Çin Orta Doğu’da Etkili ve Temel bir Oyuncu Olabilir mi?

Makale

Çin, Komünist Partisi yönetiminde; demokrasi, insan hakları ve Batı tarzı bir hükümet deneyiminden uzak, otoriter, liberal bir politikayı savunuyor. Öte yandan, dünya ile tamamen entegre olan Çin, Afrika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi kendisinin seçtiği bölgelerde varlığını artırıyor. Anahtar Kelimeler: Çin, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Askerî ve Ekonomik Güç, Diplomasi, Yumuşak Güç ...

Özet
 
Çin, Komünist Partisi yönetiminde; demokrasi, insan hakları ve Batı tarzı bir hükümet deneyiminden uzak, otoriter, liberal bir politikayı savunuyor. Öte yandan, dünya ile tamamen entegre olan Çin, Afrika, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi kendisinin seçtiği bölgelerde varlığını artırıyor. Bu çalışmanın amacı, Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Orta Doğu ülkeleri ile olan dış politikasını, bölgeye yönelik yatırımlarını, askerî araçlarını, ticaretini, ekonomik çıkarlarını ve bölgenin sorunları karşısındaki pozisyonunu, Çin yönetiminin demokrat olmadan önce bir dünya gücü olma iddiasını göz önüne alarak incelemek ve genel bir çerçeve sağlamaktır. Bu kapsamda Çin, Orta Doğu'daki hemen hemen her ülkeye dokunmayı başarıyor. Bunu yaparken, Çin hem yumuşak gücünü hem de sert gücünü kullanmakta tereddüt etmiyor ve daha önce pek yapmadığı arabulucu rolünü üstleniyor. Bütün bunları açıklamaya çalışırken, bu makalenin amacı, kronolojik bir değerlendirme yapmaktan ziyade, 1949-2020 dönemi Çin siyasetindeki güncel olaylara vurgu yaparak değişimleri ve süreklilikleri vurgulamaktır.
 
Anahtar Kelimeler: Çin, Orta Doğu, Kuzey Afrika, Askerî ve Ekonomik Güç, Diplomasi, Yumuşak Güç
 

Abstract
 
The China advocates an authoritarian liberal policy in the administration of the communist party, far from democracy, human rights and a western-style government. On the other hand, China, which is fully integrated with the world, is increasing its presence in the regions it chooses such as Africa and Middle East and North Africa. This study will provide a general framework for analyzing the foreign policy of the People's Republic of China with the countries of the Middle East and its investments, military means, trade, economic volumes and position vis-à-vis the problems of the region and taking into account of China's claim to be the world power before becoming a democrat. China manages to touch almost every country in the Middle East. While doing this, the China does not hesitate to use both his soft power and hard power and it takes on the role of mediator as it has never done before. Trying to explain all this, the aim here is not to make a chronological assessment, but to point out the changes and continuities in Chinese politics during the period 1949-2020 with emphasis on current events.
 
Keywords: China, Middle East,North Africa, Military, Economic Power , Diplomacy, Soft Power


Giriş
 
Çin - Arap Devletleri Fuarı'nın dördüncüsü, Eylül ayında Çin ve Arap dünyasından 2.900 şirketin katılımıyla Ningxia'nın Hui Özerk Bölgesi'nde (Çin'in kuzeybatısında) gerçekleşti. [1] Bu fuar, Çin'in Orta Doğu'ya olan ilgisini göstermek için sadece bir örnektir. Uzun yıllardır, Çin, Orta Doğu bölgesindeki varlığını artırıyor aynı zamanda yatırımlarını geliştiriyor, silah satmaya devam ediyor ve hidrokarbon alıyor. Ayrıca Arap ülkeleri ile dostluğu, işbirliğini ve ortak kalkınmayı güçlendiriyor ve ABD'ye karşı dünya lideri olma kapasitesini artırıyor. Çin için asıl meydan okumanın ise demokratik olmadan önce süper güç olmak olduğu da söylenebilir. Bu sebepledir ki daha önceden Afrika’da yaptığı gibi şimdi de Orta Doğu’da varlığını artırmak istiyor. Bu politikaların amacı tıpkı “Go” oyununda olduğu gibi bir bölgeyi kazanabilmek için önce çevresini kuşatmak gerektiği ilkesine dayanıyor ki bu strateji Rimland aktörleri arasındaki bağlantıyı güçlendirme adına önemli bir adımdır. [2] Dolayısıyla, bu karmaşık bağlamda Çin, Orta Doğu'da etkili ve önemli bir oyuncu olmak için mümkün olan her türlü aracı kullanıyor.
 
Öncelikle, Çin'in Orta Doğu'daki varlığının kısa tarihi incelenecek, ardından “Yeni İpek Yolunun” ve Rimland teorisinin Çin stratejisindeki önemi analiz edilecektir. İlk bölümde, Çin'in enerjiye bağımlılığı göz önüne alınarak, enerji arzı konusundaki büyük ilgisi ve talebi açıklanacaktır. İkinci bölümde, Çin’in bölgeye silah satışı, denizlerdeki mevcudiyeti, Çin - Körfez işbirliği ve askerî ortaklıklar hakkında analiz yapılacaktır. Üçüncü bölümde, Çin’in Mısır ile olan yakın ilişkisi üzerinde durularak Orta Doğu’ya olan yatırımı ele alınacaktır. Son bölümde ise Çin diplomasisinin Doğu Akdeniz gerilimi, İsrail - Filistin sorunu ve Arap Baharı gibi bölgeyi ilgilendiren krizlere bakış açısı incelenecektir. Tüm bu gelişmeler ve süreçler Çin'in bölgeye ne kadar bağlı olduğunun ve egemenliğini bir o kadar artırmaya çalıştığının bir göstergesi olacaktır.

 
1940'lardan 11 Eylül'e Kadar Çin ile Orta Doğu Ülkeleri Arasındaki İlişkinin Kısa Tarihi
 
Araştırmacılar, bir Arap maceraperest tarafından yazılan ve Tang Hanedanlığı'nda Çin'in 9. yüzyıldan kalma bir Arap görüşünü sunan 1.100 yıllık bir anlatının yeni çevirisiyle tanışmış olsalar da [3], bu makalede, 1940’lardan başlanarak 11 Eylül’e kadar olan 4 önemli zaman diliminden bahsedilecektir.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulmasından önce, ilk bağlantı 1945-1955 yılları arasında başlar ve Çin, Sovyetlerin Orta Doğu politikasını takip eder. Bu dönemde, Çin ile Orta Doğu ülkeleri arasında doğrudan bir ilişki yoktu çünkü bu ülkeler ya yeni bağımsızlık kazanmışlardır ya da yakında doğacaklardı ve Amerika Birleşik Devletleri veya İngiltere gibi büyük güçlerin hegemonyasındaydılar. Aynı zamanda Arap ülkeleri Çin Halk Cumhuriyeti'ni resmî olarak tanımıyordu. Öte yandan Çin bu ülkeleri ve liderlerini karşı-devrimci liderler ve feodal diktatörler olarak nitelendirdi. [4] Bu duruma rağmen, 1956'da Süveyş Kanalı’na üç taraftan yapılan saldırı sırasında Çin'in Mısır'a desteği, 1958'de Cezayir geçici hükümetinin tanınması ve Çin'in Filistin Ulusal Hareketi'ne desteği bu dönemin belirleyicisidir. [5]
 
İkinci dönemde Çin, 1956-1966 yıllarında Sovyetlerle aynı çizgide değildi, Üçüncü Dünya Ülkeleri’nin dayanışması çerçevesinde, bölge ülkeleriyle Batı karşıtı bir politika kapsamında ilişkiler kurmaya başladı. 18-24 Nisan 1955'te Endonezya’da toplanan Bandung Konferansı'na katıldı ve Çin, o zamanlar yeni bağımsızlıklarını kazanan Asya - Afrika devletlerini bir araya getirmeyi başardı ve bu birliktelik Çin Devrimi'nin ruhunu canlandırmak için Mao tarafından başlatılan Kültür Devrimi'ne kadar devam etti.

Üçüncü dönem 1967-1977 arasıdır. Çin'in Kültür Devrimi ile içine kapanması Sovyetlere yabancılaşmasına neden oldu. Bu dönemde Çin, Sovyetleri bir tehdit olarak görmeye ve ABD’ye yaklaşmaya başladı. Bu nedenle Çin, Türkiye, İran gibi ABD'nin müttefik ülkeleriyle anlaştı ve bu gelişmeler Çin'in Orta Doğu'ya açılmasını sağladı.
 
Dördüncü dönem 1972'den itibaren başlamaktadır. Çin'in ABD ile yakınlaşması daha az ideoloji ve daha fazla politik motivasyonla özetlenebilen bir dönemdi. Aynı zamanda bu hamle Çin rejiminin kapitalizme yönelmesiydi. Dolayısıyla modernleşmeye ve kapitalizme devam etmek için tüm ülkelerle ilişkiler kurmak gerekiyordu. Bir ülkenin ABD veya Sovyetlere olan uzaklığı veya yakınlığı artık önemli değildi.[6]
 
1990'larda Orta Doğu'daki tüm ülkeler Çin'i en az bir kez ziyaret etmişti. Sonuç olarak, Çin’in teknolojik, ekonomik ve askerî güçlerini geliştirmesi bölge ülkeleri için bir cazibe oluşturdu. Ayrıca Orta Doğu’daki hiçbir ülkeyle askerî çatışmada olmaması, (Örneğin Çin, Körfez Savaşı sırasında askerlerini Birleşmiş Milletlere göndermedi) bu yüzden tüm bu yaşananlar Çin’in Orta Doğu ülkeleri nazarında güven ve saygısını artıran gelişmelerdi. Bu dönemde Çin, Mao döneminde "Amerikan yanlısı", "gerici" ve "feodal" rejimler olarak sınıflandırdığı bir dizi bölge ülkesiyle yakınlaştı ve çeşitliliğe dayanan bir politika izledi. [7]
 
Bu hikâyelerin ardından 11 Eylül saldırısı sonrasındaki gelişmeler ve Yeni İpek Yolu, Çin'in bölgedeki politikasını açıkça yansıtıyor. Ben Simpfendorfer, “Yeni İpek Yolu” başlıklı makalesinde; İpek Yolu'nu yeniden kuran Çin yönetiminin ekonomi politikasını ele alıyor. [8] Ayrıca bu makalede, dünyanın Orta Doğu görüşünü değiştiren 11 Eylül saldırısına odaklanılıyor. Örneğin saldırılardan 7 gün sonra Çin, Dünya Ticaret Örgütü’ne katıldı ve petrol ithal etmek için girişimlerde bulundu. Kısmen DTÖ'ye girmesiyle körüklenen Çin ekonomisi, takip eden yıllarda yılda % 10 büyüme hızına doğru ilerledi.
 
Benzer şekilde, Amerika ve Avrupa, 11 Eylül'den sonra Arap vatandaşlarına yönelik vize kısıtlamalarını sıkılaştırdı. ABD'yi ziyaret eden Arap vatandaşlarının sayısı 2000 ve 2010 yılları arasında 251.000'den 232.000'e düştü. Avrupa ziyaretleri de aynı dönemde geriledi ve Çin bu dönemde vize politikasını gayriresmî resmi olarak serbestleştirdi. Birçok Arap ülkesi vatandaşı Çin'e seyahat etmede daha rahat hissetti, çünkü adları Avrupa veya Amerika Birleşik Devletleri'nde aranan bir teröristin adıyla eşleşebilirdi. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Çin'in İpek Yolu ülkeleriyle olan toplam ticareti son beş yılda 1,1 milyar dolardan 1,9 milyar dolara yükseldi. Sonuç olarak Çin, 2002 yılında İngiltere'yi ve 2006 yılında Almanya'yı geçerek, ABD'yi de geride bırakarak dünyanın en büyük Orta Doğu ihracatçısı oldu.[9]
 

Yiwu Şehri, Rimland Teorisi ve Yeni İpek Yolu
 
Çin’in Çin stratejisi hakkında birçok şeyi açıklayan şehirlerinden biri olan Yiwu, dünyanın en büyük süpermarketini ve uluslararası alışveriş cennetini inşa ediyor. Yiwu şehri Müslüman konuklar için en iyi pazarlardan biri haline geldi. Biraz küreselleşen Çin - Afrika, Çin - Arap dünyası görüntülerinin aksine, bu ipek yolları, onları canlandıran aktörler ve meydana geldikleri yerler de sürekli olarak yeniden düzenleniyor ve yeniden adlandırılıyor.
 

[1]Mona Shoukry, Inauguration en Chine de la 4e édition de la "foire-expo" Chine-Etatsarabes,2019, https://www.mena.org.eg/fr/news/dbcall/table/webnews/id/8091081> ,
[2]TanguyStruyeDeSwıelande, La Chine et ses objectifsgéopolitiques à l’aube de 2049, 2017 https://www.diploweb.com/La-Chine-et-ses-objectifs-geopolitiques-a-l-aube-de-2049.html
[3]Jan Keulen, LesChinoisvus pas les Abbassides,2015, https://www.middleeasteye.net/fr/reportages/les-chinois-vus-pas-les-abbassides>
[4] Hakan Güneş, Çin’in Ortadoğu Politikası,Çin Deniz Ülke Arıboğan(dir), Çin’in Gölgesinde Uzakdoğu Asya, İstanbul, Bağlam Yayınları, 2001, p. 297-308
[5]BicharaKhader, La percéechinoise dans lesmarchésarabes et méditerranéens, IEMed,Annuaire 2018,p.42
[6]Abid, p.308
[7]Çağdaş Üngör, Çin Ve Üçüncü Dünya, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No 41, 2009, p.34
[8]Ben Simpfendorfer, La nouvelleroute de la soie, Études, 2012/5 (Tome 416), p. 595- 604
[9]Ben Simpfendorfer, La nouvelleroute de la soie, Études, 2012/5 (Tome 416), p. 595- 604

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2539 ) Etkinlik ( 172 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 75 983
Avrupa 13 609
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 278
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1897 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1897

Son Eklenenler