DARFUR’da Petrol Uğruna Öldürülen İnsanlık

Haber

Dünya medyası 2003’te Irak’a yapılan müdahale ile aynı günlerde farklı bir konuyu da yavaş yavaş gündemine aldı. Uzun yıllar kendi halinde seyreden bu konu da artık gün yüzüne çıkarılıyordu. “Darfur Meselesi” adıyla televizyonlarda, gazetelerde ve internet sitelerinde bu olay ani bir gelişme gibi sıkça yer almaya başladı. Bir Afrika ülkesi olan Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde bir iç savaş çıktığı dalga dalga yayılıyordu....

Dünya medyası 2003’te Irak’a yapılan müdahale ile aynı günlerde farklı bir konuyu da yavaş yavaş gündemine aldı. Uzun yıllar kendi halinde seyreden bu konu da artık gün yüzüne çıkarılıyordu. “Darfur Meselesi” adıyla televizyonlarda, gazetelerde ve internet sitelerinde bu olay ani bir gelişme gibi sıkça yer almaya başladı. Bir Afrika ülkesi olan Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde bir iç savaş çıktığı dalga dalga yayılıyordu. Bir anda Ruanda’da ve Bosna’da geçmiş yıllarda benzerlerini gördüğümüz bir gündemle karşılaşıverdik. Hem de yeni bir soykırımı iddiasından haberdar edilerek. Verilen haberlerle adeta herkesin dikkatinin buraya çekilmesi için azami gayret gösteriliyor gibiydi. Bir müddet sonra da “Sudan” adından çok “Darfur” adı duyulur hale geldi.
Kökü çok eskilerde kaldığı için yeni nesillerin çıkış sebeplerini artık bilmekte zorlandığı Filistin meselesi bir tarafa bırakılacak olursa, nüfusunun tamamını veya tamamına yakınını Müslümanların meydana getirdiği bazı ülkeler son otuz yılda büyük gerilimler yaşadılar, içlerinde hala da yaşamaya devam edenler var. Sovyetlerin Afganistan’ı 1979’daki işgaliyle tetiklenen bu süreç, işgalci gücün yıkılıp tarih olmasına rağmen ektiği fitne tohumlarının dallanıp budaklanması yüzünden bu ülke açısından gergin ortam hala tamamlanmış değil. Hemen hemen aynı dönemde başlayan İran-Irak Savaşı da arkasında büyük acılar bırakarak sona erdirilse bile en azından Irak için yeniden başlatılmak üzere rafa kaldırılan bir mesele olarak bir köşeye konmuştu. 1990’lı yıllara damgasını vuran Bosna’da, Çeçenistan’ta ve Somali’de yaşananlar da unutulacak gibi değildi. Uluslararası güç dengeleri açısından 2001 yılında Afganistan’a, 2003 yılında Irak’a ve 2006 yılında Etiyopya eliyle Somali’ye yapılan veya yaptırılan müdahaleler yeni bir savaş tekniğinin geliştirilmekte olduğunu ortaya koyuyor. Bugünlerde benzeri bir gerilim için belirlenen yeni ülke ise Sudan olup diğerleriyle aynı akıbeti yaşaması için gayret ediliyor.
Afrika’nın en geniş yüzölçümüne sahip ülkesi Sudan’ın beşte birini oluşturan ve 500.000 km2’nin üzerinde toprağı bulunan Darfur bölgesinde 1985 yılındaki kuraklığa dayalı yaşanan açlık döneminde direnişe benzer hareketlilikler başlamıştı. Tamamı Müslüman olan bu bölgede o dönemde bazı fitne tohumları ekilmiş ve aynı soydan gelen bu insanlar arasında bir tür sen-ben kavgası inceden inceye işlenmişti. Dünya medyasına o yıllarda pek yansımayan bu gelişme aslında el altından aralıksız tetiklenmiş ve 2003 yılına gelince artık önü alınamaz bir şekilde patlama safahasına getirilmişti. Sudan hükümeti bu olayı başlangıçta fazla ciddiye almadı ve basit yöntemlerle çözeceğini düşündü. Çünkü bu dönemde güneyde John Garang isimli direnişçinin Hırıstiyan dünyasının da etkisiyle başlattığı iç savaşın önünü almakla meşgüldü. Darfur’da yerleşik hayat süren Mesalit ve Arave isimli kabilelerin içinde örgütlenen iki direnişçi gruba karşı merkezi hükümete yakın duran ve genelde göçeri bir hayat süren, isminin ise “Cin Süvarileri” anlamına geldiği de söylenen “Cincavid” isimli kabileyi desteklemekle yetindi. Güneyde ciddi boyutlara ulaşan iç savaşın devam ettiği bir dönemde Sudan hükümetinin buraya da ayrıca ordu birlikleri göndermesi oldukça zordu. Darfur’da bulunan sınırlı sayıdaki bu birliklerine karşı direnişçilerin yaptığı saldırılar neticesinde askerlerinin bir kısmı öldürülmüş, ellerindeki silahlar ele geçirilmişti. Böylesine hassas bir dönemde Cincavidler gönüllü milisler olarak devreye sokuldu ve aynı yörenin insanları arasında kıyasıya bir kavga da böylece başlatılmış oldu.
Sudan hükümeti 2003 yılından 2007 yılı ortalarına kadar yaşanan bu gerilimli ortamda yaklaşık 10 bin kişinin öldüğünü, yüz binlercesinin de yer değiştirdiğini kabul etmektedir. Ancak uluslararası kuruluşlar ve dünya medyası burada iki-iki buçuk milyon arasında insanın göç ederek yer değiştirdiğini ve 200-300 bin arasında da ölü olduğunu işlemektedir.

Günümüz Afrika’sında bir petrol boru hattı.

Darfur ile ilgili haberler dünya medyası vasıtasıyla verilirken genelde hükümet taraftarı Araplar ile Afrika yerlisi kabileler arasında yaşanan bir etnik savaştan bahsedilmektedir. Oysaki 53 ülkesi bulunan Afrika kıtasının tamamına yakınında Arap soylular azınlıktadır. Sadece Mısır ile Mağrib ülkelerinden Tunus, Libya, Cezayir, Fas ve Moritanya gibi ülkelerde Arap nüfus etkilidir. Sudan’a gelince bu ülkeye İslam’ın yayılışı sürecinde gelen sınırlı sayıdaki Araplar yerli halk ile kaynaşırken hep birlikte yerli geleneklerden üstün bir konumda olan Arap kültürünü birlikte yaşamaya alışmışlardı. Buna Darfur halkı da dahil olup buranın farklı kabileleri arasında da bu kültür yayılmış, ancak bunu benimseme oranında az çok bir farklılık bulunmaktaydı. Tamamı yerli dillerini konuşmaya devam ettikleri halde Arapça’yı da aralarında yaygın bir iletişim dili olarak kulanmakta bir sakınca görmemişlerdi.
16. yüzyılda kurulan ve Kordofan eyaletini de içine alan oldukça geniş bölgede hüküm süren Darfur Sultanlığı yaklaşık üç asır bağımsızlığını korudu. Osmanlı Devleti ile de devamlı yakın münasebetler kuran bu sultanlık 1874 yılına kadar kendi sultanları tarafından idare edildi. Hatta bir Osmanlı eyaleti olan Mısır’a vali olan Kavalalı Mehmed Ali Paşa 1820 yılından itibaren bugünkü Sudan’ın en güçlü hanedanlığı olan Func Sultanlığının topraklarını sınırlarına dahil ettiği halde Darfur’u çok istemesine rağmen alamamıştı. Sadece buna bağlı Kordofan’a alabilmişti. 1874 yılında Sudan asıllı bir tüccar olan ve kendisine başarılı hizmetlerinden dolayı paşalık unvanı verilen Zübeyir Paşa Darfur’a büyük bir orduyla sefer düzenledi. Burayı Mısır’a bağlı olacak şekilde aldı ve hükümdar unvanı verilen Hartum’daki valinin idaresine dahil etti. Ardından Mısır’ın Sudan eyaletine bağlı bir müdürlük haline getirildi. Darfur’daki Sultan ailesi mensupları ise bu fiili durumu hiçbir zaman kabulenmediler. Gizlice sultanlıklarını devam ettirdiler.
1882 yılında İngiltere Mısır’a girince Sudan üzerinde de hak iddia etti ve buraya kendi subaylarının komutasında Mısır-Sudan ordusundan askerler sevk etti. Bu hassas dönemde Sudan Mehdisi adıyla tanınan ve İngiliz işgaline karşı büyük bir direniş başlatan Muhammed Ahmed ile irtibata geçen Darfur Sultanı onun ordusuyla birlikte savaştı. İngilizler’in 1899’da Sudan’daki Mehdi hareketini etkisiz kılmasından sonra Darfur müstakil hareket etmeye başladı. Özellikle son sultan olan Ali Dinar Osmanlı Devleti ile yakın münasebetler kurdu. Ülkesinin her tarafında Osmanlı bayraklarını dalgalandırmak istedi. Ancak İngilizler 1916 yılında ona karşı yaptıkları savaşı kazanarak kendisini şehit ettiler. Önce İngiliz idaresine giren Darfur, 1956 yılında bağımsızlığını kazananan Sudan’ın geçmişte olduğu gibi bir parçası olarak kaldı.

Afrika’da Çin’in etkinliği artıyor.

Afrika’da yaşanan darbeler ve iç savaşlar Sudan’a da sıçramakta gecikmedi. 1970’li yıllarda Sudan’ın güneyinde bulunan petrol yatakları bir taraftan ülkenin refahı için umut olurken diğer taraftan iç savaşı körükleyen bir vasıta olarak kullanılıyor. Güneydeki bu petrol yatakları uzun bir süre ABD tarafından işletildi. Ancak yaşanan iç savaşın verdiği gerginlik petrol şirketi Chevron çalışanlarını çileden çıkarınca burayı terk ettiler. Kendine Afrika’da yeni müttefik arayan Çin derhal devreye girerek Sudan’daki bu yatakları işletmeye başladı. Öyle ki 1999 yılından itibaren Sudan’ın petrol yataklarının işletimi için 15 milyar dolarlık yatırım yaparak bu ülkeye ne denli önem verdiğini gösterdi. Sadece Güney Sudan’da altı ayrı noktadaki yataklardan 1, 2 ve 4 nolu olanlardan elde ettiği petrolü ülkesine götürmek için Kızıldeniz sahilindeki Port Sudan limanına kadar uzanan bir boru hattı döşedi. Ayrıca Hartum yakınında kurulan petrol rafinerisinin %50 hissesi Sudan hükümetine, diğer yarısı ise kendisine aittir. Bugün Sudan’da çıkarılan günlük 500.000 varillik petrolün %65 ile %80 oranındaki kısmını Çin almaktadır. 2005 yılı Nisan ayında Sudan hükümeti güneydeki altıncı bölgede bulduğu petrol yataklarının Darfur’a kadar uzandığını dünyaya duyurdu. Hatta buradaki rezervlerinde diğerlerine eşit oranda petrol olduğunu iddia etti. Yani hükümetin açıklaması gerçekleşirse sadece Darfur petrol yatağından günlük 500.000 varil petrol çıkarılacağı için Çin derhal bu yatak ile ilgili de gerekli planlarını devreye koydu.
<<>>
İşte Darfur meselesi böylesine hassas bir dönemde ortaya çıktı. Bugün ABD’den sonra dünyada en fazla petrol tüketen Çin’in günlük ihtiyacı 6,5 milyon varil tutarındadır. Her sene de petrole olan ihtiyacı %30 oranında artmaktadır. Haliyle Afrika ülkelerindeki petrol ve diğer maden yataklarını büyük bir kaynak olarak gören Çin 2006’yı Afrika Yılı ilan etti ve geçen sene sonunda 40 Afrikalı devletadamını Pekin’de ağırladı. Bunun yanısıra başta Çin devletbaşkanı olmak üzere başbakanı ve dışişleri bakanı bir kaçı hariç bütün Afrika ülkelerine resmi ziyaretler gerçekleştirdiler. ABD Afrika konusunda gerekli adımları atmakta oldukça gevşek davranmakta olup Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu vasıtasıyla Sahraaltı Afrika’ya 2.3 milyar dolar kredi verdirebilirken Çin sadece Angola, Mozambik ve Nijerya’ya 8 milyar dolarlık kredi açtı.
Gelecekte Afrika üzerinde daha etkili olmaya çalışan Çin başta iktisadi hayat olmak üzere sağlık, alt yapı ve üst yapı, eğitim, kültür ve daha pek çok alanda kıta ülkelerine yatırım yapıp vazgeçilemez müttefik ülke konumuna geldi. ABD ise Afrika’nın belli noktalarına askeri üstler kurarak gelecek için şimdiden planlamakta olduğu müdahalelerine hazırlık yapmaktakla yetinmektedir. Afrika ülkelerine yaptığı insani yardım oranlarını epeyce düşüren Amerika en büyük ağırlığı askeri personel yetiştirmeye vermektedir. Bir taraftan kıta ülkelerinin askeri birliklerini kendi ülkelerinde eğitirken, diğer taraftan Amerika’ya götürdüğü Afrikalı askerleri de en üst seviyede yetiştirmektedir. Darbeler kıtası olarak bilinen Afrika’da önümüzdeki yıllarda geçmiştekilerini hatırlatacak yeni süreçlerin yaşanması şaşırtıcı olmayacaktır. Yapılacak darbeler neticesinde ABD eğilimli muhaliflerin iktidara gelmeleri durumunda ise Çin ile yapılan anlaşmaların derhal geçersiz kılınması amaçlanmaktadır. Ne var ki uluslararası gözlemcilere ve strateji uzmanlarına göre özellikle Irak, Afganistan ve Somali’de ABD’nin müdahalesiyle yaşayan kargaşa dolayısıyla olayların dışında kalmayı yeğleyen Çin daha güvenilir ülke özelliği taşımaktadır.
Afrika’nın merkezinin bir petrol havzasına dönüştüğü bir dönemde ABD elini çabuk tutarak ele geçirdiği Çad’daki petrol yataklarını işletmeye başlamış ve halen buradan elde ettiği petrolü 3.5 milyar dolar harcayarak Kamerun üzerinden döşediği boru hattıyla Atlas Okyanusu’na taşımaktadır. Ne var ki geçen iki yılda Çad’da yaşanan iç gerginlik esnasında devletbaşkanı İdris Deby’nin ABD’ye karşı güveninin azalması ve Çin ile yakın münasebetler kurması bölgedeki dengeleri alt üst etmeye yetti. Bu gelişme ise ABD’yi bölgede iyice gergin bir konuma getirdi.
ABD, Darfur meselesinde Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletleri harekete geçirip Güvenlik Konseyi’nin onayını alarak Sudan’ın batısına çoğunluğu asker 23.000 kişilik bir barış gücü yerleştirmeyi planlamaktadır. Böylece petrol yataklarının üzerine yerleşecek bu barış gücü Darfurluları korumaktan ziyade buradaki petroller üzerinde kimin söz sahibi olması için kullanılacaktır. Yoksa Darfurlular ilk defa 2003 yılından itibaren değil, yıllardır ölüyorlar. Sömürgecilikle birlikte kaybettikleri onurlarını aramayı bile unuttukları için yaklaşık bir buçuk asırdır fakirlikle boğuşuyorlar. Şu anda kendilerine biçilen rolü oynamaktalar ve boş yere kardeş kanı dökmekteler. Onlar kan dökerken de ABD ve Çin’in Darfur’daki petrol ve diğer maden yatakları için iştahları daha fazla kabarmaktadır.

Çad-Kamerun Petrol Boru Hattı.

Bugüne kadar herhangi bir ciddi eğitim almamış altı milyon insanın Darfur’un veya Sudan’ın şu veya bu böglesine taşınmasının, hatta onbinlercesinin, belki de yüz binlercesinin ölmesinin aslında ne ABD, ne de Çin için önemi yok. Ruanda’da kardeş kavgasıyla milyonun üzerinde insan ölürken, Bosna’da yüzbinlerce Boşnak Hırıstiyan Sırplar tarafından hunharca öldürülürken bugünkü gücüyle ABD, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler, hatta bunların hazırladığı raporların uygulanması için emir vermek üzere tetikte bekleyen Güvenlik Konseyi de vardı. Onların cephesinde değişen bir şey yok. Devamlı değişmekte olan bir tek şey var ki, o da dünyanın zenginliklerine ve stratejik noktalarına kimin sahip olacağı meselesidir. Yoksa Sudan’da, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Somali’de ölenler eğer birinci öncelik olsalar gerekli tedbirler derhal alınırdı ve onlar da dünyanın diğer bölgelerindeki insanlar gibi huzur içinde yaşarlardı.
Kısacası Darfur meselesi yok, buradaki petrol üzerine kurulu soğuk savaşın yok ettiği insanlığın ölümle imtihanı meselesi var. Darfur’da ölen de, öldüren de kaybeden taraf olacaktır. Kazananlar ise bu oyunu aynen sömürgecilik döneminde olduğu gibi Washington’da, Pekin’de, Londra’da ve Paris’te yazanlar olacaktır. Sonuçta bu oyunun acısını bütün Sudanlılar çekecekler ve petrol sayesinde özledikleri refah dolu hayata belki de hiç kavuşamayacaklar. Amerika ile Çin arasında Afrika’nın merkezindeki zengin petrol yatakları için kıyasıya sürdürülen soğuk savaş yüzünden mevcut yaşantılarının bile kendilerine çok görülerek zehir edilmesi hiçte uzak bir ihtimal değildir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1903 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1903

Son Eklenenler