Çin'in Yurt Dışı Yatırımları

Makale

Çin ticaret bakanlığı 2 Nisan 2014 tarihli verilerine (1) göre; Çin’li yatırımcıların bu yılın Ocak- Mart döneminde yaptığı yurtdışı yatırımlarının tutarı, geçen yılın aynı dönemine oranla %10.44 oranında artarak 19.9 milyar USD oldu.Toplam 137 ülkede 1.875 girişimi kapsayan bu tutar aynı zamanda Çin’in, küresel sermaye akışının majör unsurlarından biri haline geldiğinin/ gelmesinin yanısıra, uluslararası ekonomik ve politik sisteme entegrasyonunun da belirgin bir teyidi idi....

Çin ticaret bakanlığı 2 Nisan 2014 tarihli verilerine (1) göre; Çin’li yatırımcıların bu yılın Ocak- Mart döneminde yaptığı yurtdışı yatırımlarının tutarı, geçen yılın aynı dönemine oranla %10.44 oranında artarak 19.9 milyar USD oldu.Toplam 137 ülkede 1.875 girişimi kapsayan bu tutar aynı zamanda Çin’in, küresel sermaye akışının majör unsurlarından biri haline geldiğinin/ gelmesinin yanısıra, uluslararası ekonomik ve politik sisteme entegrasyonunun da belirgin bir teyidi idi. Çünkü, Çin artık ‘OECD economic liberalization indicators 2010’ referanslarından -özellikle – finansal hizmetlerde sermaye hareket kısıtlamalarındaki ‘majör liberalizasyon’ ölçütüne tamamen uyumlu oranlara sahip!(2)

Bu performansın sütunlarından en önemlileri şüphesiz 1999- 2000 yıllarında uygulamaya konmuş olan ‘going on’ politikasının ardından, 2011-2015 yıllarını kapsayan plan döneminde ‘firmaların yurtdışı faaliyetlerinin desteklenmesine yönelik teşvik uygulamaları’ idi! Özellikle, teşvik uygulamalarının etkisiyle, yurtdışındaki yatırımcı öznesi değişim göstermekte ve halen dominant yatırımcı olan SOE (State owned enterprise) kaynaklı yatırımların yerini artık ‘özel sektör kanalıyla yapılan yatırımlar’ almakta.-Ancak Çin Eximbank ve Çin Kalkınma Bankası (CDB) imtiyazlı krediler ve fonlar yoluyla, sorumluluklarını yerine getirmeye devam edebilmekteler-.Zira, önde gelen Çin’li ekonomistlerden Gu Sheng ZHOU’nun Ocak ayında yapılan ‘2014 Çin Denizaşırı Yatırımlar Forumu’nda da özellikle vurguladığı gibi; gelecek on yıldaki Çin büyümesinin üç ana motivasyonundan belki de en önemlisi ‘yurtdışı yatırımların yerel ekonomide yaratacağı talep’ olarak görülüyor ve ülke mottolarının sadece ‘Made in China’ olmaktan çıkıp, ‘Owned by China/ Created by China’ olacağı ifade ediliyordu.Dolayısıyla, geleceğe yönelik projeksiyonlarda; ‘kaynakların yurtdışına yönlenmesinde, ulusal güvenlik ve stratejik kaynaklar dışındaki –hemen hemen- tüm yatırımlar’ desteklenmeye devam edilmeliydi!

Peki, sergilenmekte olan durum ve üretilen projeksiyonlara göre, Çin yurtdışı doğrudan yatırım seferberliği sürecinde , -Sankrit dilinde; dışarı anlamına gelen ‘nir’ ve esmek anlamına gelen ‘va’ sözcüklerinden türetilen- Nirvana’ya ulaşma sürecinde, hiç ‘karmik engeller’le karşılaşmayacakmıydı? Ya da çok sayıda analistin de benimsediği ‘neo-colonialism’ (3) imaları dışında karşılaşmakta olduğu sorunlar yokmuydu? Doğal olarak vardı ve bunların başında; Batı’daki yatırımları için ‘ ev sahibi ülke kamuoylarının endişeleri, hatta bazı ülkelerin kısıtlama sayılabilecek zorlukları’(4), gelişmekte olan ülkelerde ise –özellikle Afrika ülkelerinde- altyapı eksikliklerinin yanısıra, ciddi iş-kültürü uygulama farklılıkları (5) ve bürokratik koordinasyon zorlukları bunların başında gelmekteydi.Doğu Asya Ekonomik Araştırmalar Bürosu (EABER) yayın organı olan EastAsiaforum analisti akademisyen Chen JIAN, Mart 2013 tarihili yazısında; Çin yurtdışı yatırımlarının ev sahibi ülkelere 2011 yılında 22 milyar USD tutarında vergi ödemelerine, toplam 1.2 milyon kişiye istihdam sağlamalarına ve ölçülemeyecek kadar katma değer katkılarına karşın, finansal krizin en yoğun yaşandığı Avrupa’da dahi, yatırımların yerel popülasyonda yeteri kadar memnuniyet sağlayamadığını hatta endişe yarattığını vurgulamaktaydı.Fransa’da ‘şarap sektöründe dahi etkin olan yatırımları’ ve Yunanistan’da Pire limanı konteyner iskelelerinin ‘uzun dönemli kiralanmaları’ ilgili ülkelerde ulusal varlıkların elden çıkabileceği endişelerinin birer örneğiydiler.Ancak, bu endişeleri tüm ev sahibi ülkeler yaşamıyor; Afrika Kalkınma Bankası (AfDB) 2011 yıllık raporunda ise Çin ‘değerli bir ticaret ortağı, yatırım finans kaynağı ve önemli bir -komple gelişim- ortağı’ olarak tanımlanıyordu!

Aslında, Çin-Afrika ticaret ve yatırım ilişkileri -bilindiği gibi- ilk siyasi ilişkinin kurulduğu (Mısır) 1956 yılının yakınca ertelerine dayanmakta ve 1970-1975 yılları arasındaki Tanzanya-Zambiya demiryolu yapımındaki Çin’in katkılarıyla belirginleşmekteydi.(6)Kıtasal olarak ilişkilerin olgunlaşma dönemi ise, 2006 yılının Çin’de Afrika yılı olarak ilan edilmesi ve 48 Afrika ülkesinin katılımıyla ilan edilen 8 maddelik deklarasyon sonrasına dayanmakta.Bu deklarasyon beraberinde Afrika’ya 9 milyar USD tutarında bir yardım paketi getirecek ve sonraki dönemlerde gerçekleşen karşılıklı ziyaretlerle politik ilişkiler de güçlenecekti..Bu deklarasyon ve sonrası uygulamalarla Çin Afrika ile kısa süreli ve yüzeysel bir ilişki kurmak yerine uzun dönemli ve karşılıklı yarar ilkesini tercih ettiğini ifade ediyordu.Neo-liberal ve pazar ortaklı olmasına rağmen ‘kurumsal inovasyona öncelik tanıması, sürdürülebilir kalkınma ve self-determinasyon unsurlarının teyid edilmesi, Goldman Sach danışmanı ve ‘the foreign policy center’ analistlerinden Joshua Cooper RAMO’ya göre, alternatif bir oluşum ibaresiyle ve sonraları çokça tartışılacak olan ‘Beijing Consensus’u olarak tanımlanacaktı.Tanımlama hangi şekilde olsa da, Afrika Kalkınma Bankası raporlarına göre Çin 49 Afrika ülkesindeki yatırımları ile kıtadaki diğer güçlerden (ABD, AB, Hindistan, Brezilya, Türkiye ve G.Kore) daha yüksek bir orana sahipti ve yatırımların coğrafyası belirli ülkelerde yoğunlaşmıyordu.Üstelik Carnegie Endowement raporlarına göre 1979-2000 yılları arasında Çin’in Afrika’ya yaptığı yatırımların %46’sı imalat sektörüne idi ve bu oran sektörel dağılım açısından tatmin edici bir orandı.

Çin, diğer çoğu yurtdışı yatırımları gibi; Çin, yeni iç ve dış pazarlar kazanmanın yanısıra; ihraç mallarına karşı konabilecek olası ticari bariyerleri –proaktif olarak- önlemek, yatırım yaptığı ülkelerin sahip olduğu ticari preferanslardan yararlanmak (ör: AGOA) ve KOBI’lerinin denizaşırı deneyim kazanmaları gibi amaçların yanısıra emek-yoğun sektörlerde ‘ucuz işgücüne sahip ülkelerdeki yatırımları’ özellikle artmakta.Carnegie Endowement raporlarında ortaya konulan 1979-2000 yatırımlarının %15 kadarını giyim sektörü oluşturmakta ve Lesotho, Mauritus gibi ülkeler daha şimdiden GSMH’lerinin önemli kısmını giyim sektörü ihracatından elde etmekteler.Günümüzde dahi bu sektöre –giyim sektörü- yönelik yatırımlar ölçek boyutuna yaklaşmakta olup (7) Avrupa ve ABD’ye ihracat yapan -Türkiye gibi- diğer ülkeleri olumsuz etkilemesi kaçınılmaz olacaktır.Mevcut AfDB’nin ardından, Durban’da yapılan 5. BRICS zirvesinde prensip kararı alınan 100 Milyar USD sermayeli BRICS Bank’ın kuruluşu da, Afrika’da zaten zayıf olan bankacılık sistemimiz nedeniyle, müteahhit firmalaramızı zorlayabilecektir! Dünya üzerindeki en kapsamlı uygulamalardan biri olan ‘Turquality’ programımızın etkinliğinin ve Türk Eximbank ECA (Export Credit Agency) fonksiyonunun özellikle imtiyazlı –concessional- kaynaklarda iyileştirilmesi, ‘proaktif bir çözüm alternatifi’ sayılabilir!

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

Normal şartlarda Balkanlar’a dair siyasi analizler, çıkarımlar, söylemler ve dahi planlar çoğu zaman dolaylamalardan beslenir ve sonunda kolayca inkâr edilir. Zira kimse kendini haksız görmez davasında. ;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Dünya zorlu zamanlardan geçiyor. İtalyan düşünür, siyasetçi ve sosyalist kuramcı Antonio Gramsci’nin deyimiyle “hegemonsuz bir devir” (interregnum) kaotik bir uluslararası sistem yaratmış durumda. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...