Türkiye - AB Düşünce Ekosistemi Ağ Programı | “Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye”

Haber

TASAM olarak Türkiye - AB Düşünce Ekosistemi adı ile “Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye“ ana teması altında düşünce kuruluşları ve kanaat önderlerini bir araya getiren bir ağ (network) oluşturulmasını ve bu çerçevede bazı Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de, düzenli aralıklarla ikili, çok taraflı bir dizi etkinlik gerçekleştirilmesini, platform kurulmasını öneriyoruz....

VİZYON BELGESİ (TASLAK)
TÜRKİYE - AB DÜŞÜNCE EKOSİSTEMİ AĞ PROGRAMI
“Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye
( 2021-2023, Türkiye ve AB Ülkeleri )

DEVLETİN VE HAYATIN DOĞASI; YENİ EKOSİSTEM

Dünyadaki temel trendlere bakıldığında “toprak ve makineyi“ takiben “bilgi ve bilgiye dayalı ürünler“ temelli yeni ekonomi çağında küresel rekabet “mikro-milliyetçilik“, “entegrasyon“ ve “öngörülemezlik“ üzerinden gelişmekte, hayatın ve devletin yeni doğasını belirleyen meydan okumaların; “kaynak ve paylaşım krizi“, “üretim-tüketim-büyüme“ formülünün sürdürülemezliği, Çin kaldıracı ile “orta sınıfın tasfiyesi“, “enerji, su ve gıda güvensizliği“, hayatın her alanında “4. boyuta geçiş“, “işgücünde insan kaynağının tasfiyesi“, değişen devlet doğası ve beklenti yönetimi temelinde “sert güçten yumuşak güce geçiş“ olduğu temel referanslar olarak şekillenmektedir.

Tüm bu temel parametreler içinde, teknolojideki dönüşümler; yapay zekâ, sanal/artırılmış gerçeklik ve mobilite merkezli gelişerek tüm insan hayatını ve doğasını değiştirmeye adaydır. “Endüstri 4,0“ ve “Toplum 5,0“ kavramlarının dünyanın dönüşümünü yönetmek açısından önemli başlıklar olduğu aşikârdır.

Bir diğer etken de Çin’in dünya sahnesinde her geçen gün etkinleşmeye başlamasıyla oluşturduğu türbülanstır. Yeni İpek Yolu projesi “Kuşak ve Yol“; hem karadan hem denizden 64 ülkeyi ilgilendiren bir küresel entegrasyon projesi olarak şekillenmekte, iktisadi pastanın dağılımını kalıcı olarak değiştirmektedir.

Tüm bu gelişmelerle birlikte, “Güvenliğin Ekosistemi“ hukukuyla birlikte değişmektedir. Güvenlik - Demokrasi ikilemi bundan sonra çok daha fazla yaşanacaktır. Çünkü orta sınıfı eriyen ve güvenlik ekseni sofistike bir zemine kayan ülkelerde demokrasinin yaşatılması çok zordur. “Güvenlik bize otoriter rejimler mi getirecek“ sorusunun daha fazla tartışılması gerekmektedir. Orta sınıfı olmayan ülkelerde, otoriter rejimler ya da kaosun iki seçenek olarak önümüzde durduğunun da görülmesi gerekiyor.

Bölgesel ve küresel güvenlik anlamındaki iş bölümünün nasıl yapılacağı ve bedellerinin nasıl paylaşılacağı da önümüzdeki dönemin tartışmaları olmaya adaydır. Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise Türkiye başta olmak üzere çeşitli ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir.

Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık“ sendromu yaşayan AB’nin geleceğini ise, Brexit sonrası Batı’da yeniden canlanan kamplaşmanın sonuçları belirleyecektir. Yeni küresel güç adaylarından Rusya’nın yeni silahlar deklarasyonu ve Çin’in altın garantili yuan’la petrol ticareti güvenlik ekosistemi ve rezerv paralar için milat olmuş, Brexit’in anlamı ve dengelere etkisi biraz daha geride kalmıştır.


AVRUPA, AB VE TÜRKİYE

Avrupa Birliği çerçevesinde geliştirilen dil açısından bakıldığında “Avrupalılık“; coğrafi, tarihî ve kültürel unsurların tamamını kapsamaktadır. Dolayısıyla Maastricht Anlaşması’nın genişlemeyi düzenleyen 49. maddesinde yer alan Avrupa Devleti“ kavramı da AB’nin coğrafi sınırlamaları dışında, Avrupa Kimliği“ ile ilgili meseleleri içermektedir. Avrupa Kimliği, “Avrupalı olma“ tartışmalarına son verme çabasının bir ürünüdür. Oldukça dinamik bir yapılanma sürecine sahip olan bu tartışma, temelde Avrupa Birliğine üye ülke vatandaşları arasında paylaşılan ortak bir değerler sisteminin varlığına işaret etmektedir.

Açıktır ki, Ocak 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın, 2013’te de Hırvatistan’ın Birliğe dâhil olması ile tamamlanan son genişleme dalgası, Birlik içindeki dengeleri önemli ölçüde değiştirmiştir. Ancak AB’nin son genişleme dalgasına kadar gerçekleştirmiş olduğu “derinleşmedeneyimlerini sorunsuz ve yeknesak olarak başarmış olduğunu söylemek de pek mümkün değildir. Dolayısıyla “derinleşme“ AB için çoğunlukla zaten sancılı bir süreçtir ve bu zorluğun, üye sayısının artışına paralel katlanarak artması doğaldır ancak bu zorluğun mevcudiyetinden AB’nin “derinleşme“ çabalarının sonunun geldiği anlamını çıkarmak da doğru değildir.

Euro bölgesinin içine düştüğü ekonomik krizin pek çok nedeni olduğunu söylemek mümkündür. Bu nedenlerin başında küresel krizin AB üyesi ülkelere ulaşması ve bu krize AB üyesi ülkelerin kendi içlerinde çözüm bulma arayışlarının sonunda Maastricht yakınlaşma kriterlerinde ( Ekonomik ve Parasal Birliğe katılım şartları ) belirlenen ölçütlerinin tamamen dışına çıkılması gelmektedir. Bunun dışında Euro bölgesinin bizzat kendi iç dinamikleri ile ABD ve Çin’in para değerlerini düşük tutma çabalarının da Euro krizinin çıkmasında etkin olduğu söylenebilir.

AB’nin Euro bölgesinde yaşanan ekonomik krize çare arayışında olduğu bir süreçte Türkiye’nin Maastricht yakınlaşma kriterlerine uyan bir ülke ( Euro bölgesi dışında bulunmasına rağmen ) olması önemlidir. Ancak bu noktada Türkiye açısından asıl önemli olan, çözüm arayışları sonunda AB’nin geleceğinin nasıl şekilleneceği sorusudur.

Türkiye’nin AB’ye üyeliği önünde belli engeller mevcuttur. Bunlardan birincisi Kopenhag kriterleri etrafında şekillenen daha formel olarak nitelendirilebilecek engeller ( iç siyasi ve ekonomik faktörler, Kıbrıs vs. gibi diğer konular ), ikincisi dile getirilen ancak Kopenhag kriterleri kadar formel niteliğe bürünmemiş engeller ( coğrafya, demografi vs. ) ve son olarak üstü örtülü, çokça dillendirilmeyen ancak oldukça önemli dinsel ve kültürel engellerdir. Türkiye - AB ilişkileri de bu konular etrafında tartışılmaktadır.

Mevcut durumda, Türkiye - AB ilişkilerinde ciddi bir belirsizlik hâkim olmakla beraber, Türkiye ve AB ülkeleri kamuoylarında birbirlerine karşı ilgide ciddi bir düşüş görülmektedir. Öncelikle içinde bulunulan bu durumun normalleştirilmesi gerekmektedir.

Öte yandan Türkiye’nin tam üyeliğinin AB’nin geleceğini ne şekilde etkileyeceği, üye olduğunda Türkiye’nin nasıl bir AB ile karşılaşacağı ile yakından ilgilidir. Dolayısıyla asıl önemli olan tam üyelikten sonra değil, katılım müzakerelerine devam eden bir ülke olarak Türkiye’nin AB’nin geleceğinin şekillendirilmesi sürecine katılım zemini ve mekanizması yaratabilmesidir.

Bilindiği gibi Türkiye - AB müzakerelerinde yer alan 35 başlığın birçoğu veto edilmiş durumdadır. Yine açılması veto edilen başlıklar dışında kalan tüm başlıkların hepsi için Ek Protokol uyarınca Gümrük Birliği’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni de kapsayacak şekilde genişletilmesi kapanış kriterlerindendir. Dolayısıyla politik engeller ve müzakere çerçeve belgesinde belirtildiğinin aksine başlıkların açılışı ve kapanışı için konulan ve çoğunluğu teknik olmayan kriterler müzakere sürecini büyük ölçüde tıkamıştır.

Bu durumda öncelikle politik engellerin aşılması gerekmektedir. Bu da ilgili ülkelerin siyasi iradeleri ile doğrudan bağlantılıdır. Şimdilik bu konuda olumlu yönde atılmış bir adımdan bahsetmek pek mümkün değildir.

AB ile ilişkiler konusunda Türk halkı hayal kırıklığı, güvensizlik, inanç ve motivasyon kaybı, yılgınlık, bıkkınlık, vurdumduymazlık gibi tanımlanabilecek bir ruh hali içerisine girmiş bulunmaktadır. Bu noktaya gelinmesinin tarihî ve dönemsel pek çok nedeni bulunmaktadır.

İlişkilerdeki ucu açıklık, her iki tarafın gelecek perspektifleri açısından karşı tarafta algıladıkları güven duygusunu zedeleyici unsurlar da bu nedenler arasındadır ama en önemlisi Türk halkının yıllardır Türkiye - AB ilişkilerine yaptığı “duygusal yatırımının“ karşılık bulamamasıdır. Dolayısıyla Türkiye - AB ilişkilerinin yeniden ivme kazanabilmesi yolundaki ilk kapıyı açabilecek en önemli anahtar Türk halkının kendisidir. İlgili tarafların vize muafiyeti gibi konularda öncelikle Türk halkının yeniden sürece dâhil olmasını sağlayabilecek biçimde çaba sarf etmeleri gerekmektedir.

Türkiye için AB ile ilişkiler önemlidir. Dahası müzakerelere başlamış bir ülke olarak Türkiye için AB artık bir dış politika alanı olmaktan çıkmış, kendine özgü bir düzleme yerleşmiştir.

Geleneksel resmî diplomasinin belli davranış kalıplarının ve hukuki sınırlamaların dışına çıkamamaktan kaynaklanan etki ve verim düşüklüğünü telafi etmek için ülkeler çoğu zaman sivil diplomasi ( ikinci kulvar diplomasisi, second-track diplomacy ) kanallarını kullanma yoluna gitmektedirler. Sivil diplomasinin en önemli ayaklarından biri iş çevreleri arasındaki etkileşim ise, diğer önemli ayağı akademik çevreler ve düşünce kuruluşları aracılığıyla yürütülen faaliyetlerdir.

Bu şekilde taraflar kendilerini diplomasinin çetin kurallarının baskısı altında hissetmeksizin daha geniş bir çerçevede görüş alışverişinde bulunabilmekte, perspektif geliştirebilmekte, siyaset için gerekli karar seçenekleri önerebilmektedirler.

Türkiye açısından bakıldığında yarım asırdan daha uzun bir geçmişe sahip Türkiye - AB ilişkilerinin resmî diplomasi ile ilgili kısmının gayet iyi götürüldüğü ileri sürülebilir. Bunda Türkiye’nin Avrupa ile diplomatik ilişkilerinin derinliğinin ve Türk diplomasisinin tecrübeli olmasının büyük payı vardır. Ne var ki, siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda oldukça kapsamlı bir proje olan AB ile ilişkilerin sadece resmî diplomasi kulvarında yürütülen faaliyetlerle istenen düzeye getirilemeyeceği açıktır.

Bu eksiklikte; Türkiye’de sivil toplum anlayışının yeterince gelişmemiş olmasının ve sivil kültürünün ancak 1990’lı yıllardan itibaren gelişmeye başlamasının büyük payı vardır. Kurumsal anlamda etkin sivil düşünce kuruluşlarının ilk kez bu dönemde ortaya çıkması bu gerçeğin altını çizmektedir.

Türkiye ekonomisinin dışa açılmasının 1980’li yıllardan itibaren başlaması da bu geç kalmışlığın başka bir nedenidir. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı Türkiye, AB ile ilişkilerini geliştirirken büyük ölçüde resmî diplomatik çerçevenin içinde kalma zorunluluğunun ağır yükünü üzerinde hissetmiş ve bazı sorunların aşılmasında çoğu zaman büyük güçlükler yaşamıştır.


Önümüzdeki süreçte böylesi güçlüklerin daha kolay aşılabilmesi ve karar seçeneklerinin artırılabilmesi için Türkiye - AB ilişkilerinin her iki taraftan düşünce kuruluşları düzeyinde de ele alınması büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede üretilen düşünce ve geliştirilen öneriler Türkiye’nin AB karşısında etkin bir duruş sergilemesine önemli katkı sağlayacaktır.

Tarihî ve jeopolitik perspektiften bakıldığında küreselleşen dünyada gerek Avrupa ülkeleri gerekse Türkiye ekonomik, siyasi ve kültürel gelecekleri açısından birlikte davrandıklarında değer üreten, yolları ayrıştığında ise bir birine zarar verme potansiyeli oldukça yüksek olan aktörlerdir.

İşbirliği imkânları açısından bakıldığında, örneğin, Türkiye ve özelde AB genelde tüm Avrupa ülkeleri birlikte çok taraflı bölgesel ( Afrika, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Doğu, Orta Asya ) politikalar geliştirilebilecek ve ortak projeler yürütülebileceklerdir.

TASAM olarak Türkiye - AB Düşünce Ekosistemi adı ile “Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye“ ana teması altında düşünce kuruluşları ve kanaat önderlerini bir araya getiren bir (network) oluşturulmasını ve bu çerçevede bazı Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de, düzenli aralıklarla ikili, çok taraflı bir dizi etkinlik gerçekleştirilmesini, platform kurulmasını öneriyoruz.


Ana Tema
Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye

Alt Temalar
Türkiye - AB Ülkeleri İkili ve Üçlü Projeler/Etkinlikler
( Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İtalya, Polonya gibi lokomotif ülkelerle )

Türkiye - AB İki Taraflı Projeler/Etkinlikler
( Türkiye - AB ve AB’nin geleceği perspektifinde ele alınacak öncelikli konular )

Türkiye - AB Çok Taraflı Projeler/Etkinlikler
( Afrika, Balkanlar, Karadeniz, Kafkaslar, Orta Doğu, Orta Asya, Latin Amerika )


ETKİNLİKLER

Yöntem
Tümdengelim, Katılımcılık ve Uzmanlaşma

Hazırlık Çalıştayı ( Genel )
İlgili Kurum ve Kişiler ile

Ağ İnşası
“Yeni Dünya, Yeni Avrupa ve Türkiye

İkili ve Çok Taraflı Uluslararası Ağ Çalıştayları
Proje devamında dönüşümlü hâle getirilmesi öngörülmektedir. Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya, Polonya öncelikli ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

Ağ Akil Kişiler Kurulu Toplantıları
Kurumsallaşan Ağ çatısı altında Proje devamında da düzenli olarak sürdürülmesi öngörülmektedir.

Karar Alıcılara Brifing Toplantıları
Çalışmaların gidişatı ve sonuçları resmî makamlara brif şeklinde sunulacaktır.

Araştırma Projeleri ve Raporlarının Hazırlanması
Ağ Akil Kişiler Kurulu Toplantıları’nda belirlenecek farklı alanlarda hazırlanacaktır.

Diğer Akademik Çalışmalar
Rapor, Kitap, Makale, Tez vb. akademik çalışmalar ile TV Programları, Medya Konferansları.

Etkinlik Sayfası
Etkinlik detayları ve vizyon belgesine alttaki linkten ulaşılabilir:
https://tasam.org/tr-TR/Etkinlik/16224/9_dunya_islam_forumu
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2650 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1041
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2006 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2006

Değişen bankacılık parametrelerini sağlıklı yönetme, finans çalışmalarının küresel gelişmelerin gerektirdiği boyutlara taşınmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında finans temalı ağların inşasına katkı sunmak üzere kurulan Finans Bankacılık ve Kalkınma Enstitüsü’nün internet sitesi yenilendi.;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile TASAM BGC tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlâk Kodu” ana temasıyla 09-10 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek;

Dünyanın en uzun (ülke çapında yaygın olmayan) iç savaşına sahne olan kapalı kutu Myanmar dünyada olduğu gibi ülkemizde de genellikle pek fazla bilinmeyen bir ülke. ;

Türkiye’de ilk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl yedincisi gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı, “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” ana teması ile TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından, 04-05 Kasım 2021 tarihinde DoubleTree by Hilton İstanb...;

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.