Dünya Mülteci Çocukları: Haklar ve İhlaller

Makale

2017 yılı itibariyle 7.6 milyara ulaşan dünya nüfusunun yaklaşık olarak 1.9 milyarı (dünya nüfusunun % 26’sı ) 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. Hem sayısal olarak hem de toplumların gelişmişlik düzeyleriyle yakından ilgili olması nedeniyle, çocuk nüfusu dünya demografisi için önem arz etmektedir. Dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca çocuk iklime, yoksulluğa, savaş ve çatışma ortamlarına bağlı olarak çocuklar için elverişli olmayan şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır....

Giriş

2017 yılı itibariyle 7.6 milyara ulaşan dünya nüfusunun yaklaşık olarak 1.9 milyarı (dünya nüfusunun % 26’sı ) 15 yaş altı çocuklardan oluşmaktadır. Hem sayısal olarak hem de toplumların gelişmişlik düzeyleriyle yakından ilgili olması nedeniyle, çocuk nüfusu dünya demografisi için önem arz etmektedir. Dünyanın farklı bölgelerinde milyonlarca çocuk iklime, yoksulluğa, savaş ve çatışma ortamlarına bağlı olarak çocuklar için elverişli olmayan şartlarda yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Uluslararası kuruluşlar, tüm dünya çocuklarının genel prensipler çerçevesinde eşit haklara sahip olabilmeleri ve çocuk haklarına belirli bir standart getirebilmek amacıyla birçok sözleşme ve yönetmelikte uluslararası çocuk haklarının oluşmasına katkı sağlamışlardır. Belirlenen standartların askeri kabul edilmesi ve sözleşmelere taraf olan ülkelerin bu standartların üstüne çıkması beklense de dünyanın çeşitli yerlerinde milyonlarca çocuk temel yaşam haklarından dahi yoksun bir yaşam sürmektedir. Çocuk haklarının uygulanamaması bakımından en dezavantajlı grubun mülteci çocuklar olduğu genel kanıdır. Çoğunlukla az gelişmiş ülkelerdeki iç savaşlar ve / veya ülkelerin içindeki çatışma ortamları insanların farklı bölgelere göç etmeye zorlarken, zorunlu göç olarak tabir edilen bu göç hareketinden en çok çocukları olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, çalışma genel çocuk haklarının çerçevesini çizdikten sonra mülteci çocukların genel sorunlarını tespit edip, hakların ihlalin sorunların temelini oluşturduğu sonucuna varılacaktır.
 

Mülteci Çocuk ve Uluslararası Çocuk Hakları

IOM’a mülteciyi şu şekilde tanımlamaktadır: “Irkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti ve siyasi görüşleri yüzünden haklı bir zulüm korkusu nedeniyle vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve söz konusu korku yüzünden, ilgili ülkenin korumasından yararlanmak istemeyen kişi”1. Ülkeden ülkeye mülteci tanımlarının değişmesi ve ülke mevzuatlarındaki farklılıklardan kaynaklanan kavramsal sorunlara çözüm bulmak için BMMYK’nın tüzüğündeki şartları sağlayan,1951 Cenevre Sözleşmesi veya 1967 Protokolü’ne taraf ülkelerden olup olmamasına veya ev sahibi ülke tarafından hukuki olarak mülteci kabul edilip edilmemesine bakmaksızın, BM korunmasına hak kazanan kişiler de mülteci olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda göç hareketini gerçekleştirip, mülteci statüsünü kazanan 0- 18 yaş aralığındaki her kişi mülteci çocuk olarak kabul edilmektedir.
 
Mültecilik, uluslararası göç hareketinin siyasi ve zorunlu nedenlerle gerçekleşmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Uluslararası göç açısından önemli bir ayrım olan yasal- yasal olmayan göç, mülteciler söz konusu olduğunda genellikle karmaşık bir hal almaktadır. Mültecilerin Avrupa’ya yasal prosedürlerin tamamlanmasının ardından kabul edilmeleri de yasal yollarla mülteci olmaya, yasa dışı yollarla herhangi bir resmi kayıt veya izin olmaksızın Akdeniz üzerinden çeşitli yollarla Avrupa’ya geçmeye çalışan mülteciler ise yasa dışı yollara gerçekleşen göç hareketine örnek vermek mümkündür. Yasal ya da yasal olmayan göç hareketinin yanı sıra kısmi yasal kabul edilebilecek bir yöntem olarak Türkiye’nin Suriyelileri kayıt ve belgelerinin tamamlanmasına bakmaksızın insani refleksleri ön planda tutarak Suriyelileri ülkeye kayıt yapmaksızın kabul etmesi örneği verilebilir: Yasal göç hareketinde olduğu gibi prosedürlerin gerçekleşmemesi nedeniyle yasa dışıdır; yasal olmayan göç hareketinde, hedef ülkelerin gelen mültecileri kabule yanaşmamasına rağmen Türkiye’nin Suriyelilere kabul ve davet etmesi nedeniyle de yasaldır.
 
Yasal ya da yasal olmayan yollarla başlayan göç hareketi, üç aşamada tamamlanmaktadır: mültecilerin ülkelerinden ayrılması, mültecilerin hedef ülkeye varması ve kabulü ve mültecinin o ülkede yaşamaya başlaması. Bahsi geçen üç süreçte de en dezavantajlı grubu çocuklar oluşturmaktadır. Bu noktada mülteci çocuğu şu şekilde tanımlamak mümkündür: kendi ulus devletlerindenailelerinin refakati eşliğinde ya da refakatiz bir şekilde başka bir ülkeye, kendi ülkelerindeki çatışma ortamlarından kurtulmak amacıyla, yasal ya da yasal olmayan yollarla başka bir ülkeye giden 18 yaş altındaki kişi.
 
Her bir ülkenin yasal mevzuatlarında vatandaşı olan çocukların korunmasına yönelik birçok yasa / kanun bulunmakta ve gelişmiş ülkeler çocukların beden ve ruh sağlığının gelişimi, eğitimi, çocuğun her türlü tehlikeye karşı korunması yönünde şartların iyileşmesine yönelik reformlar yapmaktadır. Bununla birlikte devletler, kendi ülke sınırları içerisinde barınan tüm çocuklara “çocuğun yüksek faydası” ilkesine göre davranmakla yükümlüdür. Başka bir ülkeye aileleriyle ya da aileleri olmaksızın göç etmek zorunda kalan mülteci çocukların genel haklardan mahrum bir yaşam sürdürdükleri gözlemlenmektedir. Mülteci çocukların haklarına erişimleri göç edilen ülkedeki gelişmişlik düzeyi, sosyal devlet anlayışı ve göç yönetim politikalarıyla yakından ilgili olduğu ve ülkeden ülkeye değişen bu şartların çoğunlukla mülteci çocukların aleyhine işlediği bilinmektedir.
 
Göçmenlerin ekonomik veya siyasi sebeplere bağlı olarak gitmeleri fark etmeksizin, göçmenlerin hedef ülkelerde istenmedikleri, entegrasyondan daha çok asimile edilmeye çalışıldıkları, ikincil sektörlerde istihdam edildikleri ve gelişmiş ülkelerde dahi göçmen - vatandaş arasında tam bir uyumun sağlanamadığı göç çalışmaları yapan uzmanların genel kanısıdır. Ekonomik göçmenler, mültecilere göre hedef ülkelerde daha tercih edilebilir grupları oluşturmaktadır. Göçmenlerin niteliği ve eğitim durumu bu tercih edilmede başat etkenken, mülteciler arasında da eğitim ve niteliğin kabul işlemlerini kolaylaştırdığı bilinmektedir. Ekonomik göçmenlerin aile birleşmelerine izinlerin verilmesi ülkeden ülkeye değişiklik gösterirken, hiç kuşkusuz mültecilerin yaşadıkları en önemli sorunlardan biri de aile birleşimleridir. Mülteci aileler, çeşitli nedenlerle farklı ülkelere sığınabilmekte ya da aile bireylerinin bir kısmı kendi ülkelerinde kalırken, bir kısmı göç edebilmektedir. Çocuğun aile bireylerinin farklı yerde olması, çocuğun göç hareketinin rekâtsız gerçekleşmesi veya göç yollarında aile bireylerinin vefat etmesi gibi durumlar, göç yollarındaki çocukların kendisine vasi olabilecek herhangi bir yakınının yanına ulaştırılması gerekliliğini beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, mülteci çocukları rekâtlı / refakatiz olmak üzere ikili sınıflandırma yapmak mümkündür.
 
Her ne yöntemle her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun, mülteci çocukların göç süreçlerinde yaşadıkları sorunları en aza indirmek için uluslararası kurumlar tarafından çeşitli uluslararası sözleşme - yönetmelik çıkarılarak, çocukların göreceği zararı en aza indirgemek amaçlanmıştır. Çalışmada, kapsamlı bir şekilde ele alınacak BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne öncülük eden ve tamamlayıcı nitelikte olan altı anlaşma şu şekildedir: Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi (1924), İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (1948)2, Harp Zamanında Sivillerin Korunmasına İlişkin Cenevre Sözleşmesi (1949)3, Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Sözleşme (1951)4, BM Çocuk Hakları Bildirisi (1959)5 ve 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi (1999)6. Bu sözleşmeler haricinde, uluslararası savaş hukuku, uluslararası ceza hukuku, medeni hukuk gibi birçok uluslararası yasal mevzuatta çocuk haklarına değinilmiş ve çocuğun
yüksek faydası ilkesiyle düzenlemeler yapılmıştır.
 
Bu bağlamda, mülteci çocuklar çeşitli uluslararası sözleşmelerle korunmaya çalışılmaktadır. Özel olarak mülteci çocuk olarak belirtilmesine ihtiyaç duyulmaksızın, çocukları ilgilendiren tüm maddeler, mülteci çocuklar içinde normal şartlar altında kabul edilebilir olmalıdır. Çocuk haklarına birçok konuda düzenleme getiren BM Çocuk Hakları Sözleşmesi 1989’da kabul edilmiştir. 54 maddeden oluşan sözleşme, çocuğun temel hakları, vasilerin sorumlulukları, devletlerin yükümlülükleri ve uluslararası standartların korunmasına ilişkin maddelerden oluşmaktadır. Sözleşme, çocuğun genel faydasını temel almaktadır. İkinci maddesinde “…sahip oldukları, ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin…”7 çocukların herhangi bir ayrıma tabii olmadan korunmasını kabul ederken çocukların her türlü haklarının korunmasına ilişkin tüm yasal ve idari düzenlemeler devletlerin sorumluluğundadır.

Ayşenur YILMAZ, “Yeni Güvenlik Ekosistemi ve Çok Taraflı Bedeli” isimli kitabından alınmıştır.
 

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4769 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1696
Avrupa 13 1332
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 498
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2765 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3298 ) Etkinlik ( 70 )
Alanlar
Türkiye 70 3298

Son Eklenenler