12 Yıl Sonra Erdoğan’ın Önündeki 8 Sorun

Makale

Erdoğan’ın kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye’nin demokrasi tarihinde yeni bir aşamayı ve dönemi temsil etmektedir. Bu yeni dönemin özellikleri, geçmiş 12 yıllık iktidarın muhtelif uygulamalarında saklıdır....

Ahmet Şelkami | El-Muctama Kuveyt | 11 Ağustos 2014

Türkiye halkının %20’sini oluşturan Aleviler, Erdoğan’ın “Miadını doldurdu, gitmesi gerekir“ dediği Beşar Esed’i seviyor ve destekliyorlar. Erdoğan’la savaşan “paralel devlet ise“ uluslararası güçler tarafından desteklenen önemli bir engel ve Erdoğan’ın bundan kurtulmak için gerekli girişimleri yapması gerekiyor. Erdoğan’ın Osmanlı Rüyası, Türk halkı tarafından benimsenip desteklenecek mi? Yoksa bu rüya Türkiye’nin güvenliği için tehdit sayılıp bir hayal olarak mı kalacak? Erdoğan; “Sonuna geldiğimiz bu süreçteki kusurlarımızdan dolayı Allah’tan af ve bizlere yeni bir sürecin kapılarını açmasını diliyoruz“ diyor.

Erdoğan’ın kazandığı Cumhurbaşkanlığı seçimi Türkiye’nin demokrasi tarihinde yeni bir aşamayı ve dönemi temsil etmektedir. Bu yeni dönemin özellikleri, geçmiş 12 yıllık iktidarın muhtelif uygulamalarında saklıdır. Önceki 12 yıllık iktidar sürecinde askerilerin ülke yönetimindeki hâkim rolü ve ülkeyi yönetmeleri hakkındaki umutları bitirildi. Varlığı bizzat Erdoğan tarafından deşifre edilen “paralel devlet“in ülke yönetimindeki ağırlığı kaldırıldı. Bu güçlerin kanatları kırıldı. Türkiye’nin gücüne güç katacak güzel fırsatlar yakalandı ve bunlar değerlendirildi, Türkiye büyük bir ekonomik ve askerî güç oldu.

Önümüzdeki dönem önceki merhale gibi olmayacak. Zira sahne tamamen değişti. Uluslararası dengeler ve Türkiye’nin iç dinamikleri 12 yıl önceki gibi değil. Erdoğan’ın üzerinde durduğu strateji de bu bağlamda uluslararası ve dâhili dengelere göre değişecek, önceki dönem gibi olmayacaktır. Değişen şartlar bizzat Erdoğan’ı bu değişimle karşı karşıya bırakacaktır. Bir kere Erdoğan Cumhurbaşkanı olmakla önceki dönemin yetkilerinden daha az yetkiye sahip olacaktır, çünkü Türkiye anayasasına göre başbakanın yetkileri cumhurbaşkanının yetkilerinden daha geniştir. Bu şartlarda Erdoğan’ı bekleyen engeller üzerinde durmak gerekir.

Türkiye’nin halkı farklı kesimlerden oluşmaktadır, homojen değildir.

1 - Sıfır Sorun Politikasının Bitişi

AK Parti 2003’te iktidara geldiği zaman, Erdoğan çok net bir şekilde hem uluslararası düzeyde hem de içerde bütün aktörlerle sorunsuz bir iktidar stratejisi izlemeyi taahhüt etti. Başlangıç dönemlerinde bu strateji başarılı da oldu. Erdoğan o zamanlar sıfır sorun politikasını Türkiye’nin Osmanlı Devleti’nin bir uzantısı olmasına ve Atatürk’ün politikalarına dayandırıyordu. Bundan dolayı sorun çıkmıyordu. Bu strateji Erdoğan’ın, sokağın desteğini kazanmasına yarıyordu ve ülkenin yeniden restorasyonu için ona fırsat sağlıyordu. Bu strateji, demokrasi ve özgürlükler konusunda Atatürkçülük, tarihi miras ve politik açılım bakımından Osmanlı Devleti referanslarına dayanıyordu. Yavaş yavaş ama etkili bir şekilde yürürlüğe konmuştu.

12 yıl sonra sahne tamamen değişmiş görünmektedir. İç ve dış dengeler değişmiştir. Yapılacak işler ve ortaya çıkan engeller daha da çoğalmış bulunmaktadır. Laikler(!) ile çatışma kızışmıştır. Onlar kazanımlarını ve mevkilerini bırakmak istemezken, İslami bilinçtekiler Türkiye’yi tarihî köklerinden ve medeniyetinden yeniden canlandırmak istiyorlar. AK Parti ile Erdoğan’ın şimdiye kadar yapmış olduğu reformlara bu özelliği eklemeye çalışıyorlar. Türklerin bunu hak ettiğine inanıyorlar. Bu talep ise karşı tarafın daha sert davranmasına ve engel çıkarmasına neden olmaktadır. Sadece Taksim olayları bu çatışmaya delalet etmiyor. Siyasi baskılar çok açık bir şekilde yapılıyor, Ülkeyi zorluyor. Ülkenin geleceğini tehdit ediyor.

2 - Dünün Dostu, Bugünün Düşmanı “Paralel Devlet“

Halen Türkiye’de daha önce birbirlerinin müttefiki olan iki kuvvetin birbiriyle çatışması canlı olarak kamuoyuna yansımış bulunmakta. Bu iki kuvvetten biri Fethullah Gülen Hareketi, diğeri de Erdoğan ve partisi. Hiç kimse bu iki taraf arasındaki tarihî ortaklığı ve işbirliğini inkâr edemez. Fakat bu iki rakip gücün arasındaki çatışmanın nasıl sonuçlanacağı da şimdiden tahmin edilemez.

Erdoğan resmî yasal devleti elinde tutmakta, ona hükmetmektedir. Gülen ise ülkenin en önemli makamlarına resmî devlete paralel bir şekilde nüfuz etmiş durumdadır. Gülen’in Devlet içindeki paralel güçleri hiç de kolay lokmaya benzemiyor. Erdoğan kendisine engel olan ve Türk Devleti’ni tamamen ele geçirebilecek durumda olan bu yapıyı durdurmak mecburiyetinde kalmış ve bu durum bir müttefikinin kendisiyle mücadeleye girmesine de neden olmuştur.

3 - Türkiye’nin İç Güvenliği Tehditlere Açıktır

Erdoğan’ın konuşmalarındaki “Osmanlı Türkiyesi“ projesine dair beklentilerinin varlığından birçok kişi şüphe etmiyor ve bunu konuşuyor. Onun bu stratejisi, diktatör iktidarlar tarafından mağdur edilen Bölge halklarına açılmayla sonuçlanıyor. Erdoğan bu yüzden Bölge halklarının demokratik taleplerini destekliyor, diktatör yöneticiler tarafından mağdur edilen halkların haklarına her türlü riski göze alarak sahip çıkıyor. Mısır’da, Suriye’de ve Irak’ta olup bitenler bunun örneğidir.

Bölge’nin hâkim güçleri de bundan dolayı Erdoğan’a karşı harekete geçmiş durumdadır. Ayrıca her yıl on milyonu aşkın turist Ülkeyi ziyaret etmekte, yabancılar kolayca girip çıkmakta iken uluslararası ve bölgesel sorunların artmasıyla birlikte, Ülke ciddi güvenlik problemleriyle karşı karşıya kalmış görünüyor. Türkiye son zamanlarda, bölgesel sorunlara ve tartışmalara tamamen açık bir ülke haline gelmiş durumda. Bu faktörler de ülkeyi güvenlik tehditlerine maruz bırakmaktadır.

4 - Esad’ın Türkiye’deki Destekçisi Aleviler

Aleviler, geçmiş yüzyıllardaki baskılara maruz kalmış olmakla birlikte, Türkiye toplumunda önemli bir ağırlığa sahipler. Türkiye nüfusunun % 15-20’sini temsil ediyorlar. Erdoğan’ın Esed’e ve rejimine karşı gösterdiği duruş, Alevilerde Suriye’deki olaylardan dolayı, ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Alevilerde Esed’e ve rejimine karşı ciddi bir sempati ve bağlılık vardır. İş çok daha ciddi ittifaklara dönüşebilir. Zira Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı duran PKK ile Aleviler arasında eskiden beri bir işbirliği söz konusudur. Suriye olayları Hükümet’e karşı önemli ittifakların kurulmasına neden olabilir. Abdullah Öcalan’ın geçmişteki ittifakları buna işaret etmektedir.

Uluslararası Dengeler Değişmektedir

AK Parti’nin Erdoğan’ın liderliğinde daha önce komşu ülkelerle izlediği başarılı ve dengeli dış politikası zamanla bölgesel bazı sorunların devreye girmesiyle açmazlarla karşı karşıya kaldı. Ermenilerle ve Yunanistan’la sorunlar devam ediyor. Türkiye ile tarihî bağları olan Rusya’daki, Balkan ülkelerindeki Müslümanlara ve Kürtlere yönelik açılımlar, Ak Parti açısından başarı olsa da Bölge ülkelerini rahatsız ediyor.

Erdoğan’ın Avrupa Birliği’ne katılım konusundaki gayretleri de bir başarıydı, ama şu anda bu açılımlar da durma noktasına geliyor. Eskiden bunların hiçbiri uluslararası dengeler açısından şimdiki gibi değildi. Ama uluslararası dengeler şimdi bu politikaları zorlayacak gibi görünüyor. Erdoğan Türkiyesi’ne karşı engeller çıkarabilir.

5 - Suriye Krizi

Suriye krizi Erdoğan hükümetini endişeli ve içinden çıkılmaz bir krizle karşı karşıya bırakmış görünmektedir. Bu durum Türkiye’nin millî güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Kriz birçok engeli beraberinde getirmektedir. Bir milyonu aşkın Suriyeli mültecinin Türkiye’de bulunmasını bu duruma örnek verebiliriz; Ülkede özellikle Suriyeli mültecilerin bulunduğu merkezlerde, önemli sosyal problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Türkiye’nin Suriye sınırı da güvenlik bakımından alarm vermektedir. Özellikle Suriye-Türkiye sınırına ihtiyati askerî birliklerin sınır boyunca yerleştirilmiş olması bu duruma örnektir. Suriye’nin 2012’de Türkiye’nin F16 Fantom uçağını füze ile düşürmesinden sonra, bu askerî tehditler gittikçe arttı. Aynı yıl Suriye’den Türkiye’ye, Türkiye’den de Suriye’ye karşılıklı bombalamalar ve ateş açmalar defalarca tekrarlandı.

6 - Irak Krizi

Erdoğan hükümetinin başını ağrıtan bir diğer çekişme ise Irak’a nüfuz etmek üzere hareket eden uluslararası güçlerin mücadelesidir. Amerika, İran, Suudi Arabistan ve Erdoğan Türkiyesi arasındaki çekişmeler Irak’ta Erdoğan’ın stratejilerini zora sokmakta, açmazlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Zira Erdoğan’ın da Irak’la ilgili hesapları vardır. Erdoğan’ın Irak politikası onu Türkiye’de uzantıları bulunan Kürtlerle, Alevilerle ve Sünnici gruplarla da karşı karşıya bırakmaktadır.

7 - Bölgesel Dengeler

Hiç kimse Erdoğan Türkiyesi’nin bölgesel güçlerle yaşadığı ihtilafları ve çekişmeleri inkâr edemez. Erdoğan’ın kendileriyle karşı karşıya kaldığı aktörlerin başında, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gelmektedir. Bunlar Bölge’de Erdoğan’ın stratejilerini engellemeye çalışacak olan önemli aktörlerdir. Özellikle Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki önceliklerine karşı önemli problemler çıkarmaya çalışıyorlar. Uluslararası ilişkilerde devletlerarası ittifaklar sürekli olmamakla birlikte bugün Erdoğan Türkiyesi’ne karşı bu tür girişimler mevcuttur.

8 - Küresel Dengeler

Erdoğan Türkiyesi, Dünya’nın hukuk tanımayan Siyonist ülkesi İsrail’i zor durumda bırakacak kararlar aldı ve bunları uygulamaya koydu. İsrail’i Mavi Marmara’da işlediği cinayetlerden dolayı özür dilemek zorunda bıraktı. Bu konuda kararlı davrandı.

Ancak Türkiye’nin İsrail’i bu şekilde zor durumda bırakması ABD ve müttefikleri tarafından hoş karşılanmadı. Erdoğan’ın İsrail’i titreten pozisyonunun devam etmesinin ABD tarafından istenmeyen bir durum olduğu defalarca ABD yetkilileri tarafından açıklandı. Hatta 2013’te Beyaz Saray sözcüsü Josh Ernest çok açık bir şekilde Başbakan Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tutumunu kınadığını açıkladı.

Erdoğan’ın “Mısır’daki askerî darbenin arkasında İsrail vardır“ demesini, Beyaz Saray yetkilileri tuhaf olarak tanımlayıp Darbe’nin arkasında İsrail’in bulunmadığını belirttiler. Hatta bir başka Beyaz Saray sözcüsü, Erdoğan’ın İsrail’i itham etmesini “kabul edilemez“ bulduklarını söyleyip Erdoğan’ın söylediklerinin gerçeklerle hiçbir alakası olmadığını ısrarla deklare etti.

Geçen ay Erdoğan, Filistin’de ve Gazze’de yaptığı katliamlardan dolayı İsrail’i Hitlere benzetip soykırım yapmakla suçlarken, yine bir Beyaz Saray sözcüsü Marie Harff, Erdoğan’ın tutumunu kabul edilemez bulduklarını açıkladı. Erdoğan’ın İsrail’i bu şekilde suçlamasının Türkiye’nin uluslararası saygınlığına zarar verdiğini ve Türkiye’yi itibarsızlaştırdığını deklare etti.

Son olarak şunu belirtelim ki Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçları henüz açıklanmadan önce Twitter hesabında “Sonuna geldiğimiz bu süreçteki kusurlarımızdan dolayı Allah’tan af ve bizlere yeni bir sürecin kapılarını açmasını diliyoruz“ dedi. Erdoğan sürecin henüz bitmediğini ve süreç boyunca çeşitli zorlukları yendiklerini belirtiyor. Ama yeni sürecin zorluklarını da görmüş olacak ki, mevcut durumu, temennisinde açıkça belirtiyor. Geçmiş 12 yıllık iktidarın kolaylıkla çözümlenen ve bertaraf edilen sorunlarının yerini, önümüzdeki dönemde daha zor sorunlar ve engeller alacak gibi görünmektedir.

( Ahmet Şelkami | El-Muctama Kuveyt | 11 Ağustos 2014 | Tercüme: Hacı Duran )

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.