Çin-Rusya İlişkileri

Makale

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir....

Çin ve Rusya 1960’ların başında yaşanan Çin-Sovyet Ayrılığı’ndan (Sino-Soviet Split) sonra özellikle de son yıllarda yakın ilişkiler kurmaya başlamıştır. Ağırlıklı olarak siyasi ve ekonomik boyutlarda yaşanan bu yakınlaşma diğer birçok alanda da gerçekleşmektedir; enerji, silah üretimi, ulusal para biriminde ticaret ile altyapı hizmetlerini destekleyen stratejik taşımacılık projeleri bunlara örnektir.

Çin-Rusya yakınlaşmasını Batı politikaları ve faaliyetleri beslemiştir denilebilir. Örneğin Rusya açısından, Ukrayna sorunuyla daha da ağırlaştırılan yaptırımlar, görüş ayrılıkları ve bunların neticesi olarak ortaya çıkan belirsiz ekonomik öngörülemezdik yakınlaşmanın başlıca sebeplerindendir.

Diğer taraftan Çin’in politikaları İpek Yolu projesiyle Avrupalı pazarlarda ticareti geliştirme amacı taşımaktadır. Tek Kuşak Tek Yol (One Belt One Road-OBOR ) projesi ise buna alternatif ya da tamamlayıcı olarak geliştirilmiştir. Rusya ise dostane yatırım yapılarını geliştirirken, daha doğuya, Çin ile sınırdaş olduğu Rusya Uzak Doğusu’na yönelmektedir. Çin aynı zamanda batısına yönelip Orta Asya ülkeleriyle güçlü anlaşmalar yaparak bu ülkelere oldukça maliyetli altyapı ve lojistik yatırımlar yapmaktadır.


YAKINLAŞMANIN İZLERİ:

2017 yılı Temmuz ayında, iki ülkenin deniz kuvvetleri Baltık Denizinde ilk kez ortak yürüttükleri bir tatbikat gerçekleştirmiş, Eylül 2018’de ise Çin, Rusya’nın yıllık Vostok askeri harekâtına katılarak başka bir ilki gerçekleştirmiştir.

Bunun yanı sıra Rusya Çin’e Türkiye’nin de satın aldığı S-400 hava sistemi ve 24 adet SU-35 savaş uçağı da dâhil olmak üzere gelişmiş askeri ekipman satmıştır.

Çin hükümeti verilerine göre, 2016 yılındaki 69,6 milyar dolarlık ikili ticaretin 2017’de 84,2 milyar dolara ve geçtiğimiz yıl 107,1 milyar dolara yükselerek, ilk kez 100 milyar doları aşmıştır.

2016 yılında Rusya, Suudi Arabistan’ın yerini alarak, Çin’in en büyük ham petrol satıcısı hâline gelmiş ve bu yıl itibariyle başlayacak olan Çin’e Sibirya’nın Gücü boru hattı (Power of Siberia gas pipeline) yoluyla yıllık 1,3 milyar fit küp (1m³= 35.31467ft³) gaz satışı yapacağı otuz yıllık bir sözleşme imzalamışlardır.

Son olarak, Çin başkanı Xi Jinping göreve geldiğinden beri Moskova’yı diğer başkentleri ziyaret ettiğinden daha fazla ziyaret etmiş, ayrıca 2018 Haziran’ında Xi “Benim en iyi, en samimi arkadaşım“ diye hitap ederek, Putin’e Çin’in ilk dostluk madalyasını vermiştir.


ABD’NİN ENDİŞELERİ:

Amerikalı analistler beklenildiği gibi, bu Sino-Rus ilişkisinin karmaşık hızı hakkında giderek endişe duymaya başlamışlardır. 2016 Aralık ayında Oslo’da düzenlenen Nobel Barış Ödülü Toplantısında, eski Amerika ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski yaptığı konuşmasında; Amerika’nın Çin ve Rusya’nın kendi iç, siyasi ve ideolojik birlik gibi hususlarda ve Birleşik Devletlerin politikalarını olumsuz yönde etkileyecek stratejik ittifakları konusunda dikkatli olması gerektiğini söylemiş, bu ittifakın büyük bir tehlike olduğunu da ayrıca dile getirmiştir. Hiçbir şeyin Amerika’nın ulusal çıkarları için bundan daha tehlikeli olmadığının da altını çizerek konuşmasını noktalamıştır.

Brzezinski’nin uyarısı belki de önemsenmiş, Beijing ve Moskova arasındaki bağların güçlenmesi karşısında, Beyaz Saray’ın ulusal Güvenlik Stratejisi ve Pentagon’un ulusal Savunma Stratejisi Çin’i ve Rusya’yı benzer stratejik zorluklarla tehdit etme şeklinde belirlenmiştir.

Örneğin, ulusal Güvenlik Stratejisi[1] iki ülkenin “Amerika’nın gücünü, etkisini ve çıkarlarını zora sokmaya çalışarak, Amerika’nın güvenlik ve refahını yıpratma girişiminde bulunduklarını ve ekonomilerini daha az serbest ve daha az adil hâle getirip, ordularını büyüttüklerini ve bilgiyi kontrol ederek, kendi toplumlarını baskı yoluyla üzerlerindeki etkilerini genişlettiklerini “ iddia etmektedir.

ulusal Savunma Stratejisi’nde ise “Birleşik Devletlerin asıl sorunu uzun dönemde revizyonist güçler tarafından… refah ve güvenliğine yönelik stratejik yarışın tekrar meydana çıkma sorunudur. Rusya ve Çin - diğer ulusların ekonomik, diplomatik ve güvenlik kararları- üzerinde veto yetkisi kazanarak dünyayı kendi otoriter modellerine göre şekillendirmek istediği gayet açıktır.“ şeklinde iddialar öne sürmektedirler.

İki ülkenin ABD ile rekabet içerisinde olduğu kesin olmakla birlikte her ikisi de bu yarışı birbirlerinden farklı yollarla sürdürmektedirler. 2019 Ocak sonunda Amerika Birleşik Devletleri Senatosu İstihbarat Seçilmiş Komitesi’nde[2] Dan Coats‘un iki ülkeden doğan sorunların farklı olduğunu açıklayan konuşması konunun altını çizmesi bakımından dikkate değer niteliktedir.

Coats konuşmasında “Çin’in sistematik ve uzun vadeli ... bizim üstün küresel yeteneklerimize denk ya da bizden daha üstün hâle gelebilme çabaları hakkında endişe duymak zorundayken, Rusya’nın yanlış yönlendirme ve şaşırtmayla istikrarımızı bozma ve dünyadaki itibarımızı sarsma gibi amaçlarından endişe duymalıyız.“ demiştir.

Çin-Rus ilişkileri askeri, ekonomik ve siyasi boyutlarda gelişse de hâlâ ortak anlaşmazlıklara karşı sorunlarını hızlı bir şekilde çözebilme yetenekleri gelişmemiştir. Beijing ve Moskova, özellikle Amerikan dolarının küresel finansal pazarlardaki merkezi konumunu ve yine Amerika’nın bu iki ülkeyi soğuk savaş sonrası dünya düzeninin tasarımına neredeyse hiç dâhil etmeyişini uzun zamandan beri eleştirmektedir.

Bununla birlikte ortak Sino-Rusya dünya düzeni konseptinin ne şekilde olacağını tanımlamak herhalde çok daha zor olurdu; aslında her ikisi de çok kutuplu sisteme ihtiyacın olduğunu kabul etse de diğer birkaç ülke gibi farklı istekler dile getirmektedirler. Bu ülkelerden birkaçına Amerika’nın uzun zamandır süregelen Avrupa ve Asya’daki ittifakları da dâhildir.

Adrea Kendall-Taylor ve David Shulman’ın da Ekim 2018’de ileri sürdüğü gibi “Çin ve Rusya kendi sorunları üzerinden ‘sinerjik’ bir şekilde hareket ederken ‘farklı ve anlaşılan plansız’ oluşları da aşikârdır.“


ÇİN-RUSYA KARŞILAŞTIRMASI:

Çin ve Rusya arasındaki ekonomik uçurum oldukça hızlı bir şekilde artmaktadır. Dünya Bankası’na göre Çin’in 1992 yılındaki nominal gayri safi yurtiçi hasılası Rusya’nınkinden kısmen daha azdır. (427 milyar Dolar’a karşılık 460 milyar Dolar) Sadece çeyrek yüzyıl sonra, 2017’de bu rakamlar yaklaşık 8 katına çıkmıştır. ( 12,2 trilyon Dolar’a karşılık 1,6 trilyon Dolar)

Ekonomik büyüme hızı yavaşlamasına rağmen, Çin’in büyüme oranı Moskova’nın dört katı üzerinde olmayı sürdürmektedir. Bu açık güç kapasiteleri arasında dengesizliğin olduğunu kesinleştirirken, küresel hırslarını yerine getirme yetenekleri arasındaki farkı da hızla artırıyor.

Aşağıdaki tablo incelenerek Çin ve Rusya’nın nüfus, GSYİH (Satın Alma Gücü Paritesi), işgücü, işsizlik, ithalat, ihracat, petrol üretimi, petrol tüketimi açısından karşılaştırılması yapılabilir.
Rusya Çin
Nüfus 144.478.050 milyon 1,393 milyar
GSYİH (Satın Alma Gücü Paritesi) 3.986 trilyon ($) 25.362 trilyon ($)
İşgücü 73,613,697 milyon 788,440,346 milyon
İşsizlik Oranı (%) 5.21 3.9
İthalat () 344.263 milyar 2.549 trilyon
İhracat () 509.551 milyar 2.656 trilyon
Petrol Tüketimi (varil/gün)
3,228.375 13,524.977
Petrol Üretimi (varil/gün) 10,527.370 3,781.022

(Kaynak: OEC, WORLD BANK, IEA)


Kuşak Yolu girişimindeki gelişmelerde görüldüğü gibi, Çin küresel ticari kapsama alanını arttırabilme kapasitesine sahiptir ve Avrasya’da Çin merkezli (Sinosentrik) ticaret ve yatırım bölgeleri kurmayı hayal etmektedir.

“Çin’de Üretilmiştir 2025“ ile Beijing artık birinci sınıf teknolojilerin taklitçisi olmanın değil, bu teknolojilerin bizzat mucidi olma isteğini Huawei gibi iddialı ve gittikçe büyüyen firmalarıyla kanıtlamaktadır.

Buna karşılık Rusya’nın bu seviyeye erişebilmesi için yeterli ekonomik kaynaklarının olmadığı herkesçe bilinen bir olgudur. Yine de Rusya, yetersiz nüfus görünümü, düşen petrol fiyatları, Ukrayna istilası ve Kırım’ı ilhakından sonra yıllardır uğradığı yaptırımlara rağmen 2018’de dünya ekonomisi sıralamasında 12. sıraya yerleşmiştir.

Moskova gelişen ekonomiler arasında Batı Avrupa ve Asya-Pasifik arasında aracı olmayı ümit ettiyse de şimdilerde Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Rusya‘yı kapsayan Avrasya Ekonomik Birliği gibi bölgelerde genişlemeyi amaçlayarak daha mütevazı bölgelere odaklanmıştır.


DEĞERLENDİRME:

Rusya, Çin’in onuncu en büyük ticaret ortağı iken, Çin, Rusya’nın ilk sıradaki en büyük ticaret ortağıdır. Rusya Çin’e daha çok enerji ürünleri ve ham madde ihraç ederken, Çin Rusya’ya ekipman, makine ve tüketim malları ihraç etmektedir. Aralarındaki stratejik projelerine havayolu şirketi kurulması, enerji ve altyapı projeleri de dâhildir. Ekonomik işbirliği, savunma ile birlikte stratejik ittifak çerçevesinde gelişmiş; ortak askeri tatbikatlar, silah ticareti ve Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Şanghay İşbirliği Örgütü ( Hindistan ve Pakistan son zamanlarda üye olmuştur) ve Ortak ASEAN Topluluğu’nun geniş kapsamlı planları ittifakı pekiştirir nitelikler hâline gelmiştir. Ekonomik-siyasi rekabet ve kontrolü kaybetme korkusuna rağmen (Özellikle Avrasya’da), iş birliği ve müzakereler iki ülke tarafından yavaş ve güçlükle de olsa devam etmektedir. Gelecekte bu yakınlaşmanın boyutunun ne derece olacağını tahmin etmek zor olsa da şimdiye dek atılmış adımların ve gerçekleştirilen ortak projelerin gelecekte hangi ülkeleri ekonomik, politik ya da kültürel yönden etkileyeceğini tahmin etmek mümkündür. Amerika gibi hegemon bir gücün bu yakınlaşmaya tepkisi gayet açıktır. Nitekim gücünü paylaşmak istemediği, Trump yönetiminin Çin’e açtığı ticaret savaşından anlaşılmaktadır. Gücünü kaybeden ya da böyle bir tehlikeyi hisseden devletlerin irrasyonel davranmaya başlaması tarihin bize öğrettiği belki de en büyük derslerden biridir. Bölgesel ve hemen ardından küresel bir güç olma hayali tüm devletlerin maalesef her ne pahasına olursa olsun vazgeçemediği kritik bir zaaftır. Sanıyoruz ki çok-kutuplu sistemin sancıları önümüzdeki yıllarda güç savaşı içindeki bu devletler arasında devam edecektir.


REFERANSLAR:

Ümmügülsüm ÇAVUŞ, İstanbul Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Lisans 4. Sınıf Öğrencisidir.

[1] ulusal Güvenlik Stratejisi, Birleşik Devletler hükümetinin Kongre için yürütme organı tarafından periyodik olarak hazırlanan bir belgedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin başlıca ulusal güvenlik kaygılarını ve yönetimin onlarla nasıl başa çıkmayı planladığını özetlemektedir.
[2] Amerika Birleşik Devletleri Senatosu İstihbarat Seçilmiş Komitesi, Amerika Birleşik Devletleri federal hükûmetine bağlı Amerika Birleşik Devletleri İstihbarat Topluluğunu denetleme amacı güden ve Amerika Birleşik Devletleri Senatosu üyelerinden oluşan komite.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2609 ) Etkinlik ( 196 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 88 1013
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1343 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 594
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Kudüs, tarihimizin açısından biz Türkler için, adalet ve "hörmet" ile insanlığa sunduğumuz abideleşen zaman dilimlerini gösteren mefkûre bir mekândır. İsrail dönemindeki durumu göz önüne alarak bir mukayese yaparsak bu gerçek daha açık olarak görülecektir. ;

“Güneş Kuşağı” olarak adlandırılan, kolay yaşanabilen, ılımlı iklim kuşağı içinde yer alan bölgelerde, tarihin ilk dönemlerinden itibaren, daha fazla çıkar elde edebilmek amacıyla, güce dayalı üstünlük kurma mücadelesi hiç eksik olmamıştır.;

Türkiye - Hindistan Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut iş birliğinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı ve stratejik zemin kapasite inşasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.;

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.

  • 2021
  • Türkiye - Güneydoğu Asya

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...