“Yanlış Hesap” Bağdat Yolunda

Yorum

Irak-Şam (Bilad-i Şam veya Levant) İslâm Devleti milisleri Suriye’nin Doğu’sunda tutunduktan sonra Irak içinde ilerlemeye başladı. Suriye’de Esat’ın elini güçlendirip, tek alternatif haline getirdi. Ama bu arada akan kanın haddi hesabı yok. ...

Irak-Şam (Bilad-i Şam veya Levant) İslâm Devleti milisleri Suriye’nin Doğu’sunda tutunduktan sonra Irak içinde ilerlemeye başladı. Suriye’de Esat’ın elini güçlendirip, tek alternatif haline getirdi. Ama bu arada akan kanın haddi hesabı yok. İŞİD Fransız Lejyoner ordusu gibi ipten kazıktan kurtulmuş olanların oluşturduğu bir örgüt. Onların sığındığı bir dini liman yoktu. İŞİD İslâm’a yasladığı tedhiş ile aynı zamanda bir başka Taliban veya yeni bir HAMAS.

İtikatsız İbadet,İnsafsız İman Olmaz

Dini var (İslâm Sünni). Ama insafı yok. İnsafı olmayan itikat ile nasıl bir mezhebi tekeline aldığını iddia ettiğini anlamak kolay değil. Bununla birlikte girdikleri her yerde, tutunabilmesi üç gerçeğin sonucu: Önce, artık ne Suriye, ne de Irak’ta, vatan diye bilinen toprağı savunma güdüsü kalmış değil. İnsanlar umut erozyonu yaşıyor olmalı ki, tası tarağı toplayan kaçıyor. Kaçamayan ise canını yitiriyor. Sonra İŞİD, acımasızlığı, kendisine verilmiş bir reçete üzerinden örgütlü ve sistematik bir biçimde uyguluyor ve gücü ile yılgınlık telkin ediyor.

Kimin Uşağı?

Önemli olan İŞİD’e reçeteyi veren eli bulmak. Bu yok edici gücün arkasındaki idari, mali ve taktik kaynaklar kurumadan, İŞİD’i durdurmak kolay değil. Tabii bu arada bir üçüncü gerçek var ki, ona çok dikkat etmek gerekir. İŞİD, uzun bir zamandır savaşın yaşandığı Suriye ve Irak’ta yerel ve merkezi otoritelerin zaafından istifade ediyor ve onların veremediği kamu hizmetlerini deruhte ediyor. Kime hizmet götürüyor? Kime götürmüyor? Pek belli değil. Ama Şii veya Nusayri’lere karşı Sünni pozitif ayırımcılığı yaptığı kuşkusuz. Böylesine kesin kalıplarla bölünmüş topluluklara toplum denmez, denemez. Ama galiba İŞİD ayırımı, benden olan, olamayan ve bana biat eden olarak yapıyor. İŞİD yanlış bir hesap. Ama ona asıl şimdi Bağdat yolunu açanlar düşünmeli bunu.

Denize Düşen Yılana Sarıldıktan Sonra

Kolu kanadı kırık Irak Ulusal ordusunun geri çekile çekile Bağdat savunması yapıp yapmaması, tamamen donanımına bağlı. Ama Musul’dan sonra eğer yol üstünde Tikrit ele geçtiyse, Irak ordusunun Yarı Otonom Kürdistan güvenlik güçleri ile teşrik-i mesai yapması fena olmaz. Eğer oradan bir destek alabilirse belki İŞİD durdurulabilir. Tabii bunun için Maliki’nin ne vermeye hazır olduğu önemli. Ama zaten İran Devrim Ordusu devreye girmeye hazırlanıyorsa, Irak Kürdistan’ı da, Bağdat’ta sadece bir uzlaşma fırsatı aramalı ki, Irak, İran etkisine girmesin.

İŞİD Bağdat yolunu tutmuşken, İran da, şu anda Batı’nın en fazla güvendiği bölgesel aktör haline gelme yolunda hızla ilerliyor. Bu İran için iyidir. Amerika ve Batı Avrupa için de. Öte yandan sorumluluğu olan bir bölgesel güce, artık yaptırım uygulanması askıya alınmalı. Ama o güç de sorumluluk sahibi olarak artık nükleer heyecanlarına kendi ihtiyarı ile ket vurmalı.

Öte yandan sorumlu bir güç olarak ABD ile masaya oturacak bir İran, Irak ve Suudi Arabistan için iyi olamaz. Tabii Suudi Arabistan böyle bir dersi çoktan hak etti. Zaten Irak Şiileri bile Arap Şii’liğinin, İran Şii’liğinden çok farklı olduğunu, Irak topraklarında, İran varlığını pek sevmediklerini itiraf eder durur. Hele şu sıralar sessiz kalan Kuveyt, Bahreyn ve Emirliklerdeki Şiilerin, Irak’ta artan İran varlık ve etkisine nasıl tepki göstereceği, herhalde tahmin edilebilir.

Zararın Neresinden Dönülse Kardır

Artan İran etkisi, Türkiye için ise aleni bir rol ve bölgesel pozisyon kaybıdır. Ama tabii zevali kendi boynuna dolanarak. Türkiye’nin kozları bundan böyle iyi oynayabilmesi için sınırı kapayıp, İŞİD ile köprüleri atması önemlidir. Atmazsa, Türkiye’nin bir de dünya aleme, İŞİD ile herhangi bir ünsiyeti olmadığını ispat yükümlülüğü ortaya çıkabilir. Üstelik bu yükümlülük, aynı zamanda, Türkmen’lere, zayıflamasına katkıda bulunduğu Irak merkezi yönetimine, Kuzey Irak Kürt’lerine ve biz Türklere karşı bir vicdan borcu olma durumuna çoktan gelmiştir. Açıkçası sınır ötesinde bulunan ve 1500-2000 kişi civarında olduğu rivayet olunan Türk güvenlik kuvvetlerinin, ne gibi faaliyetlerle iştigal etmekte olduğu bir seçmen ve vergi mükellefi olarak beni çok ilgilendiriyor.

İŞİD Bağdat’tan Döner mi?

Şimdi İŞİD Bağdat’ın kapısına dayandı ise durup yanlış hesabın oradan dönmesini beklemek hayal olur. Topu ve güllesi ile 2003 de koalisyon güçlerine yenik düşen Bağdat’ın İŞİD’e de yenilmesi hiç de şaşırtacak bir şey olmaz. Ama İŞİD Bağdat'a ulaşmadan yenilebilirse, bu bir yanlışın daha, terörün insanlık karşısındaki hezimeti olur.

Banka soyup, tarihi eser kaçakçılığı yapmayı şiar edinmiş eli kanlı acımasız bir örgütün köküyle beraber kazınması kolay olmayacaktır. Ancak Bağdat, Tahran ve Erbil kıskacında pes eder geri çekilirse, bundan sonra Tahran’ın da Irak’tan hızla ayrılması, Suudilerin maddi ve taktik desteği kesmesi, Türkiye'nin Güney sınırlarını terörist geçişlerine kapaması ile sorun bertaraf edilebilir.

Yine de asıl iş Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına, Irak merkezi otoritesinin güçlendirilmesine, Irak halkına, din, mezhep, ırk, renk ve dil farkı gözetilmeden temel hizmetlerin götürülmesine ve mezhep ayırımcılığına dayanmayan seküler bir politika izlenmeye başlamasına bağlıdır.

Bağdat ve Erbil’in bir an önce uzlaşması, Türkiye’nin bu uzlaşma için ne gerekiyorsa yapması, İran ve ABD nin stratejik yakınlaşması İŞİD gibi bir hatanın, Bağdat’tan dönmesi için elzemdir.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2599 ) Etkinlik ( 191 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye - Gana ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerini stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan ...;

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...