Bu bir Amerikan Baharı mı?

Makale

Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız....

Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız. Yine de gök hep yüksek, hep parlak ve mavidir. Bu soğuk kış günlerinde insanı yaratıcı olmaya teşvik eder. Bu nedenle sanat, müzik, edebiyat ve yüksek sınai ve tıbbi teknolojiye katma değer veren bir eyalettir Minnesota. Minneapolis’te hava Mayıs sonundan itibaren yıldırım, gök gürültülü sağanak ve fırtınalarla kısa bir bahara adım atar. İşte o zaman, bütün kış, odun veya cansız tahta parçası hâline gelen dallar, tanrının varlığını ve gücünü hatırlatırcasına tomurcuklara bürünür. Dallar pürnakıl çiçek, ağaçlar pürnakıl meyve dolar. Sonra aniden aşırı rutubet ve sıcak günlere geçilir. Boğucu yazlar, dondurucu kıştan daha acımasızdır.


Sivrisineği bile İncitmeyen bir Eyalet

On bine yakın gölün bulunduğu Minnesota, işte sıcak ve rutubetli günlerde “eyalet kuşu“ (state bird) dedikleri sivrisinekleri bile bağrına basar. İnsanlar, burnunu evinden çıkarmaz. Ama sivrisinekleri çevre endişesi ile itlaf etmekten çekinir. Ama ne yazık ki Minnesota da başka yerler gibi eyalete adını veren Dakota, Ojibwa, Anishinabe veya Chippewa yerlilerine ve sömürge sonrası tarihi boyunca, siyahilere ve Yahudilere karşı acımasız bir ayırımcılık uygulamıştır. Oysa aynı Minnesota, 1980’li yılların sonunda, Körfez savaşı öncesinde ve sonrasında çeşitli ülkelerden göçmen aldı. Eyaletin kuzey Avrupalı soluk benizli çehresi bir anda renklendi. Gelenler, teniyle, giysisiyle, damak lezzeti ile zengin Minnesota’nın zenginliğine zenginlik kattı. Biliyorum, çünkü oradaydım. Bu tabii onlar için yepyeni ve kültürel bir zenginlik oldu. Somali, Sudan, Eritre, Etiyopyalılardan başka, 1989-91 arasında Kamboçya, Laos, Vietnam ve Hmong göçü geldi. Minneapolis halkı bu insanlara hep hoşgörü ile baktı. Yedirip içirdi; Besleyip, büyüttü; okutup, yetiştirdi ve iş verdi, iş imkânı sundu. Şimdi o günlerde Minneapolis’e gelen çocuklar arasında bulunan Ilhan Omar, bugün yetkin bir hukuk insanı ve hâlen ABD Temsilciler Meclisi’nde (kongre) üye. ABD için kazanım olan bir genç kadın Omar.


“Âleme Talkın Veren“ ABD

Ama gelin görün ki, aynı Amerikan insanı ortalamada, hâlâ kölelik geçmişinin mezellet tozunu üzerinden atamamış durumda. Belki de savaşın nihai olarak özgürlüğe kavuşturduğu siyahi nüfusu eşit vatandaş olarak görmeyi lerine hâlâ sindiremediler. Oysa “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi“nin hazırlanıp yürürlüğe girmesine öncülük eden ülke ABD değil miydi? Ne büyük çelişki değil mi? Hem de dünyaya talkın verip, salkım yutarken.

Evet, 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayıp, 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edince, metni başta ABD olmak üzere, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu elli ülke imzalamıştı. Şimdi önce gelinen noktada hangi ülkelerin attıkları imzayı unutarak, insan haklarını ihlal ettiklerine veya edilmesine izin verip, göz yumduklarına bu metin açısından bakmak gerek. Özellikle ABD’de kendi halkına renginden dolayı farklı bir gözle bakıp, ona ön yargı ile mahalle kabadayısı gibi davranan polisi o şekilde cezalandırmak gerek yine de.


Diz Çöken Polis Bir Umut mu?

George Floyd’un polis zorbalığı ile yaşamını kaybetmesinin yarattığı toplumsal infial durdurulabilecek gibi gözükmüyor. Olaylar çığırından çıkmış durumda. Ölüm nedenini kesinleştirmek için kaç kez daha otopsi yapılacak acaba? Ama tarih değişmezse 9 Haziran Salı günü Houston’da yapılacak cenaze töreninin, Dallas’ta 22 Kasım 1963’de Kennedy’nin öldürülmesinden, 19 Nisan 1993’de Waco, Texas’ta Mount Carmel Center’da vergi ödemeyi reddeden Davidian tarikatına karşı yapılan kuşatmadan sonra en büyük olay olacağı kesin. Ama gösterilerde, giderek dikkatimi çeken bir görüntü önemli. Birçok yerde, Newwark’da, Philadelphia’da, Flint ve Camden Michigan’da polis, halkla beraber diz çöküyor, dua ediyor ve göstericilere biber gazı sıkmak yerine, kaskını çıkarıp onları kucaklıyor. Bu acaba polisin kendisi için değil de halkın iyiliği ve güvenliği için kurulmuş bir örgüt olduğunu hatırladığı anlamına mı geliyor? Ama polis bükemediği eli öpmek değil, halka rağmen halka karşı olmak istemediği için bunu yapıyor.


Yoksa Pentagon’a Niyet Ayarı mı?

Buna karşılık, 1 Haziran günü Trump’ın arkasında Episcopal kilisesine yürüyen Savunma Bakanı Mark Esper, ülkenin Genel Kurmay Başkanı General Mark Milley ve Washington DC. semalarında uçan askeri helikopterlerin yarattığı infial büyük. Ama Pentagon’un gerçek niyetini hâlâ ancak eski mensuplarının ve şu anda görevli yüksek rütbeli subayların ağzından öğrenmek mümkün olabiliyor. Nitekim artık emekli olan eski ordu mensuplarından General Martin E. Dempsey ve Amiral Mike Mullen, Amerikan askerinin hiçbir şekilde kendi halkına düşman muamelesi yapmayacağını açıklıyor. Ülkenin bir kez daha savaş alanına dönmesine izin verilmeyeceğine inandıklarını tekrarlıyor. Zaten Esper de sonunda böyle bir şey yapmaktan imtina edileceğini açıkladı. Zaten Trump ve arkasında ona destek çıkan ekibi eğer askeri güçleri sivillerin üzerine sürerse, karşımıza, Mısır’da 2011 yılında Tahrir Meydanında gördüğümüz “ordu-millet el ele“ görüntüleri çıkabilir. Bunu da hesaba katmak zorundalar elbette. Tabii bunun adı “Amerikan Baharı“ olur mu? Hayır sanmam. Çünkü “Bahar“ Amerika’ya geç gelir. Gelince güller açar. Ama geciken toplumsal bahar, zaten bahar olmaz. Toplumun bazı bireyleri hep kış yaşarken gelen bahar, yalancı bahar olur.


Amerika’ya Bahar Irkçılık Bitince Gelir

Evet, ABD’de resmen 1865’de 13. anayasal düzenleme ile sona ermiştir. Ama iki deniz arasındaki tükenmez zenginliği nedeni ile kendisini “tanrının ülkesi (God’s Country)“ diye adlandıran bu ülkeye gerçek baharın gelmesi için önce tanrının hiçbir kulunu ayırt etmeden sevip kucaklayan ve kabul eden bir zihniyetin siyasete, topluma ve insan psikolojisine sahip çıkması gerekir. Sonra bu engin zenginliğin adil paylaşımına engel olan servet uçurumlarının kapanması, azınlıklara verilen sözlerin tutulması ve özellikle güvenlik güçlerinin ve adalet sisteminin önce insan odaklı bir yaklaşımla her düzeyde yeniden ve acilen yapılandırılmasına başlanmalıdır. Ancak bütün bunlardan sonra ABD’de dertler azalır ve yine dünyaya örnek olmaya başlayabilir. Ama bu da şimdilik başka bahara veya baharlara kalan bir konu. Bu bahar da böyle geçiyor.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2655 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 624
Asya 98 1043
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2019 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2019

Afrika ülkelerinin, benzerlikleri yanında farklılıklarının oluşturduğu jeopolitik panorama, hem entegrasyon hem de çatışma potansiyelleri açısından son derece önemli veriler barındırmaktadır. Gerek kıta-içi gerekse uluslararası savunma ve güvenlik stratejilerinin; Afrika’nın bu niteliklerini istisma...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

Sanayi Devriminin ardından üretimin, ticaretin, lojistiğin ve pazarların gelişmesiyle, 19. yüzyılda İngiltere’nin, daha sonra 20. yüzyılda da Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ticaretinde kontrol sahibi olabilmelerini donanmalarına borçlu oldukları görülmektedir.;

Risk toplumları veya belirsizlikler çağı olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde, geleneksel risklerden oldukça farklı özelliklere sahip, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, düzensiz göç, uyuşturucu ticareti, siber saldırılar ve ekonomik krizler gibi sıra dışı riskler nedeniyle, “İnsan...;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.