2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi Yaklaşırken İlişkilerin Görünümü

Makale

Türk dış politikasının yakın dönemdeki başarı hikâyesi olan Afrika açılımı, ilişkileri kurumsal bir platforma taşımayı amaçlamış ve çok taraflı dış politika anlayışımızın güzel bir örneğini temsil etmiştir. Her ne kadar, 1998 tarihli “Afrika’ya Açılım Eylem Planı” dış politikada eksen kayması şeklinde tenkit edilse ve AB’ye tam üyelik hedefi ile çelişen bir tercih şeklinde yorumlansa da kıtanın en büyük dış ticaret ortağının AB olduğu gerçeğinin dikkate alınmadığı açıktır. ...

Türk dış politikasının yakın dönemdeki başarı hikâyesi olan Afrika açılımı, ilişkileri kurumsal bir platforma taşımayı amaçlamış ve çok taraflı dış politika anlayışımızın güzel bir örneğini temsil etmiştir. Her ne kadar, 1998 tarihli “Afrika’ya Açılım Eylem Planı“ dış politikada eksen kayması şeklinde tenkit edilse ve AB’ye tam üyelik hedefi ile çelişen bir tercih şeklinde yorumlansa da kıtanın en büyük dış ticaret ortağının AB olduğu gerçeğinin dikkate alınmadığı açıktır. Ayrıca söz konusu girişim, zamanlama açısından Çin, Hindistan, Brezilya ve Kore Cumhuriyeti gibi çok sayıda gelişmekte olan ülkenin Afrika’ya açılım politikaları ile de paralellik göstermiştir.

2008 yılındaki “1. Türkiye Afrika İşbirliği Zirvesi“ sayesinde kurumsallaşan ilişkilere paralel olarak diplomatik temsilciliklerin sayısındaki artış, yüksek düzeyli ziyaret trafiği, TİKA’nın kıtadaki faaliyet alanını genişletmesi, THY’nin doğrudan seferleri sayesinde ulaşımın kolaylaşması, ticaret hacmindeki ve yatırım akışındaki gelişmeler, BM’nin kıtadaki barış misyonlarına verilen destekler, eğitim alanındaki burs olanakları ve Türk STK’ların başarı hikâyeleri, olumlu tablonun genel bir özetidir. Nitekim İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Afrika Kalkınma Bankası (AfDB), Birleşmiş Milletler Afrika Ekonomik Komisyonu (UNECA) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 2011 yılında “Afrika ve Yükselmekte Olan Ortakları“ başlığı altında yayımlanan çalışmada, Türkiye’nin başarısına dikkat çekilmiştir.

Afrika’nın stratejik önemi karşısında, dış aktörlerin yaklaşımlarına bağlı olarak rekabetin çıtası da yükselmektedir. Henüz geçtiğimiz Nisan ayında AB’nin, Ağustos ayında ise ABD’nin gerçekleştirmiş oldukları Afrika zirveleri, en yakın örneklerdir. 2000 yılında Afrika ile 10,5 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olan Çin ise geçtiğimiz yıl söz konusu tutarı 210 milyar dolara çıkartmıştır. Aynı dönemde Japonya, Hindistan ve Brezilya’nın Afrika’daki etkileri daha fazla hissedilmiştir. 2008 yılındaki zirvenin rüzgârını arkasına alan Türkiye ise 2009 – 2010 dönemi için BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilirken, kıta ülkelerinin büyük desteğini almıştır. BM’nin kıtadaki barışı koruma misyonlarına lojistik ve finansal destekler sağlayan Türkiye, Afrika ülkelerini yakından ilgilendiren 2009 tarihli 5. Dünya Su Forumu ve 2011 tarihli 4. BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na ev sahipliği yapmış, 2010 ve 2012 yıllarında Somali’nin yeniden yapılanabilmesi amacıyla iki mühim toplantı organize etmiş, Darfur’daki barış ve kalkınma sürecine destek sağlamak amacıyla Uluslararası Donörler Konferansı’nda Mısır ile birlikte eş başkanlık görevini üstlenmiştir.

2010 yılındaki Kıdemli Memurlar Toplantısı ve 2011 yılındaki Bakanlar düzeyinde bir Gözden Geçirme Konferansı, Afrika ile yeni bir yol haritasını ortaya çıkartmıştır. Zira 2010 – 2014 Uygulama Planı, yeni yol haritası olmuştur. Ancak iç kargaşaya sürüklenen komşu ülke Suriye ile gerginleşen ilişkiler, Afrika mesaisini olumsuz etkilerken, askeri darbe ve sonrasındaki gelişmeler üzerine Afrika’daki en büyük ticaret ortağımız Mısır ile diplomatik ilişkiler maslahatgüzar seviyesine inmiştir.

Bu süreçte, “2. Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi“ öncesi son hazırlıkların gözden geçirileceği İkinci Kıdemli Memurlar Toplantısı’nın planlandığı üzere 2012 yılında yapılamaması, zirve takvimini de aksatmıştır. 2. İşbirliği Zirvesi daha önce üzerinde mutabık kalınan yol haritasına göre, bir yıl gecikmeli olarak önümüzdeki Kasım ayında Ekvator Ginesi’nin başkenti Malabo’da icra edilecektir.

İlişkilerdeki genel tablo karşısında beklentiler yüksek olmakla birlikte, giderilmesi gereken eksiklikler de bulunmaktadır. Bilhassa açılım sürecinden bu yana kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve medya gibi aktörlerimiz arasında ulusal bir ortaklığın tesis edilememiş olması, Afrika politikamızdan daha büyük kazanımlar elde etmemizi engellemektedir. Bu kapsamda, bahsi geçen aktörler arasında periyodik olarak istişare toplantılarının yapılması, mühimdir. Zira Batılı ülkelerin yanı sıra Çin, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler, Afrika kıtasında geniş bir sahada ve çok sayıda aktörle temsil edilmektedirler.

2008 yılındaki zirve sırasında yalnızca 12 Afrika ülkesinde Büyükelçiliğimiz bulunurken, 2013 yılında söz konusu sayı 34’e ulaşmıştır. Geçtiğimiz Haziran ayında imzalanan kararnamelere göre Kongo Cumhuriyeti, Botsvana, Ruanda ve Benin’e atanması kararlaştırılan Büyükelçilerle birlikte sayı daha da artacaktır. Kıtadaki tüm ülkelerde Büyükelçilik açmayı hedefleyen Türkiye için öncelikli konu, sayıdan ziyade tam teşekküllü Büyükelçilikler olmalıdır. Açılan temsilciliklere bir Büyükelçi ve Üçüncü Kâtip düzeyinde bir temsilci atandığı durumlarda, haklarında çok kısıtlı enformasyona sahip olduğumuz kıta ülkelerinde arzulanan verimin alınabilmesi mümkün değildir. Bahsi geçen ülkelerde çeşitli düzeylerde meslek memurlarının yanı sıra ticaret müşavirlerinin, askeri ve kültür ataşelerinin de bulunması, ilişkilerimizin daha geniş boyutlarda değerlendirilebilmesi için zorunluluk arz etmektedir. Zira ticaret hacmi konusunda yüksek hedefler belirleyen Türkiye’nin 22 kıta ülkesinde ticaret müşavirliği bulunmaktadır. İlişkilerinin boyutu itibariyle, Afrika’nın dış ortakları arasında en çok öne çıkan ülkelerin dahi her ülkede diplomatik misyonları bulunmamakta, buna mukabil mevcut temsilcilikler, ihtiyaçlar ölçüsünde daha donanımlı hale getirilmektedirler.

Yine kıta ülkelerindeki Büyükelçiliklerimizin büyük bölümünün bir web sayfasından yoksun olduğu ya da mevcut sayfaların güncellenmediği görülmektedir. Böyle bir hizmetin sağlanması suretiyle ilgili ülkeler hakkında pratik bilgilere, yatırım koşullarına ve güncel bir takım gelişmelere yer verilmesi mümkündür. Daha da ötesi, Türkiye Afrika ilişkilerine dair temel bilgileri ve güncel gelişmeleri tek çatı altında toplayacak bir web sitesinin oluşturulması, arzu edilen bilgilere ilk elden ulaşım kolaylığı sağlayacaktır.

Türkiye’nin 2008 yılında kabul edildiği Afrika Kalkınma Bankası Grubu’na üyeliğinin beş yıl gecikmeli de olsa 29 Ekim 2013’de resmiyet kazanması, müteahhitlik sektörü başta olmak üzere bölgede faaliyet göstermekte olan Türk şirketlerine yeni iş imkânları sunacaktır. Nitekim Türk firmaları, bundan böyle kıta ülkelerinde, kurum tarafından finanse edilecek projelerin ihalelerine katılabileceklerdir.

Ulaştırma alanında THY’nin Afrika ülkelerine doğrudan sefer sayılarını her geçen gün arttırması, Türk firmalarına kolay, düşük mâliyetli ve hızlı nakliye olanaklarının sunulması adına olumlu bir hizmettir. Hava taşımacılığında olduğu gibi deniz taşımacılığında da benzer bir hamlenin başlatılması yerinde olacaktır. Afrika’nın toplam dış ticaretinin %90’dan fazlasını deniz yolundan yapması ve denizcilik sektörünün, Türkiye’nin deneyimli olduğu sektörlerin başında gelmesi, yeni ticaret fırsatlarının yaratılması adına önemlidir.

Türk yatırımcılar tarafından kurulan ve işletilmekte olan özel ekonomi-sanayi bölgelerinin henüz Afrika’daki tek örneği Mısır’da bulunurken, Gana, Kamerun, Nijerya, Etiyopya ve Sudan’da sürdürülmekte olan çalışmaların sonuçlandırılmasıyla birlikte Türk firmalarının buralarda yatırımlara yönelmeleri mümkün olacaktır.

Afrika ile ekonomik ve ticari ilişkilerimize ivme kazandıracak serbest ticaret anlaşmalarının ve çifte vergilendirmenin önlenmesine dair anlaşmaların imzalanmasında ise yetersiz kalınmıştır. Bugün itibariyle yalnızca dört kıta ülkesi ile Serbest Ticaret Anlaşmamız (STA) mevcutken, yedi ülke ile çifte vergilendirmenin önlenmesi konusunda anlaşmamız bulunmaktadır. Kıta içi ticaret hacmini arttırmayı, yerel endüstrilerini kurmayı, temel gıda ve tüketim malzemelerini üretmeyi arzulayan Afrika ülkeleri, STA’ların ulusal kalkınma girişimlerini olumsuz yönde etkileyeceği gerekçesiyle konuya mesafeli yaklaşmaktadırlar. Bu tablo karşısında, Afrika ekonomisine yön vermekte olan COMESA, EAC, ECOWAS ve SADC gibi topluluklarla STA müzakerelerinin başlatılması, bir zorunluluk haline gelmiştir.

Afrika ile ticaret hacmimize dair ulaşılabilir hedeflerin belirlenmesi de mühim bir husustur. Yakın dönemde alınan önemli mesafelere karşın, konulan hedeflerin bir hayli uzağında kalınmaktadır. Sözgelimi 2008 yılında dönemin Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, 2012 yılı için Afrika ile 50 milyar dolarlık ticaret hacminin hedeflendiğini belirtmiş olsa da söz konusu yıl gerçekleşen ticaret hacmi, 23 milyar dolar düzeyinde olmuştur. Eski Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise 2013 yılının başındaki Gabon ziyareti sırasında 2015 yılının sonunda Afrika ile ticaret hacmindeki hedefi 50 milyar dolar olarak açıklamış ve bu konuda kararlı olunduğunu vurgulamış olsa da 2013 yılının sonundaki ticaret hacminin 23,4 milyar dolar olması, mevcut şartlar altında söz konusu hedefin yine uzağında kalınacağına ilişkin dair güçlü bir izlenim oluşturmaktadır.

Diğer sivil aktörlerin yaklaşımlarına bakıldığında, Afrika’ya yardım götürmelerinin yanı sıra kalıcı projelere imza atmakta olan Türk STK’lar, Türkiye’nin kıtadaki olumlu imajını desteklemektedirler. Bununla birlikte, kıtanın gündeminde geniş yer tutan güvenlik, göç, çevre, enerji, kadın ve çocuk hakları gibi sahalarda çalışmalar yapacak kuruluşların varlığına gereksinim duyulmaktadır. Üniversite ve medya gibi diğer ulusal aktörler ise Afrika ile stratejik ortaklık sürecine somut katkı sağlamaktan henüz uzaktırlar.

Afrikalı öğrencilere, sunulan burs fırsatlarına karşın, Türk üniversiteleri özellikle Sahra altı Afrika’ya oldukça yabancıdırlar. Mütevazı sayıdaki akademik yayınlar ise daha çok bireysel çabalara bağlı olarak üretilmekte ve ihtiyaçların karşılanmasında yetersiz kalmaktadır. Akademik personelin de kıtaya ilgisinin sınırlı olması, Türk öğrencilerin, Afrika araştırmalarına yönelmelerini güçleştirmektedir. Ayrıca ülkemizde eğitim almakta olan Afrikalı gençlerle sağlıklı bir iletişim tesis edilememektedir. Doğru planlamalar sayesinde söz konusu öğrencilerden akademik ilişkileri geliştirecek türden projelerde istifade edilmesi, ülkelerine dönüş yapanlarla iletişimin sürdürülmesi amacıyla genel bir bilgi bankasının oluşturulması, Afrika’da nitelikli işgücüne ihtiyaç duyan Türk yatırımcılarına da yardımcı olacaktır. Bugün itibariyle, yerel yönetimlerin ellerinde Afrikalı göçmenlere dair hiçbir envanter bulunmazken, bu yönde hazırlanacak projeler sayesinde göç konusu üzerine yoğunlaşılması ve araştırmaların zamanla derinleştirilmesi, faydalı olacaktır.

Yazılı ve görsel basın ise 2012 yılında icra edilen Türkiye Afrika Medya Forumu ve yine aynı yıl kurulan medya platformuna karşın, Afrika’nın potansiyelini Türk kamuoyuna yansıtamamaktadır. Yalnızca kıta ülkelerinde yaşanmakta olan olumsuz gelişmelerin üzerinde durulurken, kıtadaki olumlu gelişmeler ve başarı hikâyeleri gündemde yer bulamamaktadır. Üstelik aktarılan gelişmeler, Batılı haber ajanslarının değerlendirmelerinden oluşmaktadır ki, söz konusu kaynakların Afrika’daki gelişmeleri kendi ülkelerinin ulusal menfaatleri doğrultusunda çok farklı yorumlayabildiklerine sıklıkla tanıklık edilmektedir. Oysaki medyanın ilişkilerde ne denli aktif bir rol oynayabileceği 2011 yılının yazında Somali’de yaşanan kuralık felaketi sırasında açıkça görülmüş ve Türk toplumu, yardımseverliğe öncülük eden tutumu sayesinde tüm dünyanın takdirini toplamıştır.

Kamu yayıncılığı yapmakla görevli kuruluşumuz TRT’nin web ve radyo yayınlarına, Afrika’da yaygın olarak kullanılan Hausa ve Swahili dillerini eklemesi, devletin Afrika politikası ile ne kadar tutarlı ise hazırlanan haber programlarında yalnızca Afrika’daki olumsuz gelişmelerin işlenmesi de bir o kadar tutarsızlık arz etmektedir.

Özetle, Suriye başta olmak üzere son iki yıldır dış politika önceliklerine bağlı olarak Afrika’daki Türkiye rüzgârının hafiflediği hissedilirken, Kasım ayındaki zirve toplantısı yeni bir fırsattır. Fakat zirveden bağımsız olarak, ülkemizdeki ulusal aktörler arasında yakın bir ortaklık tesis edilememesi ve görünürdeki mevcut eksikliklerin asgari düzeye indirgenememesi durumunda, Afrika ile “stratejik ortaklık“ düzeyinde tanımladığımız ilişkilerden kazanımlarımızın sınırlı kalması, kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.

Ufuk Tepebaş

http://www.ufuktepebas.com/ikinci-turkiye-afrika-isbirligi-zirvesi-iliskilerin-gorunumu/

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İktisadi düşünce tarihi, yalnızca yeni teorilerin eskilerin yerini aldığı bir süreç değil; aynı zamanda iktisat bilimi ile doğa bilimleri, matematiksel araçlar ve bilişimsel teknolojiler arasındaki ilişkinin sürekli yeniden tanımlandığı bir epistemolojik evrim sürecidir.;

Orta Doğu, yıllardır jeopolitik değişikliklerden en çok etkilenen bölgelerden biri olarak kalmaktadır. 21. yüzyılın başından bu yana bölge, güvenliği tehdit edecek birçok durumla karşı karşıya kalmıştır. Günümüzde, Orta Doğu’nun çeşitli bölgelerinde yaşanan değişikliklere, İsrail-İran ekseni boyunca...;

Türk milletinin sosyo-psikolojik kodları incelendiğinde, zorlu coğrafi koşulların getirdiği pratik, hızlı karar alabilme yeteneği öne çıkmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçiş ve geniş coğrafyalara yayılma sürecinde, toplumun kriz anlarında sığındığı pratik çözüm yolları, zamanla kurumsallaşamamış bi...;

İllegal uyuşturucu piyasaları, hukuki regülasyonların ve kurumsal denetimin tamamen dışında kalsa da iktisadın temel ilkelerinden muaf değildir. Aksine bu alan; arz ve talep kanunlarının, risk analizi mekanizmalarının ve piyasa aksaklıklarının en sert, yalın ve saf haliyle gözlemlendiği "sınırda ikt...;

Suriye'de son bir haftada olan biten, sıradan bir dış politika haberi değil, bir devletin yeniden doğuşuna dair bir sınav. Ağustos ayının son haftasında iki hat aynı anda ilerledi. Washington, Şam yönetimiyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri normalleştirecek adımlar attı. Suriye Demokratik Güçleri ...;

Din ekonomisi, iktisat biliminin rasyonel seçim teorisi, kurumsal iktisat ve kamu tercihi gibi temel alt disiplinlerini din olgusuyla buluşturan çift yönlü ve son derece dinamik bir çalışma alanıdır. İktisat ve din arasındaki bu akademik etkileşim, metodolojik açıdan iki temel eksen etrafında şekill...;

Dünyanın en nüfuzlu girişim sermayesi Andreessen Horowitz (a16z), 28 Ağustos 2026'da ilk kez yalnızca donanıma odaklanan 1,1 milyar dolarlık Machine Age fonunu kurduğunu duyurdu. Fon çip, bellek, ağ ekipmanı, depolama, veri merkezi ve robotik alanlarına yatırım yapacak.;

Orta Doğu jeopolitiği, son yıllarda uzun süredir devam eden kamplaşma ve çatışma odaklı dinamiklerin yerini diyalog, uzlaşı ve pragmatik çıkar ortaklıklarına bıraktığı kapsamlı bir dönüşüm sürecine sahne olmaktadır. 2010’lu yılların başında patlak veren Arap Baharı, 2013’te Mısır’da yaşanan askerî m...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...