Dünya Siyasetinde İran ve Abartının Ölçüsü

Makale

Bu haftaya da olağanüstü bir olayla başlandı. Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait Abqaiq petrol tesisleri, alçaktan uçan insansız hava araçları (drone veya füze) ile vuruldu. Yangınlar çıktı, dumanlar yükseldi. Petrol çıkarımı ve rafinerilere sevkiyatı durdu. Yemen’de bulunan İran destekli Houti’ler hemen saldırıyı üstlendi. Halen “yetkin” heyetler, “oradan mı atıldı, yoksa şuradan mı?” diye inceliyor. - Meşhedi Fıkraları İran Kültürüne Atfedilirdi de. - Rüzgar Gülüne mi Bakıyorlardı? ...

Bu haftaya da olağanüstü bir olayla başlandı. Suudi Arabistan’ın Aramco’ya ait Abqaiq petrol tesisleri, alçaktan uçan insansız hava araçları (drone veya füze) ile vuruldu. Yangınlar çıktı, dumanlar yükseldi. Petrol çıkarımı ve rafinerilere sevkiyatı durdu. Yemen’de bulunan İran destekli Houti’ler hemen saldırıyı üstlendi. Halen “yetkin“ heyetler, “oradan mı atıldı, yoksa şuradan mı?“ diye inceliyor.


Meşhedi Fıkraları İran Kültürüne Atfedilirdi de.

Eskiden İranlıların abartıyı pek sevdiği Meşhedi fıkraları ile anlatılırdı. O fıkralarda, Meşhedi’ye göre, çöller göl, her şey çok bozorg (büyük) veya yahşi (güzel)“olarak betimlenirdi. Ama bu defa Abqaiq tesislerindeki patlamayı en büyük olarak takdim eden İranlılar olmadı. Tüm yabancı haber kanalları ve Trump, olayı hemen en büyük felaket olarak ilan ederken, günde aynı miktar, yani 5 milyon varil petrolün bir anda heba olduğu 1991 Körfez Savaşını unuttular. Kuveyt’i kalbinden vuran Irak saldırıları, aylarca Hint okyanusuna petrol sızdırarak, büyük bir çevre felaketi de yaratmıştı. 1991’de fiyatlar aniden ve hızla yükseldi. O tarihte telafi edecek imkânlar da çok değildi. Oysa bu defa fiyatlar bir anda sadece % 10 - % 20 aralığında indi, çıktı. Sonra piyasalar, OPEC’den gelen telafi etme sözü ve Trump’ın stratejik rezervlerden satış açıklamasıyla yatıştı. Ben tabii bir de yerinde 1974 ve 1979 petrol krizlerini yaşayarak hatırladığım için, petrol fiyatları % 400 arttığı zaman, dünyanın nasıl bir panik, hem de nasıl bir maliyet enflasyonu sarmalı içine girdiğini hatırlarım. Oysa şimdi dünyadaki deflasyonist bir süreç belki bir maliyet enflasyonuna ihtiyaç yaratıyor.


Rüzgar Gülüne mi Bakıyorlardı?

Teknik olarak, kısa ve orta menzilli füzelerin nereden geldiğini herhalde rüzgârgülüne bakarak tespit etmiyorlar. Ama merak ediyorum, nasıl olur da füze veya drone’un geldiği yön bu kadar tartışmaya açık olur? Daha da önemlisi dünyanın bu kadar önemli, OPEC’in kalbi bir petrol tesisinde böylesine bir güvenlik zafiyetine nasıl izin verilir? Bir diğer husus, kuyudan çıkarımı sadece 1 Dolar olan petrol’ün, piyasalara aktarılırken yapılan katma değer hesaplamasında yer alan risk priminin, böyle bir güvenlik zafiyetine rağmen, utanmadan nasıl fiyatlandırmaya ilave edildiği? Elbette ulaştırma, rafine işlemi ve tekrar ulaştırma nerede ise satıhdan çıkan, onun için de çıkarım fiyatı pek düşük olan petrolün, tüketiciye fiyatını bir hayli arttırıyor. Petrol şirketlerinin ve aracıların kar payları da işin cabası. Ama üretim maliyetini asıl tuzlu yapan, bildiğim kadarı ile risk priminin yüksekliği ve bunun için ödenen sigorta bedelleri ile petrol sahalarını korumak için istihdam edilen güvenlik güçleri ve kullanıma hazır güvenlik araçları. Ayrıca İran’da yapılmış ve Houti’lere verilmiş olsa bile, drone veya füzelerin atılmasından ve petrol kuyularının yanması ile meydana gelen kaos’tan kimin fayda umduğunun ayrıştırlması gerek. Nihayet büyük lokmayı yutamayacağı halde, zamansız büyük sözler söyleyen Trump’ın, altından halı kayarken, İran’a karşı ne yapacağı.


Patlama ve Abartı Kimin İşine Yarar?

Şimdi Meşhedi kim diye sorarsak, İran olmadığı kesin. Tabii İran vesayet savaşlarında masum değil. Dünyaya saldığı nüklüer silah tehdidi açısından da masum sayılmayacağı gibi, bakalım korku faktörü ile nereye kadar gideriz tahriki içinde psikolojik bir kumar da oynuyor olabilir. Bütün bu süreçte İran’ın başına gelebilecek ve oradan önce Orta Doğu’ya ve dünyaya yayılabilecek dalga dalga etkiyi dikkate almak, aynı zamanda patlama ve abartı en fazla kimin çıkarına hizmet ediyor diye bakmak gerek.

Bu arada Suudi Arabistan’ı kalbinden vuran patlamayı azımsadığımı sanmayın. Bir kere ateş düştüğü yeri yaktı. Ayrıca yine dikkatinizi çekerim izleyen dört olay, hemen bu patlamadan yayılan ateş ve dumanın etkisine girdi. Bunlar: 1. Ankara zirvesi, Suriye’ye bu zirvede biçilmeye çalışılan fistan ve Astana sürecinde, İran’ın rolü ki özellikle bence “güvenli bölge“tasarımı. Tabii Astana sürecini, Cenevre sürecine yaklaştırma eğilimi yeniden güç kazanmaya başladı; 2. İran ve ABD arasında yapılması planlanan yakınlaşma tasarımları; 3. Netanyahu’ya bir sandalye boyu ile iktidar sopası gösteren İsrail seçimleri 4. ARAMCO IPO (Initial Public Offering) denilen şirketi halka açma tasarımları mecburen ertelendi. Ama Tedavül yani Suudi Arabistan Menkul Kıymetler borsası fazla etkilenmedi (bunu çok istiyor görünen veliaht prens, belki aslında pek de o kadar istemiyordu).


En Nihayet

Şimdi bütün bu değerlendirmenin ışığında, patlamaların kime daha fazla yarar sağlayacağı düşünülebilir ona bakalım. Bir kere, zaten yaptırımların çelik pençesindeki (hâlâ inatla nükleer zenginleştirme sınırlarını arttırmaya kararlı) İran’a yaramadığı kesin. Amma,
  1. Bu olay, ABD ve Trump, İran üzerinde “azami baskı (Maximum pressure)yı arttırmak için yeni bir bahane oldu. Carter döneminde koskoca ABD’nin İran’da uğradığı hezimeti ve Afganistan’ı unutarak, dozunu azaltsa bile yine saldırı tehditleri savuruyor. Ama mevsiminde petrol piyasalarına kaya gazı ve petrol fazlasını akıtmanın yeni bir fırsatını da buldu.
  1. Başta Suudi’ler olmak üzere yükselen (sonra dengelense bile) fiyatlardan tüm OPEC ve OPEC dışı üreticiler (İran hariç) spot piyasalarda nasibini aldı ve vadeli piyasaları risk primleri ile fiyatlama eğilimine girdi.
  1. İran’ı, “varlığına en büyük tehdid (existential threat)“ olarak takdim ederek felaket tellallığı yapan Netanyahu, bu tehditten de çok yaralanabilirdi. Ama bu kuru-sıkı İran tehdidini bu denli abartarak, İsrail’in teknolojik gücünü de küçük düşüren zırvalara bu defa, İsrail seçmeni pek prim vermedi. Bir sandalye ile Netanyahu’nun koltuğunu salladı. Ancak İsrail’in Suudi Arabistan ile İran tehdidi paydasında artan dostluk ve işbirliğini hatırlarsanız, Suudi petrol tesislerini artık belki İsrail füzeleri koruyabilir. Bunu Trump da isteyecek ve hatta teşvik edecektir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2017 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2017

Risk toplumları veya belirsizlikler çağı olarak da adlandırılan içinde bulunduğumuz dönemde, geleneksel risklerden oldukça farklı özelliklere sahip, iklim değişikliği, salgın hastalıklar, düzensiz göç, uyuşturucu ticareti, siber saldırılar ve ekonomik krizler gibi sıra dışı riskler nedeniyle, “İnsan...;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

TASAM Yayınları, Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu 2020’nin bildirilerini “Atlantik’ten Hint Okyanusu’na Geleceğin İnşası- Building Future From Atlantic to Indian Ocean” ismiyle kitaplaştırdı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...