Rusya Doğalgazda OPEC Benzeri Bir Kartel Kurmayı Başarabilecek Mi?

Makale

Kasım 2006’da Finacial Times gazetesinin basına sızdırdığı NATO Ekonomi Komitesine ait raporda Rusya’nın Doğalgaz OPEC’i kuracağından bahsediliyordu. Ardından da İran dini lideri Hamaney Rusya’ya “gelin birlikte doğalgazda bir ittifak kuralım” çağrısı yapınca Rusya’nın liderliğini üstleneceği bir gaz OPEC’i tartışması gün yüzüne çıkmış oldu. Fakat kartel fikri çok daha eskiye dayanıyor. ...

Kasım 2006’da Finacial Times gazetesinin basına sızdırdığı NATO Ekonomi Komitesine ait raporda Rusya’nın Doğalgaz OPEC’i kuracağından bahsediliyordu. Ardından da İran dini lideri Hamaney Rusya’ya “gelin birlikte doğalgazda bir ittifak kuralım“ çağrısı yapınca Rusya’nın liderliğini üstleneceği bir gaz OPEC’i tartışması gün yüzüne çıkmış oldu. Fakat kartel fikri çok daha eskiye dayanıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin başkanlığının ikinci yılında, 2002 Ocak ayında, Rusya’nın da içinde olacağı Orta Asya Cumhuriyetlerinden Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’a ‘Avrasya Doğalgaz İttifakı’ kuralım teklifinde bulunmuş ve kartel fikri de tam bu tarihte ortaya atılmış oluyordu.
Esasen 2006 yılındaki gelişmeler bir anlamda ortaya atılan kartel fikrini destekler nitelikteki çabalardır. Bu gelişmeleri Mayıs 2006’da Gazprom başkan yardımcısı Aleksandr Medvedev bir açıklamasında Rusya’nın doğalgazda OPEC’ten daha etkili bir ittifak kuracağını söyleyerek Gazprom’un böyle bir çabanın içerisinde olduğunu ifade etmeye çalışması, Putin’in Şangay İşbirliği Örgütü’nün (ŞİÖ) [1] 2006 Haziran ayı toplantısında üyelere ‘Enerji Klubü’ kuralım teklifinde bulunması[2], ve Ağustos 2006’da Gazprom’un Cezayir devlet şirketi Sonatrach ile işbirliği yapmak yönünde bir takım anlaşmalar imzalaması olarak sıralayabiliriz. Son olarak da, Putin’in geçtiğimiz Şubat ayında gerçekleştirdiği Katar’ı da içine alan Ortadoğu gezisi. Dünya LNG sıralamasında lider konumunda olan Katar ’ı ziyareti Putin’in kartel için işbirliği arayışında olduğunun bir kanıtı hiç şüphesiz.
Bu çabalarına rağmen Rusya bu tip bir kartel oluşumu yönünde girişimlerinin olmadığını söyleyerek inkar etmeye çalışıyor. Putin, amaçlarının üretici ülkelerle işbirliği yaparak doğalgazdaki çalışmaları koordine etmek olduğunu söyleyerek Rusya’nın böyle bir kartel olşumundan ziyade gaz piyasasında koordinasyon sağlamak istediğini savunuyor.
Peki olası bir kartelde kimler yer alacak? Rusya, Cezayir, Katar, Libya, İran ve Orta Asya cumhuriyetlerinden Türkmenistan, Kazakistan ve Özbekistan yer alması bekleniyor.[3] Hatta kartelin ileriki zamanlarda bazı Orta Afrika ülkelerini de yanına alarak daha da genişleyebileceği tahmin edilmektedir. Rusya’nın başını çekeceği bu kartelin asıl amacı doğalgaz üreten ülkelerin bir araya gelerek gaz fiyatlarını kontrol etmeleri ve böylece dünya gaz piyasasında söz sahibi olmak istemeleridir.
Özellikle de enerjiyi siyasi bir koz olarak kullanmak isteyen Rusya bu durumda en karlı ülke konumunda olacaktır. Bu oluşumla mevcut ekonomik ve siyasi gücüne daha fazla güç katacak olan Rusya Orta Asya ve İran gibi önemli gaz tedarikçisi ülkelerle kuracağı bu ittifak sayesinde enerji yolları üzerindeki hâkimiyetini güçlendirecek ve böylece Batı üzerindeki nüfuzunu da arttırmış olacaktır.
Bu durumdan en büyük zararı ise hiç kuşkusuz Avrupa görecektir. Doğalgaz ithalatının %44’ünü Rusya’dan tedarik eden Avrupa Birliği (AB) doğalgaz fiyatlarının yükselmesi halinde ekonomisi zarar görecektir. Özellikle de Birliğe gaz tedarik eden ikinci büyük ülke olan Cezayir’in bu kartelde yer alacak olması AB’de Rusya ve Cezayir’in birlikte gaz fiyatlarını kontrol altına alabilecekleri endişesi yaratmaktadır. Çünkü her iki ülke birlikte Birliğin toplam doğalgaz tüketiminin %34’ünü karşılamaktadır. Dünya doğalgaz rezervlerinin hemen hemen yarısına sahip olan Rusya ve İran’ın aynı çatı altında olmasının ise ekonomik olduğu kadar jeopolitik etksinin de olduğunu buradan hatırlatmak gerekiyor.
Bu tip bir oluşumla dünyanın bilinen doğalgaz rezervlerinin yarısından fazlasını kontrol edecek olan Rusya aynı zamanda AB ile devam eden enerji müzakerelerinde de kendisine avantaj sağlayacaktır. Özellikle de Rusya’yı Enerji Şartı Antlaşması’nı[4] imzalaması için köşeye sıkıştıran AB böylelikle Rusya tarafından bir tepkiyle karşı karşıya gelmiş olacaktır. Buradaki en önemli mesele ise AB enerji arz güvenliği meselesidir. Yerli doğalgaz rezervlerinin gittikçe tükeniyor olması ve doğalgaza olan talebinin artmasına paralel olarak da her geçen gün dışa bağımlılığının artması, zayıf olan AB arz güvenliğini daha da zayıflatacaktır. Rusya’nın gaz ihraç yollarını kontrol altına alacak olması ve gaz üreten ve ihraç eden ülkelere liderlik etmesi AB’yi kendisine daha fazla bağımlı hale getirecek ve Birlik çok daha zor durumda kalacaktır.
Bu durum AB de olduğu gibi dünya piyasalarına da yansıyacaktır. Doğalgazda meydana gelecek fiyat artışları doğalgaza bağımlı ülkelerin ekonomisindeki büyümeyi olumsuz etkileyecektir. Özellikle de elektrik üretimlerinin önemli bir kısmını doğalgazdan karşılayan ülkeler bu durumdan en fazla etkilenecek ülkelerdir.[5] Öte taraftan Çin ve Hindistan gibi sıvılaştırılmış doğalgaza (LNG) yüksek oranda talebi olan ülkelerin ekonomileri de bu fiyat artışlarından nasibini alacaklardır. Tükettiği doğalgazın büyük bir kısmını Kuzey Amerika’dan karşılayan ABD ise bu oluşumdan ekonomik açıdan çok fazla zarar görmeyecek gibi olsa da son yıllarda LNG ithalatındaki artış zamanla ABD’nin de olası bir kartelden ekonomik zarar görmesine sebep olacaktır.
Hiç kuşku yok ki Türkiye’de olası bir kartel oluşumundan en fazla zarar görecek ülkelerin başında geliyor. Doğalgazının neredeyse tamamını dışardan tedarik eden Türkiye ithalatının %85’ini Rusya ve İran’dan karşılamaktadır[6]. Dolayısıyla, her iki ülkenin birlikte kuracağı bir ittifak Türkiye’nin doğalgaz arz güvenliğini mevcut durumdan çok daha vahim bir duruma getirecektir. Buna Cezayir ve Nijerya’nında katılması durumunda tehlikenin daha da büyüyeceğinin altını çizmek gerekiyor. Bu durumda hem AB’nin hem de Türkiye’nin Enerji Arz Güvenliği politikalarını bir kere daha gözden geçirmeleri gerekecektir.
Tüm bunlara rağmen kısa dönemde doğalgazda OPEC gibi işleyen bir kartel oluşturmak şimdilik için mümkün görünmüyor. Çünkü:
1- Doğalgaz piyasasında fiyatlar 10, 20 hatta 25 yıllık uzun vadeli anlaşmalarla belirleniyor. Bu nedenle de kurulacak kartelin piyasadaki gaz fiyatlarını OPEC’in petrol fiyatlarını kontrol ettiği gibi kontrol etmesi mümkün değildir.[7]
2- Petrolün alım-satımı küresel piyasalarda yapılırken, doğalgazın ticareti birden fazla farklı piyasada yapılıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nin doğalgaz ithalatını Kuzey Amerika karşılarken AB doğalgaz ithalatını Norveç, Rusya ve Cezayir karşılıyor. Dolayısıyla, parçalı bir yapıya sahip olan doğalgaz piyasası henüz global bir fiyat belirleme gücüne sahip değil. Bunun için bu kartelin piyasayı kontrol etmesi zor görünüyor.
3- Her ne kadar kartel üyelerinin ortak amacı üretecekleri doğalgazdan yüksek gelir elde etmek olsa da sahip oldukları rezervlerin büyüklük oranları, üretim kapasiteleri ve gayrisafi yurtiçi hasıla gibi konulardaki farklılıkları nedeniyle ayrı gündemlere sahip olacaklarından üretim kotası ve istikrarlı bir gaz fiyatı gibi önemli meselelerde uzlaşma sağlamaları zor olacaktır.
4- Bir diğer dezavantaj ise OPEC üyelerine kıyasla oluşacak gaz karteli üylerinin coğrafi açıdan birbirlerinden daha uzakta olmalarıdır.
5- Mevcut depolama tesislerinin yetersiz oluşu ve petrole kıyasla doğalgazın depolanmasının daha pahalı oluşu kurulacak olan bu kartelin günlük gaz fiyatlarını belirlemesi ve kesintisiz gaz akışını sağlaması konularında yetersiz kalacağıdır.
6- Üretici birçok ülkenin gaz sektörleri henüz petrol sektörleri kadar gelişmemiş bu yüzden de bu ülkelerin doğalgaz sektörlerini iyileştirmek için daha fazla yabancı yatırıma ve yüksek teknolojiye ihtiyaçları vardır.
7- Kartel üyelerinin Rusya’nın hâkimiyetini kabul edip edemeyecekleri konusunda ise henüz bir mutabakat sağlanmş değildir.
<<>>
8- Bu oluşumu çok erken bulan ülkeler olduğu gibi katılmak istmeyen ülkeler de var: Cezayir ve Katar Enerji Bakanları gaz piyasasının petrol piyasasından farklı olduğunu ve petrole kıyasla çok daha karmaşık olduğunu öne sürerek şimdilik için bir gaz OPEC’i kurmanın çok erken olduğunu söylerlerken Norveç ve Nijeryabu tip bir kartele katılmak istemiyorlar.
9- İthalatçı ülkeler OPEC vari yaptırımlara tepki gösterebilir. Hiç kuşku yok ki bunların başını da AB çekecektir. Böyle bir oluşum AB tarafından ticari anlamda bir yaptırıma maruz kalabilir. Bu da Rusya’nın işine yaramaz. Unutulmamalıdır ki Avrupanın Rusyaya bağlı oldu kadar Rusya da Avrupa’ya bağlıdır.
10- Bir diğer konu ise Rusya’nın alternatif pazarlara ihtiyaç duymasıdır. Dünya doğalgaz piyasasında liderliğe soyunan Gazprom gazının çoğunun Batı Sibirya’da olması ve mevcut durumda sadece Avrupa’ya gidebilen boru hatlarıyla gazını ihraç edebilmesi nedeniyle alternatif pazarlar için binlerce kilometrelik boru hatları döşemesi gerekmektedir. Bu da yüksek yatırım isteyen bir durum olmakla beraber uzun zaman isteyen bir iştir. Yani Rusya şu anda başka ana tüketiclere ulaşmak için ne boru hatları bağlantılarına ne de gelişmiş bir LNG teknolojisine sahiptir.[8]
İşte tüm bunları göz önüne aldığımız zaman bir gaz OPEC’i diğer adıyla Gaz İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OGEC) kurmak şu an olası görünmüyor. Yazı üstünde kartel kurulsa bile kısa dönemde başarılı olmasını beklemek yalnızca bir hayal olur.
Bu arada, önümüzdeki hafta Katar’ın başkenti Doha’da Gaz İhraç Eden Ülkeler Forumu (GECF)[9] üye ülkelerinin bir araya gelecekleri “Doğalgaz Konferansı“nda kartel konusunun gündeme geleceğini de hatırlatmış olalım. Her ne kadar bu toplantıda kartel fikrinin kurumsal bir kimlik kazanacağı tahmin edilsede bu kartelin yakın gelecekte hedeflerine ulaşması söz konusu değildir. Kısa vade de ise Rusya’nın dış politikasına hizmet edecek ve Rusya bununla batıya gözdağı vermek isteyecektir.

* TASAM Enerji Uzmanı
[1] Şangay İşbirliği Örgütü Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’dan oluşuyor. Ayrıca Hindistan, Pakistan, Moğolistan ve İran örgütte gözlemci statüde temsil ediliyorlar.
[2] Toplantıya gözlemci statüde katılan İran’ın Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Rusya ile İran’ın doğalgazda işbirliği yapacak olmasının her iki ülkenin lehine olacağını söyleyerek bu teklife destek vermişti.
[3] İran’ın bu kartele dahil olması için öncelikle nükleer sorununu çözmesi gerekmektedir.
[4] Rusya, Enerji Şartı Antlaşması’nın Avrupalı şirketlerinin kendi pazarına girmesini kolaylaştıracağını öne sürerek imzalamak istemiyor.
[5] Bu ülkeler AB üye ülkelerinin yanı sıra Türkiye, Japonya, Tayvan ve Kore’dir.
[6] Doğalgazda %97 oranında dışarıya bağımlı olan Türkiye Rusya’dan yıllık 19 milyar metre küp İran’dan ise yıllık yaklaşık 7 milyar metre küp gaz ithal etmektedir.
[7] Ancak uzun dönemli anlaşmalardan sıyrılıp daha spot bir piyasa sistemine geçerse fiyatlar üzerinde etkili olabilir. Fakat bu sistemin yerleşmesi oldukça zaman isteyen bir iştir.
[8] Hali hazırda girecek yeni bir pazarı olmayan Rusya’nın orta vadede Avrupa ve Türkiye’ye muhtaç olduğunu da belirtmek gerekiyor. Çünkü Gazprom ürettiği gazının üçte birini Avrupa ve Türkiye’ye pazarlamakta ve doğalgazdan sağladığı toplam gelirinin %70’inden fazlasını bu pazarlardan elde etmektedir.
[9] 2001 yılında kurulan ve 15 üyeye sahip olan Forum dünya doğalgaz rezervlerinin %73’üne ve üretiminin ise %41’ine sahip. Her ne kadar zaman zaman gaz karteli kurmak bu grup tarafından tartışılmışsa da şu ana dek bu konuda fazla etkili olamamıştır. Somut olarak kaydettiği en önemli adım ise üyelerden Rusya ve Cezayir’in Ağustos 2006’da imzaladıkları mutabakat belgesi olmuştur.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Çin’le geliştirmekte olduğu yakın ilişki, Batının yaptırımlarla köşeye kıstırdığı İran için şimdi önemli bir fırsat. Xi Jinping’in 2016 yılında İran’a önerdiği stratejik anlaşma geçen ayın son günlerinde imzalandığında, kapsamı hakkında tahminden öte bir şey bilinmiyordu. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.