Sinop Baskınının Bilinmeyenleri

Makale

Sinop'a yolu düşenler merkezdeki itfaiye binasının karşısındaki yeşil alan içinde bir anıt görürler. Bu anıt 1853’de vefat eden deniz şehitleri anısına 24 Temmuz 1923’de yapılmıştır. Cumhuriyeti kuranlar 170 yıl sonra şehitlerine de sahip çıkmışlardır....

Sinop’a yolu düşenler merkezdeki itfaiye binasının karşısındaki yeşil alan içinde bir anıt görürler. Bu anıt 1853’de vefat eden deniz şehitleri anısına 24 Temmuz 1923’de yapılmıştır. Cumhuriyeti kuranlar 170 yıl sonra şehitlerine de sahip çıkmışlardır. 1963 yılında Deniz Lisesi öğrencisi iken bu anıtın önünde resim çektirmiştim. Ama bu şehitlerin hikâyesini yeterince bilmiyordum. Sadece 1853’de Rusların Sinop şehrini yaktıkları anlatılıyordu. Şimdilerde şehitlik şehrin içinde kaybolmuş durumda. Ayrıca bilinmez bir nedenle bu anıtın kapısının da uzun zamandan beri kapalı olduğunu öğrendim.

İçinde insanın acı çektiği tarihimizdeki bütün olaylar önemlidir. Ben de Sinop baskını olarak bilinen bu olayın bilinmeyen yönlerini anlatmaya çalışacağım. 1853 yılının 30 Kasımı soğuk bir gündü. Kar atıştırıyordu. Günlerden Cuma idi. Ruslar o gün sürpriz olmayan bir baskınla Sinop limanında bulunan 12 gemilik Osmanlı filosunun tamamını imha etti. Osmanlı filosu sadece hafif tonajlı ateş gücü az firkateyn ve korvetlerden oluşuyordu. Aralarında kalyon yoktu. Yanan gemilerde bulunan 4.200 personelin 2.700’ü şehit oldu. 556 kişi ağır yaralandı. Toplam 944 kişi yara almadan kurtuldu.[1] Rusların zayiatı ise bir subay, 33 er ölü ve 230 yaralıdan ibaretti. Filo komutanı Koramiral Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Tümamiral Hüseyin Paşa şehit oldu. Deniz harp tarihimizde, sadece1571’de İnebahtı’da[2] normal bir deniz savaşı sonunda yenildik. Diğer yenilgilerimiz hep baskına uğramak şeklinde oldu. Bunlar 1771 Çeşme Baskını, 1827 Navarin Baskını ve 1853 Sinop Baskınıdır. Bu üç baskının üçünde de Rus donanması yer almıştır. Kırım Savaşı’nın hemen öncesinde gerçekleşen Sinop Baskını, sadece Osmanlı donanmasının değil, aynı zamanda Osmanlı yönetimin de ne derece bir çürümüşlük içinde olduğunu gösteren acı bir olaydır.

Osmanlı Donanmasının Durumu

4 Ekim 1853’de Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı donanmasının durumu iyi değildi. Personel Karadeniz’e çıkmaya çekiniyordu. Personelin kışlık kıyafetleri yoktu. Ancak Rus donanmasına karşı mutlaka Karadeniz’e çıkıp eğitim yapılması gerekliydi. Kaptan Paşa Ruslar bizi görür de onlar da Karadeniz’e çıkarlar diye Karadeniz’e çıkmak istemiyordu. Osmanlı hükümeti donanmanın bu durumuna rağmen Ruslar gibi Karadeniz’de bir filo bulundurmaya heveslendi. Bunun üzerine Kaptan Paşa Bahriye Meclisini topladı. Donanmanın Sinop’ta kışlayarak Karadeniz’de bulunması kararlaştırıldı. Ancak bu karara, Sinop’un Sivastopol’e çok yakın olduğundan Rus donanmasının taarruzuna uğrama tehlikesi olduğu da ilave edildi. Babıali kararın sonunu beğenmedi. Amirallerin yetkilerini aştığı söylendi. Osmanlı donanması o tarihte bir geçiş dönemi yaşıyordu. Sistem değişikliği vardı. Açık göğüslü yelekler, şalvarlar ve kuşakların yerine yukarıdan aşağıya düğmeli setrelerle yanları şeritli pantolonlar gelmişti. Modern giyim tarzı müminlerin istedikleri vakit abdest alma ve namaz kılma alışkanlıkları ile uyuşmuyordu. Bir fırtına çıkıp da yelkenlerin başındaki erler arandığında onları secde halde namaza durmuş buluyordunuz.[3] Subaylar, eğitimliler (mektepli) ve eğitimsizler (alaylı) diye ikiye ayrılıyorlardı. Mektepliler pratik bilgiyi küçümserken, alaylılar ise eğitimin denizciyi bozduğunu iddia etmekteydiler. Senelerden beri devam eden iltimaslı ve haksız rütbe terfileriyle liyakatlilerin terfiden uzak kalmaları mesleğin kıymetini düşürmüştü. İltimaslılara yer açmak için zorla emekliye sevk etmek, memuriyetten çıkarmak yüzünden de donanma, birtakım iyi subaylarını kaybetmişti. Rusya’ya harp ilan edilmesine rağmen Babıali’nin talimatına uygun olarak, Sinop’a gidecek filoya ilk önce ateş etmekten kaçınılması emri verilmişti. Savaş ilan ettiğiniz bir ülke gemisine ilk ateşi açmaktan kaçınma emri veriliyor. Ne kadar anlamsız değil mi?



[1] Başbakanlık Arşivi, İrade-i Dâhiliye, 18095 ve 18116. Risale-i Mevkute-i Bahriye c. I V, s.536

[2] Batılılar bunu Lepanto olarak isimlendirirler

[3] Müşavir Paşa’nın Kırım Harbi Anıları İş Bankası Yayınları 2012 s. 142

Sinop’a yolu düşenler merkezdeki itfaiye binasının karşısındaki yeşil alan içinde bir anıt görürler. Bu anıt 1853’de vefat eden deniz şehitleri anısına 24 Temmuz 1923’de yapılmıştır. Cumhuriyeti kuranlar 170 yıl sonra şehitlerine de sahip çıkmışlardır. 1963 yılında Deniz Lisesi öğrencisi iken bu anıtın önünde resim çektirmiştim. Ama bu şehitlerin hikâyesini yeterince bilmiyordum. Sadece 1853’de Rusların Sinop şehrini yaktıkları anlatılıyordu. Şimdilerde şehitlik şehrin içinde kaybolmuş durumda. Ayrıca bilinmez bir nedenle bu anıtın kapısının da uzun zamandan beri kapalı olduğunu öğrendim.

İçinde insanın acı çektiği tarihimizdeki bütün olaylar önemlidir. Ben de Sinop baskını olarak bilinen bu olayın bilinmeyen yönlerini anlatmaya çalışacağım. 1853 yılının 30 Kasımı soğuk bir gündü. Kar atıştırıyordu. Günlerden Cuma idi. Ruslar o gün sürpriz olmayan bir baskınla Sinop limanında bulunan 12 gemilik Osmanlı filosunun tamamını imha etti. Osmanlı filosu sadece hafif tonajlı ateş gücü az firkateyn ve korvetlerden oluşuyordu. Aralarında kalyon yoktu. Yanan gemilerde bulunan 4.200 personelin 2.700’ü şehit oldu. 556 kişi ağır yaralandı. Toplam 944 kişi yara almadan kurtuldu.[1] Rusların zayiatı ise bir subay, 33 er ölü ve 230 yaralıdan ibaretti. Filo komutanı Koramiral Osman Paşa esir düştü, yardımcısı Tümamiral Hüseyin Paşa şehit oldu. Deniz harp tarihimizde, sadece1571’de İnebahtı’da[2] normal bir deniz savaşı sonunda yenildik. Diğer yenilgilerimiz hep baskına uğramak şeklinde oldu. Bunlar 1771 Çeşme Baskını, 1827 Navarin Baskını ve 1853 Sinop Baskınıdır. Bu üç baskının üçünde de Rus donanması yer almıştır. Kırım Savaşı’nın hemen öncesinde gerçekleşen Sinop Baskını, sadece Osmanlı donanmasının değil, aynı zamanda Osmanlı yönetimin de ne derece bir çürümüşlük içinde olduğunu gösteren acı bir olaydır.

Osmanlı Donanmasının Durumu

4 Ekim 1853’de Osmanlı Devleti Rusya’ya savaş ilan etti. Osmanlı donanmasının durumu iyi değildi. Personel Karadeniz’e çıkmaya çekiniyordu. Personelin kışlık kıyafetleri yoktu. Ancak Rus donanmasına karşı mutlaka Karadeniz’e çıkıp eğitim yapılması gerekliydi. Kaptan Paşa Ruslar bizi görür de onlar da Karadeniz’e çıkarlar diye Karadeniz’e çıkmak istemiyordu. Osmanlı hükümeti donanmanın bu durumuna rağmen Ruslar gibi Karadeniz’de bir filo bulundurmaya heveslendi. Bunun üzerine Kaptan Paşa Bahriye Meclisini topladı. Donanmanın Sinop’ta kışlayarak Karadeniz’de bulunması kararlaştırıldı. Ancak bu karara, Sinop’un Sivastopol’e çok yakın olduğundan Rus donanmasının taarruzuna uğrama tehlikesi olduğu da ilave edildi. Babıali kararın sonunu beğenmedi. Amirallerin yetkilerini aştığı söylendi. Osmanlı donanması o tarihte bir geçiş dönemi yaşıyordu. Sistem değişikliği vardı. Açık göğüslü yelekler, şalvarlar ve kuşakların yerine yukarıdan aşağıya düğmeli setrelerle yanları şeritli pantolonlar gelmişti. Modern giyim tarzı müminlerin istedikleri vakit abdest alma ve namaz kılma alışkanlıkları ile uyuşmuyordu. Bir fırtına çıkıp da yelkenlerin başındaki erler arandığında onları secde halde namaza durmuş buluyordunuz.[3] Subaylar, eğitimliler (mektepli) ve eğitimsizler (alaylı) diye ikiye ayrılıyorlardı. Mektepliler pratik bilgiyi küçümserken, alaylılar ise eğitimin denizciyi bozduğunu iddia etmekteydiler. Senelerden beri devam eden iltimaslı ve haksız rütbe terfileriyle liyakatlilerin terfiden uzak kalmaları mesleğin kıymetini düşürmüştü. İltimaslılara yer açmak için zorla emekliye sevk etmek, memuriyetten çıkarmak yüzünden de donanma, birtakım iyi subaylarını kaybetmişti. Rusya’ya harp ilan edilmesine rağmen Babıali’nin talimatına uygun olarak, Sinop’a gidecek filoya ilk önce ateş etmekten kaçınılması emri verilmişti. Savaş ilan ettiğiniz bir ülke gemisine ilk ateşi açmaktan kaçınma emri veriliyor. Ne kadar anlamsız değil mi?



[1] Başbakanlık Arşivi, İrade-i Dâhiliye, 18095 ve 18116. Risale-i Mevkute-i Bahriye c. I V, s.536

[2] Batılılar bunu Lepanto olarak isimlendirirler

[3] Müşavir Paşa’nın Kırım Harbi Anıları İş Bankası Yayınları 2012 s. 142

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Birleşik Devletler uzun süredir Rusya’yı nihai bir çöküş sürecindeki güç olarak gördü. Bu değerlendirme, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin açık emperyal aşırı yayılma belirtileri göstermesiyle şekillendi; önce Varşova Paktı’nın, ardından Sovyetler Birliği’nin kendisinin dağılmasıyla pekişti.;

İkinci Dünya Savaşı sonrası iktisat yazınının uzun bir bölümü, kapitalizmi tekil ve homojen bir sistem olarak ele almış; farklılıklar yalnızca gelişmişlik düzeyi ya da politika tercihleri düzeyinde aranmıştır. ;

Dünya iktisat tarihi1, 18. yüzyılın sonuna kadar tek bir devasa gücün gölgesinde şekillenmiştir: Çin. MÖ 221’de ilk imparatorluğun kurulmasından MS 1800 yılına kadar geçen süreçte Çin, sadece bir devlet değil; kendi kurallarını, kendi teknolojisini ve kendi finansal evrenini yaratan bir "medeniyet-d...;

Türk milletinin sosyo-psikolojik kodları incelendiğinde, zorlu coğrafi koşulların getirdiği pratik, hızlı karar alabilme yeteneği öne çıkmaktadır. Ancak yerleşik hayata geçiş ve geniş coğrafyalara yayılma sürecinde, toplumun kriz anlarında sığındığı pratik çözüm yolları, zamanla kurumsallaşamamış bi...;

Daha 14 yaşında dünyanın en güzelini, en geniş ama en zarif, en ince ve en duygulusunu, hem de iki dünyayı en güzel mâna aleminde birleştirecek benzersiz bir cami yapmayı hayal etmiş, ve henüz 23 yaşında temelinden itibaren bizzat çalışarak hayalini gerçek etmiş bir Cihan Hükümdarı Sultan Ahmed.;

Bir toplum, gençlerini uyuşturucudan koruyabilir; fakat onların zihinlerini, kendisinin üretmediği ve düşünce dünyalarını nasıl şekillendirdiğini bütünüyle kavrayamadığı dijital platformların etkisine açık bırakabilir. Binlerce doktor ve mühendis yetiştirebilir; ancak ilk ciddi kriz anında ihtiyaç d...;

Uluslararası formatta düzenlenecek Türkiye Coğrafi İstihbarat Sempozyumu (2026) oturumlarında konuşmacı olmak için gerekli belgenin busra.buyuk@tasam.org (TASAM) veya geointsymp@esenyurt.edu.tr (İstanbul Esenyurt Üniversitesi) adresine aşağıda tarif edildiği şekilde oluşturularak MS Word dosyası fo...;

İktisat bilimi, özü itibarıyla "kıtlık" (scarcity) üzerine inşa edilmiş bir disiplindir. Adam Smith’ten Keynes’e, üretim faktörlerinin (toprak, emek ve sermaye) sınırlılığı ve bu sınırlı kaynakların en yüksek toplumsal refahı sağlayacak şekilde dağıtımı, iktisadi düşüncenin ana eksenini oluşturmuştu...;

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Doğu Akdeniz Programı 2023-2025

  • 17 Tem 2023 - 19 Tem 2023
  • Sheraton Istanbul City Center -
  • İstanbul - Türkiye

5. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

9. İstanbul Güvenlik Konferansı (2023)

  • 23 Kas 2023 - 24 Kas 2023
  • İstanbul Kent Üniversitesi Kağıthane Kampüsü -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 03 Kas 2022
  • Ramada Hotel & Suites by Wyndham İstanbul Merter -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.