Farklılaşan Köklerden Benzeşen Çatışmalara: İslâm Coğrafyasının Modern Çatışma Unsurları

Makale

Bu makale İslâm coğrafyasında yaşanan çatışmaların felsefî, siyasî ve iktisadî sebeplerinin izini sürmektedir. Coğrafyada karşılıklı çatışanlar farklı meşruiyetlere sahipmiş gibi görünmektedir. Ancak ortaya koydukları eylemler birbirlerinden çok farklı değildir. ...

Giriş

Bu makale İslâm coğrafyasında yaşanan çatışmaların felsefî, siyasî ve iktisadî sebeplerinin izini sürmektedir. Coğrafyada karşılıklı çatışanlar farklı meşruiyetlere sahipmiş gibi görünmektedir. Ancak ortaya koydukları eylemler birbirlerinden çok farklı değildir. Buradan yola çıkılarak zihnin inşa olduğu bağlam irdelenmektedir. Öyle ki eylemlerdeki bu benzerlik3 onları temelde aynı şeyin (zeminin) inşa ettiğini ima etmektedir. Modern dönem ile ortaya çıkan bu zemin endüstriyel siyasettir. Benzerlikler bunun üzerinden değerlendirilmiştir.

Bununla birlikte çatışmalar, yaşanan durumlara dair bir tür çare arama çabası olarak yorumlanabilir. Bununla birlikte çarelerin hangi ortamda arandığıda önemlidir. Bu bağlamda üzerinde durulacak diğer unsur ‘buhran’dır. Yüz elli yıldır devam eden bu dönem içinde birer çare aracı olarak Milliyetçilik ve İslâmcılık temel örnekler olarak ele alınmıştır. Endüstriyel siyaset çare arayışlarını etkileyen ve benzerliklere yol açan temel bağlam iken bağlı bulunulan mekan ve zaman gibi nisbi bağlamların, farklılıkları vurgulamada önemli dayanaklar oluşturduğu gösterilmiştir.

Sonuçta çatışanların aynı madalyonun farklı yüzleri veya büyük resmin birer unsurları olarak görüldüğü değerlendirilmesi yapılmaktadır. Bu çalışma, dayanakların oturduğu bağlam ile iddiaların uyumundan ya da onların resmini çeken bir okumadan ziyade, öncelikle onların yaslandıkları kadim kökleri de yoğuran modern bir yatakta mayalandığını açığa çıkarma iddiasındadır. İlk olarak söz konusu çatışmanın kaynakları ve sürekliliği üzerinde duralım.


1. Çatışmanın Kaynakları ve Sürekliliği

Orta Doğu olarak temerküz eden İslam coğrafyasında cereyan eden çatışmalar artık bölgeye ait “kültürel bir olgu“ gibi algılanmaktadır. Coğrafyada yaşanan bütün çatışmalar elbette yalnızca dışarıdan gelen güçlere karşı oluşmuyor. Ancak çatışmaları artık bir “olgu“ haline dönüştüren başat unsurun dışarıdan gelenler olduğu da yadsınamaz. Bu bağlamda çatışmayı bir ‘kültür’ haline getiren en temel unsur dışarıdan yönelen talepler ve çoğunlukla bunun arkasından gelen askeri operasyonlardır. Buna dışarıdan bölgeye gelip yerleşenleri (örneğin İsrail) de eklemek gerekir. Sonuçta kurulan düzenin çarklarına yapılan itirazların çatışma üretme kapasitesine ulaşması yine bu ‘kültür’ün, başka bir ifadeyle sürekliliğin oluşmasının önemli sebebidir.

Çatışmaların coğrafya üzerindeki sürekliliği meşruiyet vurgularının derinleşmesine ve keskin bir hal almasına yol açmıştır. Sürekliliğin bir taraftan çatışmaların içinde doğanların üzerinde daha kalıcı etkiler bırakması kaçınılmaz iken diğer taraftan bunun sürekliliğe kaynak sağladığı görülür. Ayrıca çatışmanın sürekliliği yalnızca orada doğmuş olanlar üzerinden devam etmez. Zira meşruiyetlere dair vurguların bugün dünyanın her yerinden taraftar bulması, özellikle daha etkin olanların batı merkezli bir eğitim almaları veya batıdan göçmesi bunun göstergesidir. Çatışma kültürü açısından bu durum aynı zamanda modern olan ile benzeşmenin önemli bir ayağını oluşturur.4

Bu bağlamda oluşan mücadeleye dair meşruiyetin yaslandığı temel olgu din ile birlikte coğrafyanın tarihi içinde mayalanan aidiyetler ve mensubiyetlerdir. Bunların kökleri her ne kadar modern öncesi uzak geçmişe yaslansa da iddialara sinen vurgu moderndir. Her modern siyasî proje (bunlara ideolojiler de diyebiliriz) bütün tarihselliğine rağmen evrenselci ve mutlakçı olduğu için sahip oldukları projeleri hayata geçirmek için muktedir olmayı (gücü) talep ederler. Farklı olana boyun eğdirmek niyetini güderler. Dolayısıyla modern bir yatağın içinde oluşan bu tür iddiaların ve bunlara yaslanan eylemlerin kendisine karşı mevzilendiği ile benzeşmesi öncelikle bu noktadan başlar.

Yer yer nisbi zaman ve mekanlarda bir sükunet durumu oluşsa da Orta Doğu coğrafyasının uzun zamandır yaşadığı çatışma ortamı orada oluşan mevzilerin en temel nedenidir Bunun önemli bir sebebi olarak şunu ifade edebiliriz: Çatışma uzun bir sürece yayılırken oluşan hikayeler, üyeler tarafından kapalı devre şeklinde kullanılan ve çatışmayı besleyen önemli bir meşruiyet kaynağı olarak görülmektedir. Bununla birlikte birbirine karşı çatışan tarafların, oraya dışarıdan gelip cephe açanların kullandığı modern araçlara (ideolojiler, iktisadî vb. değerler vs.) benzer bir görüntü ile ortaya çıktıklarını görüyoruz. Örneğin kitlesel ve özellikle sivil ölümler daha çok modern döneme özgü bir durumdur. Ya da bu tür kitlesel cephe gerisi katliamların gerekli ve geçerli bir ahlâkî ve dolayısıyla felsefî bir zemin üzerine oturtulmasının yine kitlesel taraftar bulması daha çok modern döneme özgüdür, diyebiliriz. Yalnızca buradaki benzeşen eylem şekli üzerinden yapılacak bir çalışma dahi söz konusu benzeşmeyi açığa çıkaracak önemdedir. Açıkçası, havadan cephe gerisindekileri de bombalayan uçakların arkasında duran gerekçe ile vücuduna bomba düzeneği bağlayarak ölüme ve yine cephe gerisinde olanları öldürmeye gidenlerin gerekçeleri farklı gibi görünse de orada ortaya çıkan iradelerin yaslandığı zemine dair benzerlikler çok daha dikkate değerdir. Farklı meşruiyetlere yaslansalar da sonuçların benzerliği onları farklı ve tekil bir örnekten çok bir şeyin iki yüzünden biri yapar. O şeyi modern Avrupa’da doğmuş ve gelişmiş olan endüstriyel siyaset olarak tanımlayabiliriz.

Öyleyse, mezhepler ve uyruklar üzerinden yürüyen meşruiyet iddialarına odaklanılarak bütün süreçleri anlatma çabası, belki ortada duran devasa meselenin bir parça gerçekliğine tesadüf edebilir. Ancak mezhep ve uyruklara yaslanan eylemlerin fâilleri vardır. Bu durumda şunu ifade etmek mümkündür: İnsan (belki de siyasal insan demeliyim) kendi çağına ve onun araçlarına gömülü bir şekilde yaşamak zorundaysa çağın hakim unsurlarının inşa ettiği mütehakkim olguların anlaşılma çabası meselenin künhüne vakıf olmaya katkı sağlar. Şimdi çatışmaların farklılık ve benzeşen yönlerini değerlendirelim.

TASAM Yayınlarının "Mezhepler, Etnisite ve Çatışma Çözümü" isimli kitabından alınmıştır.

“Mezhepler, Etnisite ve Çatışma Çözümü“ e-kitabı için Tıklayınız

“Mehzepler, Etnisite ve Çatışma Çözümü“ Kitabı için Tıklayınız
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Küresel hegemonya mücadelesi giderek sertleşirken jeopolitik saiklerin daha akışkan olduğu yeni bir döneme giriliyor. Bu yeni dönemde jeopolitik dinamikleri yeniden şekillendirmeyi planlayan iddialı projeler, stratejik pozisyon almak için uygun bir konjonktür yaratmayı hedefliyor. Bu projeler arasın...;

Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşe taşı olarak görülen; Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir.;

Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından başlatılan Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı ““Geleceğin Güvenliği & Savunması, Yapay Zeka ve Stratejik Dönüşüm““ başlıklı 2024 ikinci dönemi 20 Nisan 2024 ve 11 Mayıs 2024 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilec...;

Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından başlatılan Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı ““Geleceğin Güvenliği & Savunması, Yapay Zeka ve Stratejik Dönüşüm““ başlıklı 2024 ikinci dönemi 20 Nisan 2024 ve 11 Mayıs 2024 tarihleri arasında çevrimiçi olarak gerçekleştirilec...;

Napolyon Bonapart'ın yeğeni III. Napolyon, 1852'den 1870'e kadar Fransa'yı yönetti. Onun dış politikası, askeri maceracılık, diplomatik manevralar ve yurtdışında Fransız nüfuzu kurma girişimlerinden oluşmuştur. Kısaca III. Napolyon’un dış politikası hırs ve çelişkinin bir karışımıydı.;

İsrail ve Hamas arasında yeniden başlayan çatışmalar, yeniden yüz yüze gelinen Husi füze tehdidi, Hint Pasifik ve Kuzey Kutbu'nda yükselen tansiyon, Sahra Altı Afrika'daki çalkantılar ve Rusya'nın üçüncü yılına doğru ilerleyen Ukrayna savaşı geçtiğimiz yıl oldukça değişken bir güvenlik ortamı yaratt...;

Hint-Pasifik bölgesinde savaşın patlak vermesi gerçek bir olasılık. Artan rekabet, küresel ve bölgesel güçler arasındaki güven eksikliğinin büyümesi ve potansiyel yanılgılar riski artırmaktadır. Çatışmaların tırmanma riskleri ve bunların nasıl yönetilebileceği konusunda daha etkili bir Avustralya od...;

Bu yıl Çin için Ejderha yılı. Bu yıl doğan çocukların daha şanslı kabul edildiği, varsayılan şansı yakalamak için ailelerin büyük gayret gösterdiği bir yıl 2024. Aynı inanç Tayvan, Singapur, Hong Kong, Japonya ve Malezya içinde söz konusu. Çin acaba 2024 de ejderhanın verdiği özgüven ve ivmeyle ne g...;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 2

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Nis 2024 - 11 May 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.