Türk Kamuoyundaki Afrika İmajı

Makale

Yakın bir zamana dek adı yalnızca yoksulluk, kıtlık, çatışma gibi olumsuz sözcüklerle anılan ve dünyadaki en az gelişmiş 48 ülkeden 33’üne ev sahipliği yapan Afrika, ...

Yakın bir zamana dek adı yalnızca yoksulluk, kıtlık, çatışma gibi olumsuz sözcüklerle anılan ve dünyadaki en az gelişmiş 48 ülkeden 33’üne ev sahipliği yapan Afrika, aynı zamanda en hızlı gelişmekte olan ülkeleri de bünyesinde barındırmaktadır. 2001-2010 döneminde dünyanın en hızlı büyüyen on ülkesinden altısı bu coğrafyadan çıkarken, 2011-2015 dönemine ilişkin öngörülerde yedi kıta ülkesinin ismine yer verilmektedir. Bununla birlikte, Afrika Kalkınma Bankası, kıta ekonomisinin gelecek elli yılda büyük bir sıçrama kaydedeceğini, orta sınıfın güçleneceğini ve gelişmelerin, sosyal yaşama olumlu etki yapacağını bildirmektedir.
Genel tablo karşısında “yoksulluk kıtanın değişmez kaderidir“ şeklindeki katı anlayış, yerini umuda bırakmaktadır. The Economist dergisinin, 2000 yılının Mayıs ayındaki bir sayısında sömürge geçmişine, sosyo – ekonomik sorunlarına ve süregelen çatışmalara vurgu yaparak “Umutsuz Kıta“ başlığı ile kapağına taşıdığı Afrika için 2011 yılının Aralık ayındaki sayısında “Umutlu Kıta: Afrika Yükselişte“ başlığını kullanması, değişimin ve gelişimin tabii bir sonucudur.
1998’den bugüne kat edilen mesafe ölçü alındığında, Türkiye’nin Afrika’ya yönelik siyasi ve ekonomik girişimlerinden başarılı sonuçlar elde edildiği aşikârdır. Sözgelimi 2005-2008 döneminde ikili ve çok taraflı ilişkiler ekseninde atılan önemli adımlar sayesinde Türkiye, Afrika ülkelerinin de büyük oranda desteklerini alarak 2009-2010 döneminde BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçilmiştir. Yine 2005 yılında 9,6 milyar dolar olarak açıklanan ticaret hacmi, 2008’de 16,8 milyar dolara ulaşmıştır. 2009 ve 2010 yıllarında küresel ekonomideki durgunluk, Türkiye ile Afrika arasındaki ticari ilişkileri de etkilerken, 2012 yılında 23 milyar dolar barajı aşılmıştır.[1]
Afrika ile ilişkilerimizin daha geniş bir platforma taşınabilmesi noktasında ise tüm sosyo-ekonomik aktörlerin dâhil olacağı ulusal bir ortaklığın tesis edilmesi gerekmektedir. Zira Afrika ile ilişkilerini ileriye taşımakta kararlı birer tutum sergilemekte olan ülkeler, çok sayıda aktörle daha geniş bir sahada boy göstermektedirler.
“Türkiye - Afrika İşbirliği Çerçevesi“nin yedinci ve sekizinci başlıkları altında kültür, eğitim, medya ve iletişim gibi konulara yer verilmektedir. Dolayısıyla, yapılması gerekenler arasında Türk kamuoyunun Afrika’yı ne ölçüde tanıdığının objektif bir biçimde sorgulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Ne yazık ki, Afrika’nın halen yaşanmakta olan çatışmalar, sağlık sorunları ve gıda kıtlıkları gibi gelişmelerle Türk kamuoyuna yansıtıldığı gözlemlenmektedir. Üstelik kıtadaki gelişmeler, belirli yabancı haber ajanslarından temin edilmekte ve bu durum karşısında gelişmelere söz konusu haber ajanslarının gözünden bakılması, kaçınılmaz bir sonuç olmaktadır.
Afrika ile sürdürülebilir iletişimin tesis edilmesi amacıyla 2012 yılının Mayıs ayında Ankara’da Türkiye - Afrika Medya Forumu icra edilirken, T. C. Başbakanlık Basın - Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ile Afrika Medya İnisiyatifi’nin himayelerinde bir gazeteci değişim programının oluşturulması kabul edilmiştir. Bu girişimin ardından, 7 Kasım 2012 tarihinde taraflar arasında “Türkiye - Afrika Medya Platformunun Kuruluşuna Dair Deklarasyon ve Gazeteci Değişim Protokolü“ imzalanmıştır. Buna karşın, söz konusu girişimden henüz somut kazanımlar elde edilememiştir.
İletişim noktasındaki en temel sorunların başında, kıtadaki gelişmelere dair sürdürülebilir bilgi akışının sağlanamaması gelmektedir. Sözgelimi Mali’de 2012 yılının Mart ayında gerçekleşen askeri darbeye, ardındaki nedenlere ve bu süreçte yaşananlara yazılı ve görsel basında yer verilmezken, 2013 yılının Ocak ayında Fransa’nın bu ülkeye askeri müdahalesi üzerine konunun bir süre gündemde yer tutması ve ardından unutulması, söz konusu ülkede tam olarak neler yaşandığının anlaşılmamasına neden olmuştur. Bu gibi örnekleri çeşitlendirmek mümkündür.
Türk medyasının, Batılı haber ajanslarının ve aktörlerin değerlendirmeleri çerçevesinde Afrika’yı gündeme taşıması da büyük bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır. 2008 yılındaki Türkiye - Afrika İşbirliği Zirvesi’nin ikili ve çok taraflı ilişkilerimiz açısından ne gibi fırsatlar sunabileceği üzerinde durulması gerekirken, Batılı ülkelerin hedefindeki isimlerden Sudan lideri Ömer El Beşir’in zirveye katılımı, medyanın daha fazla irdelediği bir konu olmuştur.[2] Afrikalı liderlerin ülkemize yaptıkları ziyaretler, gündemde yer bulamazken, geçtiğimiz Mayıs ayında ülkemizi ziyaret eden Burkina Faso Dışişleri ve Bölgesel İşbirliği Bakanı’nın Dışişleri Bakanımız Ahmet Davutoğlu ile düzenlenen ortak basın toplantısında kısa süreli bir baygınlık geçirmesinin haber yapılması, bir başka düşündürücü örnektir. Oysaki medyanın, toplumu bilinçlendirmesi ve kıtadaki sorunların çözümüne destek sağlanması noktasında ne denli etkin olabildiği 2011 yılında Somali örneğinde açıkça görülmüştür. Bu noktada vurgu yapılması gereken bir husus da yapılan yardımların ön plana çıkartılmasından ziyade müşterek projelere ve yatırım fırsatlarına dikkat çekilmesinin yerinde bir adım olacağıdır.
Buna mukabil, yakın dönemde Afrika Kalkınma Bankası Grubu’na bölge dışı üye olan Türkiye açısından söz konusu üyeliğin, Türk girişimcilere ne gibi fırsatlar sunacağı gündeme dahi gelmezken, birkaç hafta sonrasında Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan gibi kıta ülkelerinde yaşanan çatışmalara sıklıkla yer verildiğine tanıklık edilmiştir. Oysaki Afrika ülkelerinin kamuoyuna daha objektif olarak tanıtılması noktasında, fırsatlar sunabilecek gelişmelerin, yine kıta ya da ülke düzeyindeki başarı hikâyelerinin de paylaşılması gerekmektedir.
Günümüz itibariyle Türkiye - Afrika ilişkilerinde karşılıklı bilgi eksikliği, fırsatların önünde engel teşkil etmeye devam etmektedir. Özetle, Afrika’ya daha geniş bir açıdan bakıldığı takdirde çatışma, kıtlık, yoksulluk ve afet gibi sözcüklerin yanında kalkınma, başarı ve potansiyel gibi ifadeler de yer bulabilecektir.
İlk Yayın Tarihi
26 Ocak 2014

[1] Ufuk Tepebaş, Dönüşüm Sürecindeki Sahra altı Afrika: Kalkınma, Güvenlik ve Ortaklık, İstanbul, TASAM Yayınları, Ekim 2013, s.356
[2] Bu noktada, Türkiye’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) tanımadığını anımsatmakta yarar vardır. Karar, Afrika Birliği tarafından da tanınmazken, Birlik tarafından üye ülkelere yapılan çağrıda, söz konusu karara itibar edilmemesi istenmiştir. Mahkeme’nin son olarak Kenya Devlet Başkanı Uhuru Kenyatta’nın yargılanması yönünde almış olduğu karar, tüm Afrika nezdinde tepki çekmiştir. ABD, Çin ve Rusya gibi BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri de Roma Statüsü’ne bağlı olan UCM’ye taraf değildirler.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.