İstanbul Güvenlik Konferansı İstanbul’da Yapıldı

Haber

Bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Yeni Dünya Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi” ana temasıyla 07-08 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi....

Bu yıl beşincisi düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Yeni Dünya Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi” ana temasıyla 07-08 Kasım 2019 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirildi.
 
İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde yapılan İstanbul Güvenlik Konferansı 2019 ile birlikte; önceki iki yılda olduğu gibi Katar Stratejik Araştırmalar Merkezi (QSSC) işbirliğinde Körfez Güç Mimarisi ve Ekonomik Güvenlikbaşlıklı 3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu yanı sıra “Afrika Güvenlik Mimarisi ve Türkiye” başlıklı 2. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu ile “Yeni Uzay Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi” başlıklı Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı’nın ilki alt etkinlikler olarak eş zamanlı icra edildi.
 
07 Kasım Perşembe günü saat 09.30’daki açılış konuşmaları ile başlayan Konferans iki gün sürdü. Konferansın açılış konuşmalarını Süleyman ŞENSOY (TASAM Başkanı), Tuğgeneral Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI (Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi Komutanı), Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı adına İç Güvenlik Stratejileri Daire Başkanı Dr. Can Ozan TUNCER, Irak Cumhurbaşkanı Müsteşarı Hatem Abdulkareem Ali ALİ, KKTC İçişleri Bakanı Ayşegül BAYBARS, Zanzibar Devlet Bakanı Issa Haji Ussi GAVU, Pakistan Savunma Bakanı Temsilcisi Tümg. Mirza Fowad Amin BAİG ve Uganda Güvenlik Bakanı Elly TUMWINE yaptı.
 
TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) Eş-Direktörü Dr. Savaş BİÇER’in sunuş konuşmasının ardından açılış konuşmalarını yapmak üzere kürsüye gelen TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY; “37 ülkeden gelen katılımcılara yaptığı selamlama girişinin ardından “Bu vesileyle, bir yıldır konferans hazırlıklarını sürdüren ve emeği geçen TASAM çalışanlarına, Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi Komutanı Tuğgeneral Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI ve ekibine, emeği geçen arkadaşlarıma kalbi şükranlarımı arz eder saygılar sunarım” dedi.
 
Günümüzde küresel düzeyde farklı bölgelerde ama temelde güvenlik kaygılarıyla devam eden çatışmaların, teknolojinin sunduğu namütenahi imkânlarla uzaya taşındığının görüldüğünü belirten Başkan ŞENSOY, uzayın yeni bir çatışma alanı mı, yoksa bir uzlaşma alanı mı olacağının, bu yüzyılın sonuna kalmadan belirginleşeceğini belirtti.
 
Güvenlik ve uzayın bir arada ele alınacağı ekonomi, uluslararası hukuk ve uluslararası güvenlik örgütlerinin bu bağlamda geçireceği dönüşümle ilgili asker, siyasetçi, diplomat ve bilim insanlarının öngörülerini, düzenlenen İstanbul Güvenlik Konferansı’nın ana ve alt etkinlikleri kapsamında dinleme fırsatı bulacaklarına değinen ŞENSOY, dünyadaki gelişmelerin; bu ve benzeri işbirliklerini çok daha fazla artırıp ikili ve çok taraflı çok daha fazla çalışma yapılmasının gerekliliğini gösterdiğinin altını çizdi.


TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY: “Dünyada yeni jeopolitik merkez şekilleniyor”
 
Başkan ŞENSOY sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada, genelde bütün toplantı açılışlarında yaptığım gibi daha çok, zihin açıcı yani kesin bir yargıya varmayan bazı soruların birlikte altını çizmek istiyorum. Mümkün olduğunca da zamanı iyi kullanmaya çalışacağım. Şimdi içerisinde bulunduğumuz dönem açısından ekosistem vizyonunu anlamaya çalışırsak şu konularla karşılaşıyoruz; Birincisi, yeni jeopolitik model ve rekabetin nasıl şekilleneceği konusu. Dün gece Çin’den geldim. Çin Devlet Başkanı ile görüşme onuruna da eriştik. Birtakım önemli gelişmeler de yaşandı. Orada da benzer şeyler konuşuldu. Onun için bunun altını çizmek istiyorum. Güneyde Kuzey Afrika’yı içine alan bir çizgide, Kuzey’de Kanada’ya kadar olan bir alanın yeni jeopolitik merkez olarak şekillendiği görülüyor. Ama kesin bir yargıya varmak için henüz erken. Hem bu yeni jeopolitik alanın içerisinde yeni ve eski güçler arasında çok yoğun bir rekabet var, hem de bu jeopolitik alanın dışında kalan bölgelerde büyük bir paylaşım rekabeti var. Özellikle jeopolitik merkezin dışında kalan alanların olası istikrarsızlıkları konusunda çok fazla kafa yormamız ve uluslararası bir regülasyona katkıda bulunmamız gerekiyor. Dünyadaki kaynak krizi hepimizin malumu; “borç para borç” ilişkisi içerisinde üretebileceğimiz kaynakları sonuna kadar zorladık ve 2008 yılından beri özellikle Batı dünyasından başlayarak yaşadığımız bir küresel finansal kriz var.
 
Çin’in yükselişiyle birlikte “kara gücü - deniz gücü” rekabetinin başladığını görüyoruz. Özellikle geçen yılın Mart ayında Rusya’nın açıklamış olduğu yeni silahlar deklarasyonu ile konvansiyonel dengenin değiştiğini ve Rusya’nın geliştirdiği silahlar iddia ettiği gibi ise Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin bütün açık denizlerde hedef hâline geldiğini görüyoruz.
 
Bu “kara gücü - deniz gücü” savaşının da, rekabetinin de önümüzdeki dönemi şekillendireceği ortada. “Ulusal ve küresel perspektif açısından rekabet neye karşılık geliyor?” sorusu da çok önemli çünkü hiçbir ülke için standart tek tip bir strateji uygulanması mümkün değil. Hatta güvenlik ittifakları içinde bile çok ciddi farklılıklar var. Her ülkenin, kendi zayıflıklarını ve güçlü yönlerini doğru okuyarak bir rekabet perspektifi geliştirmesi gerekiyor. Fakat burada rekabet deyince arz etmek istediğim bir konu da; dünyanın geldiği nokta itibarı ile - bu romantik ve ütopik bir görüş değil - bu yıkıcı rekabeti ve kaynak sorununu çözmemizin çok zor olduğunu düşünüyorum. Özellikle ülkelerin ve insanların tabiatında ve genetiğinde olan rekabetin daha değişik alanlara yönlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunların en önemli alternatiflerinden biri de uzay alanıdır. Uzay için rekabet başladı ama dünya, içindeki rekabeti regüle edecek, dengeleyecek konumda değil şu anda. Konferans esnasında yapılacak uzay çalıştayının da, bu perspektife hem ulusal hem uluslararası ölçekte katkı yapmasını diliyorum”.
 
Bu çerçeve içerisinde her ülkenin kendi stratejik envanterini - biz burada Türkiye olarak belirttik ama - iyi tanımlanması ve ona göre harekete geçmesi gerekiyor. Yani biriktirdiği konvansiyonel güç, yumuşak güç, sert güç, bunların toplamında akıllı güç ne ise ve neye sahipse, stratejik envanterini tekrar bir tanımlaması, belki haritalandırması gerekiyor”.
 
(Konuşmanın tamamına https://bit.ly/2CW9PsH linkinden ulaşabilirsiniz.)
 

Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI: “Katar-Türkiye; iyi ve kötü gün dostudur”
 
Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi Komutanı Havacı Tuğgeneral Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI ise İstanbul Güvenlik Konferansı’nın açılışında yaptığı açılış konuşmasına Katar Savunma Bakanı Dr. Halid bin Muhammed AL-ATIYYE’nin ve yine Katar Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Havacı Korgeneral Ghanim Shaheen AL-GHANIM’in de selamlarını getirdiğini ve onların desteği olmasa burada olamayacaklarını belirterek başladı.
 
Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu’nun üçüncüsünü yaptıklarını ve uluslararası güç dengelerinin değişiminden dolayı burada olduklarını söyleyen Dr. Rashid Hamad AL-NAEMI süper güçlerin şu an birbirleriyle didişmeye devam ettiğinin, bazı bölgelerde de sıcak çatışmaların yaşandığına şahit olunduğunun, artık dünyanın mevcut sistem üzerinde meseleleri çözebilecek yeni bir formül çıkarması gerektiğinin altını çizdi.
 
Bir takım paktların da haritaların da değiştiğine değinen AL-NAEMI sözlerini şöyle sürdürdü: “Mesela 2017’deki Körfez Krizi’ne bakacak olursak o dönemde Katar Devleti’ne uygulanan ambargo ekonomik ve siyasi anlamda konjonktürü ve formülü değiştirdi. Bugünün Körfez’i artık dünün Körfez’i değildir. Gelecekte nasıl bir konum alacağını da kimse kestiremiyor. Dolayısıyla her alanda yeni yeni kavramlar ortaya çıkacağı kesindir. Bunun nasıl şekilleneceğini şimdiden kestiremeyebiliriz belki ama Arap Körfezi’ndeki su geçişleri konusundan veya bölgesel anlamda bir güvenlik şemsiyesi kurulmasından da söz edilebilir.
 
Şu sıralar Körfez bölgesinde ambargolar ve Yemen’deki gibi bazı çatışmalar devam ediyor bildiğiniz gibi. Bu çatışmaların bizi nereye götüreceği meçhuldür. Bu yaşananların sonuçlarının bazı Körfez ülkelerine istikrarsızlık ve olumsuzluklar şeklinde yansıdığını görmekteyiz. Bütün bunların Orta Doğu’ya da etkileri olacaktır. Şu anda bile güvenlik sorunları yaşanmaktadır.
 
Az önce de dile getirildiği gibi kara, deniz ve uzay artık gündemdedir. Yine, insansız hava araçları gündemdedir. Bütün bunları detaylı olarak toplantımızda tartışacağız. Biz bunların özellikle askerî taktik ve strateji gibi konularını önemsiyoruz.
 
Bizim Katar Silahlı Kuvvetleri Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak TASAM’la sürdürdüğümüz ilişkimiz, Türkiye - Katar arasındaki stratejik işbirliğinin sonucudur. Her iki devlet de bölgesel istikrar ve güvenlik konularında yan yana aynı mevzide yer almıştır. Yine yapılacak toplantılarda Orta Doğu ile ilgili de birçok dosya ele alınacaktır.
 
Türkiye ile Katar arasındaki münasebet tarihî kardeşliğe dayanır ve köklü bir ilişkidir. Bizler iyi ve kötü gün dostuyuz ve bu bağ daha da güçlenecektir. Şu anki ortamda geleceğimizin ortak olduğunu görüyoruz. Katar halkı, zor günlerinde Türkiye’nin yanlarında yer aldığını asla unutmayacaktır. Türkiye’nin güvenlik ve istikrarı bizim için de güvenlik ve istikrar anlamına gelmektedir. Yine Katar geçtiğimiz yıllarda yaşanan uluslararası birçok meselede herkesten önce Türkiye’nin yanında yer almıştır.
 
TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY ve ekibine işbirlikleri için teşekkür etmek istiyorum. Merkez olarak bu toplantıların başarıyla neticelenmesini diliyoruz. Bugünü okuyarak geleceğimize yön verebileceğimizi belirtmek isterim. Hepinize katılımınız ve katkılarınız için teşekkür ediyorum”.
 

Dr. Can Ozan TUNCER: “Terörün tanımının yapılmaması dünya barışına hizmet etmiyor”
 
Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı adına İç Güvenlik Stratejileri Daire Başkanı Dr. Can Ozan TUNCER ise Konferansın açılışında yaptığı konuşmasında; “Ülkemiz, bölgemiz hatta küresel açıdan önem arz eden ve gitgide daha önemli bir hâl alan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın beşincisine katılmaktan büyük bir memnuniyet duyduğumu ifade etmek isterim” dedikten sonra 21. yüzyılın ilk çeyreği itibarı ile küresel anlamda artan riskler ve asimetrik tehditlerin, yeni güvenlik konseptleri ve yeni düzen arayışlarını da beraberinde getirdiğini söyledi.
 
Bu durumun, klasik güvenlik tehditlerine ve kavramsal olarak güvenlik çalışmalarına daha geniş bir boyut kazandırdığının altını çizen Dr. Can Ozan TUNCER; “Bu çerçevede terör, radikalleşme ve şiddete varan aşırıcılık, Batıda son dönemlerde çok sık karşılaştığımız yükselen ırkçılık, uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti, sınır ötesi, sınırları aşan suç örgütleri, düzensiz göç ve mülteci hareketleri gibi olgular güvenlik çalışmalarının doğal hâttâ yer yer organik bir parçası hâline gelmiştir. Karşı karşıya geldiğimiz birçok tehdidi bertaraf etmek için bu Konferans’ın içeriğinde de konu edinilen enerji güvenliğinden kent güvenliğine, siber güvenlikten uzay ekosistemine kadar güvenliğimizi ilgilendiren çeşitli çalışma alanlarını şekillendirmek ve güvenliğe bütüncül bir bakış açısını birlikte inşa etmek için bu Konferans vesilesiyle önemli bir fırsatı daha yakalamış olduğumuzu düşünüyoruz. Ayrıca, yeni güvenlik konseptinin insani güvenlik yaklaşımının temel alınması ve bunun da tüm çalışmalarımızda öncü kılınması gerektiğini düşünmekteyiz” dedi.
 
TUNCER sözlerini şöyle sürdürdü; “Peki, küresel anlamda iletişim ve etkileşim imkânlarının öngörülemez biçimde geliştiği ve güvenliği hem tehdit eden hem de sağlamaya çalışan taraflara sayısız imkânlar sunduğu içinde bulunduğumuz çağda bu gelişmelere karşı güvenliği yeniden, yeni yöntemlerle imal etmek için nasıl bir yol izlemeliyiz? Nasıl bir kurumsal yapı, nasıl bir iletişim ağı kurmalı; bunları ortak bir kültürle güçlendirerek nereye taşımalıyız? İşte bu Konferans bu sorulara cevap ve bunları tartışmak için bize bugün, Türkiye’nin cennet köşesi olan İstanbul’da eşi bulunmaz bir fırsat sunuyor.
 
Hâlihazırda yeni güvenlik konsepti üzerine birçok yeni yaklaşım geliştirilmekte iken klasik güvenlik konseptini aşmak, konvansiyonel olandan yeni olana, hibrit olana geçmek için yeni ve reaksiyoner arayışlar içindeyiz. Bütün dünyada bu arayışlar sürmektedir. Askerî ve sivil arayışların birbiri ile daha uyumlu bir şekilde yol alması giderek daha çok kabul görmektedir. Güvenlik perspektifi, işbirliğine dayalı çok ortaklı bir yapı kurarak inşa edilmektedir. Uluslararası örgütler, bölgesel kuruluşlar, STK’lar, ekonomi temelli kurumlar ve medya artık bu yapının birer parçası, birer ortağı kabul edilmektedir. Güvenliğin sağlanması ve sürdürülmesi konusunda askerî güç kullanılması, yaptırım seçeneklerinin yanında hukuk, insan hakları, adalet, ahlâk, ekonomi, ekoloji, çevre vesaire gibi diğer verileri de dikkate alma zorunluluğumuzun bulunduğunun farkındayız. Yeni güvenlik mimarisinin üzerinde ayrıca düşünmemiz gerektiğine inandığım en önemli husus; terör ve terörizmdir.
 
Yeni gelişen birçok tehdit ve riske rağmen terör ve terörizm bu asırda da uluslararası barışı, güvenliği ve istikrarı tehdit eden en önemli unsurların başında gelmektedir. Nitekim terör, konuşmamın başında zikrettiğim tehditlerin birçoğuna zemin hazırlamaktadır. Bu sebeple, terörle mücadelede; küresel, bölgesel ve ulusal güvenliğin sağlanması bakımından giderek daha fazla önem arz eden yeni çalışmaları yapmamız, birliktelikleri artırmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ancak devletlerin terör örgütlerini ayırt etmeden, daha doğrusu tanımlamadan daha güçlü bir uluslararası işbirliği geliştirmesini ve bu işbirliğini terörle mücadelede önemli bir aygıta dönüştürmesini zaman zaman zor görmekteyiz. Bizim “terör örgütü” dediğimize bir başka devletin “terör örgütü” dememesi, bunun uluslararası bir tanımının olmaması ve bu konuda muğlaklıklar yaşanması dünya barışına hizmet etmemekte, ulusları da zaman zaman zor durumda bırakmaktadır. Bu olumsuzluklara rağmen terör saldırılarına maruz kalan devletler, ülkesinin ve vatandaşlarının huzurunu ve güvenliğini korumak amacıyla terör tehdidiyle çetin bir mücadele sürdürmektedir. Nitekim şu an içinde olduğumuz Türkiye de yıllardır bu mücadeleyi en güçlü ve kararlı bir şekilde sürdüren ülkelerin başında gelmektedir. Yakın geçmişi dikkate alacak olursak ülkemizin sahip olduğu değerleri tehdit eden birçok terör örgütü ortaya çıkmıştır. PKK, KCK ve uzantısı olan PYD, YPG terör örgütü, Fethullahçı terör örgütü FETÖ, DEAŞ, DHKP-C gibi farklı motivasyonlardan destek alan birçok terör örgütü ülkemizi hedef almış ve almaktadır. Terörle mücadele tecrübemiz, bu yönüyle farklı motivasyonlardan beslenen terör örgütleriyle mücadelede dünyada, ülkemize eşi bulunmaz bir dinamizm ve perspektif katmaktadır. Bu tüm dünya tarafından izlenmektedir ve bunu da bilmekteyiz. Bu bağlamda Türkiye küresel terörle mücadelede dünyadaki en tecrübeli ülkelerin başında gelmekte iken ülkemiz terörle mücadele alanında güçlü ve kararlı askerî önlemlerin yanı sıra terörizmle mücadeleyi bir tarafa bırakmamakta, terör ve terörizmle mücadele ederken yeni bir mücadele konseptini de sürdürmektedir. Toplumun tamamını kucaklayan, temel hak ve özgürlükler alanını daraltmayan, vatandaşlarımızın devlete güvenlerini ve ülkeye aidiyetlerini pekiştiren ileri adımlar atılmış ve köklü reformlar gerçekleştirilmiştir. Ülkemizin atmış olduğu bu adımlar yeni güvenlik konseptinin başlıca özellikleri olan esnek ve reaksiyoner yapıyı tesis etmek, işbirliği alanlarını geliştirmek adına oldukça önemli adımlar niteliği taşımaktadır. Ancak maruz kalınan terör tehdidinin ülke sınırlarını aşan bir yapıda olması içeride atılan başarılı adımların yanı sıra sınır ötesinde bazı faaliyetlerin gerçekleştirilmesi de zorunlu bir hâle gelmiştir. Bilindiği üzere ülkemiz; Suriye sınırı boyunca oluşturulmak istenen terör koridoruna izin vermemek ve buradan ülkemize sızarak gerçekleştirilen terör eylemlerini önlemek amacıyla dünya için önemli bir örnek niteliğinde olan birçok harekâta imza atmıştır. Barış Pınarı Harekâtı da bunların sonuncusudur. En son yaptığımız harekât, bu tecrübeler arasındaki önemli yerini almaktadır. Hiç kuşkusuz millî güvenliğimize yönelebilecek terör ve terörizm tehdidine karşı, bölgesel ve küresel risklerin takibi yapılmaya ve bu risklere dair gerekli önlemler alınmaya devam edilecektir. Bu vesileyle bugün kurumsal destekçisi olarak sayın bakanımızın davet edildiği bu nitelikli etkinlikte bizler de sizlerle bir arada olma ve düşüncelerimizi aktarma fırsatı bulduk. Yeni güvenlik konseptinin oluşturulması ve nitelikli bir içerikle devam edecek olan bu faaliyetin başarılı olmasını diler tüm katılımcılara saygılarımı sunarım”.
 
 
Abdulkareem Ali ALI: “Barış ve istikrarın yeniden tesisi için kapsamlı bir işbirliği şarttır”
 
İstanbul Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapmaktan son derece mutlu olduğunu ve burada bulunmanın kendisi için ayrı bir onur olduğunu ifade eden Irak Cumhurbaşkanı Temsilcisi, Cumhurbaşkanı Müsteşarı Hatem Abdulkareem Ali ALI ise dünyadaki çatışmaların büyük kısmının Asya kıtasında bulunan ülkeler arasında yaşandığını ve bu kıtada yaşananların bütün dünyayı etkilediğini belirtti.
 
Asya’nın batısında yer alan bir ülke olarak yaşananlara endişe ile baktıklarını söyleyen Hatem Abdulkareem Ali ALI, Irak’ta da terörle savaşlarının hâlâ bitmediğini belirtti.
 
ALI sözlerini şöyle sürdürdü: “Bildiğiniz gibi Irak’ta da IŞİD-DEAŞ terörü söz konusuydu ve Irak’ın üç kentini ele geçirmişlerdi. Yine de elde ettiğimiz zaferle gurur duymaktayız ancak terör bitmiş değildir. Terör yer ve kılık değiştiren bir olgudur, her yerde ve zeminde kendini gösterebilir. Terör sadece kendi ülkemizi ve bölgemizi değil özellikle tüm Asya kıtasını tehdit eden bir olgudur. Terörle etkin mücadele edebilmek; tehlike arz eden bölgelerle ilgili karşılıklı istihbarat verilerinin paylaşımı gibi uluslararası işbirliğini gerektirir. Bu sıkıntıyı yaşayan ülkeler arasında buna benzer işbirlikleri terörle etkin mücadele için olmazsa olmaz hükmündedir neredeyse. Aslında terörle mücadele konusunda yapacak çok şey var.
 
Terörü kaynağında kurutmak için hem kültürel, hem düşünsel, hem ekonomik ve hem de siyasi anlamda bir işbirliğine ihtiyacımız var. Adil bir çözüme ulaşabilmek için Filistin’in de işgalden kurtarılması gerekir. Kanaatimizce etnik ve mezhepsel çatışmaların da sona erdirilmesi, yoksullukla mücadele edilmesi, nefret eylem ve söylemlerinin bitirilmesi ve böylelikle barış ve istikrar ortamını yeniden tesis edilmesi gerekir. Eğitim başta olmak üzere her insanın onurlu bir hayat sürebilmesi için gerekli olan temel hizmetlerden eşit derecede istifade edebilmesi barışa giden yolun olmazsa olmazlarındandır. Bütün bunlar bizlere çok fazla çaba sarf ederek çalışmamız gerektiğini gösteriyor.
 
Bu kadar nitelikli bir toplantıda bunlara çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılacağından şüphe yok. Yine bu hususlarla ilgili ortak çıkarlar paralelinde ortaklıklar geliştirilmelidir. Yine Irak özelinde bahsedecek olursak tabi ki birçok sıkıntı yaşadık. Bölge’deki duruma baktığımızda yaşanan sıkıntıların sürdüğünü ve bütün dünyayı da etkilemeye devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla barış ve istikrarın yeniden tesisi için bölgemizdeki herkesi kapsayan geniş bir işbirliğinin kurulması gerekir”.
 
Açılış konuşmalarının ardından yapılan açılış oturumunda “Orta Doğu'da Stratejik ve Güvenlik Ortamının Dönüşüm Yönleri” konusu ele alındı. 07 Kasım Perşembe günü yapılan diğer oturumlarda ise sırasıyla “Enerji Kaynakları ve Dünyada Enerji Arzı Güvenliği”, “Yeni Dünya Güvenlik Mimarisi ve Güvenlik Örgütleri”, “Yeni Güvenlik Mimarisi içinde NATO”, “Yeni Güvenlik Mimarisinde Savaşı Anlamak”, “Güvenlik Mimarisinde Dönüşümler ve Türkiye” ile “Değişen Güvenlik Paradigmaları ve Uluslararası Hukuk” gibi tüm dünyanın gündeminde yer tutan konu başlıkları ilgili uzmanlarca konuşuldu.
 
İstanbul Güvenlik Konferansı’nın 08 Kasım Cuma günü yapılan oturumlarında ise “Akıllı Şehirler Üzerine”, “Güç Kavramına Yaklaşımlar”, “Ulusal Güvenlik Politikaları”, “Yapay Zekâ ve Güvenlik”, “Güvenlik Kavramına Farklı Yaklaşımlar” ve “Siber Güvenlik Çalışmaları” konuları masaya yatırıldı.
 
37 ülkeden konuşmacıların iştirak ettiği İstanbul Güvenlik Konferansı’na anahtar konuşmacı olarak Doç. Dr. Tuğgeneral (E) Fahri ERENEL (TASAM Başkan Yardımcısı), Prof. Dr. Beril TUĞRUL (İstanbul Teknik Üniversitesi), Prof. Dr. Oktay F. TANRISEVER (Orta Doğu Teknik Üniversitesi), Prof. Dr. Fuat İNCE (Havacılık ve Uzay Teknolojileri Enstitüsü, Millî Savunma Üniversitesi), Vahit ERDEM (SSM Kurucu Müsteşarı), Prof. Dr. Çetin Kaya KOÇ (İstinye Üniversitesi), Prof. Dr. Mesut Hakkı CAŞIN (İstinye Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı - T.C. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi), Prof. Dr. Melih BULU (İstinye Üniversitesi Rektörü), Doç. Dr. Ece BABAN (Fenerbahçe Üniversitesi - TASAM Kamu Diplomasisi Enstitüsü Direktörü), Ekselansları Zubaida JALAL (Pakistan Savunma Üretim Bakanı), Büyükelçi (E) Numan HAZAR, Abdullah AĞAR (Güvenlik Uzmanı), Prof. Dr. Stephen CHAN (Londra Üniversitesi), Necdet ÖZÇELİK (Güvenlik Uzmanı), Prof. Hasret ÇOMAK (İstanbul Arel Üniversitesi), Prof. Dr. Sedat AYBAR (İstanbul Aydın Üniversitesi - TASAM Başkan Yardımcısı), Prof. Dr. Christopher LAYNE (Bush Devlet ve Kamu Hizmeti Okulu, Teksas Bush A&M Üniversitesi) ve M. Kani HACIPAŞAOĞLU (CNK Global Danışmanlık) iştirak etti.
 
İstanbul Güvenlik Konferansı’na paralel olarak, iki yıldır olduğu gibi Katar Savunma Bakanlığı Silahlı Kuvvetler Stratejik Araştırmalar Merkezi (QSSC) işbirliğinde “Körfez Güç Mimarisi ve Ekonomik Güvenlik” temalı 3. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu, “Afrika Güvenlik Mimarisi ve Türkiye” başlıklı 2. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu ve “Yeni Uzay Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi” başlıklı Uzay Ekosistemi ve Güvenliği Çalıştayı’nın ilki de eş zamanlı olarak icra edildi.
 

TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri 12. kez sahiplerini buldu
 
İstanbul Güvenlik Konferansı, ilk gününün akşamında önemli bir etkinliğe de ev sahipliği yaptı. Bu sene on ikincisi düzenlenen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri, 07 Kasım 2019 Perşembe akşamı CVK Park Bosphorus Oteli’nde gerçekleştirilen gala yemeğinin ardından yapılan törende sahiplerine tevdi edildi. TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş İnsanı, Sanatçı, Gazeteci-Yazar, Özel olmak üzere dokuz kategoride veriliyor.
 
(Ödüller hakkında detaylı bilgiye http://svo.tasam.org/ linkinden ulaşabilirsiniz.)
 
 
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4791 ) Etkinlik ( 169 )
Alanlar
Afrika 64 1112
Asya 73 1709
Avrupa 13 1336
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2770 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1131
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3316 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 3316

Son Eklenenler