Knut Hamsun’un Dramatik Sonu ve Peter Handke

Haber

Norveçli yazar Knut Hamsun 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte çok ciddi bir popülerlik kazanır. Azımsanmayacak maddi kazanım da elde eder. Öyle ki dünya turuna çıkar. İstanbul'a da uğradığı bu gezisini kaleme de alır. İstanbul’da İki İskandinav Seyyah adıyla basılan kitapta Hamsun’un ve Andersen'in ayrı zamanlardaki İstanbul izlenimleri okunabilir hâlen....

Norveçli yazar Knut Hamsun 1920 yılında Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte çok ciddi bir popülerlik kazanır. Azımsanmayacak maddi kazanım da elde eder. Öyle ki dünya turuna çıkar. İstanbul'a da uğradığı bu gezisini kaleme de alır. İstanbul’da İki İskandinav Seyyah adıyla basılan kitapta Hamsun’un ve Andersen'in ayrı zamanlardaki İstanbul izlenimleri okunabilir hâlen. Buraya kadar her şey normaldir. Zira Hamsun, büyük sıkıntılar çekmiştir o güne dek. Hatta Amerika dönüşü yaşadığı maddi yokluk ve “Açlık“ onun eserlerine güçlü şekilde tesir eder.

Ancak bu büyük yazar için dramatik son, siyasi görüşü ile başlar. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazileri desteklemesi, ülkesinin Almanya'ya karşı koymaması gerektiğini söylemesi ve rivayet olarak kalsa bile kazandığı Nobel madalyasını Hitler'e armağan etmek istemesi gibi etmenler nedeniyle savaş sonrası Norveç toplumunda Hamsun büyük bir itibar kaybına uğrar ve vatana ihanet suçlamasından ötürü rekor bir para cezasına çarptırılır.

Bir sabah, genç bir Norveçli, elindeki Hamsun kitabını yazarın evinin önüne bırakıp sessizce uzaklaşır. Bir süre sonra biri daha kitap bırakır aynı yere. Sonra biri daha, biri daha, biri daha... Oslolular ellerindeki Hamsun kitaplarını yığarlar yazarın kapısının önüne. Ne bir arbede yaşanır, ne de kötü bir laf edilir. Kırgın Norveçliler kitapları sessizce bırakıp dağılırlar. Adeta kendi kitaplarından bir dağ oluşur Hamsun'un bahçesinde. Bu zarif tepki, doksan küsur yaşındaki yazara ömrünün en acı dersini verir. Pişman, mutsuz ve utanç içinde yumar hayata gözlerini; Tıpkı Göçebe romanında olduğu gibi bir yaşlılar evine yerleştirilir ve 1952 yılında odasının banyosunda ölü bulunur. Belki de kader adalet etmiştir, kim bilir?


Ve Peter Handke meselesi…

Peter Handke 6 Aralık 1942 yılında Avusturya’da doğar. Biyolojik babası ile annesi daha Peter doğmadan ayrılırlar. Yazara ismini verecek olan Bruno Handke ile annesi ikinci evliliğini yapar. Ailesi ile birlikte Doğu Berlin’e yerleşirler fakat Rusların Berlin’i işgal etmesi üzerine oradan da ayrılırlar. 12 yaşına kadar din eğitiminin ağırlıklı olduğu bir okulda okur. Liseyi ise normal bir lisede tamamlar. 1971 yılında annesinin intiharı ile sarsılır. Anne tarafındaki dedesi Slovak olduğundan küçük yaşlardan itibaren bu kültüre ilgi duyar. Balkanlar’ı bilir.
Annesi Sloven olan Avusturyalı yazar, parçalanan Yugoslavya'ya duyduğu nostalji ile yetinecek, dengesini kaybetmeyecek derken, Kosova ile adeta bir hiddet yanardağına dönüşür. Vatikan'ın “Ortodoks kardeşlere karşı“ tavrını protesto için Katolikliği terk eder, Almanların Büchner ödülünü de geri çevirir. Tarihten beslenmektedir; Hamasetten ve unutulmayan hatıralardan.

"Marslılar saldırıyor. Sırbistan, Karadağ ve Sırp Cumhuriyeti, Marslı olmayan herkesin anavatanıdır.“ der Handke (Der Spiegel, 01.04.1999 ) Kimse inanmaz bu sözlerin yüzyılın en incelikli dil ustalarından birine ait olduğuna. Aklından şüphe de edilir.

Gerçek bir "Sırp dostu" ilan edilen, NATO harekâtı esnasında yazarlık onurunu korumak için (!) Sırbistan'ı ziyaret edip göğsüne yığınla nişan taktıran da Handke’dir yine. Sloven milliyetçiliğini "insanlığın en aşağılık biçimi" diye tanımlamasını, Bosna'da Müslümanların birbirini öldürüp suçu Sırplara attığı iddialarını delirme belirtisi olarak görenler, Sırpların hâlini Musevilerin soykırımı ile kıyaslamasına da şaşmazlar pek.

Sırplar kendilerine yapılanlara karşı gururla direniyor gibi şeyler yazar savaş sırasında. Bir propaganda unsuruna dönüşür. Berlin'de sürgünde yaşayan Sırp yazar Cosic cevap verir ona: "Tam da bu, işte! ‘Neden bütün bu bela bizim başımıza sarılıyor?’ sorusunu bu gurur yüzünden soran yok!" Peki diğer bir soru: Ona böyle seslenen ve destek veren Çosiç kim? Buyurunuz: Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin 1992-1993 dönemi cumhurbaşkanı olan Çosiç, Balkanlar'daki kamuoyunda Yugoslavya'nın eski devlet başkanı Slobodan Miloşeviç'in yürüttüğü siyasetin fikir babası olarak bilinir. Çosiç ayrıca, Sırbistan'ın 1990'lı yıllar başında Bosna Hersek ve Hırvatistan'a karşı açtığı savaşta Bosnalı ve Hırvatlara yapılan katliamların tasarımcısı olarak da kabul edilir. Ama asıl önemlisi Çosiç’in Ölüm Zamanı adlı dörtlemesidir. Büyük Savaş (1972-1979) konulu, kült roman özelliğini taşıyan çağdaş tarihsel bir eserdir. Roman türünü, bir ülkenin veya bir milletin tarihi olarak algılatma ve meydana getirme fikrine alet etmeyi, her biri bir bütünlük teşkil eden dört ayrı bölümden oluşan kompleks kompozisyonlu Ölüm Zamanı romanında en kapsamlı biçimde gerçekleştirmiştir o. Zira bu eserde Sırbistan tarihinin en zorlu ve en kader belirleyici dönemi olan 1914 yılının sonbaharı ile 1916 yılının ilkbaharı arasında geçen zaman konu alınmıştır. Eserde tüm temel epik yapı unsurları olarak kabul edilen zaman, mekân, olay örgüsü ve kişiler, ustaca kullanılmıştır. Puzzle tamamlanıyor gibidir. Çosiç’e o gün verilemeyen ödülün gıyabında takdimi gerçekleşmektedir.

Tanrıya ihtiyacının turuncu bir balığın, mavi bir bisiklete ihtiyacı kadar olduğunu söyleyen Handke Sırp Bilimler Akademisi üyesidir. Aslında içeriden bir sestir artık. “Nobel’i verenler bir hata yaptı“ demek bu manada fazlaca iyimserlik olur. Bu, aslına bakılırsa bir meydan okuma, dahası bir tavır koymadır. Cosiç’ten Miloseviç’e, Karadziç’e, Mladiç’e bir selam verme, belki de Bosnalılar’a bir kez daha acılarını hatırlatma hamlesidir. Kim bilir, belki de bu satırların yazarı fazla kötümserdir?

Aliya şöyle demişti; “Ben Avrupa`ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa onlar bunların tamamını yaptı. Hem de Batı’nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına…“ Batı medeniyeti adına yapılanlar elbette Batı eliyle temizlenme yolunu bulacak, bunun için mücadele edilecektir. Ve elbette hafızanın her iki taraf için de diri tutulması bunun en etkili yoludur.

Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde soykırım ve savaş suçlarından yargılanması devam ederken cezaevinde ölen eski Sırp lider Miloseviç’e hayranlığıyla tanınan Handke, Kosova’daki savaş sırasında yayımlanan bir makalesinde de “Sırpları destekliyorsanız, ayağa kalkın.“ ifadelerini kullanır. Handke, Miloseviç’i cezaevinde ziyaret eder ve lehine tanıklık etmek için girişimlerde bulunur. 2006’daki cenazesine de katılır. Belki de herkes bir savaş destekçisi olarak işlem görmesini beklerken, ırkçı saplantıları ve hastalıklı zihni ile susturulmasını ümit ederken bugün Handke Nobel Komitesi’nin takdiri ve modern Batı’nın iradesi ile bir sembole dönüştürüldü. Bu noktada ikinci sınav başlar kanaatimizce. Şimdi ne olacak? Bu bir Handke reklamına dönüşüp güzel ülkemde kitapları daha mı çok satılacak, yoksa aklıselim birileri buna içeriden ve irfana bakan bir tepki koyabilecek mi?

Unutulmamalıdır ki siyasetin üzerinde bir mücadeledir; bin yılın taşıdığı hamasetin karşısında durmak. Kin hastalıklı bir histir, kişiyi hasmına fazlaca bağlar. Hasmına bağlanmadan, kinden beslenmeyen entelektüel bir kavga vermek bugün Aliya’nın savaş sonrası söylediği pek çok söz arasındaki şu cümlelere yaslanmak manasına gelir:


Olduğunuz gibi kalın. Dininizi, milliyetinizi koruyun. Kimliğinizi kaybetmenin bedeli köleliktir.

Handke ve bayrağını taşıdığı zihinsel yapı şüphesiz ki hafife alınmaması gereken tarihsel bir geleneğin ürünü. Belki de hiçbir zaman bitmeyecek bir mücadelenin yansıması. Hazırlıklı olmak ve siyaset üstü bir gayretle söylem geliştirmek en önemli ihtiyaç. Yoksa refleks gibi, anlık tepkilerin ömrü de tesiri de çok kısa sürüyor.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2763 ) Etkinlik ( 223 )
Alanlar
TASAM Afrika 77 647
TASAM Asya 98 1106
TASAM Avrupa 23 649
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 67
TASAM Kuzey Amerika 9 294
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1406 ) Etkinlik ( 54 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 23 623
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 189
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1304 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 518
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2053 ) Etkinlik ( 83 )
Alanlar
TASAM Türkiye 83 2053

Ertuğrul’un 1889 Japonya ziyareti, sıradan bir nezaket ve diplomatik ziyaret değildir. Bu ziyaret, kıta Avrupası, Orta Asya, Uzakdoğu, Pasifik ve Ortadoğu’daki güç mücadelesinin zorunlu kıldığı bir ziyarettir. Ertuğrul gemisi, geri dönemese de bu seyahat, günümüze kadar devam eden, son derece kalıcı...;

Küresel hegemonya mücadelesi giderek sertleşirken jeopolitik saiklerin daha akışkan olduğu yeni bir döneme giriliyor. Bu yeni dönemde jeopolitik dinamikleri yeniden şekillendirmeyi planlayan iddialı projeler, stratejik pozisyon almak için uygun bir konjonktür yaratmayı hedefliyor. Bu projeler arasın...;

Çin ve Rusya’ya uygulanan Batı merkezli yaptırımlar küresel jeopolitikte köklü değişimlerin önünü açarken söz konusu iki ülkeyi de ilan edilmemiş stratejik bir ittifaka doğru sürüklüyor. Rusya ekonomisi üzerinde oluşan baskı ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)-Çin rekabetinin derinleşmesi, Çin ve R...;

Avrupa konvansiyonel güvenlik mimarisinin köşe taşı olarak görülen; Avrupa’da Konvansiyonel Silahlı Kuvvetler Antlaşması (CFE-AKKA), NATO ve Varşova Paktı ülkeleri arasında 1990 yılında imzalanmış ve 1992 yılı Temmuz ayında yürürlüğe girmiştir.;

Dünya hemen her konuda sınırın “ölçüsüzce“ zorlandığı “kritik“ bir dönemden geçmektedir. Başta zihin ve beden itibarıyla bizzat insan olmak üzere aile, toplum ve devlet gibi hemen her toplumsal ve siyasal yapı bu durumun bir yansıması olarak derin bir “güvenlik krizi“yle karşı karşıyadır. Uluslarara...;

Tüm eş-etkinlikleri ile birlikte, bu yıl onuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Teknopolitik Yeni Dünya: Güvenliğin Güvenliği - Akıl, Nesil, Aile, İnanç ve Devlet Güvenliği““ ana teması altında küresel ölçekte katılımla ...;

Tüm eş-etkinlikleri ile birlikte, bu yıl onuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Teknopolitik Yeni Dünya: Güvenliğin Güvenliği - Akıl, Nesil, Aile, İnanç ve Devlet Güvenliği““ ana teması altında küresel ölçekte katılımla ...;

Napolyon Bonapart'ın yeğeni III. Napolyon, 1852'den 1870'e kadar Fransa'yı yönetti. Onun dış politikası, askeri maceracılık, diplomatik manevralar ve yurtdışında Fransız nüfuzu kurma girişimlerinden oluşmuştur. Kısaca III. Napolyon’un dış politikası hırs ve çelişkinin bir karışımıydı.;

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2023 Dönem 1

21. yüzyıl güvenlik sorunlarının dönüşümünü takip edebildiğimiz bir dönem olarak dikkat çekmektedir.

  • 11 Kas 2023 - 02 Ara 2023
  • Cumartesileri 10.00-13.30 (Çevrimiçi) -
  • İstanbul - Türkiye

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

Afrika 2063 Ağı İstişare Toplantısı 2

  • 20 Eki 2022 - 20 Eki 2022
  • Çevrimiçi - 14.00

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...