Vahşi Kapitalizmden Evcil Ortaklığa Geçiş Mümkün Mü? Transatlantik ve Pasifik Ortaklıkları Örneği

Makale

Ülkeler arası ticari aktörlerden birisinin değişen ekonomik durumunun diğer ülkelerin de üretim ve yatırım faktörlerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilme kapasitesi olarak tanımlanabilecek uluslararası bağımlılık, iki ülke arasında kazan-kazan ilkesine dayalı bir ilişki modelidir. Bu modelde önemli iki unsur pazarlık gücü ve maliyettir. ...

Giriş

Ülkeler arası ticari aktörlerden birisinin değişen ekonomik durumunun diğer ülkelerin de üretim ve yatırım faktörlerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilme kapasitesi olarak tanımlanabilecek uluslararası bağımlılık, iki ülke arasında kazan-kazan ilkesine dayalı bir ilişki modelidir. Bu modelde önemli iki unsur pazarlık gücü ve maliyettir. 1 Dolayısıyla iki ülkeden birisi daha çok kazanacak ve bu fark ihtilafları artırsa da bundan kaynaklı maliyetler göz önüne alındığında çatışmanın uzlaşmadan daha maliyetli olacağı varsayımı sonucu uzlaşma sağlanacaktır.2 Meselenin en önemli noktası ise bağımlılığı yüksek olan devletin uluslararası ticari ilişkilerdeki politik kararlardan her zaman daha fazla (ve genellikle negatif) etkileneceğidir.

Günümüzde ise uluslararası çok taraflı ticaret antlaşmalarından ziyade ikili ya da bölgesel ticaret antlaşmalarının imzalanmaya başlamasının en önemli sebebi, uluslararası bağımlılıkların artırılmak istenerek uluslararası güvenlik ve dengenin sağlanması ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç her devlet için farklı araçlarla sağlanabileceği gibi uluslararası ekonomik bağımlılıklar da iki önemli teorisyen için iki farklı/zıt sonuca ulaşır.

Bu bağlamda Kant için uluslararası sistemdeki ekonomik bağımlılık günümüzün yumuşak güç eksenli ilişkilerin tesisi için önemli bir araçtır. Bunun aksini iddia etmenin, tarihten gelen tecrübelerle, yanlışlığı ispat edilmiştir. Zira Avrupa özelinde Katolik-Protestan çatışması Otuz Yıl Savaşları’na sebep olmuş ve bu savaştan sonra Vestfalya Antlaşmasıyla Avrupa ahengine erişilmeye çalışılmıştır. Yine de Savaş sonrası Fransa güçlenmiş Almanya ise Sanayi Devrimi, sömürgecilik arayışları, deniz hâkimiyeti, uluslararası ticaret hakları gibi konularda İngiltere ile Fransa’ya yetişememiştir.3 Bu rekabetin doğal bir sonucu olarak, temeli ekonomik hâkimiyet alanlarının paylaşılmasına dayanan ve milyonlarca insanın öldüğü, tarihin değiştiği dünya savaşları başlamıştır.

Buna rağmen Rousseau’ya göre4 devletlerarası bağımlılık ülkeler arası rekabeti artıracağı için - Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında olduğu gibi - çatışma ve hatta savaşlara neden olacak, bu ise her çeşit özgürlükleri azaltacaktır. Kant için ise ülkeler arası karşılıklı ekonomik bağımlılıklar ticaret ve işbirliğini artıracağı için ortak çıkarların tehdit altında olmasının önlenmesi maksadıyla çatışmalar da önlenecek ve bu durum dolaylı ve orta vadede özgürlükleri artıracaktır.5 Nye de6 Kantçı bir bakış açısıyla konuya yaklaşmış ve ülkeler arası ekonomik bağımlılıkların özgürlükleri artıracağından hareketle günümüzde bireyin değerinin de artmasına sebep olacağını ve böylece çatışmadan uzak bir uluslararası sistemin yumuşak güç7 temelinde etkin hale geleceğini savunmuştur.

Görüldüğü üzere uluslararası bağımlılığın aslında en temel hedeflerinden birisi güvenliktir. Güvenlik kavramı askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal veya çevresel tehditlere karşı alınan - varoluşsal - önlemler bütünü iken güven(lik) sizlik kavramıysa bu önlemlerin alınamaması (veya alınamadığının zannedilmesi) halidir. Bu zannetmeden hareketle ilgili tedbirlerin siyasi maksatlar için kullanılması olarak özetlenebilecek güvenlikleştirme ise iki temel kavram üzerine şekillenir. Bunlar kurgu ve kazançtır; kim kurgulamışsa o kazançlıdır. Bu bağlamda bir aktörün (genel olarak devletin) herhangi bir konuda çıkarlarını/ kazançlarını artırabilmek için güvenliği kurgulamasına ya da var olan bir kurguyu kendi bünyesinde revize ederek bunu bir güvenlik (dolayısıyla bir varoluş) sorunu haline getirmesine güvenlikleştirme denir.8 Bu siyasi pratik günümüzde daha çok din, etnik kimlik ve toplumsal cinsiyet kavramları üzerinden kurgulanmaktadır. Güvenlikleştirmenin en önemli avantajı ise güvenlik (tedbirleri) arttığında güvensizliğin azalacağına olan yaygın inançtır. Artan güvenlik ise azalan özgürlüklere sebep olur. Fakat tüm bu kavramlar tehdit algılamasının az ya da çok olması ile ilgili bir kurmacadan ibarettir.

Bu verilerden hareketle Asya-Pasifik özelinde kurulan ekonomik ittifakların iki farklı amacı vardır. Bunlardan ilki negatif olarak güvenlikleştirme ile ilgilidir. Buna göre karşıdaki düşmanın/rakibin sert güç kullanması sağlanarak hamle yapması ve ezilmesi/boyun eğmesi amaçlanmış olabilir. Diğer amaç ise karşıdaki düşman/rakip yumuşak güç unsurlarıyla etkisizleştirilerek Batının hegemonyası devam eder. Amaçların ikisinde de karşıda bir rakip ve dolaylı olarak bir düşman vardır. Ayrıca bu aktör her ne şekilde olursa olsun dengelenmeli ve Batı medeniyet ve ekonomisi korunmalıdır.

Bu noktalardan hareketle çalışmanın temel hipotezi, uluslararası ekonomik bağımlılıkların artmasıyla çatışmaların azalacağı bulgusu üzerine bina edilmiştir. Fakat bu hipotezin önemli bir ayrıntısı vardır: ötekini sömüren, yok sayan, önemsemeyen, ben merkezli, sıfır toplam kazançlı, vahşi kapitalizmin dünyadaki diğer ülkeler için en önemli gaye olmadığının bilinmesi gerekir. Zira ülkeler için güvenlik, kültür ve din, ekonomiden daha önemli hatta kutsal hedefleri içinde barındırmaktadır.

Uluslararası ticaretin günümüzün en önemli çatışma çıkaran ya da önleyen bir fenomeni olmasından hareketle bu çalışmanın amacı Transatlantik ve Pasifik Ticaret ve Yatırım Ortakları’nın nasıl ehlîleştirilebileceğini tartışmak ve çözüm önerileri ortaya koymaktır. Ayrıca ülkemizin bu antlaşmalardan nasıl etkileneceği literatürde tartışılmış olsa da bu çalışmada Türkiye’nin uluslararası güvenlik bağlamında etkilenme kapasitesi de tartışılacaktır. Bu hedefler çerçevesinde çalışmada ilk olarak küresel ölçekte üç büyük uluslararası ticaret antlaşmaları incelenecek, ardından bu antlaşmalarda kümülatif olarak ötelenmiş devletlerin ekonomik ve siyasi pratikleriyle ilgili öngörülerde bulunulacak ve son olarak kapitalizm odaklı uluslararası siyasetin hangi sonuçları beslediği tartışılacaktır.

TASAM Yayınlarının "Trans Pasifik Ortaklığı, Asya Ülkeleri ve Türkiye" isimli kitabından alınmıştır.

"Trans Pasifik Ortaklığı, Asya Ülkeleri ve Türkiye“ e-kitabı için Tıklayınız
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2071 ) Etkinlik ( 85 )
Alanlar
TASAM Türkiye 85 2071

Temeli 1998 tarihli Afrika Açılım Eylem Planı’na dayansa da özellikle 2008’den itibaren büyükelçilik sayısında ve THY Afrika destinasyonlarındaki artışlarla birlikte ivme kazanan Türkiye-Afrika ilişkileri ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri stratejik boyutlarıyla geniş bir zemine oturmaktadır. ;

Doğu Asya’nın kendine has tarihsel tecrübesi, iktisadi düşünce tarihi ve metodolojisi çalışan akademisyenler için ana akım (neoklasik) teorilerin sınırlarını test eden muazzam bir laboratuvardır. ;

İktisadi düşünce tarihi, uzun süre boyunca Batı Avrupa ve Kuzey Amerika merkezli bir epistemolojik hattın tekelinde şekillenmiş; Batı dışı toplumların entelektüel üretimleri ise genellikle "gecikmiş", "çeperde kalmış" ya da "taklitçi" formlar olarak marjinalleştirilmiştir. ;

NATO zirveleri genellikle savunma harcamaları, askeri yetenekler ve Rusya'ya karşı caydırıcılık üzerine yapılan tartışmalarla domine edilir. Ancak İttifak'ın resmi belgelerinde daha sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. ;

İktisat biliminin tarihsel gelişimi, ekseriyetle soyut kuramların doğrusal bir çizgide birbirini takip ettiği saf bir düşünce silsilesi olarak tasvir edilir. Ancak iktisadi düşüncenin ve bu düşünceyi üreten akademik paradigmaların evrimi, göründüğünden çok daha ampirik, kurumsal ve coğrafi yer değiş...;

İktisadi düşünce tarihi çalışmaları, genellikle Anglo-Amerikan merkezli ana akım kuramların ya da Batı Avrupa menşeili büyük ekollerin gölgesinde şekillenme eğilimindedir. ;

The Lancet'te yayımlanan bir analize göre, dünya genelinde yaklaşık 1,2 milyar insan şu anda bir ruhsal bozuklukla yaşıyor ve bu yük son otuz yılda çarpıcı bir şekilde arttı. Ruhsal hastalıklar, dünyanın en çok engelliliğe yol açan sağlık sorunları arasına girdi; anksiyete ve depresyon ise bu yüksel...;

İktisat “bilimi”, çoğunlukla evrensel formüllerin, grafiklerin ve rasyonel aktör varsayımlarının soğuk laboratuvarı olarak kabul edilir. Ancak tarihin ve coğrafyanın süzgecinden geçirilmemiş bir iktisat teorisi, ruhu ve hafızası olmayan bir iskeletten ibarettir.;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...