Geçmişten Geleceğe Türk-İslâm Medeniyetinin İnşa’sında Ahilik

Makale

İnsanlık tarihine baktığımız zaman, kültür ve medeniyetlerin oluşmasında dinlerin çok büyük etkisi vardır. Denilebilir ki, kâinatın mutlak yaratıcısı olan Allah (c.c.) gönderdiği peygamberler vasıtasıyla insanoğlunun hayatını tanzim etmiş, insanı başıboş bırakmamıştır. Bu açıdan her peygamber aynı zamanda bir uygarlık öğreticisi ve rehberi olmuştur....

Giriş:
 
İnsanlık tarihine baktığımız zaman, kültür ve medeniyetlerin oluşmasında dinlerin çok büyük etkisi vardır. Denilebilir ki, kâinatın mutlak yaratıcısı olan Allah (c.c.) gönderdiği peygamberler vasıtasıyla insanoğlunun hayatını tanzim etmiş, insanı başıboş bırakmamıştır. Bu açıdan her peygamber aynı zamanda bir uygarlık öğreticisi ve rehberi olmuştur.
 
Aynı dine mensup farklı toplumlar da ana kaynak olarak kutsal kitapları ve onun öğreticileri olan peygamberleri kabul etmelerine rağmen bunları kendi yaratılış özelliklerine ve kültürlerine göre değerlendirmişlerdir. Milletler kendilerine özgü kültür ve medeniyetler oluşturarak varlıklarını devam ettirmişlerdir.  Dinler, kültür ve medeniyetlerin “üst sistemlerini” oluşturmuştur. Türk milleti de İslâm İnancı içerisinde gelişip büyüyen birçok müessese gibi “Fütüvvet Teşkilatı”nı da alıp kendi kültür özelliklerine göre şekillendirmiştir. Ahilik Sistemi bu çerçeve içerinde daha çok Anadolu’da yeni bir medeniyet hareketine dönüşmüştür denilebilir. Ahilik, medeniyetimizin en önemli ve parlak kuruluşlarından birisi olmuştur.
 
Biz bu makalemizde ahiliğin bir medeniyet hareketi olarak ortaya çıkmasını,  etkilerini ve yeniden bir medeniyet hareketi olarak tekliflerimizi belirttikten sonra genel bir değerlendirmesini yapacağız.
 
  1. ANADOLU’DA YERLEŞİK HAYATTA BİR MEDENİYET TARZI veya AHİLİĞİN OLUŞUMU
 
  1. Ahilik nedir?
Ahilik, kelime anlamı olarak Arapça “kardeşim”  veya Türkçe “akı”(Divan’ül Lügat’it Türk’te) “cömert, yiğit, civanmert, eli açık” anlamında kullanılmaktadır. Terim olarak XVIII. Yüzyıldan sonra bir esnaf – sanatkâr birliği haline dönüşmüş olsa bile, XIII. yüzyıldan itibaren, Anadolu’nun vatanlaşmasında ve Osmanlı Devleti’nin kurulmasında büyük rol oynayan dini, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi boyutları olan bir sistem olarak tarif edilebilir. Bir başka tanımla ahilik, imanın amele dönüştüğü, Anadolu’nun vatanlaşmasını, Osmanlı’nın cihan devleti olmasını sağlayan dünyevî ve uhrevî sistem olarak tarif edilebilir.
 
2. Anadolu’da Ahiliğin Oluşumuna Etki Eden Faktörler
a. Siyasi Durum (Anadolu’nun Vatanlaşma Süreci)
 
Anadolu’yu vatan yapmak isteyen Türkler, 23 Mayıs 1040 Dandanakan Savaşı ile Anadolu kapıları açılmış, 1048 Pasinler Savaşı ile Doğu Anadolu’da hâkimiyet sağlanmış; 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu bir baştan bir başa bütünüyle kontrol altına alınmış; bundan 3-4 yıl sonra Türkiye’nin batısında İznik başkent olmak üzere Türkiye Selçuklu Devleti, Kutalmışoğlu Süleyman Şah öncülüğünde kurulmuştu. Bu arada çoğunluğu Doğu Anadolu’da olmak üzere Anadolu’da 10 kadar irili-ufaklı Türk Devleti bağımsız olarak faaliyetlerine başlamıştı.
 
Türkistan’dan kalkıp, peşlerinde sürüleri, çadırları ve çocuklarıyla Anadolu’ya gelen Türk seli, Anadolu’ya dağıldı. Göçebe Türkler köylere, kasabalara ve şehirlere yerleştiler. Ticaret ve sanat, bir süre Türk ve müslüman olmayan halkın elinde kaldı.
 
Anadolu topraklarına geçen Türk toplulukların pek çoğu atlı göçebeleridir.
 
Bu ilk göçte anayurdun büyük ve medeni şehirlerinin esnaf ve sanatkârları Türkistan’da kalmışlardı. (C. Anadol, s. 48)
 
Ancak, hükümdarları Cengiz Han (Timuçin 1155-1227) idaresindeki Moğol ordusu, önce Uygur Türkleri’ni hâkimiyeti altına alıp Çin’e girdi (1211), sonra Harezm bölgesini ele geçirdi.
Buhara, Semerkant, Taşkent, Belh ve Merv gibi büyük ve medenî Türk şehirleri yerle bir oldu. (Togan, s. 247)
 
Yalnız Merv’den bir defada, batıya göç eden Türk ailelerin sayısı, 70.000 kadardı. II. büyük göçde, çoğu esnaf ve sanatkâr olan Türk toplulukları ölüm korkusu ile Venedikli Seyyah Marko Polo’nun “Türkmeneli” dediği, Anadolu Selçuklu ülkesine sığındılar. (W. Barthold, 7.
 
Ders) Türkler Anadolu’ya girdiklerinde Anadolu’da Bizans Devleti vardı. Ancak Bizans, medeniyet kurma heyecanını kaybetmiş, sadece siyasi olarak varlığını devam ettirebiliyordu.
Türkler, Anadolu’yu vatan yapmak istiyordu. Yeni yurt edindikleri topraklarda sürekli olarak kalabilmeleri ancak daha güçlü bir medeniyet kurmaları ile mümkündü.
 
Bizans ile yapılan Miryakefolan Savaşı’ndan (1176) sonra Türkler’in önünde siyasî ve askerî engel kalmamıştı. Anadolu’ya gelen haçlı orduları Anadolu’yu büyük ölçüde tahrip etmişlerdi. Bu topraklar üzerinde yeni bir medeniyet inşâ etmeleri gerekiyordu. Bu dönemlerde Anadolu’ya gelen ve Ahmet Yesevî’nin kutlu ocağından ilham alan kurmaylar kadrosu o medeniyetin temellerini inşa etmeye başlamışlardı.
 
b. Sosyo-Ekonomik Sebepler (Yerleşik Hayata Geçiş)
Türkler, büyük siyasî ve askeri mücadele ile aldıkları Anadolu’yu vatan yapmak istiyordu. Bunun için köylere, kasabalara, şehirlere yerleştiler. Bu topraklara yerleşenler hem yerli Bizans halkına hem de kendilerini buraya kadar sürükleyen Moğollara karşı teşkilatlanmak zorunda idiler. Yerleşik hayatın kuralları ile göçebe hayat birbirinden tamamen farklı idi. Türkmenler aşsız ve işsiz idiler.
 
Asya’dan Anadolu’ya gelen çok sayıda esnaf ve sanatkâra kolayca iş bulmak, yerli Bizans sanatkârı ile rekabet edebilmek, tutunabilmek için yaptıkları malların kalitesini korumak, üretimi ihtiyaca göre ayarlamak, sanatkârlarda sanat ahlâkını yerleştirmek; Türk halkını ekonomik yönden bağımsız hâle getirmek; ihtiyaç sahibi olanlara her alanda yardım etmek; ülkeye yapılacak yabancı saldırılarda devletin silahlı kuvvetleri yanında savaşma, sanatta, dilde, edebiyatta, müzikte, gelenek ve göreneklerde milli heyecanı filizlendirip ayakta tutmak gerekiyordu. (C. Anadol, s. 49)
 
Prof. Dr. Sabri ÜLGENER hocanın da belirttiği gibi, Ahilik, XII. ve XIII. yüzyılda harpler, isyanlar ve istila dalgaları arasında san’at erbabı için dinlendirici huzur ve emniyet verici bir “ocak başı” görevini yerine getirmiştir. Bu sebeple Ahi zaviyeleri birer iktisadî kuruluş olmanın ötesinde fertler arasında sıcak ve samimi bir topluluk ruhunun kristalleştiği müesseseler olmuştur. (S. Ülgener, s. 66)
 
Topluluk şuuru ve birbirlerini kollama ihtiyacı Ahilere uzun zaman mücadeleci bir ruh ve karakter aşılamaktan geri kalmamıştır.
 
Ayrıca yerleşik hayata geçen Türkler’in aşiret yapıları bozulmuştu. Bunun yerine yerleşik hayata uygun yeni normlar, ölçüler oluşturarak sosyal yapıyı kuvvetlendirmek elzemdi. Yeni geldikleri coğrafyanın ve şehir hayatının gerekleri olarak da farklı bir medeniyet inşası kaçınılmazdı. Anadolu’da İslâm’ın yerleşik hayat kurallarıyla tanışan göçebe Türkler sosyo-ekonomik alanda da yeni müesseseler kurmak zorundaydı.
 
Bilindiği gibi İslamiyet, kişisel hayatla birlikte toplum hayatını da yeniden düzenleyecek kurallar ve kanunlar koymakta ve bu yolda gerekli olan çeşitli kurumlar geliştirmektedir. Kısacası Ahilik biraz da bu yeni hayatın zorlamasıyla inşa edilecekti.
 
  1. Dinî Etkenler/Fütüvvetnâmeler
 
Türklerle Müslüman Arapların 751 yılında Talas’ta Çinlileri yenmesi üzerine Müslüman Araplarla Türkler arasında bir dostluk köprüsü oluşmuştur. Bunun üzerine Müslüman tüccarlar ve gönüllü din adamları İslâm’ı Türkistan’da tanıtmaya ve yaymaya başlamışlardır. İslâm dininin ve Kur’an’ın büyüleyici etkileri, Türkler’in Abbasiler dönemindeki askerî ve siyasî rolleri, eski Türk dininin İslâmla benzeşen bazı özellikleri, İslâmin cihat ruhunun Türk savaş karakteriyle örtüşmesi ve et yiyen Türklere İslâmın engel olmamasının Türkler’in İslâmı benimsemelerinde etkili olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda 922 yılında İtil Bulgarları, 944-945 yılında Karahanlılar, 960 yılı Kurban bayramında Oğuzlar toplu olarak İslâm’ı kabul etmişler ve hayat tarzı olarak benimsemişlerdir.
 
Yeni fethettikleri Anadolu’yu vatan yapmak isteyen Müslüman Türkler burada yeni bir medeniyet kurmak istiyorlardı. Ahmet Yesevi’ye bağlı kurmaylar kadrosu kaynağını Kur’an’dan, sünnetten alan bir medeniyetle ancak Yerli Hıristiyan, Bizans Uygarlığına üstünlük sağlayabilirlerdi. Bu düşünceden hareketle Anadolu’da Türk-İslâm medeniyetinin temelleri atıldı. Öncülüğünü Ahi Evran-ı Velî’nin yaptığı Ahilik, bu medeniyetin en önemli müesseselerinden birisidir. Onun da esasını fütüvvetnâmeler oluşturmuştur. Bunun için fütüvvetnâmelerin temellerini, gâyesini, tarihî gelişimini ve ortak özelliklerini değerlendirmemiz gerekmektedir.
 
  1. Fütüvvet Ruhunun Kur’an ve Sünnet Temelleri:
 
Fütüvvet kavramının türediği “fetâ” kelimesi Kur’an’da birçok surede (Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. Yusuf ile ilgili) geçmektedir. Buralarda genç erkek ve kadınlar kastedilmiştir. (A. Akpınar, s. 46) Yalnızca yeni yetişmiş genç anlamına gelmez, o aynı zamanda kâmil kişi demektir. “Fütüvvet” Kur’anî bir kavram olan “İsar” ile de bağlantılıdır. “Kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler” (59/9) anlayışı vardır.
 
Fütüvvet’in ilişkili olduğu bir diğer kavram da “uhuvet”tir. Uhuvet ise Kur’an’ın İsarla üzerinde durduğu ve sistemleştirdiği bir kavramdır. Akrabalık, soydaşlık ve din bağıyla kardeşlik anlamında kullanılmıştır. Uhuvvet ruhuyla ilgili Kur’an’da pekçok âyet mevcuttur. “Mü’minler sadece kardeştirler...” (49/10)
 
Din kardeşliğinin anlamı, dinin gereklerini yerine getirmede birbirine yardımcı ve destek olmak demektir. Bu hem maddi hem de manevi yardımlaşma ve dayanışmayı içine alır. İslâm’ın ön gördüğü bu kardeşlik ruhunun gerçekleşmesi için birtakım fedakârlıklar gerekir ki, onların başında malî fedakârlıklar gelir.
 
İslâm’a göre “mal”ın asıl sahibi yüce Allah’tır. Mal, insanlar elinde O’nun emanetidir. O’nun ölçüleri doğrultusunda kullanılmalı, gerektiğinde O’nun uğruna ve O’nun kullarının ihtiyaçları için harcanmalıdır. Bu genel olarak infak ve tasadduk ruhudur. İnfak zengin, fakir her müslümanın temel özelliğidir. Kur’an’da birçok infak ayeti mevcuttur.
 
“Sevdiğiniz şeylerden sarfetmedikçe iyiliğe erişemezsiniz. Her ne sarfederseniz şüphesiz Allah onu bilir.” (3/92)
 
“Onlar bollukta ve darlıkta sarfederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.” (3/134)
 
İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın, günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın. Allah’tan sakının. Allah’ın cezası şiddetlidir.” (5/2)
 
Kur’an’a göre herşey insan içindir, O’nun iki dünyada mutluluğunu temin adınadır. Ez cümle din insan içindir, peygamber gönderilmesi insan içindir, kitap indirilmesi insan içindir, tüm evren insan içindir. Hatta “gökte olanların, yerde olanların” hepsi insanın buyruğuna verilmiştir.
 
Bu konularda Hz. Peygamberden de çok sayıda hadis gelmiştir. O yardımlaşma ve dayanışma konusundaki yaşantısıyla kendisi canlı örnekler sunmuş ve sözleriyle mü’minleri insanlığa hizmete yönlendirmiştir. Sözlerinden bazıları:
“İnsanların hayırlısı, insanlara yararlı olandır.”
“Veren el alan elden üstündür.”
“Müslüman elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”
“Sizden biriniz kendi nefsi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olmaz.”
“Müslüman müslümanın kardeşidir.” (A. Akpınar, s. 51-52)
Ayrıca İslâm’da çalışmak ve helâl kazançla rızkını sağlamak emredilmiştir. Kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını elde etmek amacıyla helâl yoldan alın teri ile çalışıp kazanması ibadet ölçüsünde kutsal ve değerli bir davranış olarak kabul edilmiştir.
 
Yüce Allah, “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin...” (2/168); “Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden helâl, iyi ve temiz olarak yiyin ve kendisine inanmakta olduğunuz Allah’a karşı gelmekten sakının” (5/88); “ Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rızâ ile yapılan ticaret ile olursa başka...” (4/29) anlamındaki ayetleri ile helâl ve temiz rızık yenilmesini emretmektedir.
 
Hz. Peygamber de alın teri ile helâl kazanç teminine dikkat çekmiştir: “Hiçkimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir. Alın teri döken, emeği ile geçinen, çalışıp kazanan Allah dostu olarak görülmüştür.
 
  1.  Türklerin Kültürel Değerleri
 
Her toplumun kültür ve medeniyetlerinin oluştuğu ilk dönemlerde kendilerine has bir takım karakteristik özellikleri belirginleşmektedir. Türklerin de İslâm öncesi kültürlerine baktığımız zaman gerek ırkî özelliklerinden ve gerekse coğrafî ve tarihi şartların neticesi olarak alplik-yiğitlik, cesaret, mertlik, dayanışmacılık, misafirperverlik, teşkilatçılık, fedakârlık, yardımseverlik, dayanıklılık, doğruluk, cömertlik, ırz ve namusa düşkünlük gibi birçok özelliklerini temayüz ettiğini görebiliriz. Eski Türk destanlarında, Dede Korkut Hikâyelerinde ve Orhun Kitabelerinde bu hususlarla ilgili oldukça fazla örnekler vardır.
 
Araplardaki fütüvvet teşkilatına benzer yapıda ve özellikte Türk toplumunda da yapılanmalar mevcuttur. Alplik böyle bir anlayışın ürünü olarak değerlendirilebilir.
 
Cesaret, mertlik, yiğitlik Dede Korkut Hikâyelerinin ana temasını teşkil etmekte, bir yiğitlik, kahramanlık göstermeyen kişilere isim dahi konulmamaktadır. Kahramanlık ve cesaretin yanı sıra göçebe Türk toplumunda çok genel bir başka değer de konukseverliktir. Kaşgarlı Mahmut,“Konuk gelince kut (uğur) gelir” demektedir. Daha destanın başlangıcında “Misafiri gelmeyen kara evler yıkılsa daha iyi” diye söze başlayan Dede Korkut da iyi bir ev kadını olarak konuğa iyi davranan kadını göstermektedir. Dede Korkut’a göre en bayağı, en kötü kadın ise “Nuh Peygamber’in eşeği asıllı” dediği konuk sevmeyen kadındır. (M. Ergin, s. 3/5)
Netice olarak söylenebilir ki, fütüvvetnâmelerin ve Ahilerin yücelttiği değerler eski Türkler’in yaşayış ve düşüncelerinde de vardı.
 
 
Ahi Evran’ın Etkisi
 
Kurmuş olduğu Ahilik Teşkilâtı ile sosyal, iktisadî ve siyasî hayatımızı etkileyen; Anadolu’nun vatanlaşmasında ve Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda büyük rol oynayan, bu sebeple Türk-İslâm tarihinin önemli şahsiyetlerinden olan Ahi Evran 1171 (H.566) yılında İran’ın Batı Azerbaycan tarafında bulunan Hoy kasabasında doğmuştur. Asıl adı Mahmut’tur. Lâkabı “dinin yardımcısı” anlamına gelen Nasiruddin’dir. Ahi Evran’ın çocukluğu ve ilk tahsil devresi memleketi olan Azerbaycan’da geçmiş olsa da, gençliğinde Horasan ve Maveraünnehre giderek o yörede büyük üstatlardan ders almıştır. Bu arada âlim Fahrettin Razi’den aklî (fen) ve naklî (dini) ilimleri öğrenmiştir.
 
Ahi Evran, bir hac yolculuğu esnasında (tahminen 1204’te), evliyadan Şeyh Evhadüddin Kirmani ile tanışmış ve ondan ders almıştır. Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tıp alanında derin bir âlim; tasavvuf yolunda yüksek makam sahibi bir velî oldu. Bağdat’ın İslâm dünyasının büyük sanat ve ilim merkezi olması, Ahi Evran’ın çok yönlü yetişmesinde etkili olmuştur. Bu dönemlerde İbn-i Sina, Sühreverdi el-Maktul ve Fahrettin Razi’nin eserlerinden istifade etmiş; Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah’ın kurduğu fütüvvet teşkilatını da tanımıştır. XIII. Yüzyıl başlarında Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde Muhyiddin Arabî ve hocası Evhadüddin Kirmani ile birlikte Anadolu’ya gelen Ahi Evran, bu tarihlerde hocasının kızı Fatma Bacı ile evlenmiştir. Anadolu’da özellikle esnafa İslâmiyeti anlatarak dünya ve ahiret işlerini düzenli hâle getirmeleri için nasihatte bulundu. Yaklaşan Moğol tehlikesine karşı halkı uyardı. Hocasının vefatından sonra O’nun vekili oldu.
 
Ahi Evran Anadolu’ya geldikten sonra Kayseri’de bir debbağ (deri işleme) atölyesi kurdu. Sanat sahibi kimseler arasında çok sevildi. Moğollara karşı Kayseri’yi savunan Ahileri, Ahi Evran teşkilatlandırmıştır.
 
1237 yılında I. Alâeddin Keykubat’ın zehirlenerek öldürülmesi üzerine sultanla gönül bağı bulunan Ahiler, II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve Vezir Sadettin Köpek’e karşı koymuşlardır. Hatta bu dönemde Ahi Evran ve bazı ileri gelen Ahiler Konya’da tutuklanmışlardır.
 
II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonra saltanat naibliğine getirilen Celaleddin Karatay zamanında Ahiler ve Türkmenler üzerindeki baskı kalkmıştır. Bundan sonra kısa bir dönem Denizli’ye giden Ahi Evran tekrar Konya’ya dönmüş; daha sonra da ömrünün sonuna kadar Kırşehir’de yaşamıştır.
 
Ahi Evran, kaynağını Yesi’den alan kutlu bir davânın gönül erleri ile birlikte bu toprakları vatan yapmanın, Türk ve Müslüman yapmanın öncülüğünü yapmıştır. Özellikle yeni kurulan Ahilik sistemi ile Anadolu’ya göç eden Türkmenlere hem aş hem iş vermiş; onları tekke ve zaviyelerde iyi bir Müslüman ve vasıflı bir meslek sahibi üretici insan hâline getirmiştir. Onları hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışan insanlar halinde yetiştirmiştir. Böylece Anadolu’nun iktisadi kalkınmasına ve imâr edilmesine öncülük etmiştir.
 
Ahi Evran, 32 çeşit esnafı teşkilatlandırmış; Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında sanatını icra eden bütün esnaflar Türk-İslâm medeniyetinin zirve kuruluşu Ahilik Teşkilatının merkezi Kırşehir olduğu için buradan “İcâzetnâme” almışlardır.
 
Kardeşliğin, cömertliğin, yiğitliğin, fedakârlığın, doğruluğun, dürüstlüğün, kalitenin, üretimin, ahlâkın, sanatın, aklın ve bilimin esas alındığı Ahilik Teşkilatının kurucusu bu faziletli âlim ve mutasavvıf Ahi Pîri Horasanlı Türk, Moğollara karşı mücadele ederken 93 yaşında şehit edilmiştir 1261 (H.653). Kabri Kırşehir’de kendi adı ile anılan camiin bitişiğindedir.
 
Ahi Evran’ın 20 kadar te’lif ve tercüme eseri mevcuttur.
 
Ahiliği Oluşturan Faktörlerin Değerlendirilmesi
 
Türk-İslâm medeniyetinin üç ana kaynağı vardır. Bunlar İslâm dini, Türkler’in Türkistan’dan getirdiği kültürel değerler ve yaşadığımız coğrafyadan (Türkistan, İran, Anadolu...) aldığımız kültür unsurları idi.
 
Medeniyetimizin en önemli kuruluşlarından birisi olan Ahiliği de bu açıdan değerlendirdiğimizde;
 
  1. Türkler Türkistan’dan Anadolu’ya gelirken yeni bir medeniyetin içerisine girdiler. Hem müslüman oldular hem de yerleşik bir medeniyet olan İran kültürüyle karşılaştılar. Karşılaştıkları bu iki medeniyetten etkilendiler ve tabiidir ki onları etkilediler. Dolayısiyle başlangıçta tasavvufi bir hareket gibi doğan ve giderek sosyal bir teşkilat haline getirilen fütüvvet hareketini burada tanıdılar.
 
  1. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde, Anadolu’da var olan Bizans Devleti ve medeniyetine üstünlük sağlamak zorundaydılar. Çünkü Anadolu’yu vatan yapmak bu topraklarda kalıcı olmak istiyorlardı. Anadolu’da yerleşik hayata geçip şehirli bir hayatın içine girdiler. I. İzzettin Keykâvus ve Alaeddin Keykubad dönemi Anadolu Selçuklular’ın en mâmur, müreffeh dönemidir. Sanat ve ticaret bu dönemde gelişmeye başladı. İşte Ahilik bu ortamda bir yerleşik hayat tarzının ürünü olarak ortaya çıktı.
 
  1. Horosan’ın Hoy şehrinde doğan (1171) Ahmet Yesevi’nin talebelerinden ve devrin büyük âlimlerinden Fahrettin Razi’den dersler gören asıl adı Nasîrûddîn Mahmud Ahi Evran b. Abbas olup Ahi Evran (Evren) adıyla anılan bilge kişi Ahiliğin oluşumunda etkili olur. Bağdat’ta daha sonra kayınpederi olan Şeyh Evhadüddin Kirmâni ile tanışmıştır. Ondan tefsir, hadis, fıkıh, kelâm ve tıp gibi ilimleri öğrenmiş ve kendisi de tasavvuf yolunda yüksek makam sahibi Velî olmuştur. Yani İslâm’ı tasavvufi boyutuyla da öğrenmiş ve yaşamıştır. Burada 34. Abbasi halifesi Nâsır Lî-dînillah’ın kurduğu fütüvvet teşkilatına girmiştir. (M. Bayram, s. 17) Bu dönemde Bağdat islâm dünyasının en büyük sanat, kültür ve ilim merkezidir. Ahi Evran bu ortamda yetişmiştir.
 
  1. Abbasi halifesi Nâsır Li-dînillah XIII. yüzyıl başlarında fütüvvet teşkilatının gücünden istifade etmek ve etkisini diğer islâm ülkelerine de yaymak istemektedir. Halife, böylece fütüvvet teşkilatını kendisine bağlayarak bir anlamda devletleştirmiş oluyordu. Bu önemli işi gerçekleştirirken yanında danışman olarak meşhur sûfi Şehâbeddin es-Sühreverdi vardır. Fütüvvet’in yeniden yapılandırılmasında Şeyh Sühreverdi’nin teorisyen olarak büyük katkısı olmuştur. Nâsır Li-dînillah, fütüvvet kurumunu resmileştirdikten sonra ikinci adım olarak diğer müslüman hükümdarlara da elçilik heyeti göndererek siyasi otoritesini güçlendirmek istemiştir. Meselâ halife, Anadolu Selçuklu hükümdarına Şehabeddin es-Sühreverdi başkanlığında bir heyeti Anadolu’ya göndermiş; Sühreverdi I. Alaeddin Keykubad’a hilât, menşur gibi hakimiyet âlâmetleri ile birlikte fütüvvet cihazı (kâse, şalvar) da göndermiştir. (H. 617-1221) (O. Turan, s. 330-331) Ancak bu tarihten önce I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında halife Nâsır ile irtibat kurulmuş Konya’ya Muhyiddin Arabî, Evhadüddin Kirmanî ile birlikte Ahi Evran’ın da gönderildiği anlaşılmaktadır. (XIII. yy başları)
 
  1. Ahi Evran hem islâmî ilimlere hem İran kültürüne vâkıf Hoy’lu (Horosan) bilge bir Türk. Dolayısiyle Türkler’in teşkilatçılık özelliklerine sahip aksiyoner bir fikir ve düşünce adamı, gönül adamı bir Velî... Ahiliğin oluşması için Anadolu’da ortam müsait. Ahi Evran da önce kısa bir dönem Kayseri’de kalıyor, sonra Konya’da tutuklanıp serbest bırakılıyor. Denizli’de bir yıl kaldıktan sonra Kırşehir’e gelip yerleşiyor ve ömrünün sonuna kadar Kırşehir’de kalıp Ahiliği teşkilatlandırıyor.
 
Şüphesiz ki Ahiliğin ruhu Kur’an’dan ve Peygamber sünnetinden; teşkilâtlanması ve bir sistem olarak hayata geçirilmesi bu milletin tarihi tecrübelerinden ve yaratılış özelliklerinden kaynaklanmıştır. Çünkü Ahilik mânevi ve maddî boyutu olan bir sistemdir.
 
Ahilik mânevi bir sistemdir. Çünkü, temelinde Allah’ın rızasını kazanmak vardır. “İnsanların en hayırlısı insanlara yararlı olandır” prensibi vardır. “Allah yolunda sarfedin, kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın, işlerinizi iyi yapın. Şüphesiz Allah iyi iş yapanları sever” ilahi hükmü vardır. Dürüstlük, güvenirlilik, kul hakkı, helal lokma, çalışma gibi âhlâki erdemler vardır.
 
Ahilik diğer boyutlarıyla dünyevi bir sistemdir. Çünkü din insanların hem bu dünyalarına hem de ahiret hayatlarına dair düzenlemeler, yaptırımlar getirmektedir. Daha doğrusu insanları ahiretlerini kazanmaları bir imtihan dünyası olan bu hayatlarındaki düşünce, davranış ve fiilleri sonucunda başarılarıyla mümkün olacaktır. Kısacası hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak ancak ebedi hayatta insanı mutlu edecektir.
 
Onun içindir ki Ahilik, insanların bir iş, bir meslek sahibi olmalarını şart koşmuştur. Onlar biliyorlardı ki kişi kendi el emeğinden, alın terinden daha kıymetli bir kazanca sahip değildir. Çalışmak, üretmek başkalarına yardımda bulunmak, fedakârlık, dostluk, kardeşlik, helâlinden kazanmak ve harcamak. Birlikte çalışmak, paylaşmak, kalite, güvenilir insan olmak, toplum içinde birlikte olmak... Ama bütün bunları bir ibadet şuuruyla yapmak...
 
Ahi zaviyeleri bir eğitim yeri. İnsanları önce iyi bir müslüman iyi bir insan anlayışıyla yetiştiriyorlar. Ahiliğin temel esasları fütüvvetlerde yazılı.
 
Böylece siyasi, sosyal, ekonomik şartların olgunlaştığı Anadolu’da Selçuklu ve Osmanlı coğrafyasında Kırşehir merkez olmak üzere Ahilik teşkilatlanmaya başlıyor. Kırşehir o zamanlar ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık’ın deyimiyle “Türkmen Yurdu”, “Türklüğün Merkezi” Ahi zaviyeleri harpler, isyanlar arasında sıcak bir eğitim yuvası. O zor şartlar arasında Ahiler bir taraftan insanları eğitirken onlara aş ve iş veriyor, Anadolu’nun vatanlaşmasını ve Osmanlı’nın bir cihan devleti olmasını solukluyorlardı. Alperen ruhuyla, bir yandan yeni bir sistem kurarken, diğer taraftan da siyasi, sosyal, kültürel, dinî, idarî, iktisadî sistemleri oluşturuyor idi. Böylece hem “dünyevî” hem de “uhrevî” olarak insan hayatını düzenlemeye çalışıyor idi.
 
Ahilik, imanın ilimle beslenmesi, çalışma ile şekillenmesidir.
 
 
  1. AHİLİK SİSTEMİNİN FONKSİYONLARI VE MEDENİYETİMİZE ETKİLERİ
 
Türk-İslâm Medeniyeti’ne, Ahi Evran-ı Velî’nin öncülük ettiği ahilik teşkilatının katkılarını değerlendirdiğimizde, Ahilik, teşkilatlı ve organize bir güç olarak medeniyetimizin Anadolu’da mayalanmasında etkili olmuş, Türk-İslâm medeniyetinin “öz”ünü teşkil eden ana unsurlardan olmuşlardır. İslâmi inanç ve uygulamaları ile Türklerin Orta-Asya’dan getirdikleri özellikleri Anadolu coğrafyasında sentezleyerek yeni bir medeniyet hareketi olarak ortaya çıkmasında temel dinamik olmuştur.
 
  1. Yönetim ve organizasyonunda ehliyet liyakat esas alınarak Türk’ün teşkilatçılık kabiliyeti uygulama alanına konulmuştur. Kendi içerisinde ehil olanların seçildiği bir sistem, yeni bir yönetim modeli uygulanmıştır.
 
  1. Ahilik sistemi, insanları ötekileştirmeden bir dayanışma ve kardeşlik modeli ortaya koymuştur.
 
  1. Ahilik, Anadolu’ya gelen göçebe Türkmenleri işbaşında eğiterek insanların kaliteli bir üretici olmasını sağlamıştır. Diğer taraftan akşamları ahi zaviyelerinde dini-tasavvufi eğitim vererek mensuplarının iyi bir Müslüman olmalarını sağlamıştır. Ayrıca gerektiğinde askeri eğitim vererek ahilerin mücadeleci bir alperen olmalarını sağlamıştır. Kendilerine has bir “eğitim modeli” oluşturulmuştur.
 
  1. Ahiler dünyada ilk defa kadın teşkilatı (Bâcıyan-ı Rum) kurarak kadınların ilmihal bilgilerini öğrenmelerini sağladığı gibi, bir kısım meslekleri de öğreterek üretici insan olmalarının, gerektiğinde savaşlarda lojistik destek sağlamalarının önünü açmıştır.
 
  1. Ahiler Anadolu’nun Türk ve Müslüman yurdu olmasında çok etkili olmuşlardır. Göçebe Türkmenler’in yerleşik hayata geçmelerinde, şehir hayatına intibaklarında öncü olmuşlardır. Ahilik esas itibariyle yerleşik toplumların hayat tarzı olmuştur. Bir mesleği icra etmek daha çok yerleşik, oturmuş bir hayat tarzı ile ilgilidir. Kurmuş oldukları köy ve kasabalarla Anadolu’da öncü olmuşlardır.
 
  1. Ahilerin oluşturduğu ekonomik sistem helal kazancı, alın terini, dayanışmayı, kul hakkını, ahlâkı, kanaatkârlığı, çalışmayı-üretmeyi ve böylelikle Allah’ın rızasını kazanarak Ahiret yurdunu kazanmayı esas almaktır. Bu da esas itibariyle islâm iktisat anlayışının Anadolu’da hayata geçirilmesidir. Akşamları zaviyelerde öğretilen fütüvvetnâmeler, gündüzleri işbaşında uygulanır olmuştur. Bu da Türk-İslâm medeniyetinin Anadolu’da inşasında önemli bir etken olmuştur.
 
  1. Ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın ifadesiyle: Ahilik adabı yüzyıllar boyunca Anadolu Türk halkının milli karakterini belirlemiştir. Bugün sosyal Antropologların Türk köy ve kasabalarında sıradan Türk insanının davranışları üzerinde tespit ettikleri özellikler, olağanüstü konukseverlik, güç durumda olanın yardımına koşma, özverili dayanışma, emece denen tarlada hep birlikte çalışma, büyüğe saygı, hırsızlıktan, cinsel tacizden ve başkası aleyhine kötü söz söylemekten dikkatle kaçma, yiğitlik ve civanmertlik hepsi Fütüvvetnâmelerde telkin edilen ideal insanın sıfatlarıdır. (İnalcık, 2009:40)
 
  1. Ahilerin oluşturduğu sosyal güvenlik sistemi ile ahiler, adeta kimsesizlerin kimi olmuşlardır. Dullar, yetimler, savaşlarda yakınlarını kaybedenler, başka yerden gelen misafirler (İbn-i Batuta örneğinde olduğu gibi), sığınacak bir yeri olmayanlar, garipler, ahi zaviyelerine sığınmışlardır. Ayrıca Batı’da olduğu gibi işçi-işveren ayrımı olmamış;  bütün haklar baba-oğul ilişkisi içinde Hakk’a dayalı olarak verilmiştir.
 
  1. Ahiler Anadolu’da siyasi iktidarın sağlanmasında etkili olmuşlardır. Anadolu Selçuklu devrinde bir yerde yönetim boşluğu olduğundan hemen o boşluğu doldurmuşlardır. Şehzâdeler arasında taht kavgalarında hem olmuşlardır. Moğollara karşı en etkili mücadeleyi Ahiler vermişler ve Moğol zulmünden bu sebeple onlar etkilenmişlerdir. Diğer taraftan Ankara’da “Ahi İdaresi” kurarak Ankara ve çevresini 65 yıl idare etmişlerdir.
 
  1. Ahiler, Anadolu’nun vatanlaşmasında, İslâmlaşmasında ve Türkleşmesinde kurdukları vakıflarla, yapmış oldukları şifahane, hamam, çeşme, han, medrese ve hayır kurumları ile kültürel olarak etkili olmuşlardır. Çünkü, bir yer-şehir alındığında hemen orada ahi teşkilâtı kuruluyordu. Onlar da alınan o beldede Müslüman-Türk hayat tarzını inşa etmeye başlıyorlardı.
 
  1. Ahilerin bu hizmetleri yanında Osmanlı Devleti’nin kurulmasında ve yükselmesinde önemli fonksiyonlar icra ettikleri bilinmektedir. Kuruluş döneminde Kırşehir’den uç bölgesine giden Osmanlı’nın manevi mimarı Edebâli  bir Ahi şeyhi idi. Şeyh Edebâli damadı Osman Gazi’ye her türlü maddi ve manevi desteği vermiştir. Osmanlı’nın teşkilâtlanmasında ahilerin desteği büyük olmuştur. Denilebilir ki Kayı aşiretinden bir “Cihan Devleti” meydana getiren güç, ahilerin Osmanlı’ya aşıladığı “Devlet-i Edeb Müddet” inancı içerisinde gizlidir. Bu anlayışla Osmanlı yüksek bir sanat ve medeniyetle devlet kurmuş ve altı asır üç kıtayı adaletle idare etmiştir. Bu altı asır boyunca her yerde hak, adalet, doğruluk, insanlık ve cömertliğin timsali olmuştur.
 
İşte İslâm dünyasında fütüvvet ismiyle doğan, Türkler ve Ahi Evran Velî ile Türk’ün ruh asaletine uygun bir devlet felsefesi ve sonraları esnaf teşkilâtı olan ahilik, altı asırlık medeniyet ve zaferler devletinin sırlarından biridir.
 
  1.  YENİDEN BİR MEDENİYET HAMLESİ OLARAK AHİLİK
 
  1. Ahilik Sisteminin İnsani ve Evrensel Boyutlarının Fikri Temelleri
 
Ahilik sisteminin özüne ve kültür kodlarının temel dinamiklerine baktığımız zaman insan, kâinat, dünya, hayatın gayesi, çalışma, üretim, barış, kardeşlik gibi kavramlar farklı anlam ve değer kazanmaktadır. Aslında ahilik sistemini hem evrensel hem de millî kılan bu anlayış ve davranış tarzlarını algılamaktan ve değerlendirmeden kaynaklanmaktadır.
 
Ahilik sistemindeki “insan”, “eşref-i mahlûk”tur; yaratılmışların en yücesi ve en şereflisidir. Bu insan bir “kulluk şuuru” içinde Yaratıcı’yı, kâinatı, hayatın gayesini, dünyanın bir imtihan yeri olduğunu ve ebedi hayatın “ahiret yurdu”nda olduğunu bilmektedir. O’nun için hayat, “kendisine malûm olmayan bir yarın için hazırlık yeri”dir. Hayatın bütünündeki oluş, davranış, fiil, hareket, düşünce ve çalışması ona göre düzenlenmiştir. Bu açıdan Ahilik sisteminde bir dünya-ahiret dengesi vardır.
 
Ahilik anlayışına göre, bir insanın kendi el emeğinden daha kıymetli, hayırlı bir sermaye yoktur. Herkes çalışmalı ve bir meslek sahibi olmalıdır. Başkalarına muhtaç olmadan dünyadaki hayatını devam ettirmelidir. Yani “Hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışma” ahiliğin hayat felsefesini oluşturmuştur.
 
Ahiliğin hayat felsefesinde fedakârlık, dostluk, insanlara yardım, komşuluk, cömertlik, kardeşlik çok önemli değerlerdir. İnsan topluma, insanlığa bir değer katıyorsa, faydalı olabiliyorsa o ölçüde insandır. Ahiliğin özünde “dayanışmacı” bir toplum anlayışı vardır.
 
Ahiliğin maddeye verdiği değer olması kadardır. Onlar ne varlıkları ile övünürler ve yoklukları ile yerinirler. Malın da mülkün de geçici olduğunu bilirler. Dünyada namerte muhtaç olmayacak kadar rızık peşindedirler. Helâlinden kazanmak çok önemlidir. Ahilik, ahlâkın sanat ve ticaretle bütünleşmesidir.
Bu temel düşüncelerden hareketle ahiler Anadolu’da insanî, islâmî ve millî çizgileri olan bir kültür ve medeniyet hareketi içerisine girmişlerdir. Müesseseleşerek insanlığa zamanını da aşarak yeni mesajlar vermişlerdir.
 
Bu temel değerlere günümüzde insanı sömürten ve sadece ekonomik bir değer olarak gören maddeci anlayışlar karşısında insanlığın daha çok ihtiyacı olduğu muhakkaktır.
 
  1. Ahilik Sisteminin Temel Özellikleri
 
Ahilik sisteminin ortaya koyduğu ve bugün de insanlığın ihtiyacı olan temel değerler:
 
  1. İnsan en yüce varlıktır. Sömürülemez, istismar edilemez. Sadece bir ekonomik değer olarak görülemez. Kulun kula kulluğu kabul edilemez.
  2. Dünya, bir çalışma ve imtihan yeridir. Esas olan ebedi hayata hazırlanmaktır. Onun için insanlar arasında sevgi, hoşgörü, kardeşlik, yardımlaşma, hak, hukuk, dostluk, fedakârlık çok önemlidir. Bunlar insanı insan yapan ve Hakk’a yaklaştıran temel hususlardır.
  3. Her insanın bir mesleği olmalıdır. Mesleği olan insan üreten insandır; başkalarına muhtaç olmayandır. Bunun için Anadolu’da teşkilâtlanmışlar, aşsız ve işsiz Türkmenler’in bir meslek sahibi olmasını sağlamışlardır.
  4. Ahilikte ahlâk hem dünyevi hem de uhrevi bir değer taşımaktadır. Ahi ahlâkının esasları fütüvvet-nâmelerde belirtilmiştir. Bunlardan Harputlu Nakkaş oğlu Ahmed’in fütüvvet-nâmesine (Tuhfetü’l Vesâyâ) ahi olabilmek için:
  1. Namazı bırakmamak,
  2. Hâya ehli olmak,
  3. Dünyayı terketmemek,
  4. Allah’ın nehyettiği şeylerde nefse uymamak ve Allah’a itaate rağbet etmek,
  5. Helâl kazanç sahibi olmak,
  6. Kardeşlerinden muhtaç olanlara malından bağışlamak, yumuşaklıkla muamelede bulunmak, güzel sözle bile olsa iyilik yapmak,
  7. İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek gereklidir. (Tuhfetü’l Vesâyâ’dan zikreden, M. Şeker, Türk İslâm Medeniyetinde Ahilik ve Fütüvvet-nâmeler, s. 19)
  1. Ahilikte önemli olan insanın eğitilmesi ve Allah’ın rızasını kazanacak bir özellikte yetiştirilmesidir. Onun için Ahilik sisteminin bir eğitim anlayış olmuştur. Fütüvvetnamelerde insanın uyması gerekli 740 kural belirtilmiştir. Ancak ortalama insanın da uyması gereken kurallar şöyle sıralanmıştır:
Helâl kazanç için çalışmak, ilim sahibi olmak, edepli olmak, güzel ahlâk sahibi olmak, namazı vaktinde kılmak, içki içmemek, zinaya yaklaşmamak, kumar oynamamak, yalan söylememek, iffetli olmak, ayıp örtücü olmak, arkadaşını iyi seçmek, bâtıl şeyleri terk etmek, halka yemek yedirmek, güler yüzlü olmak, kötü nazarla bakmamak, avret yerlerini örtmek, çarşı pazar adabına uymak, alış-veriş adabına uymak, bir meslek sahibi olmak, hastanın hâlini sormak, tâziyeye gitmek, kabir ziyareti yapmak, mescid âdâbına uymak (M. Şeker, a.g.e. s. 100-107)
 
Onun için ahilikte kardeşlik, barış ve huzurun yerleşmesi için ölçüleri olan, bu ölçülere uyan insan yerleştirilmesi önemlidir.
 
  1. Ahiliğin özellikle sanat, ticaret ve iş ahlâkına getirdiği ölçüler bütün insanlığa model olacak niteliktedir.
 
Refik Soykut, “İnsanlık Bilimi - Ahilik” adlı eserinde bu hususa şöyle işaret etmektedir: “ahiler ve ahilik; ülkede halinden memnun, geleceğinden emin, inanmış ve yararlı işlere yönelmiş mutlu kişilerin oluşturduğu bir esnaf kitlesi, güçlü ve yaygın bir orta sınıf oluşturmuştur. Çağımızın, hasreti çekilen “sanat, ticaret ve iş ahlâkı” yanında, kooperatifçilik, sendikacılık, sosyal güvenlik, standart üretim, kalite ve fiyat kontrolü gibi başlıca sorunları asırlar boyu rahatlıkla ve başarıyla çözümlemiştir.” (Refik Soykut, İnsanlık Bilimi – Ahilik, s. 23)
Gerçekten de ahiler, üreticileri teşkilatlandırıp günümüze model olacak ölçüde kooperatifçilik yapmışlar hem ham maddeyi ucuza alıp üreticilere vermişler hem de üretilen malın değerinde yapılmasını sağlamışlardır.
Usta, kalfa-çırak ilişkilerini bir sevgi-saygı ortamı içerisinde “baba şefkati” içerisinde çözmüşlerdir.
Çalışanlara “orta sandığı” getirerek muhtaçlara yardım edip, sosyal güvenlikte öncü olmuşlardır.
Dünyada ilk defa kalite standardı getirerek insanların kaliteli mal kullanmalarını sağlamışlardır.
Fiyatlar kontrol edilerek müşterinin pahalı mal almasını önlemişler, müşteri memnuniyeti odaklı bir sistem oluşturmuşlardır.
 
Onlar aldatan da aldanan da olunmadan hakça bir iktisadi düzen kurmuşlardır.
 
  1. Ahilik sisteminde kadınların da önemli yeri vardır.
 
Tarihte ilk defa kadınlar Ahiler tarafından teşkilatlandırılmıştı. (Bacıyân-ı Rum) Kadınlar hem ahlâki olarak eğitilmiş hem de üretime katılmaları sağlanmıştır. Bu teşkilatlanma ve uygulama o çağların çok ötesinde ve üstesinde bir anlayıştır. Kadınlar günümüzde sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik alanda erkeğin yanında başarılı bir şekilde çalışmalarını sürdürebiliyorsa bunun tarihi derinliklerinde Anadolu’da kurulan Türkmen kadınları teşkilâtlanması olduğu bilinmelidir.
 
  1. Ahilik teşkilatında bütün görevlendirmeler “ehliyet ve liyakat esas alınarak” seçimle yapılmaktadır.
 
Bunun için ahilerin uyguladığı seçim sistemi, birçok bilim adamı ve araştırmacı tarafından dünyada uygulanan ilk “nitelikli demokrasi” olarak değerlendirilmiştir.
 
  1. Ahiler tarafından yüzyıllarca uygulanan “Arabuluculuk” (Ombudsmanlık) sistemi Avrupa’da birçok ülkeye model olmuştur.
 
Türkiye’de de Ombudsmanlık yasası hazırlanmıştır. İnsanlar ve kurumlar arasındaki anlaşmazlıklar mahkemeye gitmeden, toplumun hakem olarak kabul ettiği kişiler tarafından çözümlenmesi önemlidir. Güvene dayanan bu sistem de hak arayan insanlar için ahiliğin insanlığa sunduğu bir model olarak kabul edilebilir.
 
  1. Ahilik sistemi üreticilerin, çalışanların (usta, kalfa, çırak) haklarını koruduğu için günümüzdeki “sendika” sistemlerinin de esasını oluşturmuştur.
 
 Bu anlayışın farklı özelliği sadece çalışanların değil tüketicilerinde haklarını koruyarak “adil sendika” anlayışını getirmiş olmasıdır.
 
  1. Ahilik sisteminin ekonomiye getirdiği temel anlayış günümüzdeki kapitalist ve sosyalist anlayıştan farklı olarak “insan”ı temel değer kabul etmesi ve fedakârlık esasını getirmesidir.
 
Bu anlayış insanı maddi ve mânevi cephesiyle bütünüyle kucaklayan ve onu sadece ekonomik unsur olarak görmeyen bir yaklaşımdır. Ahilik ekonomi sisteminin özünde üretim, helâlinden kazanma, emek, kul hakkı, kalite, güven ve fedakârlık önemli yer tutmaktadır.
 
İnsanı sömüren, istismar eden ve onu sadece ekonomik bir üretim aracı olarak gören günümüzdeki maddeci anlayışın ötesinde ahiliğin sunduğu ekonomi modelinin insanlığa örneklik teşkil edebileceğini düşünüyoruz.
 
  1. Bütün bunların olabilmesi için mutlaka ahiliğin öngördüğü ideal insan tipinin yetiştirilmesi gerekir.
Çalışan, üreten, alın teri ve emeğe saygı gösteren, kul hakkını gözeten, helâl-haram dengesini kurabilen, yaratılmışlar yaratandan dolayı seven, fedakârlık ve cömertlik yapan, gerektiğinde cepheye gidip savaşabilen, fütüvvetnamelerde belirtilen ahlâki özellikleri taşıyan ve sadece “Allah’a kulluk eden” insanların yetiştirilmesi ahilik sisteminin dünyada model olması açısından önemlidir.
 
  1. Ahilik teşkilâtı bugünkü Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Odası (TESK), Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Türk Standartlar Enstitüsü (TSE), Kooperatifler ile Oda ve Meslek Birliklerinin görevlerini üstlenmiştir.
 
Ahiler, müslüman Türk’ün ve insanlığın hayrına birçok müessesenin kurulmasına öncülük etmişlerdir. Bu açıdan bakıldığı zaman birçok sistemin kurulmasını sağlayan ana sistem olmuştur. Bundan dolayıdır ki, Türk-İslâm medeniyetinin zirve kuruluşların başında Ahilik teşkilâtı gelmektedir.
 
Sonuç olarak denilebilir ki;
Biz insanlığı kurtaracak yeni medeniyet algısının Anadolu’nun bereketli topraklarından, tarihinden, kültüründen çıkacağına inanıyoruz. Bu milletin tarihi tecrübelerinden insanlığa yeni bir medeniyet hamlesinin doğacağını düşünüyoruz.
 
Bu yeni medeniyet hamlesinin milletimizin içinde mayalandığına inanıyoruz.
 
Biz tarihi tecrübelerden de istifade ederek, Ahiliğin taşıdığı insani, islâmî ve millî değerlerin insanlığı kara ve kızıl emperyalizmin baskısından kurtaracağını düşünüyoruz. Bu inançla ahiliği çağdaş değerlerle buluşturup, yeni bir “medeniyet projesi” olarak ilmi bir şekilde sunarak, insanlığın bunalımdan kurtulacağına inanıyoruz.

Bu tebliğ, 5-6 Kasım 2015 tarihlerinde, “Referans Değerler, Referans Kurumlar ve “Referans Kişiler” ana temasıyla TASAM tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen “TSV 2023 Medeniyet İnşası Türkiye Vizyonu Uluslararası Kongresi”nde sunulmuştur.
        
 
KAYNAKÇA

Akpınar, Ali, Fütüvvet Ruhunun Dini Temelleri, Kırşehir 2005
Akdağ, Mustafa, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, II. Cilt, İstanbul 1997
Akyüz, Yahya, Türk Eğitim Tarihi, Ankara, 2009
Anadol, Cemal, Türk – İslâm Medeniyetinde Ahilik Kültürü ve Fütüvvetnâmeler, Ankara,2001
Aşıkpaşaoğlu Tarihi, (hzl. Atsız), İstanbul,1970
Bayram, Mikail, Fatma Bacı ve Bâcıyan-ı Rûm (Anadolu Bacılar Teşkilatı), İstanbul,2008
Ceylan, Kâzım, Ahilik/Türk-İslâm Medeniyetinde Dünyevî ve Uhrevî Sistem, Kırşehir,2012
Çağatay, Neşet, Bir Türk Kurumu Olarak Ahilik, Ankara, 1997
Çalışkan, Yaşar-İkiz, Lütfi, Kültür Sanat ve Medeniyetimizde Ahilik, Ankara, 1993
Çantay, Hasan Basri, Kur’an-ı Hâkim ve Meâl-i Kerîm, İstanbul, 1976
Ekinci, Yusuf, Ahilik, Ankara, 1991
İnalcık, Halil, Devlet-i Âliyye, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, İstanbul, 2009
Harputlu, Nakkaş İlyasoğlu Ahmed, Tuhfat-al vasâyâ, İslâm ve Türk İllerinde Fütüvvet Teşkilatı” (Haz: Abdulbaki Gölpınarlı) İstanbul, 2011
Soykut, Refik, İnsanlık Bilimi – Ahilik, Ankara, 1987
Şeker, Mehmet, Türk-İslam Medeniyetinde Ahilik ve Fütüvvetnamelerin Yeri, İstanbul 2011
TDK, Türkçe Sözlük, Ankara, 2005
Tirmizi, Sünen, (Ahmet Muhammed Şakir) İstanbul, 1981
Turan, Osman, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, İstanbul, 1978
Togan, A. Zeki Velidi, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981
Torun, Ali, “Fütevvetnâme Teşkilatının Anadolu’daki Yapılanması”, (İkinci Ahi Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Sempozyumu) Ankara, 2007
Ülgener, Sabri F., İktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası, İstanbul 2008
Yılmaz, Ali, Ahilikte Din ve Ahlak Eğitimi (Basılmamış Y. Lisans Tezi) İzmir, 1995
Yücel, Ayşe, “Ahilikte Eğitim ve Amaçları” (İkinci Uluslararası Ahilik Kültürü Sempozyumu Bildirileri) Ankara, 1999

 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2555 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 992
Avrupa 13 614
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1277 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1919 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1919

Son Eklenenler