Hilmi Güler: Nükleer Santral, Namus Meselemiz

Röportaj

Nükleer santral ihalesi genel seçim öncesinde gerçekleşecek. Şu anda TBMM Genel Kurulu’nda görüşme sırası bekleyen tasarı yasalaştığı an, Bakanlık, ilgili firmalara resmî çağrıyı yapacak. Anlaşılıyor ki yıllarca sürüncemede kaldıktan sonra iptal edilen geçen seferki Akkuyu ihalesinden farklı bir yol izlenecek. ...

Röportaj / Nuriye AKMAN / Zaman Gazetesi
Hilmi guler
Nükleer santral ihalesi genel seçim öncesinde gerçekleşecek. Şu anda TBMM Genel Kurulu’nda görüşme sırası bekleyen tasarı yasalaştığı an, Bakanlık, ilgili firmalara resmî çağrıyı yapacak. Anlaşılıyor ki yıllarca sürüncemede kaldıktan sonra iptal edilen geçen seferki Akkuyu ihalesinden farklı bir yol izlenecek. Seçilen yatırım, işletme ve teknoloji modelleri de çok farklı. Bugüne kadar dar bir çerçevenin dışında yeterince tartışılmayan nükleer meselesini, siyasi sahibinin görüşleriyle kamuoyunun dikkatine sunuyorum. Enerji Bakanı Hilmi Güler’in sorularıma verdiği cevaplar, üç gündür benzer sorulara verdiği cevapları okuduğunuz TAEK eski Başkanı Ahmet Yüksel Özemre’nin yaklaşımı ile birlikte değerlendirildiğinde kafalarda yeni soru işaretleri oluşturuyorsa, ortalık şenlenecek demektir. Benden bu kadar. Kimin başka ne sorusu varsa cevaplarının peşine düşsün...

Nükleer santral için ihale çağrısını seçimden önce yapacağınızı açıklamıştınız. Tam tarih belli mi?

Yasamız Genel Kurul’da oylanır oylanmaz, teşviklerden yararlanacak santral kurucusu şirketlerin seçimi için başvuruları kabul etmeye başlayacağız. Geçmişte olduğu gibi bir ihale yapılmayacak. Tercihimiz, bu işi özel sektörün yapması. Kim bu işi yapmaya talipse, en uygun teklif verenleri yarıştıracağız. Nükleerde tabiri caizse sınıfı geçen yabancı teknoloji sahibi firmalar zaten belli. Bu standartları Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı netleştirmiş. Tabii TAEK’in ortaya koyacağı kriterler var. Bunları açıklayacağız. Yapımcı firmalara, nükleer santral kurulduktan sonra on beş yıl elektrik alım garantisi vereceğiz. Teklif verenler içinde santralı bize en az yük olan, en çabuk kim devreye sokarsa ve yerlilik payı hangisinde daha fazlaysa işi ona vereceğiz.

Nükleer konusunda yetkin yerli üretici var mı?

Bu işler konsorsiyum ile oluyor. Konsorsiyumun yerli ortağı olabilecek birçok firma var. Ad vermem doğru olmaz. Nükleer teknoloji herkesin yapabileceği bir şey değil. Türkiye’deki firmalar yabancı teknoloji sahibi firmalarla zaten bir süredir görüşüyorlar. Birlikte konsorsiyum kurduklarında Türk mühendislerimiz, teknisyenlerimiz de işin içinde çalışmış olacaklar.

Kurulması istenen santrallar kaç megawatt gücünde?

Santralın kurulu gücü şirketlerimizin seçeceği teknolojiye bağlı, bugünden söylenemez. Biz toplam 5000 megawatt kurmak istiyoruz. İsterse bunu Akkuyu’da isterse Sinop’ta kurabilir. Akkuyu’nun izinleri, lisansları hepsi tamam. Sinop’un da prosedürü bitmek üzere. Eşit şartlarda bizim önceliğimiz Sinop. Çünkü Sinop’ta sadece nükleer santral değil, onun yan tesislerini de kurmak istiyoruz.

Ama bilim adamları Sinop’u hazır hale getirmenin 3-4 yıldan önce tamamlanamayacağını söylüyorlar.

Sinop’ta TAEK ve ilgili kuruluşlarca sürdürülen çevresel şartları ve saha etütleri hızla devam ediyor. Birkaç ay içinde hazır hale gelmiş olacak.

Bu yatırımda devletin payı hiç mi olmayacak?

Yerli firmalarla yaptığımız görüşmelerde, "Bunun yüzde yüzünü özel sektör yapmasın. Bir miktar da kamunun payı olsun" diyenler oldu. Bu imkânı kanuna koyduk. Yani devlet de buna ortak olabilecek.

Bu işin ihale şartnamesi hazır mı?

İhale yapmayacağımız için ihale şartnamesi de olmayacak. Ama kriterlerimiz belli tabii.

Sonuçlanmayan Akkuyu ihalesinin şartnamesini üç bilim insanı hazırlamıştı. Bu kez kriterlerinizi ortaya koyarken o beş ciltlik çalışmadan yararlanıldı mı?

Hayır, çünkü bu kez modelimiz farklı. Orada santralı devlet yapıyordu. Biz daha evvelki sıkıntıları bildiğimiz için bunun kamuya yük olmasını istemedik. Bu yüzden işte ihale değil yarışma olacak. Kanunda belirtilen seçim süreci sadece teşvikten yararlandırılacak konsorsiyumun seçimine yönelik. Santral yapımcısı yani teknoloji sahibi firma seçimi kastedilmiyor. Nükleer santralın özel şirketlerce kurulması durumunda santral sahibi bu şirket ya işletmeciliği de üstlenecek ya da işletici bir şirketle anlaşarak sözleşme altında çalıştıracak.

<<>>

Bundan evvelki ihaleyi elimize yüzümüze bulaştırdık. Hatta rezil olduk uluslararası camiada. Siyasilerle bürokratlar yolsuzluk yaptılar biliyorsunuz

En azından dedikodular oldu diyelim.

Yeni bir skandal olmasın diye mi işi özel sektör ile yürütmeyi düşündünüz?

Sadece o değil. Hazine’ye yük olmamanın yanı sıra piyasa şartlarında bir elektrik sektörü düşündüğümüz için rekabetçi bir ortam istiyoruz. Eskiden herhangi bir baraj, köprü veya santral ihalesinde devlet ortaya çıkıyor, kendisi yapıyordu. Kaça mal olursa olsun, belli bir fiyattan elektriğini veya hizmetini satıyordu. Biz ileride torunlarımız yüksek elektrik fiyatlarından rahatsız olmasın, gelecekleri ipotek altında kalmasın diye rekabetçi bir ortamda bunları yarıştırarak, risklerin bir kısmını onlara yüklüyoruz.

Projenizi iktidarınızın dördüncü yılında ancak ortaya koyabildiniz. Neden bu kadar geç kalındı?

Zor sorunların kolay çözümü yok. Biz bu dört yılı dolu dolu geçirdik. Daha evvelki ihalelerde en büyük sıkıntı hukuki altyapının olmayışıydı. Daha evvel bir Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, Hazine garantileri, alım garantisi vs. yoktu. Tüm bu çalışmaları yaptık. Kanun tasarısının hazırlanması bile bir yıl sürdü. Ayrıca bunun kamuoyu oluşturması aşaması var.

Kamuoyu oluşturması mı? Siz bunu milli mutabakat meselesi haline getirdiniz de bizim haberimiz mi olmadı?

Biz mümkün olduğu kadar sessiz, sakin bir şekilde bu altyapıyı oluşturduk. Çünkü bu, genellikle Çernobil ile karıştırıldı. Bunlar büyük yatırımlar olduğu için lehte ve aleyhte lobi çalışmaları ile karşı karşıya kalıyoruz. Geniş mutabakat çok sübjektif bir kavram. Hiçbir ülkede bir teknolojinin kullanılmasına dair genel bir mutabakat aranması mümkün değil. Yapılabilecek tek şey halkımızın doğru bilgilendirilmesi, her teknolojide olduğu gibi nükleer santral risklerinin doğru anlatılması, nükleer enerjinin ülkemize kazandıracaklarının fark edilmesinin sağlanması. TAEK 1956’da kuruldu. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 1957’de kuruldu. Ve biz kurucu üyeyiz. Yani bizde nükleer bilinç çok daha eskilere dayanıyor.

Ne bilinç ama! Önünü bile göremeyen kör bir bilinç.

Doğru, doğru. Yakın çevremize bir bakalım. Bulgaristan’da işletmede dört ünite var.

Pardon. Bulgaristan’da 2003’te iki, 2006’da iki ünite kapandı. Şu anda işleyen yalnızca 2 reaktörü var. Yoksa ben mi yanlış biliyorum?

Bilgilerinizde bir yanlışlık yok. Şu anda Bulgaristan’da Kozloduy 5 ve 6 işletmede. İki tanesi de bekleme halinde. Onun için öyle söyledim. Devam edelim. Romanya’da işletmede bir ünite, inşaat halinde bir ünite var. Macaristan’da işletmede dört ünite var. Ukrayna’da işletmede on üç ünite, inşaat halinde dört ünite var. Rusya’da otuz ünite var işletmede. İnşaat halinde üç ünite var. Ermenistan’da işletmede bir ünite var. Bir tane de hazırlanıyor. İran’da inşaat halinde iki ünite var. Bizim de bir nükleer santralımız olması yönünde bu sefer çok kararlıyız.

Teknoloji seçimini yaptınız mı?

Gayet tabii. Türkiye’nin şartlarına en uygun, en gelişmiş ve bunlar içinde en yaygın kullanılanları bir paket halinde düşünüyoruz ki Türkiye, bir maceraya girmiş görüntüsü vermesin.

Seçtiğiniz teknolojinin adını söylemeyecek misiniz?

Hayır, onu veremem. Aksi takdirde rekabet açısından problem olur.

Ama zaten o teknolojiyi isteyeceksiniz firmalardan, o zaman herkes bilecek.

Firmalar bir yorum yaparak kendilerinin tarif edilip edilmediği noktasında ilave şeyler yaparlar. Spekülasyonlara sebep olur. Burada esas alınacak olan TAEK’in belirlediği ölçütler. Nükleer güvenlik, lisanslama ve işletme deneyimi açısından ülkemize risk getirmemek için ortaya konulan bu ölçütler herhangi bir teknolojiyi işaret etmiyor, daha çok temel mahiyette.

Geçen sefer Türkiye ihaleyi iptal edince katılımcı firmalar o ana kadar harcadıkları binlerce doları bizden talep ettiler. Ve bir rivayete göre de bunlar Mesut Yılmaz döneminde örtülü ödenekten ödendi. Siz benzer bir durumda böyle bir ödeme yapmayacağınızı baştan söyleyebilir misiniz?

Birincisi, böyle bir şey söz konusu olamaz. Böyle bir şey olmayacağı için de tabii ki böyle bir şeyi vaat edemeyiz. Zaten bu seferkinin yarışma şartları farklı. Yani biz ’Sen gel kur. Bütün yatırımının parasını sana vereceğiz’ demiyoruz. Gel, kur. Ben on beş yıl boyunca alım garantisi vereceğim. Ondan sonra risk senin, sen satacaksın piyasaya, bildiğin gibi yürüyeceksin diyorum.

Bunun "yap-işlet-devret modeli"nden farkı ne? Eğer bunun mali ceremesini yapımcının Türk ortağı kendi başına yüklenirse ona bir şey diyemem de, acaba böyle bir Türk firması çıkar mı? Yani bu Türk firması, önce yapımcıyla anlaşıp ortaklık kuracak, yapımcı santralı inşa edip bitirdiğinde bedelini yapımcıya ödeyecek ve 15 yıl bu santralı kendisi işleterek kâra geçecek, öyle mi?

Bizim modelimiz bir özel sektör şirketinin teşviklerden yararlanmak üzere başvuru yapmasını öngörüyor. Santralın belli bir süre sonra yap-işlet-devret modelinde olduğu gibi devlete devredilmesi söz konusu değil. Bu şirket, santral sahipliği (owner) veya kurucu olma sorumluluğunu üstlenecek. Ülkemizdeki şirketlerin nükleer santral işletmesi konusunda deneyimi yok. Bu itibarla çok mümkündür ki, kurucu şirket santral işletmeciliğinde deneyimli bir yabancı firmayla sözleşme yaparak bu sorunu çözebilecek. Kurucu şirketin önce santral yapımcısı bir firma (vendor) ile anlaşması gerekliliği var. Bu aynı zamanda şirketin sahip olacağı nükleer santral teknolojisinin de belirlenmesi anlamına gelecek. Bu aşamadan sonra seçilen teknolojide deneyimli bir yabancı işletici şirket ile anlaşma yapması gerekecek. Bunun yanında, kurucu Türk şirketinin yabancı bir ortakla anlaşıp konsorsiyum kurması ve santral sahipliği görevini üstlenmesi de mümkün.

İşletmeyi tamamen yapımcı firmanın yapmasının başka sakıncaları da olabilir. Çünkü bu, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi. Öyle değil mi?

Bütün dünyada çok sıkı kontrolü var bu işin. Hem uluslararası kuruluşlar hem de TAEK yapacak kontrolü. Kontrolde varız; ama işletmede yokuz.

Asker nükleer enerjiye olumlu bakıyor

Silahlı Kuvvetler dergisinde çıkan bir yazıya atfen, ordunun nükleer santrala karşı olduğu haberleri yapıldı. Buna ne diyorsunuz peki?

Gazetelerdeki haberler üzerine makalenin orijinalini getirttim ve uzman arkadaşlarla birlikte okuduk. Bilimsel ve teknik açıdan çok fazla yanlışları olan, çok zayıf bir yazı. Hayretler içinde kaldım. Silahlı Kuvvetler’in benim şu ana kadar görüştüğüm üst düzey rütbeli mensuplarından bu konuda ters bir görüş almadığım gibi, aksine çok olumlu baktıklarını biliyorum.

Peki kendileri böyle düşünürken, dergilerinde nasıl oluyor da böyle yanlış içerikli bir makale çıkabiliyor?

Doğrusu bunu biz de anlayabilmiş değiliz.

Santralların yatırım süresi ve maliyeti ne olacak?

Maliyet, şirketlerimiz tarafından seçilecek teknolojiye göre değişir. Kaba tahminle kW saat başına bin 200-bin 800 dolar olabilir. Yatırım süresi normal olarak beş ile yedi yıl arasındadır. Neticede alım garantisi verdiğimiz için, işi alan firmanın bir an evvel işletmeye girmesini de sağlamış oluyoruz. Çünkü iş uzadığı zaman kendi maliyeti yükseliyor. Ve tabii elektriğe bunu yansıtacak. Kendisi pahalı üretirse o zaman yarışmaya giremeyecek.

Madem bu kadar basitçe çözümleniyordu, bu sistem 30 yıldır niye düşünülemedi?

O bizim farkımız işte. Nükleer santral yapımı bizim için adeta bir namus meselesi oldu. Amaç sadece enerji üretmek değil, ülkenin teknolojik altyapısının geliştirilmesi. Ülkemiz nükleer alanda gelecekte kendi ayakları üstünde durmalı. Nükleer teknoloji bir eşiktir. Bu eşiği aşmamız lazım. Bu ileri teknolojinin, mühendislikte, tıpta, tarımda, veterinerlikte, endüstride yaygın bir şekilde kullanılması lazım. Nükleer enerjiye körü körüne karşı olanlar, Türkiye’de 285 adet nükleer tıp ünitesinin olduğunu bilmiyorlar. TAEK belli birikime sahip, Türkiye’yi hem gümrüklerde hem de sınırda dedektörleriyle koruyan bir kurum. Nükleer santral, ucuz ve kesintisiz elektrik üretimi demek. Kurak geçebilir mevsimler. Barajlarda su yeterince olmayabilir. Rüzgâr sürekli esmeyebilir. Kömürün biliyorsunuz karbondioksiti var. Nükleer enerjinin bu bakımdan da üstünlüğü var.

NURİYE AKMAN / 21 Mart 2007, Çarşamba / Zaman Gazetesi
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Yirmi birinci yüzyıl, güvenlik kavramının yalnızca askerî kapasite, sınır bütünlüğü ya da fiziksel tehditler üzerinden tanımlanamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Küreselleşme, dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm süreçleri, güvenliği çok katmanlı ve disiplinler arası bir olgu hâline getirmişti...;

AI Futures Project’in Temmuz 2026’da yayımladığı çalışma, AI 2027’de çizilen olumsuz varsayılan gidişatı güncellemek ya da yanlışlamak için yazılmış yeni bir tahmin sunmuyor. Her ne kadar ben okumaya başladığımda bu önyargıyla başlamış olsam da. Yazarlar, AI 2027’nin geleceğin kabaca nasıl görünebil...;

Uluslararası sistem, 1648 Westphalia Barışı’ndan bu yana devletin egemenliği, toprak bütünlüğü ve müdahale yasağı üzerine kurulu bir mimariyle şekillenmiştir. Ancak bu mimari, statik bir yapı olmaktan ziyade; üretim biçimlerinin, teknolojik kabiliyetlerin ve sermaye hareketlerinin değişimiyle evrile...;

Tarih, geçmişin tozlu sayfalarında bırakılacak donuk bir hatıra defteri değil; bugünün hibrit savaşlarında devletlerin hayatta kalmasını sağlayan en dinamik jeopolitik enstrümandır. Bir toplumun geleceğini inşa edebilmesi, geçmişini romantize etmesiyle değil, o geçmişi bugünün şartlarıyla rasyonel b...;

Konfüçyüs’ün ünlü öğretileri, yazara göre bu makalede tanıtılan doktrinin — sentezleyici realizmin — ortaya çıkışını öngörmüştür. Bu yeni öğretinin amacı; modern felsefenin gelişimindeki üç ana dal olan nesnelcilik (objektivizm), öznelcilik (süjektivizm) ve ampirizmi tek bir felsefi dünya tablosunda...;

Pakistan ve Somali, Somali Bakanlar Kurulunun geçen Ağustos ayında böyle bir düzenlemeyi onaylamasından bir yıl sonra, Ağustos başlarında nihayet savunma iş birliği üzerine bir mutabakat zaptı (MOU) imzaladı. Somali Savunma Bakanlığına göre bu anlaşma; "terörle mücadele, askeri eğitim, askeri uzmanl...;

Pakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler “İki Millet, Tek Ruh” olarak tanımlanmıştır. Her iki ülkenin de dilsel, kültürel ve medeniyetsel yakınlıkları olduğu yadsınamaz bir gerçektir ancak hızla gelişen bölgesel jeopolitik, sembolik söylemlerden daha fazlasını gerektirmektedir. ;

Türkiye’nin ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü" olarak kayıtlara geçmiştir. ;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...