Kozmopolit Toplum, Sufizm ve İslam

Konuşma

Kozmopolit Toplum, Sufizm ve İslam...

Bugüne dek hep uluslararası ilişkiler ve makro politikalar üzerine konuştum. Bugün ilk defa böyle bir konuda konuşacağımı Herat’a gelince öğrendim. Düşüncelerimi bu iki disipline bağlı kalarak paylaşmak istiyorum.

Tüketim, üretim ve büyüme sarmalına sıkışmış bir medeniyetin içinde yaşıyoruz. Bu tıkanıklığı Doğu’daki ve Güney’deki yeni güç adayları daha da artırıyor. Çin’in agresif büyümesini buna örnek gösterebiliriz. Uluslararası ilişkiler ve uluslararası güvenlik, bu ekonomik baskının paylaşımında bir bilim dalı olarak kendini gösteriyor. Tüketim, üretim ve büyüme zinciri, ekoloji ile birlikte insanı da büyük ölçüde tüketti. İnsan kendisini yaratan Allah’ın yansımasıdır, ancak insanın yaptığı işlerin yansıması da bizi bugünkü medeniyet çıkmazına getirdi. İnsanın tükenişi ile ekolojinin tükenişi aslında aynı şey ve birbirine bağlı.

Hayatın anlamı, “bulduğunu ya da bulunması mümkün olmayanı aramak“ olarak tarif ediliyor. Bu arayış, “var oluş“ esaslarına uygun olduğu zaman dünya daha farklı şekilleniyor. Yaratılış amacının dışında bu arayış sürdüğü zaman da bugünkü çıkmaza geliyoruz. Sufizm, bu arayışın doğru parametrelere oturması için çok güçlü referanslar barındırıyor. Çünkü bu arayış, hayatın anlamını arayış, insanı şekillendirdiği gibi bütün devletler ile uluslararası sistemi ve ilgili tüm standartları şekillendiriyor. Fakat Sufizm’in, geldiği noktada kurumsal olarak yeniden temsil edilmeye ihtiyacı var. Bu bağlamda; referans değerler, kurumlar ve kişilerin yeniden yorumlanmasına ihtiyaç var. Bu yorumun güçlü temsili çok önemli. Yoksa Sufizm bir edebi ya da romantik alan olarak kalabilir.

Sorunların çözümü için Sufizm, hem İslam ülkeleri hem de uluslararası sistem açısından önemli bir enstrüman haline getirilebilir. Trans-Atlantik ve Trans-Pasifik’te oluşan yeni Batı merkezli ortaklık ve bunun karşısında yer alan Doğu’daki ve Güney’deki yeni güçler ile bunların arasına sıkışmış yaklaşık 100 ülke var ve bu rekabet altında büyük bir bunalım geçiriyorlar. İslam Dünyası da tam bu rekabet alanında yer alıyor. Arap Baharı ile başlayan süreç, bu rekabetin sonuçlarını bize göstermiştir.

Dünyadaki yeni rekabetin, üç temel parametresi var; mikro-milliyetçilik, entegrasyon ve öngörülemezlik. Bu üç parametreden özellikle mikro-milliyetçilik, çok yıkıcı sonuçlara yol açıyor. Çünkü farklılıkları tahrik ederek yeni mikro devletler kurulmasını teşvik etmek çok riskli sonuçlar doğurur. Suriye, Irak, Ukrayna, Libya, Sudan, İskoçya ve Katolonya çok yeni örnekler. Bu mikro-milliyetçilik akımının önümüzdeki on yılda, dünya sistemine, mevcut sayı kadar yeni üye katabileceği öngörülüyor. Dolayısıyla “çeşitlilik içinde birlik“ fikrini destekleyen Sufizm, bu alanda da önemli bir katkı sunabilir. Ayrıca reel politiği reddeden aşırılıklar ve aşırılıkçılar için de Sufizm yine önemli bir panzehir olabilir.

Son olarak şunu söylemek isterim ki, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan uluslararası sistem şu anda çatırdıyor. Yeni güç adaylarını da kapsayacak şekilde yeni bir sisteme ihtiyacımız var ve bu yeni sistemin temel sloganının “güç ve adalet“ olması gerekiyor. Bu slogan; meşru yoldan ulaşılan güç ve bunun adaletle tasarruf edilmesini ifade ediyor. Güç ve adalet inşası için de Sufizmin önemli referansları olduğuna inanıyorum. Teşekkür ediyorum.

( TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un Konuşması | Herat Güvenlik Diyaloğu 3. Uluslararası Konferansı | 27 Eylül 2014 )
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2621 ) Etkinlik ( 205 )
Alanlar
Afrika 72 620
Asya 92 1020
Avrupa 20 631
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1344 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1991 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1991

Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yeniden yükselen aktivitesi, Bağlantısızlar Hareketi, Arap Birliği, İİT ve OPEC gibi örgütlerin üyelerinden olması ve son dönemde Türkiye ile geliştirdiği işbirlikleri ile küresel platformda ve bilhassa Akdeniz’de önemi gittikçe artan bir akt...;

Doğu toplumlarının etnik aidiyetleri ve bu aidiyetlerin dışlama, önyargı ve çatışma üzerindeki etkisi konusunda Batılı antropologlar tarafından birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda bölgede etnik aidiyetlerin ötekileştirmeye, önyargıya ve çatışmaya dönüşmediğine dair birçok bulgu ortaya çı...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Yüzyılımızın neredeyse sonuna gelmişken, çevre -şimdiye dek ihmal edilen ortağımız- hakkını savunmak için sesini yükseltmektedir. Ne şimdi ne de gelecekte, insanoğlu ve çevresi arasındaki ilişki artık göz ardı edilemeyecektir. ;

Malezya ise Güney Asya’daki stratejik konumu, 33 milyona yakın nüfusu, dinamik ve eğitimli insan kaynağı, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, İİT, ASEAN, Bağlantısızlar Hareketi, APEC, D8 gibi uluslararası örgütler içerisindeki saygın konumu ile tüm dün...;

Kafkasya Türkiye Rusya, Türkiye İran ilişkilerinin en önemli kesişme / buluşma noktasıdır. Türkiye’nin doğuya, Türkistan coğrafyasına açılan kapıdır. Kafkasya üzerinde zaman zaman oluşan İran-Rusya ittifakı çoğu zaman Türk ve Türk dünyası için iyi sonuçlar vermemiştir. ;

Türkiye - Kazakistan ikili ticaretinde, 2019 yılında ticaret hacmi 3,994 milyar dolar, ticaret açığı ise Kazakistan lehine 2,104 milyar dolar civarı olmuştur. Türkiye’nin Kazakistan’a ihraç ettiği başlıca ürünler; prefabrik yapılar, mücevherci eşyası ve aksamı, tohum, hububat ve kurubaklagildir. Kaz...;

24 Kasım 2015’te Türk F-16’larının Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Suriye sınırına yakın bir bölgede bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürmesi ile hızla krize sürüklenen Türkiye-Rusya ilişkileri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 9 Ağustos 2016’da St. Petersburg’da Rusya devlet başkanı Putin’...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.