Bir Savaş Yöntemi Olarak “Hibrit Savaş” ve Dönüşen Ordular: Dünya, Ortadoğu ve Türkiye

Makale

Giriş: Melez Savaşın Kuramsal Arka Planı Bir savaş ve mücadele metodu olarak Hibrit/Melez/Karma Savaş yöntemini1, birbirleriyle çatışma ihtimalini en aza indirme konusunda etkin olarak kullanmaya çalışan Rusya ve ABD’nin, günümüzde bu savaş yöntemini yaygınlaştırmaya çalıştığı görülmektedir. ...

Dr. Yusuf SAYIN
Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi

Said OKTAY
Gazi Üniversitesi

Giriş: Melez Savaşın Kuramsal Arka Planı

Bir savaş ve mücadele metodu olarak Hibrit/Melez/Karma Savaş yöntemini1, birbirleriyle çatışma ihtimalini en aza indirme konusunda etkin olarak kullanmaya çalışan Rusya ve ABD’nin, günümüzde bu savaş yöntemini yaygınlaştırmaya çalıştığı görülmektedir. Türkiye’nin de bu ülkelerden biri olarak son yıllarda bu yöntemi kullanmaya başladığı görülmektedir. Ülkenin maruz kaldığı 15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığı darbe girişiminde melez savaşın izleri aranmakla birlikte, Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada ve nüfuz alanını oluşturan bölgelerde melez savaşın unsurlarını yeterince kullanıp kullanamadığı son dönemlerde tartışma konusu yapılmaktadır.

Melez savaş, sadece bir politik birim ve aygıt olarak devlet ünitelerinin değil, asimetrik bir savaş/mücadele yöntemi olarak, - yine - asimetrik grupların (terör örgütleri, devletlerin desteklediği vekil politik oluşumlar vs.) da kullanmaya başladığı, gruplar arası birliktelikler ve ayrılıklara sebep olan çok karmaşık bir savaş konsepti olma yolunda ilerlediği gözlenmektedir. Yeni tezahür eden bu uluslararası politik veya bölgesel karışıklıkta demokrasinin ve demokratik geleneklerin düşüşe geçip, otokrasinin ve otokratik temayüllerin yükselişinde melez savaşın rolünün olduğu ifade edilebilir. İlave olarak, günümüzde silahlı kuvvetlerdeki dönüşümün, yönetim şekillerinde (darbe, ihtilal, rejime müdahale gibi) antidemokratik hareketlenmelere veya davranışlara yol açtığı/açacağı söylenebilir.

İbni Haldun’un organizmacı görüşü hatırlanırsa, uluslararası ilişkilerde devletler kurulmakta, büyümekte ve ömrünü tamamlayarak yıkılmaktadır. Siyasi tarihte bunun sayısız örneği vardır. Tarihsel süreç her zaman böyle işlemekte ve devletler bu süreci yaşarken arkalarında savaşlar ve antlaşmalar bırakmaktadır. Her dönemin kendine ait bağımsız bir savaş formu/formatı, mücadele şartları ve bunlarla beraber kendine özgü bağımsız bir savaş kuramı vardır. Konjonktüre göre planlanan bu olay ve olgular, zaman içinde farklılaşıp, kabuk değiştirmeye başlamakta, bununla birlikte tarihte daima devletlerin kendilerine ayrılan bir yeri muhakkak mevcut bulunmaktadır. Savaşlar da köklü tarihinin bize yansıyan kısmında bir hayli farklı ve karmaşık bir muhtevaya sahiptir.

Şimdiki zamanlarda artık ülke bayrakları savaş meydanlarında kolay kolay görünmemekte, tarafları bilinmeyen/belli olmayan sıcak çatışmalar meydana gelmektedir. Savaşlar değişimin ipuçlarını sunarken, savaş konusunda yeni bir tanımın yapılma ihtiyacı ortaya çıkmakta ve mecbur kalınmaktadır.

Söz konusu bu yeni tanımlardan birisi de, Rusya’da Genelkurmay Başkanlığı görevinde bulunmuş Orgeneral Valery Geresimov tarafından, kendi adıyla anılan “Geresimov Doktrini“, yani “Melez Savaş“ adıyla yapılmıştır. Düzenli bir silahlı kuvvetin ve askeri doktrinin karşısında düzensiz birliklerin ve bu düzensiz nizama ait doktrinin karşı karşıya gelmesi durumuna işaret eden melez savaş, söz konusu düzensiz gücün aynı anda sahip olduğu bütün kuvvetlerini (ordu, silahlı kuvvetler, milis güçler, ajanlar, siber saldırı teknolojisi, PR faaliyetleri, propaganda, diplomasi, sosyal medya ve diğer teknolojik ve iletişimsel kabiliyetler) harekete geçirmesi olarak tarif edilebilir.

Geresimov doktrininde/tanımda, savaşların doğası ve yapısının değiştiğini, dışardan bir müdahaleyle elde edilecek kazancın daha fazlasının, “içerdeki“ muhalifler eliyle de kazanılabileceğini belirtmiştir. Geremisov’a göre melez savaş, siyah ve beyaz; yani savaş ve barış ayrımında gri tarafta bulunmakta, ayrıca bu gri kısım artık sadece askeri değil; sivil ve medyatik alanları da içine almış bulunmaktadır. Gresimov’un aksine melez savaş kavramından uzak duran Colin Gray, çalışmasında2 geleceğin savaşının temel olarak aynı kalacağını iddia ederek, yeni savaş kavramlarına ve melez savaş terimine mesafeli durmaktadır.3

Melez savaşı, ABD menşeli yeni dolaylı bir savaşma/savaş açma yöntemi olarak ifade eden Andrew Korybko, ABD’nin Rusya ve diğer güçlerle bir Avrasyacı yaklaşım geliştirdiğini ve bu yaklaşımın çerçevesini belirleyen stratejinin melez savaşın temelini ve dördüncü nesil savaşın simge/misalini (epitome) oluşturduğunu belirtmektedir. Korybko’ya göre melez savaş fikri (Gürcistan’da yaşandığı gibi) renkli devrimler ve geleneksel olmayan bir savaş kombinasyonunu meydana getirirken, kaos teorisi temelli, ‘yapılandırılmış’ kaotik dinamiklerin bir dominasyonunun, gerçekleşmesine ve spesifik dış politika sonuçlarına ulaşabilmek adına silahlanmaya/silahlı müdahale sisteminin oluşmasına dayanmaktadır. Melez savaş, bu noktada hem bir savaş yöntemi hem de bir ‘silah’ olarak, vekâlet savaşında etkinlik ve hedefi istikrarsızlaştırmak olarak ortaya çıkmaktadır.4

ABD ve Batı da Rusya imzalı bir savaş yönteminin pek kabul görmesi beklenemese de zaman zaman kavrama refere edildiğine rastlanmaktadır. Dünya kamuoyunun haberi olmaksızın çok başarılı, tehlike seviyesi daha düşük, başarıya ulaşma süresi daha uzun bir mücadelede devletin bütün olanaklarının askeri-sivil kullanılmasıyla başarıya ulaşan; klasik savaş konseptine kıyasla daha karmaşık, kaotik ve karşı mücadelesi yoğun ve yorucu bir savaş yöntemi olarak tanımlanabilen melez savaş, içinde total bir fayda üretilebilmesi için savaşın her aşaması birbirine kenetlenmiş halde bulunmalıdır. Melez savaşta hedefteki düşman için yapılmaya başlanan propagandif çalışmalar eğer bir iç muhalif hareketçe destek bulmazsa, söz konusu girişimin başarıya ulaşma şansının da az olduğu söylenebilir.

Geçmişten günümüze savaş olgusu, insanoğlu için hep var olagelmiştir. Tarihin başlangıcında insan hiçbir düşmanı olmamasına rağmen hemcinsleri ve içinde bulunduğu doğayla savaşmak zorunda kalmıştır. İnsanlar, doğayla olan savaşlarında elde ettikleri tecrübeleri birbirlerine karşı kullanmaya başladıklarında, modern savaşların temelini atmışlardır. Bu noktada, melez savaş da bir savaş türü/metodu olarak çok eski tarihlerden günümüze ulaşmasına rağmen uluslararası ilişkilerde bir olgu olarak tanımlanmasının günümüze değin tehir edildiği söylenebilir.

Melez savaşın sahip olduğu muhtevaya bakıldığında, bu savaşın yürütüldüğü ülkede ulaşılmak istenen amaç, istihbarat desteğiyle, söz konusu savaş alanına sızdırılmış düzensiz durumdaki askeri unsurların, sınırda ya da hazırda bekletilen, savaş açan devlete ait düzenli orduların ve alandaki savaşı kullanan mekanizmaya yakınlık duyan ya da çıkar ilişkisi içinde bulunan grupların, ekonomik ve ticari yaptırımlar, diğer diplomatik yöntemler ve siber teknolojiyi kullanarak kendi çıkarları doğrultusunda ilgili hedefi şekillendirmeye çalışmalarıdır. “Hibrit Savaş“ da amaç; anında sonuç elde etmek değildir. Uzun bir sürece yayılan bu savaşta anlık kazanımlar mevcuttur. Anlık kazançlar sürecin uzamasıyla birlikte sistematik çıkarlar olgusuna dönüşür ve tek bir savaşta elde edilecek kâr, hibrit savaşla maksimize edilebilir.

TASAM Yayınlarının "Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları" isimli kitabından alınmıştır.
“Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları“ e-kitabı için Tıklayınız
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Türkiye’de yaşayan ve özellikle de 1950’li yıllarda ana vatana göç eden eski Yugoslavya muhacirlerinin uzunca yıllardır kulaktan kulağa yaydığı bir mesele Makedonya vatandaşlığı hakkına sahip olmak. ;

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Meriç ile Karasu arasında bulunan ve Meriç, Rodop ve İskeçe illerinden oluşan bölgede, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile bugün yaklaşık 150 bin Müslüman Türk yaşamaktadır. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.