Devletin Bekası

Yorum

Devletin bekası, devletin varlığı ile doğrudan alakalı ve egemenliğin en hassas çizgilerini belirlemek için kullanılan bir terimdir. Türkiye’de bu terimin popüler hale gelmesi ve sıkça kullanılması uzun yıllardan bu yana bir gelenek haline gelip, hukukçusundan, siyasetçisine, askerinden, akademisyenine sürekli dile getirilen bir kelime olmuştur....

Devletin bekası, devletin varlığı ile doğrudan alakalı ve egemenliğin en hassas çizgilerini belirlemek için kullanılan bir terimdir. Türkiye’de bu terimin popüler hale gelmesi ve sıkça kullanılması uzun yıllardan bu yana bir gelenek haline gelip, hukukçusundan, siyasetçisine, askerinden, akademisyenine sürekli dile getirilen bir kelime olmuştur.
Türkiye’de devletin bekası genel de rejim ve sınırlar üzerine oluşan ya da oluşturulan tehdit algılamaları gündeme geldiği ya da getirildiğinde hatırlanmakta. Sosyal ve kültürel yozlaşma, çevresel kirlenme, ahlaki çöküntü gibi konular asla devletin bekasına zarar vermesi beklenmeyen olaylar olarak algılanmaktadır. En azından Türkiye algılamasında bu değindiğimiz konular devletin bekasını ilgilendirmeyen ve üzerine gitmeye gerek görülmeyen konulardır.
Yani kısaca, ülkemizde devletin bekasına yapılacak saldırı ya sınır ihlali olmalı ya da rejimi değiştirmeyi amaçlayan bir yaklaşım içermeli. Böyle olunca devletin bekası tehlikede, vatan elden gidiyor anlamında yüksek seslerle dile getirilen sloganlar sürekli gündemi meşgul etmektedir.
Buraya kadar olan devletin bekası algılamasına aslında hiç bir itirazım yok, realist anlayıştaki devlet tarifi ülke için ince çizgileri belirler ve bu çizgilerde oluşabilecek değişiklikler doğrudan devletin bekasına saldırı olarak adlandırılır. Tarif ve durum böyle olunca, devletin bölünmez bütünlüğüne karşı oluşan ve oluşturulan her fiili ve sözlü saldırı karşısında savunma ya da karşı politika üretme ihtiyacı duyulur.
Peki 1980’lerin başında başlayan ve Sovyet Rusya’sının çöküşü ile ilerleme süreci hızlanan, şu an ki görüntüsüyle farklı sorun yumaklarını bünyesinde bulunduran “küreselleşme” düzeninin getirdiklerinin, devletin bekasına hiç mi tehdidi yok? Küreselleşme ile birlikte daha fazla üretim ve daha fazla tüketim anlayışı çerçevesinde oluşan, çevresel felaketlerin, iklim değişikliklerinin ve bunlara paralel olarak ortaya çıkan yüksek enerji ihtiyacının devletlerin bekasına zarar verdiği düşünülemez mi?
Şimdi aklımıza takılacak sorunlar; üretim ve tüketim olmazsa nasıl yaşanır? Üretim ve tüketimin kontrollü ve bilinçli yapılanları desteklenmelidir. Fakat, bilinçsiz su tüketimi, enerji tüketimi ve gıda tüketimi ile ortaya çıkan çevresel ve iklimsel felaketler artık ülkelerin mevcudiyetini tehdit eder hale gelip doğrudan devletin bekasını etkilemektedir.
Bir diğer önemli konu ise, yine küreselleşme ile ortaya çıkan kitle iletişim alanında ki gelişmelerin yol açtığı kültürel ve ahlaki erozyondur. Teknolojik anlamda diğer ülkelere karşı üstünlük sağlayan ülkeler, kitle iletişim araçlarını siyasi amaçları için araçlar haline getirmekte ve propaganda faaliyetlerini fiziksel boyuttan psikolojik boyuta çekerek kitleleri uzun süreli fakat sistemli bir şekilde kendi öngörüleri ekseninde, kontrol altında tutmaktadırlar.
Devletin bekası ve küreselleşme konusunu Avrupa Birliği bağlamında ele alacak olursak, son günlerde sürekli dile getirilen ilişkiler bitme ya da kopma noktasına geldi söylemi aslında çok önemli bir ayrıntıyı dikkate alarak açıklamanın etkili olacağı kanısındayım. AB devlet başkanlarının, 50. yıl kutlamalarında genişleme politikalarına atıfta bulunmamaları, buna bağlı olarak da Türkiye’nin üyeliği konusuna değinmemeleri, ülke gündeminde ilişkilerin olumsuz bir tavır alması olarak yorumlandı.
 
Buna karşılık AB liderleri, belki de çok yeni anlamış olacaklar ki! Çevresel sorunların ve bilinçsiz enerji sarfiyatının çok yakın gelecekte kendi devlet bekasını tehlikeye atacağı ve bu sorunlara acil önlemler almalarının gerekliliği üzerinde durdular.
 
Ülkemizde kamuoyuna yön veren gruplar ise devlet bekasının hala sınır ve rejim noktasında algılamakla birlikte, devam eden kısa vadeli söylemler üzerinden açıklamalar yaparak aslında uzun vadede yukarıda da değindiğimiz, devletin bekasını doğrudan ilgilendiren ve ilgilendirecek konuları kavramakta zorlanıyorlar.
 
Bilim adamları Türkiye’deki tehlikenin boyutları üzerine akademik çalışmalar yaparak durumun vahametini ortaya koymalarına rağmen, kamuoyu yaratamama sorunu ile karşı karşıyadırlar.
 
AB - Türkiye konusuna dönecek olursak, her devletin beka anlayışı farklı oluyor; bazıları geniş perspektifte bütün faktörleri içine alan uzun vadeli politikalar üretirken gene diğer bazıları beka anlayışının hala 1648 Westphalia’da oluşturulan yaklaşımlardan ibaret olduğunu düşünüp, kısa vadeli ve popülist yaklaşımlar ile sorunu ele almaya çalışıyor! Birinin devlet bekasındaki öncelikleri değişiyorsa bunu eleştirmekle birlikte anlamaya da çalışmak gerekir. 
 
Ulusal ve uluslararası siyaset, bulunulan zaman içerisinde ki ihtiyaçları algılamak ve bu doğrultuda açılım yapmak ile daha etkin hale gelecektir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4769 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1696
Avrupa 13 1332
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 498
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2765 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3298 ) Etkinlik ( 70 )
Alanlar
Türkiye 70 3298

Son Eklenenler