Afrika Kendisini Sömüren Dünyaya Ne Kadar Muhtaç?

Yorum

Afrika kıtasının önemi: Toplam bir milyara yakın nüfusunun üçte ikisi 20 yaşın altında bulunan Afrika kıtası çağın en büyük siyasî oyunlarının merkezinde yer almaktadır....

(14-16 Şubat 2007 tarihlerinde Fransa’nın Cannes şehrinde düzenlenen 24’üncü Fransa-Afrika Zirvesi dolayısıyla bir değerlendirme)
Afrika kıtasının önemi:
Toplam bir milyara yakın nüfusunun üçte ikisi 20 yaşın altında bulunan Afrika kıtası çağın en büyük siyasî oyunlarının merkezinde yer almaktadır. Son yıllarda sağlanan ortalama %5’lik gibi oldukça yüksek bir gelişme yaşanması bu kıtayı daha da önemli cazibe merkezi kılmaktadır. Halen yaşanan fakirliğin temelinde ise iktidarları ellerinde tutanların yediği rüşvetler etkili olurken, kıtadaki en yaygın hastalık olan AIDS de geniş kitlelerin sağlığını tehdit etmektedir.
Bugün dünya nüfusunun %13’ünün Afrikalılardan meydan gelmesi, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin dörtte birinin Afrika ülkesi bulunması önemli bir güç olduklarını göstermektedir. Sadece Fransa’nın dış ticaretinin %5’inin gerçekleştiği Afrika yeryüzündeki bütün madenlerin üçte birine sahip bulunuyor.
Bir türlü ekonomik kalkınmayı yakalayamayan kıta nüfusunun 300 milyon kadarının yıllık gelirinin günlük bir doların altında olması sadece Afrikalılar’ın suçu olmadığı gün gibi açıktır. Sözde bu yoksulluğa da çözüm bulmayı hedefleyen kıta dışındaki gelişmiş ülkelerin Afrika ülkeleriyle yaptığı devletadamları zirvelerinin ve belli ölçülerde yapılan insani yardımların göstermelik olduğu kanaati yaygındır.
Küreselleşme sürecinde dünyanın diğer bölgelerine göre büyük bir çelişki içine atılan Afrika oldukça önemli tabii kaynaklarına rağmen uluslararası ekonomik gücün sadece %2’ninden istifade ediyor. Oysa ki dünyada üretilen altının %79,2’si, elmasın % 76,6’sı, kobaltın % 75,5’i, platinin % 49’u, vanadyumun % 41’i ve uranyumun % 20,9’u bu kıtadaki madenlerden üretilmektedir.

Uluslararası ilişkilerde bir türlü paylaşılamayan kıta: Afrika

Afrika sahip olduğu imkanları sebebiyle hala gelişmiş ülkelerinin birinci derecede ilgi duydukları ve vazgeçemeyecekleri bir kıta olmaya devam ediyor. Sömürgecilikle birlikte bu kıtada yerinden oynatılan taşlar bir türlü eski yerlerine oturmadığı sürece bu durum uzun yıllar daha devam edecek gibi. Günümüzde ellerindeki her türlü imkânı kullanarak dünya siyasetine yön veren güç odakları geçmiştekinden daha fazla istifade ettikleri bu kıtanın geleceğini de şimdiden ipotek altına alma hesapları gütmektedirler. Tarihte hemen hemen hiçbir zaman kader birliği yapmadıkları Çin neredeyse koskoca kıtanın gündemini her gün meşgul edecek adımlar atıyor. Şimdiden Afrika ile ticaret hacmini 2010 yılında 100 milyar dolara çıkarmayı planlıyor. Bu kıtadan tam dört asır insan ticareti yapan Amerika Birleşik Devletleri sömürgecilik döneminde ve sonrasında pek ilgi duymadığı kıtayı bugün ülke ülke nüfuzu altına almak için son derece kararlı adımlar atıyor. Sovyetler Birliği’nin bu kıtada takip ettiği siyasî mirasına her ne kadar hakkıyla sahip çıkamamış olsa bile Rusya Federasyonu henüz kendini oyunun dışında kalmış görmüyor. Adeta güçlü rakiplerinin öncelik verdikleri niyetlerinin biraz ortaya çıkmasını bekliyormuş gibi biraz geri planda kalmaya çalışıyor.

20. yüzyılın başında Afrika’daki önemli işgal faaliyetlerini tamamlayarak koskoca kıtayı adeta ortadan ikiye bölerek yaklaşık yarım asır tam bir sahiplenme ile bütün dünyaya kapatan İngiltere ve Fransa ise bugünkü güçlerinin temelinde buradan elde ettiklerinin yattığını inkar etmiyorlar. Fakat sömürgecilik döneminde yaptıkları da unutulacak gibi olmadığı için fazla ön planda durmamaya özen gösteriyorlar. Yine de en büyük güvenceleri bu eski sömürgelerine zorla kabul ettirdikleri başta dilleri olmak üzere kültürlerinin etkisinin hala tüm canlılığıyla devam etmesidir. Çünkü Afrika’ya kendileri dışında kim ilgi duyarsa karşısında ya Fransız kültürünün veya İngiliz kültürünün tesirinde yetişmiş devlet adamlarını buluyor. Bu arada kıtada bağımsızlıkların elde edilmesinin ardından İngiltere ile Fransa arasında kıyasıya bir şekilde birbirlerinin eski sömürgelerine daha fazla alaka gösterildiği dönemler oldu. Zaten Fransa Afrika’da sadece eski sömürgelerini muhatap almadığını, 53 ülkenin tamamına ilgi gösterdiğini her fırsatta dile getiriyor.

Dünya siyasetine ve ekonomisine yön veren güçlü ve gelişmiş ülkeler Afrika konusunda kıyasıya bir rekabet içerisinde olsalar bile yine de bunu bir kavgaya dönüştürme niyetinde değiller. Çünkü bu kıtanın herkese yetecek imkânlara sahip olduğu kanaatindeler. Kaldı ki bu durumu Afrika’da herkese yer olduğu ve kimsenin bir başkasının yerini almayacağı şeklinde özetliyorlar.

Fransa-Afrika Zirvesi:

14-16 Şubat 2007’de Fransa’nın Cannes şehrinde 24. Fransa-Afrika zirvesi gerçekleştirildi. Bu zirve bir bakıma görevini tamamlamak üzere olan Jacques Chirac’ın kıta ülkeleriyle son buluşması olarak algılandı. Böyle olduğu için de ne Fransız basınında, ne de dünya medyasında mesela Çin devletbaşkanı Hu Jintao’nun Afrika gezisi kadar yankı bulmadı. Hatta Fransız basını bu zirveyi bir tür Afrikalı eski dostların Fransa devletbaşkanına veda ziyareti gibi takdim etti. Afrika medyasında ise zirve dolayısıyla Fransa’nın kıta üzerindeki art niyetleri ön plana çekilmeye çalışıldı. Özellikle Fransa’da yapılacak devletbaşkanlığı seçimlerinin iki güçlü adayı olan Nicolas Sarkozy ve Segueline Royal’ın Afrika’ya bakışları da şimdiden basında yer almaya başladı.
Sağın güçlü adayı Nicolas Sarkozy’nin 14 Mayıs 2006 tarihinde Mali Cumhuriyeti’nin başkenti Bamako’da İçişleri Bakanı sıfatıyla Fransa’nın ekonomik olarak Afrika’ya artık ihtiyaç duymadığı yönünde sarfettiği sözü bütün basın organlarında eleştiri konusu oldu. Hatta Fransa’nın Afrika ile olan gerçek ticaret hacminin %5’lik oranını vermeyip bunu yerine %2 seviyesinde gösterme gayreti de önemli bir çelişki meydana getirdi. Çünkü Fransa’nın toplam ithalatının 18 milyar avro tutarındaki % 4,65’lik kısmı ile toplam ihracatının 20 milyar avro tutarındaki % 5,7’lik kısmı Afrika ve Hint Okyanusu ülkeleriyle gerçekleştirilmektedir. Avrupa ülkeleri içerisinde Afrika ülkelerinin en fazla ticaret hacmi olan ülke yine Fransa olup birinci sırada yer almaktadır. 2004 yılı verilerine göre Avrupa ülkelerinden Afrika’ya yapılan toplam ihracatın % 26’sı, ithalatın ise % 17’si sadece Fransa tarafından yapılmıştı. Kısacası Angola, Nijerya ve Kongo’nun petrolü, Mali’nin altını, Cezayir’in doğalgazı, Nijer’in uranyumu, Gabon’un ormanı, Fildişi Sahili ve Gana’nın kakaosu, Mali ve Burkina Faso’nun pamuğu, Raunda ve Uganda’nın kahvesi, Kenya’nın çayı, Madagaskar ve Komor adalarının vanilyası ile Moritanya’nın balığı olmazsa idi güçlü bir Fransız ekonomisinden bahsedilebilir miydi? Afrika ülkelerinden aldığı her çeşit mala karşılık onların teknik otomobil sektörü başta olmak üzere bunlar için gerekli ekipmanı, elektrik ve elektronik aletlerini, eczacılık ve sağlık malzemelerini, askeri ihtiyaçlarını yaptığı ihracatıyla karşılıyor.

24 Fransa-Afrika zirve öncesi yapılan önemli açıklamalardan birisi de Fransa’nın bundan böyle Afrika’nın jandarması olmadığını ve kendilerinin Afrikalılar’ın yerine karar vermeyeceklerini bildirmeleridir. Kısacası “Fransa Afrikası bitti/Francafrique, c’est temriné” sloganı bu zirveye damgasını vurdu.

<<>>

Hükümetdışı Gönüllü Kuruluşlar (NGO) adına Greenpeace, Attac ve Action Catholique gibi kuruluşlar Fransa’nın yaptığı son zirveye karşı çıktılar. Çünkü mevcut Afrikalı liderlerin pek çoğunun siyasî geçmişlerinin iyi olmadığını, bu zirveye davet edilmelerinin onların mevcut uygulamalarını tasvip manasına geldiğini ve iktidarlarında daha uzun süre kalmalarına vesile olmaktan başka bir sonucu getirmediğini ileri sürdüler.

<<>>

İlki 1973 yılında dönemin Fransa devletbaşkanı Georges Pompidou’nun başkanlığında 10 Afrikalı devlet adamının katılımıyla Paris’te gerçekleşen toplantıdan itibaren bugüne kadar toplam 23 zirve gerçekleştirildi. 1981 yılına kadar yapılan buluşmalara “Fransız-Afrikalılar Zirveleri / Sommets Franco-africains” adı verilirken François Mitterand devletbaşkanı olmasıyla bu buluşmanın adını “Fransa ve Afrika Devletadamları Konferansları / Conférences des Chefs d’Etat de France et d’Afrique” olarak değiştirdi. 1985 yılında Fransızca konuşan ülkeler zirvesi de yapılmaya başladığı için Fransa-Afrika zirvesinin her yıl yapılması yerine iki yılda bir düzenlenmesine karar verildi. 2007 yılına kadar yapılan zirvelerin tamamı Fransa’da gerçekleştirilmedi, mesela 1974’teki ikinci zirve Ortaafrika Cumhuriyeti’nin başkenti Bangui’de yapılırken daha sonraki zirvelerden on kadarı Fas’ın Kazablanka şehri hariç Afrika ülkelerinin sadece başkentlerinde yapıldı: Dakar (1977), Kigali (1979), Kinşasa (1982), Bujumbura (1984), Lome (1986), Kazablanka (1988), Libreville (1992), Vagadugu (1996), Kahire (2000) ve Bamako (2002). Ancak çoğunlukla Fransa-Afrika zirveleri için Paris tercih edilse de (1976, 1978, 1981, 1985, 1998 ve 2003 zirveleri), Fransa’nın Nice (1980), Vittel (1983), Antibes (1987), La Baule (1990), Biarritz (1994) ve Cannes (2007) gibi diğer şehirlerinde de yapıldığı oldu. Bugüne kadar yapılan zirveler içinde en fazla katılım 2003’te Paris’te yapılan zirvede oldu ve gelen 52 devlet temsilcisinden 42’si devletbaşkanı veya başbakan idi. 2005’teki Bamako zirvesine her ne kadar 51 devlet temsilcisi katıldıysa da bunların sadece 21’i devletbaşkanı veya başbakan seviyesindeydi.

Fransız sömürgeciliğinin kısmen devam ettiği ilk Fransa-Afrika zirvesinde “işbirliği reformu” konusu ele alınırken takip eden zirvelerde kuzey-güney diyaloğu, kalkınma ve enerji krizi, uluslararası ekonomik meseleler ve Fransa-Afrika işbirliği, Çad, Namibya, Darfur gibi iç karışıklıklar meselesi, borç, ırk ayrımcılığı, gençlik ve güvenlik gibi birbirinden farklı konuları ele alındı. Son zirvenin konusu ise Afrika ve Dünya Dengesi/L’Afrique et l’équilibre du monde” olarak belirlendi. 24. ncü zirve öncesi Paris’te “Afrika-Gelecek/Afrique-Avenir” konulu bir forum yapıldı. Forumun açılışında yaptığı konuşmasında Jacques Chirac “dünya Afrika’ya muhtaç, Afrika da dünyaya muhtaç” ve “insanlığın geleceği Afrika kıtasında oynanıyor” dedi. Ayrıca Afrika’nın geleceğinden emin olunmadıkça gerçek manada bir küreselleşmeden bahsedilemeyeceğini bildirdi. Çünkü onun ifadesine göre artık bu kıta eskisi gibi değil, bundan böyle “değişen, hareket eden ve kazanan bir Afrika” ile muhatap olunulmaktaydı.

Son Afrika zirvesi için Fransa bağımsız 53 Afrika ülkesinin tamamını davet etti. Ancak bunlardan bazıları zirveye devletbaşkanı veya başbakan seviyesinde katılmadı. Afrika Birliği dönem başkanı Gana devletbakanı John Kufuor, Libya lideri Muammer Kaddafi, devletbaşkanlığı seçimlerini zor da olsa iç savaşa dönüştürmeden atlatmayı başaran Kongo Demokratik Cumhuriyeti devletbaşkanı Joseph Kabila, Güney Afrika Cumhuriyeti devletbaşkanı Thabo Mbeki, Zimbabve devletbaşkanı Robert Mugabe, devletbaşkanlığı seçimleri için kampanya yürüten Senegal devletbaşkanı Abdoullaye Wade, Fransa ile diplomatik ilişkilerini koparan Ruanda devletbaşkanı Paul Kagame, henüz iç karışıklığı atlatamayan Fildişi devletbaşkanı Laurent Gbagbo ve henüz iç karışıklığın içinde zorlanan Gine devletbaşkanı Lansane Conté bu zirveye iştirak etmedi. Böylece 53 ülke devletbaşkanı veya hükümet başkanından sadece 39’u bu zirvede hazır bulunurken 14’ü gelmedi. Böylece Çin 2006 yılı Kasım ayında 41’i devletbaşkanı veya başbakan olmak üzere 48 ülke temsilcisini Pekin’de ağırlayarak Fransa’dan daha etkili bir konumda olduğunu gösterdi. Fransa’daki son zirveye katılanlar içerisinde 1967 yılından itibaren görevde bulunan Gabon devletbaşkanı Ömer Bongo Ondimba gibi 40 senedir devlet adamlığı vasfına sahip kimseler de vardı.
 
Fransa bu zirvede üç yuvarlak masa toplantısı düzenleyerek bunlarda “Afrika ve hammaddeler”, “uluslararası ilişkilerinde Afrika”, “Afrika ve bilgi toplumu” konulu üç oturum yapılmasını sağladı. Yine Jacques Chirac yaptığı son zirveye Avrupa Birliği’nin ve G8’in dönem başkanı olan Angela Merkel ile Avrupa Kalkınma Komiseri Louis Michel’i de davet etti. Bu davetler özellikle 2007 sonunda Portekiz’de düzenlenecek Avrupa Birliği-Afrika Zirvesi için de bir ön hazırlık mahiyetini de taşıyordu.

Sudan’da devam eden Darfur meselesi 1 Şubat 2007’de toplanan 8. nci Afrika Birliği Zirvesi’nde olduğu gibi 24. ncü Fransa-Afrika zirvesinin de en önemli gündem maddelerinden birisiydi. Zirveye katılan ve bu meselenin tarafları konumundaki Sudan, Çad ve Ortaafrika devletbaşkanları bir araya gelerek birbirlerinin iç meselelerine müdahale etmeme konusunda anlaştılar.

Afrikalılar’ın Fransız devlet adamlarına dinmeyen tepkileri

Eski sömürgeci devletlerin Afrika ülkelerine bu kadar yakın ilgisinin temelinde yatan asıl sebebin yeni sömürgecilikten başka bir amaç olmadığı tezi yaygın bir kanaattir. Zira bu zirvelerin yapıldığı günlerde Afrikalı devlet adamları Fransız siyasetçileri ile muhatap oldukları ekonomi ve finans çevrelerinin önde gelen yetkililerine içinde bulundukları sıkıntıları ifade etme imkânı buluyorlar. Sonuçta karşılıklı anlaşmalar neticesinde hangi ülkeye ne kadar destek verileceği kararlaştırılıyor. Böylece ülkelerin Fransa’ya bağlılığı her geçen gün daha da artıyor ve Fransız nüfuzu kıta üzerinde tesirini uzun vadede garanti altına almış oluyor. Aslında Afrikalılar’ın tabiriyle bu işbirliğinin yegane kazanan tarafı daima Fransa olmaya devam ediyor. Haliyle de Fransa devamlı kazanırken Afrika’da durmadan kaybeden taraf oluyor. 1973 yılında başlayan zirvelerle birlikte Fransa’nın bu kıtadan her geçen sene daha fazla yararlandığı açık bir şekilde görüldü. Çünkü kıta bütün zenginleriyle yetişmiş elemanı olmadığı için dış destekli yatırımcılar tarafından işletilmeyi beklemektedir. Fransa kıtanın zengin maden yatakları üzerinde kurduğu imtiyazlı ortaklığını devam ettirebilmek için devletlerin başına kimin geçeceğine karışmakta, hatta kendisiyle işbirliği yapacakların darbe yapmalarına yardım etmekte, daha önce kurduğu bağların kopmasına sebep olanları cezalandırmak için ise ülkelerin içinde çıkan isyanları desteklemekte bir beis görmemektedir.

Afrikalılar’ın başta Jacques Chirac olmak üzere Afrika ile ilgilenen Avrupalı devlet adamlarından talepleri Afrikalılara sevgi ifadelerini, öğütlerini dile getirmeden önce onları dinleme zahmetinde bulunmalarıdır. İşsizlik ve açlığın son derece arttığı kıtada insanların Avrupa ülkelerine kaçarak göç etmeye çalıştıklarını bir mesele gibi ortaya koymalarından şikayetçiler. Bu göçü yapabilme uğruna Sahra çölünde ölenlerden veya Akdeniz’de boğulanlardan hiç bahsedilmemesini tam bir iki yüzlülük olarak değerlendirmektedirler. Daha önceki 23 zirvenin sonucunda ciddi bir adım atılmaması 24. ncüsünün aynı şekilde sonuçlanacağını iddia ediyorlar. Hatta son zirve doğrudan Jacques Chirac’ın ismi etrafında değerlendirilmekte ve bu toplantı “Jacques Chirac’ın son tangosu” ve “Chirac’ın son kara ayini” başlıklarıyla Afrika basınında yer aldı.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4787 ) Etkinlik ( 168 )
Alanlar
Afrika 64 1111
Asya 72 1706
Avrupa 13 1336
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 499
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2770 ) Etkinlik ( 43 )
Alanlar
Balkanlar 22 566
Orta Doğu 17 1131
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3314 ) Etkinlik ( 72 )
Alanlar
Türkiye 72 3314

Son Eklenenler