde, özellikle görece ucuz bir yol olan interneti, kısa mesaj servisini, elektronik posta yöntemini kullanmalarında fayda var. Hele yüz yüze iletişim, hala çağımızın en etkili yöntemi; Bire bir iletişim yöntemini bugün hayata geçirebilen partileri yine başarı bekliyor.
Siyasal reklam yapacak tüm partilere şu uyarıları yapmakta fayda var; Hamaseti, laf kalabalığını, beylik sözleri bırakın ve seçim kampanyalarınızda ülkenin sorunlarını nasıl çözeceğinizi, projelerinizi, vizyonunuzun en olduğunu anlatın. Seçmene ihtiyaç duyduğu siyasal bilgiyi sunun, sonra da kararı ona bırakın. Siz bilgi sunmadan, kendinizi anlatmadan seçmenden karar vermesini bekliyorsunuz. Her üç seçmenden birinin kararsız olmasının sizce de bir anlamı yok mu?