Barışı Pınarı’ndan İçmek

Makale

Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. - "Barış Pınarı Harekâtı" - DEAŞ - ABD, İsrail, Suud - PKK-PYD-YPG...

Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. (Atsız)

2014 tarihli TASAM’da yayınlanan Arap Pınarı’ndan (Ayn el-Arap) Temkinle Geçmek yazımızdaki, “… Bu arada PKK-PYD çizgisinin kendilerinin meşrulaştırmak manasına gelen silahlandırılmaları taleplerindeki pişkinliğe de bir aklıselimin ‘arkadaşlar ayıp olmuyor mu fırsatçılıktan ne kazandınız ve ne kazanmayı umuyorsunuz?’ demesi gerekmektedir“ tespit ve sualimizin diplomatik karşılık ve ciddi muhatap bulamaması, bugün devletimizin, kahraman ordumuz eliyle sahada gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı’na yol açmıştır. Tüm tali yorumlardan önce ve sonra işin esası budur. Sesimize kulak vermeyenler şimdi silahlarımızın gümbürtüsüyle karşı karşıyadırlar. Bugün Haseke ve Ayn el-Arap ile biteceği ilan edilen Harekât’ın bu çerçevede gerçekleşmesi “kobanicilik“ adına ve “kobaniciler“ için büyük bir can sıkıntısı sebebidir. Güya savaş karşıtı ironik barışçıl söylemleri ile kimi kimden koruyup, Türkiye’ye neyin raconunu kesmekteler bilinmez. Milli konular hiç kimse için iç meselelerin, emellerin mezesi olmamalıdır. Hiçbir soyut bahane insanın zulme uğramasına gerekçe de olamaz. Somut gerekçe üretemeyenlerin illa ki kafası karışık, niyeti de şüphesiz bulanıktır.
Peki, o hâlde, bu harekâtın somut gerekçeleri nelerdir?

Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. Bu boşluğun oluşması bölgede devlet altı aktörlerin küresel destekçileri ile birlikte, bölge ve küre düzeyindeki planlarına dair stratejik ve taktik hareketlerine yol açtı. Suriye bugün devlet olarak kendi topraklarında silahlandırılan ve saha hâkimiyetleri sağlayan gruplara karşı asayişi sağlayamıyor. Bu sebeple de komşuları açısından zaaf ve güvenlik sıkıntısı oluşturacak sonuçlar ortaya çıkıyor.

Barış Pınarı Harekâtı, bahsedilen şartlar altında, öncelikle Suriye’nin toprak bütünlüğünü haleldar eden terör içerikli ideoloji ve yapılarıyla silahlı ve şiddete başvurmaktan kaçınmayan grupların ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleşiyor. Ülkenin kuzeyini bir uçtan diğerine kaplamaya çalışan etnik muhtevalı gösterilen, bir başka sözde mezhebi terörü DEAŞ sorununu kaldırmak bahanesi ile bölgeyi istikrarsızlaştıran ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü yok eden bir yapıya karşı yürütülen bu harekât, öncelikle Suriye’nin yakın gelecekte baş etmesi mümkün olmayan bir terör yapılanmasını mezhepçisi/etnikçisiyle yok ediyor. Dolayısıyla Barış Pınarına savaş karşıtlığı falan gibi bahanelerle karşı çıkmak Suriye’nin toprak bütünlüğünün ABD, İsrail, Suud vs. yardımıyla yok edilmesine taraf olmak demek değil midir? Hani herkes Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanaydı? Arap Ligi(?) yahut Suudi Arabistan, Arap toprağını bölmek isteyen bir gruba karşı neden Türkiye’ye parmak sallar?

Bu harekâtın başarıya ulaşması Suriye’deki çöken devletin sonucu oluşan çatışma ortamında zuhur eden göç ve göçmenler sorununa nihai son verecek mahiyette neticeler oluşturacağı neden görülmez. AB’nin göçmenlik sebebiyle her türlü insan hakkı felaketini yaşayanların hakkını görmezden gelerek elinde silahlarla, sınırlarımızda sivillere saldıracak kadar gözü dönmüş tipleri müdafaa etmesi cürmü meşhut değil de nedir? Bölgede etnik dönüşüm ve siyasi sürece dair yatırımlarının heba olması tehlikesi insan haklarından daha mı önemlidir? Bu bakımdan Barış Pınarı Harekâtı bu göçmen krizine son verecek bir sahayı açarak istikrarsız demografiyi yeniden yerine oturtacak bir imkânın kapısıdır. Harekât’a bu bakımdan karşı olmak Aylan bebek gibi nicelerini trajedisini yok sayıp, insan hakları facialarını görmezden gelip ucuz siyasi oyunlar uğruna akan kanın sürmesine, bir ülkenin parçalanmaya devam etmesine yandaşlık olmaz mı?

Bu Harekât her türlü sembolleriyle dünyanın terör örgütü saydığı bir yapının içinden çıktığını göstermekten geri durmayan, terörist başının resimlerini her yere koymaktan çekinmeyen, ideolojik ve taktiksel bakımdan PKK olan bir yapıya karşı Irak’ta oynanan oyunun benzerinin Suriye kaosundan yararlanılarak sahnelenmesine ve bu yolla siyasi ve ekonomik rant şebekelerinin sınırlarımızı kana boyamasına itiraz etmek Türklerin en tabii hakkı değil midir?

Kürt isminin arkasına saklanan terör odaklarının küresel efendilerine vekaletçilik yapmalarına göz yummak ahmaklık, Harekât’a karşı durmak ise küstahlık değil midir? Bu bakımdan bu harekât’a karşı durmak Türklerin teröre dur dermesine karşı çıkmak demek değil midir? Sınırlarımıza siviller üzerine yağan havan ve roketleri ne ile açıklayacağız. Suriye’de saldırıya uğrayan masum Kürtlerin yardım çağrısı mıdır o bombalarla akan kan?

Bölgemizde teşkili istenen, haritaları çizilen mahut devletçikler kurma işinin müteahhidi küresel güçlerin tepkisini anlamak zor değil! Olayla çok farklı ve uzak bir yerden alakalı olmakla birlikte, bölgemizde teşkil edilmek istenen mahut Şii hilâlinin, Türkiye’nin bu harekâtta açık ya da gizli bir hedefi olmamasına rağmen, bir yönüyle parçalanması da bu harekât ile söz konusu değil midir? İran neden bize karşıdır sorusu cevabını bu konudaki yatırımların zarar görmesinde mi aramak lazımdır? Suriye meselesini ABD karşıtı olarak suiistimal ederek sahada işler yaparken aynı anda ABD destekli bir terör yapılanmasına karşı Harekât’a karşı çıkmak ve meseleyi Suriye rejimi sosuyla bize yedirmeye çalışmak komşuluk hukukuna uyar mı? Din kardeşliğine ise sıranın gelmesine kadar sırada daha çok hak var elbette… Ya da öte taraftan ABD bunu neden göremez! Sınır cihatçılarla doldu diyen İran, kendi ülkesini de tehdit eden etnik boyalı teröre karşı neden Türkiye’nin yanında dur[a]maz?

Bunun yanında bu harekât Beşşar Esed’in Suriye iç çatışmalarında düştüğü zor durumda birden ortaya çıkan DAEŞ ve akabinde güya onunla mücadele için teşkilatlandırılan YPG-PKK yapıları bu harekât ile ortadan kaldırılarak rejim yeniden Türkiye sınırına ördüğü terör duvarının altında kalarak kendi halkının talepleriyle yüz yüze kalmayacak mı? Peki, Irak’tan başlayarak İsrail’in derin siyaseti için oluşması muhtemel görülen devletçiklere, enerji koridorlarına dair planlar da bu harekât ile sarsılmıyor mu? Harekât konusunda İsrail-Filistin yönetimlerinin fikri müşterekliği ise göz yaşartıcı. Lâkin bu konuda itidalli olmak; “Arap Baharı“ sürecinde Türkiye’nin bize şimdi parmak sallayan zihniyete karşı Arap sokağının gerçek kimliği ve tarihi duruşu ve demokratik beklentilerinin yanında yer aldığı unutulmamalıdır. Ama mevcut manzaraya karşı da romantik naiflikten kaçınılmalıdır. Çok mu komplo teorisi denirse bunca yaşanandan sonra bırakın biraz da biz kâbuslarımızı yazalım. Hülasa Türkiye’ye karşı yükselen her sesin ardında korunmak istenen bir yatırımın olduğunu söylemek hayalcilik yahut komplo teorisi olmayacaktır. Derdi bağcıyı dövmek olanlar ise diğer bir gurup elbette… Haysiyet Ya Hu!

Bu arada KKTC Cumhurbaşkanının sözleri “ah minel garaib“ dedirtirken, “Ruhun şad olsun, neredesin Rauf Denktaş?“ demeden de edemiyor insan!
“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın
Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın“

(Yahya Kemal)
Türk, tarihte adalet, muvazene ve ahengin mümessili oldu; Suriye için de dilenen budur; bu olmalıdır!
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2708 ) Etkinlik ( 221 )
Alanlar
Afrika 76 639
Asya 98 1077
Avrupa 22 637
Latin Amerika ve Karayipler 16 67
Kuzey Amerika 9 288
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1379 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 293
Orta Doğu 22 606
Karadeniz Kafkas 3 296
Akdeniz 3 184
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1292 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
İslam Dünyası 58 781
Türk Dünyası 19 511
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2045 ) Etkinlik ( 82 )
Alanlar
Türkiye 82 2045

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bugüne ABD’nin büyük stratejisinin ne olması gerektiği konusunda yoğun bir tartışma yaşanmaktadır. Özellikle 11 Eylül olayları, Irak Savaşı ve 2008 küresel finansal krizinin etkileriyle ABD dış politikasının tarihsel motiflerinden biri olan izolasyonist eğilimin yeni b...;

Komşu kıyılara sahip devletlerin Deniz Yetki Alanı (DYA) yan sınırının belirlenmesi her zaman sorunlu olmuştur. Genelde sınırın denizle birleştiği noktayı merkeze alan bir açı genişliği başlangıçta olmasa bile ilerleyen zaman içinde denizde veya karada meydana gelen topografik değişiklikler nedeniyl...;

Güvenlik kavramı, insanların değişen ihtiyaçları göz önüne alınarak değişirken, beraberinde Uluslararası İlişkiler alanını da dönüştürmektedir. Tarihten bu yana süre gelen konvansiyonel güvenlik, terörizm ve organize suç gibi sorunların yanında gelişme, cinsiyet, iklim, pandemi gibi yeni konular da ...;

Büyük güçlerin siber uzay ve siber güvenlik stratejileri 21. yüzyılın başlarında somut olarak şekillenmeye başlamıştır. Ancak bu stratejilerin temeli ABD ve SSCB'nin Soğuk Savaş dönemi boyunca tecrübe ettikleri uzay ve silahlanma yarışının bir sonucu olarak atılmıştır.;

ABD'nin Trump döneminden itibaren Afrika ile daha az ilgilendiği, Fransa’nın ise her geçen gün güç kaybettiği bir ortamda, uluslararası alanda yalnızlığa itilen Rusya, Afrika’da etkinliğini artırmaya yöneldi.;

İlk kez 2015 yılında düzenlenen ve bu yıl dokuzuncusu gerçekleştirilecek İstanbul Güvenlik Konferansı 2023, TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü (MSGE) tarafından “Ekosistemde Stratejik Dönüşüm: İklim, Gıda, Demografi, Meritokrasi, Ekonomi, Sağlık, Eğitim, İstihdam, Aile-Gençlik ve Şehir Güvenl...;

Bu çalışmada, bipolar ve monopolar dönemlerdeki enerji dengeleriyle günümüzde oluşmakta olan multipole doğru geçilirken enerji dengelerinin değişimleri ele alınarak irdelenmektedir. Burada, Ukrayna’da yaşanan sıcak çatışmaların, önemli bir kırılma noktasını oluşturduğu üzerinde durulmaktadır. ;

2022, küresel çapta enerji sektörü açısından son derece çalkantılı bir yıl oldu. Kovid-19 salgını sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmadan ve kesintilerden kaynaklı başlayan fiyat artışı, jeopolitik risklerin kısmen savaşla birlikte artmasıyla devam ederek zirve yaptı;

İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

Bilgi teknolojilerinin hızlı gelişimi, aynı büyüklükteki güvenlik sorunlarını beraberinde getirmiştir. İnternetin ilk yıllarında bilgi güvenliğinin üç önemli bileşeni olan “erişilebilirlik, gizlilik, bütünlük” kavramlarından “erişilebilirlik” öne çıkmış; önce internetin gelişmesi ve işletilmesi düşünülmüş, “gizlilik ve bütünlük” geri planda kalmıştır.

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...