Dengesiz Döngülerin Ekseni: Irak

Yorum

Orta Doğu coğrafyasına kuşbakışı bakıldığı zaman, Irak’ın uzun zamandır hedef ülke konumunda olduğu gerçeği daha iyi anlaşılmaktadır....

Orta Doğu coğrafyasına kuşbakışı bakıldığı zaman, Irak’ın uzun zamandır hedef ülke konumunda olduğu gerçeği daha iyi anlaşılmaktadır. Dünyanın en çok petrol rezervine sahip ikinci ülkesi oluşu Irak’a demokrasi ve özgürlük iddiası altında kan ve gözyaşından başka bir şey getirmemiştir.

1988’de İran - Irak Savaşı’nın bitmesiyle beraber Irak’ın, komşusu Kuveyt’i işgal etmesi Orta Doğu petrolleriyle yakından ilgilenen küresel güçlerin tepkisini çekmiştir. 1990’ın Ağustos ayında Irak’ın Kuveyt’i 19. ili olarak ilhak ettiğini açıklaması üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararla ‘’Uluslararası Güç’’ kuvvetleri Körfez Harekâtı’na başlamış ve Kuveyt kurtarılmıştır. Irak, kimyasal silah ürettiği şüphesiyle 1998-1999 arasında ABD ve İngiltere’nin bombardımanına maruz kalmış ve sokakları kan gölüne çevrilmiştir.

Amerika’yla birlikte Irak’a giren İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair verdiği demeçte “O zaman ben de o yalana inanmıştım” demiştir. Röportajı yapan gazeteci “Gerekçenin bahane olduğunu öğrendiniz. İngiltere’yi tarihinin en kayıplı savaşına soktunuz.” dediğinde Tony Blair ‘’Kimyasal silah kullandılar, kendi halkları üzerinde kullandılar diye biliyorduk ama yanılmışız.’’ demiştir.

Fakat bu yanılgılar Irak halkına çok pahalıya mal olmuştur. ABD ve İngiltere verdikleri ültimatom ile Saddam Hüseyin ve oğullarının 48 saat içinde ülkeyi terk etmelerini istemiştir. Beklenen yanıtın gelmemesiyle 2003 yılında koalisyon güçleri (ABD-İngiltere) Irak’ı işgal etmiş,  Bağdat düşmüş ve Baas rejimi yıkılmıştır. Bu süreçte Irak halkı çeşitli eziyetlere maruz kalmıştır. Felluce ve Necef bölgeleri direnişin simgesi haline gelirken Ebu Gureyb cezaevinde Irak’lı mahkûmlara koalisyon askerlerince yapılan işkenceler tüm dünyada yankı uyandırmıştır.

Demokrasi rüzgârıyla birlikte 2005’te Irak seçimlere gitmiş, Kürt lider Celal Talabani cumhurbaşkanı seçilmiştir. 2006 yılında Irak’ta Şii lider Nuri Kâmil el-Maliki başbakan olurken Sünni lider Tarık el-Haşimi cumhurbaşkanı yardımcısı olmuştur. Lâkin Irak’ta siyasal istikrar sağlanamamıştır. Yaralılar, ölüler, cezaevinde yaşanan işkenceler, harabeye dönen şehirler demokrasinin gelişinin Irak’a faturası olmuştur.

2011 yılına gelindiğinde ABD askerleri Irak’tan tamamen çekilmiştir. Fakat ülkede siyasal istikrarsızlıkları, ekonomik bunalımları ve sosyo-kültürel yozlaşmaları “hatıra” olarak bırakmışlardır. ABD birliklerinin ülkeden ayrılmasıyla birlikte siyasal çözülmeler artmış, Irak Yargısı Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık el-Haşimi'yi terör olaylarını desteklemek ve himaye etmekten, ölüm mangaları kurmaktan suçlu bulmuştur. Mahkeme Haşimi’ye gıyabında idam cezası vermiştir.

Bu krizle birlikte ülkenin etnik ve dinsel olarak üçe bölünme tehlikesi gitgide artmıştır. ABD Irak’tan çekilse bile bölgedeki çıkarlarını devam ettirebilmek için ortaya çıkan Sünni-Şii çatışmalarını “parçala ve yönet” metoduyla desteklemiş, insan hakları savunuculuğu yaparken petrol rezervlerine adım adım yaklaşmıştır.

Şii lider Nuri el-Maliki’nin Irak siyasetini tekeline almaya çalışması Sünni kabilelerin Başbakanı ayrımcılık yapmakla suçlamasına neden olmuştur. Sünni militanların Felluce ve Ramadi bölgesini işgal etmesi, Başbakan El-Maliki’nin tüm Sünni kökenli isimleri yakın takibe aldırması, Felluce ve Ramadi’nin ele geçirilmesinden sadece altı ay sonra işgalcilerin Irak’ın en büyük ikinci şehri Musul’a saldırıya geçip şehri almaları hâlen tartışılmaktadır.

Irak’ta dini çatışmalar şiddetin temel nedeni olmuştur. Ne var ki, Irak’taki bu siyasi istikrarsızlığın nedeni sadece mezhep çatışmaları değildir. Bu durumu Kerkük üzerinde hak iddia eden Arap ve Kürtler arasındaki etnik çatışmalar da pekiştirmiştir.

Irak’taki siyasi, etnik ve mezhepsel bölünmeler, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terörist grubun önünü açmıştır. IŞİD’in kökenini oluşturan Irak'taki Selefi hareketler, 2003’teki ABD işgalinden sonra ivme kazanmıştır.

2004’te El-Kaide’ye bağlılığını bildiren bir grup, “Tevhit ve Cihat” adı ile IŞİD’in tohumlarını atmıştır. Kısa süre sonra grubun ilk lideri Ebu Musab Zerkavi 2006 yılında Irak’ta öldürülmüştür. Boş kalan lider koltuğu hemen Ebu Hamza el Muhacir tarafından doldurulmuştur.

Aynı dönemde yine Irak’ta El-Kaide’ye yakınlığı ile bilenen Ebu Ömer el Bağdadi "Irak İslam Devleti" örgütünü kurmuştur. Fakat Irak ve ABD güçlerinin 2010’da yaptıkları askerî operasyonda Bağdadi ve Muhacir öldürülmüştür. Geçtiğimiz yıl Ebu Bekir El Bağdadi, El- Kaide’nin Suriye kolu Nusra Cephesi adlı grubun da katılımı ile “Irak Şam İslam Devleti” adlı örgütü kurduğunu ilan etmiştir.

Ana hedefinin "Irak, Suriye ve Ürdün’de dine dayalı bir devlet kurmak" olduğunu açıklayan örgüt, yoğun olarak Şii nüfusun yaşadığı Felluce ve Ramadi bölgelerini işgal edince Irak ordusuyla karşı karşıya gelmiştir. IŞİD bu bölgelerde cihat iddiası ile sivil halka işkenceler de yapmıştır.

Türkiye yansıması bağlamında; Ocak ayında Van merkezli olarak İstanbul dâhil altı ilde yapılan operasyonda gözaltına alınan IŞİD hücrelerinin lideri Halis Bayuncuk, "Suriye'nin fethedilmesinden sonra sıra Türkiye'ye gelecek. İstanbul'u da alacağız" demiştir.

Örgütün ülkemize yönelttiği en ciddi tehdit Halep'teki Süleyman Şah Türbesi’ne girip oradaki Türk bayrağını indirmeye yönelikti. O süreçte bütün istihbarat birimleri harekete geçerek her türlü ihtimali masaya yatırmışlardır.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, IŞİD hakkında yaptığı değerlendirmede, IŞİD'le rejim güçleri arasındaki ortaklık olduğuna dikkati çekmiş, "Ne zaman Suriye'nin kuzeyinde muhalefet güçlendi, IŞİD o zaman ortaya çıktı" ifadesini kullanmıştır. Davutoğlu sonraki günlerde yaptığı açıklamalarda da Esed rejimi ile IŞİD güçleri arasında dayanışma olduğunu vurgulamıştır.

El-Kaide merkezi, başına buyruk ve uzlaşmaz tavırları nedeniyle Şubat 2014’te IŞİD’in kendileri ile ilgisi olmadığını açıklayarak örgütle arasına mesafe koymuştur. Bunun üzerine kontrolden çıkmaya meyilli olan IŞİD hem Nusra Cephesi hem muhalif gruplarla çatışmış, bununla birlikte sivil halkı da hedef almaya başlamıştır.

10 Haziran 2014 tarihinde Sünni Arapların yoğun olarak yaşadığı petrol rezervlerine sahip Musul bölgesi Irak ordusu tarafından tek kurşun sıkılmadan IŞİD militanlarının eline geçmiştir. Musul’u ele geçirdikten sonra petrol bakımından zengin Kerkük’e yönelen IŞİD amacının Bağdat’ı almak olduğunu açıklamıştır. Bölgede her gün sokaklarda dehşet gören halk canını kurtarma çabasıyla Irak Kürt Bölgesel Yönetimine sığınmaktadır.

Musul’daki Başkonsolosluk yerleşkemize bir baskın gerçekleştirerek konsolosluk görevlilerimizi aileleri ile rehin alan IŞİD ayrıca tır şoförlerimizi de rehin almış ve toplamda yüze yakın insanımızı kaçırmıştır. Örgütün Suriye’deki etkinliği arttıkça, aralarında Özgür Suriye Ordusu mensuplarının da olduğu Suriyeli muhalifleri ve sivil halkı hedef alması, Türkiye tarafından da tepki ile karşılanmıştır.

2014 yılı Haziran ayında örgütün önde gelen isimlerinden El Adnani; Irak’ta hilafet devleti kurduklarını, Irak ve Şam kelimelerini çıkararak adlarını “İslam Devleti” olarak değiştirdiklerini ve örgüt lideri Ebubekir el Bağdadi'yi de halife ilan ettiklerini duyurmuştur.

Örgütün tehditleri sadece Orta Doğu bölgesiyle sınırlı kalmamış, Avrupa’ya kadar yayılmıştır. Son olarak İspanya da örgütün tehditlerinden nasibini almıştır. IŞİD militanlarının Jakarta'dan Endülüs'e kadar İslam bayrağını dalgalandırma yeminleri internette bir video ile yayımlanmıştır.

IŞİD’in Musul bölgesinde istediği gibi hareket edebilmesi büyük oranda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ile Bağdat arasındaki uyuşmazlıklardan kaynaklamıştır. Kerkük'ün Kürt bölgesine mi yoksa Bağdat yönetimine mi bağlanacağı, dolayısıyla petrol gelirlerinden asıl payı kimin alacağı konusundaki çatışmalar örgütün ilerleyişine yardımcı olmuştur. Maliki’nin Musul’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bazı bölgeleri kendi sınırlarına katmak isteyen Barzani’nin isteklerine sürekli karşı çıkması, iki yönetim arasındaki bağları zayıflatan nedenlerden biridir.

Ayrıca Irak - Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) bağımsızlık istekleri ve Maliki’nin Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Türkiye üzerinden petrol ihracatı yapması halinde bütçedeki payını kesmekle tehdit etmesi, iki taraf arasındaki ilişkileri durma noktasına getirmiştir. IŞİD’in Musul’u işgali sırasında Erbil yönetimi destek göndermeyi teklif etmiş fakat ret cevabını almıştır. IŞİD’i durdurabilme gücüne sahip bir Kürt yönetiminin varlığının, Maliki yönetiminin prestij kaybetme korkusuna neden olacağı düşünülmektedir.

TBMM’nin IŞİD raporuna göre; örgüt Körfez bölgesinden ciddi bir mali yardım almaktadır. Bunun yanı sıra Ninova bölgesindeki haraç ağı ve Suriye’nin doğusunda bulunan petrol kuyuları da örgüte mali destek sağlamaktadır. Ayrıca, rapora baktığımızda IŞİD’in Suriye ve Irak’ı 16 vilayete böldüğü görülmektedir (Irak: Güney Eyaleti [Babil merkezli Bağdat’ın güneyi], Diyala Eyaleti, Bağdat Eyaleti, Kerkük Eyaleti, Selahaddin Eyaleti, Anbar Eyaleti [Irak’taki en büyük ve faal eyalet] ve Ninova Eyaleti | Suriye: El Barakah Eyaleti - El Hayr Eyaleti, El Rakka Eyaleti, El Badiya Eyaleti, Halep Eyaleti, İdlip Eyaleti, Hama Eyaleti, Şam Eyaleti, El Sahil Eyaleti).

Batı tarafından ise, Jeopolitik uzmanı ve stratejik risk danışmanı Amerikalı William Engdahl, IŞİD'in CIA ve NATO'nun Irak'ta yürüttüğü "kirli savaş”ın bir parçası olduğunu ileri sürmektedir. "Russia Today"da makale kaleme alan Engdahl, IŞİD militanlarının Ürdün'de CIA tarafından eğitildiğini ve finansmanı da Körfez ülkelerinin sağladığını iddia etmektedir. Engdahl’a göre, Irak ve Suriye'deki askerî "ayaklanma" ile ilgili ortaya çıkan detaylar, IŞİD'in CIA ve Pentagon tarafından dünyanın en büyük ikinci petrol ülkesi Irak'ı istikrarsızlaştırmak ve Suriye’de düzeni sağlamak için yürütülen politikaları geçersiz kılmak üzere desteklendiği izlenimini uyandırmaktadır.

Geniş bir spektrumdan bakıldığında ABD’nin Orta Doğu’daki dönüşüm projesinin hızla devam ettiği görülmektedir. Küresel sermayenin, dünyadaki petrol rezervlerine ulaşmak için önüne çıkan tüm engelleri yıkıp geçmekte kararlı görünüyor. Anlaşılan o ki; yıllar önce bölge için yazılan kirli senaryolar; demokrasi, barış, insan hakları kisvesi altında sahneye konmaya devam ediyor. Orta Doğu’nun etnik ve dinî çeşitliliğini istismar ederek karanlık gayeleri uğruna nifak tohumu ekenler, dökülen kanları umursamıyorlar. Aslında Birleşik Krallık Başkanı Winston Churchill şu sözleri ile her şeyi açıklıyor: “Bir damla petrol bir damla kandan değerlidir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2564 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 606
Asya 76 998
Avrupa 13 615
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 281
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1325 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 276
Orta Doğu 18 583
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1278 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 772
Türk Dünyası 16 506
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1936 ) Etkinlik ( 71 )
Alanlar
Türkiye 71 1936

Son Eklenenler