22 Temmuz Seçimlerine Hangi Şartlarda Giriyoruz?

Haber

22 Temmuz 2007 tarihinde yapılacak genel seçimler, sonuçları itibariyle Cumhuriyet tarihimizin en önemli seçimlerinden biri olacaktır. 22 Temmuz seçimlerinin çok fazla “kendine özgü” şartları vardır. Herşeyden önce mevcut siyasal iktidar Cumhurbaşkanını seçememiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başlayan gerginlik kısa sürede toplumun değişik katmanlarına yansımış, ...

a. Genel bir bakış

22 Temmuz 2007 tarihinde yapılacak genel seçimler, sonuçları itibariyle Cumhuriyet tarihimizin en önemli seçimlerinden biri olacaktır.

22 Temmuz seçimlerinin çok fazla “kendine özgü“ şartları vardır. Herşeyden önce mevcut siyasal iktidar Cumhurbaşkanını seçememiş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde başlayan gerginlik kısa sürede toplumun değişik katmanlarına yansımış, Cumhurbaşkanı adayı üzerinde uzlaşma sağlanamaması tartışmaların devletin en yüksek makamı üzerinden yapılmasına zemin hazırlamıştır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında gündeme gelen “salt çoğunluk“ tartışması, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği “367 şart“ kararıyla birlikte yeni bir şekle bürünmüş, bunun sonucu da siyasal iktidar erken genel seçime gitme kararı almıştır.

Olağan gelişme süreci içinde siyasal iktidar Cumhurbaşkanlığı makamına kendi istediği bir adayı oturtacak, ardından da sürekli olarak yinelediği “seçimler zamanında yapılacak“ sözüne binaen sonbahar’da da genel seçimlerin yapılmasını sağlayacaktı.

Ama süreç siyasal iktidarın planladığı gibi yürümedi. Cumhurbaşkanını yeni meclisin seçmesi çağrılarını karşılıksız bırakan ve mevcut meclisin Cumhurbaşkanını seçeceği yönündeki kararında ısrar eden iktidar, toplumda biriken gerginlik enerjisinin birden bire ortaya çıkmasının da yolunu açtı.

Ankara, İstanbul ve İzmir’de yapılan mitingler, buralarda verilen mesajlar ve muhalefet partilerinin bu mitinglere sundukları açık destekler, toplumda gözle görülür bir kamplaşmaya da zemin hazırladı. Bu mitinglerin “Cumhuriyet“ gibi tüm toplumunun ortak değeri olan bir kavram üzerinden yürütülmesi de kamplaşmayı hızlandırıcı bir etken oldu.

Türkiye 22 Temmuz seçimlerine böyle bir süreçten geçerek giriyor. Bu sürecin “normal“ bir süreç olduğu söylenemez. Hatta seçim kararı almış bir parlamentonun anayasa değişikliği paketi hazırlaması da mevcut sürecin normal olmadığının göstergesi olarak yorumlanabilir.


b. Seçmenlerin kararına etki eden unsurlar

Sandık başına giden seçmenin kararına şu dört önemli unsur etki etmektedir: “Güvenlik isteği“, “saygınlık isteği“, “duygusal bağlılık“ ve “dinsel/siyasal inançlar.“

Güvenlik isteği kişileri “istikrar arayışına“ itmektedir. Düşük ama düzenli bir gelire sahip kişiler, mevcut siyasal iktidarın devamı yönünde oy kullanmaktadır. Bu tür seçmen grupları, gelirini artıracak, daha iyi koşullar sağlayabilecek partilere seçimlerde pek itibar etmemektedir. Onlar risk almak yerine, ellerindekini korumaya çalışmaktadır.

Toplumda yeterince saygı görmediğine, kendilerine ayrım uygulandığına inanan kesimler ise oy verirken, “güvenlik isteği“ ile hareket eden seçmenlerin aksine, “değişimden“ yana oy kullanmayı tercih etmektedir. Çünkü onların mevcut siyasal iktidardan bir menmuniyetsizliği vardır ve belki alternatif bir siyasal partinin iktidarında ikinci sınıf insan muamelesi görmekten kurtulma şansları olduğunu düşünmektedir.

Bir partiye veya onun liderine duyulan “duygusal bağlılık“ da oy verme davranışı üzerinde etkili olmaktadır. Zaman içinde duygusal olarak bağlanılan siyasal parti, kişinin görüşlerine aykırı tutumlar sergilese de duygusal bağlılığın derinliği kişiyi yine bu partiye oy vermeye sevk edebilmektedir.

Dini veya siyasi inançlar da, tıpkı duygusal bağlılık gibi, kişilerin oy verme davranışı üzerinde önemli etkiye sahiptir. Kişiler, maddi çıkarlarının ötesinde bir partiye yakınlık duyabilmekte; Aynı inancı paylaştığı, aynı düşünceyi savunduğu insanlarla birlikte olmayı isteyen kişiler, seçimlerde de oy verirken bu duyguyla hareket etmektedir.

22 Temmuz seçimlerinde bu dört temel unsurun seçmenlerin kararını belirlemelerinde fazlaca etkili olamayabileceği değerlendirilmelidir. Çünkü Türkiye’nin seçime yöneldiği süreç ve seçim kararı alındıktan sonra yaşanan “siyaset mühendisliği“ uygulamaları, seçmenin üzerine çok ağır bir yük yüklemektedir. Seçmen adeta kamplaştırılan siyasi cephelerden birinde yer almaya zorlanmakta, geçmişte kararını verirken ölçü aldığı mekanizmalardan bu seçimde vazgeçmesi istenmektedir. Cumhuriyet tarihinin sonuçları itibariyle en kritik seçimlerinden biri olarak değerlendirdiğimiz 22 Temmuz seçimleri, tam da bu nedenle çok özel koşullar taşımaktadır. Geliştirilecek seçim stratejilerinin bu özel koşulları dikkate alması kaçınılmazdır.


c. 22 Temmuz seçimlerinin özel şartları


1. Türkiye, 22 Temmuz seçimlerine Cumhurbaşkanını seçmek için Meclis’te yeterli çoğunluğu bulamayan siyasal iktidarın aldığı ani bir kararla gidiyor. Seçim kararıyla birlikte, Cumhurbaşkanını halkın seçmesini de içeren anayasa değişiklik paketini de Meclis’ten çıkaran iktidar; “Millet iradesine baskı yapıldığı, Meclis’in 367 şartı ile kilitlendiği ve bu kilidi Millet’in açacağı“ tezini savunuyor. Siyasal iktidar Cumhurbaşkanının seçilememesini milli iradeye yapılan bir müdahale olarak görme eğilimi taşıyor. 22 Temmuz seçimleri işte bu nedenle ülkeyi yönetecek siyasal iktidarın seçiminden çok, milli irade üzerindeki demokrasi dışı güçlerin baskılarının kaldırılması şeklinde kamuoyuna sunuluyor.

2. 22 Temmuz seçimlerinde daha önce örneği pek çok kez görülen “siyaset mühendisliği“ yine sahne alıyor. ANAP ve DYP’nin “Demokrat Parti“ çatısı altında birleşmeleri ve sonra süpriz bir şekilde ayrılmaları, DSP’nin seçime kendi başına girmekten vazgeçip CHP’nin listelerinden girme kararı alması, yine Hür Parti’nin CHP’ye katılması, normal koşullarda pek mümkün olmayacak “çok özel“ gelişmelerdir. Aynı şekilde başka zamanda isimlerinin yanyana gelmesi mümkün gözükmeyen kamuoyunda etkili kişilerin, siyasi fikirlerini temsil etmeyen partilere katılmaları da bu özel koşulların sonucudur. Siyaset mühendisliği, mevcut siyasal iktidara karşı yeni cepheler oluşturmanın, böylece alacağı oy oranını düşürmenin planlarını yapmaktadır. Bu oluşumların millet nezdinde nasıl algılanacağı hakkında kesin bir fikre sahip olamamakla birlikte, yapay oluşumlara, zorlama ittifaklara, seçime yönelik işbirliklerine geçmişte seçmenin prim vermediği hatırlanacak olursa, bu tür siyaset mühendisliği hesaplarının ters tepebileceği mutlaka hesaba katılmalıdır.


3. 22 Temmuz seçimlerinde oluşan hassas ortam ve özel koşullar nedeniyle siyasal iktidarın icraatları pek gündeme gelmeyecek, seçim kampanyaları daha çok soyut kavramlar temelinde yürütülecektir. Bu seçim döneminde hem sürenin kısıtlı olması hem de kamuoyunda oluşturulan algı nedeniyle partilerin büyük çoğunluğu proje ve programlarıyla gündeme gelmek yerine, slogan ve söylemlerle seçmenin karşısına çıkacaklardır.

4. 22 Temmuz seçimleri, hem ülkemize yönelik terör tehdidinin arttığı hem de bölgemize yönelik küresel güçlerin planlarının yoğunlaştığı bir dönemde yapılmaktadır. Kuzey Irak’taki gelişmeler kamuoyunu kaygılandırmakta, Türkiye’de çıkabilecek bir hükümet krizinin ya da çok ortaklı bir koalisyon hükümetinin kararların zamanında ve doğru şekilde alınmasını zorlaştırabileceği endişesini artırmaktadır. Geçmişte koalisyon hükümetlerinde yaşanan kötü tecrübeler, kamuoyunda tek parti yönetimi arzusunu güçlendirmektedir. Seçmenlerin çoğu, siyasal istikrarsızlığın ülkemize yüklediği ağır faturayı artık göze alma taraftarı değildir. Hem ülkemize yönelik tehditler hem de bölgemizde meydana gelebilecek muhtemel gelişmelerin ülkemize yansıtacağı olumsuzluklar, seçmenleri kararlarını oluştururken mevcut durumun devamına psikolojik olarak zorlamaktadır.

d. Seçimlere yönelik genel tesbit ve yorumlar…


22 Temmuz seçimlerinde partiler seçmenlerin karşısına programları ve projelerinden çok birtakım soyut söylemlerle çıkacakları için, kararsız seçmenleri ikna etmek güçleşecektir. Kararsız seçmenin ihtiyaç duyduğu “siyasal bilgiyi“ bu seçim kampanyası döneminde elde etmesi güç gözükmektedir. Siyasal partilerin “fark oluşturması“, kararsız seçmenleri kendi yanlarına çekebilmeleri açısından önem taşımaktadır.

22 Temmuz seçimlerinde kitle iletişim araçlarının kamuoyunu etkileme gücü daha fazla hissedilecek, özellikle siyasal iktidara yakın medya grupları ve TMSF’nin denetiminde bulunan yayın organları kamuoyunun yönlendirilmesinde etkin olarak kullanılacaktır.

Muhalif yayın yapan yayın organlarına yönelik baskılar ise seçim tarihi yaklaştıkça artabilecektir. RTÜK, bilindiği gibi seçim sürecinde yetkisini Yüksek Seçim Kurulu’na devretmiş durumdadır. Şu anda RTÜK’ün izleyip kapatma cezası verilmesi için YSK’ya gönderdiği 10’a yakın televizyonun dosyası bulunmaktadır. Seçim sürecinde tarafsız yayın yapmadıkları iddiasıyla çoğu ulusal yayın yapan televizyon kanallarına yönelik kapatma cezaları gündeme gelebilecektir. YSK’nın kararlarına itiraz edilemediği ve temyiz yolu açık olmadığı için de seçimlere çok az bir zaman kala kamuoyu tek taraflı bilgilendirme ve yönlendirmeye maruz kalabilecektir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...