3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu Boğaziçi Deklarasyonu (TASLAK)

Haber

3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu, “Körfez Güç Mimarisi ve Ekonomik Güvenlik” ana teması ile “Geleceğin Güvenliği“ başlıklı İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği olarak TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) ile önceki iki yılda olduğu gibi Katar Savunma Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (QSSC) işbirliğinde İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde 07-08 Kasım 2019 tarihinde icra edilmiştir....

3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu, “Körfez Güç Mimarisi ve Ekonomik Güvenlik“ ana teması ile “Geleceğin Güvenliği“ başlıklı İstanbul Güvenlik Konferansı alt etkinliği olarak TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) ile önceki iki yılda olduğu gibi Katar Savunma Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi (QSSC) işbirliğinde İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde 07-08 Kasım 2019 tarihinde icra edilmiştir.

3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu’na çeşitli ülke ve bölgelerden, farklı alan ve sektörlerden geniş bir konuşmacı ve protokol katılımı sağlanmıştır. KKTC ve çok sayıda Ülkeden Bakan düzeyinde katılımın olduğu Forum’da, birçok Körfez ülkesinden diplomatik temsilciler ve Bakanlık delegasyonları da yer almıştır. Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi Komutanı Tuğg. (Hava) Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI ve seçkin heyeti, Irak Cumhurbaşkanı Müsteşarı Hatem Abdulkareem Ali ALİ, Pakistan Savunma Bakanı Temsilcisi Tümg. Mirza Fowad Amin BAIG gibi isimlerin Protokol Konuğu olarak bulunduğu Forum’da yerli/yabancı uzmanlar, akademisyenler ve diplomatlar tarafından konuşma ve sunumlar gerçekleştirilmiştir. Türkiye ve Körfez’den ilgili otoriteler de Forum’da temsil edilmiş, tüm oturumlar kurumsal olarak takip edilmiştir.


Forum çerçevesinde öne çıkan tespit ve öneriler aşağıdaki gibidir:
  1. Orta Doğu kavramı ilk defa 1902’de Alfred T. Mahan tarafından deniz güvenliğine atıfta bulunarak tanımlanmıştır. Kavram, İngilizlerin denizaşırı kontrol ve merkantilizm döneminin kolonyal egemenlikleriyle ilgili Avrupa’yı merkez alarak Asya’nın doğusuna kadar olan geniş alanı amaca göre belli bölge ve bölümlere ayırarak tanımlama ihtiyacından doğmuştur. İran-Irak savaşı sırasında AB tarihinde ilk kez bölgedeki deniz güvenliğini sağlamak amacıyla deniz aşırı operasyon gerçekleştirmiştir. 1. ve 2. Körfez Savaşları sırasında da Bölge’deki gemilerin güvenliği ABD ve Avrupa Birliği’nin gönderdiği savaş gemileriyle sağlanmıştır.
  1. Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, başta Mısır’daki darbe ve etkileri olmak üzere Libya’daki devrimin gidişatını da belirlemiştir. Bölge’de yaşanan rekabet, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi de olan Katar’a uygulanan ambargoya kadar ilerlemiştir. Ayrıca Mısır’daki Sisi hükümetinin tutumu Orta Doğu ve Körfez coğrafyasında yeni dengeler oluşturmuştur. Körfez coğrafyası geçmişte ve günümüzde sürekli olarak stratejik ve siyasal manada rekabetlerin yaşandığı bir bölge olarak bilinmektedir. 2017’de ise yeni bir olgu olarak bölge-dışı ülkelerin destekleriyle Körfez ülkeleri kendi aralarında askerî anlamda Katar’a karşı harekât planlamış ve ekonomik ambargo uygulamıştır. Körfez bölgesinde herhangi bir sorun ile karşı karşıya kalındığında askerî hareketliliğin olabileceği böylece gözler önüne serilmiştir.
  1. Katar’ın stratejik ortaklık kapsamında özellikle Türkiye ile ve ayrıca ABD gibi ülkeler ile ittifaklar kurduğu görülmektedir. Suudi Arabistan, ABD ile güçlü ilişkilere sahiptir. Kuveyt’in ise Çin ile “Kuşak ve Yol“ projesinin üyeliği aşamasına geldiği bilinmektedir. Körfez bölgesinde kurulan ittifakların çoğuna bakıldığında ortak payda olarak ABD merkez konumdadır. Körfez bölgesinde kurulan böylesine tek merkezli ittifaklar Bölge’nin güvenliği için bir tehdit oluşturabilir. Tek taraflı ittifaklardan çok yönlü ittifaklara geçilmesi ve dengeli bir politika oluşturulması gerekmektedir. Bu bağlamda Türkiye Katar ilişkileri; ikili ve çok taraflı etkileri dengeleme açısından laboratuvar niteliğindedir. Sektörel ve finansal derinleşmenin mevcut güvenlik işbirliğine eşlik edip etmeyeceği mevcut durumun konjonktürel olup olmadığını teyit edecektir.
  1. Orta Doğu’da birçok sorun deniz güvenliği problemlerinden kaynaklanmaktadır. Orta Doğu’da devletler arasında en kolay işbirliği sağlanabilecek konulardan olsa da göz ardı edilen en büyük sorunlardan birinin “ekolojik güvenlik“ olduğu hatırlatılmalıdır. Bölge’deki silahlanma ve diğer faaliyetler bölgesel ekolojiyi değiştirmekte ve bazı endemik türlerin de sonunu getirmektedir. Birkaç yıldır Akdeniz’de görülmeye başlanan aslan ve balon balıklarının balıkçılığa ve insan sağlığına zararının oldukça büyük olduğu tespit edilmiştir. Dünyanın geleceği için yaşanabilir bir çevre bırakmak isteniyorsa öncelikle küresel ve çevresel güvenliğin sağlanması gerekmektedir.
  1. Teknolojideki gelişmelerle birlikte geleneksel güvenlik kavramı değiştirmiştir. Buna bağlı olarak ülkeler arasındaki diplomasi veya geleneksel harp düzeni arasındaki ilişkilerin nasıl ele alındığı da değişmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte askerî kavramlar, mantalite ve zihniyet de evrim geçirmektedir. Dolayısıyla askerî karar vericilerin görüşleri de değişmiştir. Genelde Orta Doğu, özelde ise Körfez bölgesi bundan etkilenmektedir.
  1. Dünya genelindeki bütün bölgesel, iç ve dış siyaset Makyavelist bir tarzda, pozisyonu korumak için “Başarıya giden her yol mübahtır“ anlayışıyla şekillendirilmektedir. İç ve dış siyaset, geçmiş dönemde hiç olmadığı kadar birbiriyle iç içe geçmiş durumdadır. Bu çerçevede; iç siyaset ortamını, dış siyaset konjonktürünün belirlediği bir ortama girilmiştir.
  1. Günümüzdeki ittifaklar popülist liderlerin inisiyatifindedir. Bu durum; popülizmin, siyaseti tekeline alması ve kurumları “kurumsuzlaştırması“ şeklinde açıklanabilir. Kurumlar popülist liderlerin etkisi altında işlevini ve etkisini kaybetmekte ve liderin kurumu hâline gelmektedir. ABD Başkanı Donald Trump’ın FBI ile yaşadığı sorunlar dolayısıyla FBI Başkanını görevden alarak kendine yakın bir başkan atamış, böylelikle FBI “Trump’ın kurumu“ olarak şekillenmeye başlamıştır. Liderler kurumları “kurumsuzlaştırarak“ etkisi altına alıp kendi siyasî geleceği için kurum işlevlerinin liderlerin çıkarına yönelik çalışmasına neden olmuştur. Rusya, Hindistan, Güney Afrika, Brezilya gibi ülkelerde de bu örnekler görülebilir.
  1. Yurtdışında bulunan en büyük askerî birliğini Somali’de konuşlandıran Türkiye, yaklaşık sekiz yıldır Somali Türk Görev Kuvvet Komutanlığı ile orada barış ve istikrara katkı yapmak üzere faaliyet göstermektedir. Bölge’deki yegâne girişim Türkiye’nin açtığı askerî üs değildir. Gerçekleştirilen politikalar; başta ABD ve Çin olmak üzere Japonya ve Fransa gibi ülkelerin Bölge’de artan varlığına cevaben, Türkiye’nin hem Afrika’da hem de Körfez bölgesinde aldığı stratejik kararlar olarak değerlendirilebilir. Türkiye’nin askerî üssü ve politikaları hâlihazırda Somali halkı tarafından desteklenmekte ve barışı destekleyici olduğu bilinmektedir. Öte yandan yapılan yardımlar güvenliğin tesisi, asayiş ve barış açısından önemli olmakla birlikte; Somali gibi çatışma sonrası ülkelerde, barış sağlayıcı güç olmaktan çıkıp, sert güç kullanan bir güvenlik sağlayıcıya dönüşmesi, ilave bir istikrar kaybına yol açabilir. Artan rekabetten dolayı Bölge’nin savaş bölgesine dönüşmemesi için politika yapıcıların bu konulara dikkat etmesi gerekmektedir.
  1. Türkiye ve Katar gibi ülkelerin içinde olmadığı 21 ülke, 2017’den beri yapay zekâ stratejilerini ulusal güvenlik stratejileri olarak geliştirmeye başlamıştır. Ayrıca istihbarat örgütleri artık nanoteknolojik malzemeler ile ürün geliştirmekte ve istihbarat faaliyetlerinde kullanmaktadır. Nanoteknoloji üzerine yayınlanan uluslararası bilimsel makalelerde, ilk üç sırayı Çin, ABD ve Hindistan almaktadır. “Bilgi harbinde“ (istihbaratta) başarılı olmak isteniyorsa, yapılacak çalışmalarla psikolojik boyutta sosyokültürel istihbarata önem verilmeli, teknik boyutta ise yapay zekâ ve nanoteknoloji alanlarında gelişmeler ve kazanımlar gerçekleştirilmelidir.
  1. Günümüzde Birleşmiş Milletler (BM), güvenlik sağlama konusunda hâlâ küresel düzeyde meşru bir organdır. Bu meşruiyete sahip olmakla birlikte, güvenliği sağlayıp sağlayamadığı konusu akıllarda soru işareti oluşturmaktadır. BM’yi tamamen işlevsiz saymak, mevcut uluslararası sistemin dayandığı etik ve ilkesel çerçevenin sürdürülmesinde ciddi problem oluşturmaktadır. BM içerisinde bulunan Güvenlik Konseyi’nde de ciddi sorunlar olduğu bilinmektedir. Daimî beş üye, küresel sistemin ne güç yapısını ne ittifak yapısını ne de çözüm üretme anlamındaki kapasitesini temsil etmektedir. Dünyada gelişen yeni konseptler, yeni ittifaklar, yeni kapasiteler ve yeni güçler mevcuttur. Fakat bu yeni yaklaşımlar, BM’yi beş daimî üyenin dar çıkarlarının sistemi belirlediği bir yapıya dönüştürmektedir. Bu durumdan hızla vazgeçilmesi, yeni bir yapının kurulması gerekmektedir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1945’te kurulan bir yapının 21. yüzyıldaki barışı ve istikrarı sürdürmesinin çok zor olacağı aşikârdır.
  1. Rusya’yı Orta Doğu’ya çeken en önemli etkenlerden biri 2011’de gerçekleşen “Arap Baharı“ olarak değerlendirilmektedir. Diğer etkenlerden biri de 2014’te Ukrayna’ya yaptırımlar uygulanıp birçok pazar Rusya’ya kapatılmıştır. Böylelikle Batı dünyası Rusya’yı Orta Doğu’ya iten güçlerden biri olmuştur. Rusya alternatif seçenekler üzerinde çalışmaya zorlanmış ve Orta Doğu’da faaliyet göstermeye başlamıştır. Rusya’nın Orta Doğu’ya gelmesi bir yandan Körfez’deki güvenlik meseleleriyle de doğrudan bağlantılıdır.
  1. Orta Doğu ve Körfez bölgesinde ülkeler arası ikili diyalog yoktur. İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin çözümcül “Hürmüz Barış Girişimi“ sorunların başat ögelerini içermediği için pek ilgi görmemiştir. Orta Doğu’daki ülkeler (özellikle İran), Körfez ülkelerini ABD uzantısı olarak nitelendirmektedir.
  1. Körfez coğrafyasının ana sorunlarından biri de bölgesel bir ağırlığın olmamasıdır. Geçmişte Körfez ülkeleri bir bütün olarak hareket ederek ortak kararlar almakta iken Körfez Krizi sonrası her ülke kendi ağırlığını koyarak görece bağımsız hareket etmeye başlamıştır. Kendi aralarındaki çatışma ve krizler, sorunun temel kaynağı olarak gösterilebilir. Öte yandan Suudi Arabistan’ın dış politikasındaki tutarsızlık olarak da görülebilir. İran, müttefiklerine 2018’de 1 milyar dolar harcarken; Suudi Arabistan savunma için 100 milyar dolara yakın harcama yapmış fakat Aramco gibi kritik bir tesisin korunmasında başarısız olmuştur. Suudi Arabistan’ın karar vericilerinin mantalite ve politikalarını bu anlamda revize etmesinde fayda vardır.
  1. “Terör“ kavramındaki değişim dikkate alınmalıdır. Terör denince bireysel veya terör örgütlerinin eylemleri akla gelmekte, ülkelerin kendi veya başka ülke halklarına karşı işlediği suçlardan, “devlet teröründen“ bahsedilmemektedir. Bu bağlamda Mısır, Suriye ve İsrail gibi devletlerin yaklaşımları ve politikaları uluslararası dengeyi değiştirmektedir.
  1. Orta Doğu’da İran ve ABD arasındaki gerginliğin, Bölge’deki güç dengelerine de zarar verdiği görülmektedir. Lübnan ve Irak’taki meşru yönetim karşıtı gösterilerin Bölge’deki krizlerden beslendiği bilinmekte, mevcut durum ABD’nin politikasının yansıması olarak ifade edilmektedir.
  1. Türkiye’nin İran ile ilişkilerindeki önemli etkenlerden biri Bölge’de yükselen Kürt milliyetçiliğidir. Türkiye’nin sınır güvenliği açısından, PKK/YPG ve DAEŞ gibi terör örgütlerinin ciddi tehdidi söz konusudur. Geçmişteki krizlerden ve sonuçlarından ders çıkartan İran - Bölge'deki en net pozisyona sahip ülke olarak - Türkiye için işbirliği yapılabilecek tek ülke konumuna dönüşmüştür.
  1. Körfez bölgesinde 2007’den itibaren Türkiye’nin etkinliğinin giderek arttığı bilinmektedir. Körfez İşbirliği Konseyi, Türkiye’yi parlayan bir yıldız, güçlenen bir ülke olarak görmüş; Körfez ülkeleri Türkiye ile olumlu ilişkiler geliştirmeye çalışmıştır. Öte yandan İran’a karşı denge oluşturulması ve Körfez coğrafyasına karşı var olan tehditlere önlem amaçlı Türkiye ile ilişkilerini geliştirmiştir.
  1. Körfez coğrafyasında başta Obama dönemindeki politikalar olmak üzere ABD’nin son dönemde müttefiklik ruhuna uymayan dış politikalar geliştirmesi, Türkiye ve özellikle Körfez ülkelerini rahatsız etmektedir. ABD; Orta Doğu ve Körfez coğrafyasında, kendisinin kontrol edemeyeceği ve rakip olarak gördüğü aktör veya aktörleri istemediği için geliştirdiği, müttefiklik çerçevesine uymayacak politikalar ile Bölge’nin kendi kontrolünde olmasını istemektedir.
  1. Türkiye’nin dış politikasında ve Katar’a güvenlik sağlamasıyla ilgili dikkat edilmesi gereken konu askerî gücün kısıtlı şekilde kullanılmasıdır. Gerek Katar krizindeki askerî varlığı gerekse Türkiye’nin kendi sınırlarındaki terör yapılanmalarına müdahalesinde dikkatli karar verilmelidir. Zira sorunlar askerî güç kullanımı ile güvenlikleştirilmeye başlandığı zaman mevcut durumun kontrolü gittikçe zorlaşmaktadır. Türkiye’nin, Suudi Arabistan - Katar arasındaki krizde ve diğer rekabetlerde sorunları mümkün olduğunca politik ve diplomatik yollarla çözmesi gerekmektedir.
  1. Körfez’deki birkaç ülke, İsrail ile ilişkilerinde kapalı işbirliğinden açık işbirliğine gitmiştir. Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı cinayetinde İsrailli casuslarla işbirliği yapması, hava sahasını İran nükleer faaliyetlerini takip amaçlı İsrail’e açması ve İsrailli bir bakanın Olimpiyatlara yönelik Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret etmesi gibi gelişmeler İsrail ve Körfez ülkeleri arasındaki ittifak ihtimalini güçlendirmektedir. Bazı Körfez ülkelerinin Türkiye, İran ve Müslüman Kardeşler gibi ülke ve oluşumları tehdit olarak algıladıkları için İsrail ile ittifak hâlinde olduğu değerlendirilmektedir.
  1. Teknolojinin hızlı gelişimi ve beraberinde gelen veri akışı bir devrim niteliğindedir. Bu bilgi akışı değişen ve dönüşen dış politikalar sürecinde bilgi savaşları hâlini almaktadır. Bilgi savaşı; veriler üzerinden siyasi stratejiler ve sanal ortamda anti-politikalar geliştirilmesini kolaylaştırmaktadır. Türkiye dış politika kararları ile fiziki başarı elde ederken bilişim ve bilgi savaşlarında aynı başarıyı gösterememektedir. Savaşın yapısı değiştikçe savaş ortamlarında da değişimler yaşanmaktadır. Bir tarafta insan mücadelesi, diğer tarafta ise bilişsel savaş mücadelesi hâkimdir.
  1. Son teknolojik gelişmelerle savaş tekniklerinde önemli atılımlar yaşanmaktadır. Yeni yaşanan Aramco saldırısı; teknoloji kapasitesi ve etkisi açısından önemli bir saldırı taktiği sayılmaktadır. ABD’den koruma sözü alan ve yıllık 100 milyar dolara yakın savunma harcaması yapan Suudi Arabistan, en ileri hava savuma ağlarına sahip olmasına rağmen SİHA ve roketlerle yapılan bu asimetrik saldırı tekniğine karşı aciz kalmıştır. Bu tehditler için proaktif ve önleyici stratejilerin geliştirilmesi, devlet-dışı aktörlerin arz zincirlerini kıracak stratejiler geliştirilmesi gerekmektedir.
  1. Günümüzde bazı devletler, askerî operasyonları özel güvenlik şirketleri aracılığı ile yürütmekte ve bu taktik, devlet otoriteleri için mali sorumluluktan kaçınma, yurtiçinde ve uluslararası alanda hesap verebilirlikten sakınma gibi faydalar sağlamaktadır. Bu devletler, yurtiçinde kaybedilen askerler için halka hesap verme sorumluluğu taşımadığı gibi, uluslararası hukuksal düzenleme olmadığından, hukuka hesap verme zorunluluğuna da sahip değildir. O yüzden özel askerî şirket kullanımına dair hukuksal bir düzenlemeye ve etik çerçevesinin oluşturulmasına ihtiyaç vardır.
8 Kasım 2019, İstanbul
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 194 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 86 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Çin’le geliştirmekte olduğu yakın ilişki, Batının yaptırımlarla köşeye kıstırdığı İran için şimdi önemli bir fırsat. Xi Jinping’in 2016 yılında İran’a önerdiği stratejik anlaşma geçen ayın son günlerinde imzalandığında, kapsamı hakkında tahminden öte bir şey bilinmiyordu. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Balkanlarda Türk mevcudiyeti Osmanlı öncesine dayanmakla birlikte, orada Türk varlığının güçlü bir şekilde hissedilmesi ve etkisini göstermesi, Osmanlı dönemine rastlamaktadır. Bu güç etkisinin iki neden bulunmaktadır. İlki, Osmanlıların Avrupa ve Balkanların genelinden farklı bir dini misyona sahip...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.