GÖRÜNMEYEN GERÇEK:‘BALKANLARDA TÜRK AZINLIĞININ YAŞADIĞI SORUNLAR’

Makale

GİRİŞ Bugün başta Sırplar olmak üzere diğer tüm Balkan milliyetçileri, Boşnakları, Arnavutları ya da Pomakları, yani etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan Balkan Müslümanlarını "Türk" olarak tanımlarlar. Bunun nedeni ise, etnik kökenleri ne olursa olsun, Balkanlar’daki tüm Müslümanların, aralarında yaşadıkları Hıristiyan uluslardan ayrı bir "millet" olarak algılanmalarıdır...

GİRİŞ

Bugün başta Sırplar olmak üzere diğer tüm Balkan milliyetçileri, Boşnakları, Arnavutları ya da Pomakları, yani etnik olarak Türk olmayan ve Türkçe konuşmayan Balkan Müslümanlarını "Türk" olarak tanımlarlar. Bunun nedeni ise, etnik kökenleri ne olursa olsun, Balkanlar’daki tüm Müslümanların, aralarında yaşadıkları Hıristiyan uluslardan ayrı bir "millet" olarak algılanmalarıdır[1]. Balkan tarihçisi Maria Todorova bu durumu şöyle açıklamaktadır[2]:

“Balkan milliyetçiliği Ortodoks Hıristiyanların birliğini parçalarken, öte yandan tek vücut ve değişmez bir Müslüman cemaati imajı üretmiştir ve bunu da "millet" kavramı bazında görmektedir. Bir başka deyişle, Balkanlar’daki Hıristiyan halklar kendi aralarında milliyetçilik kıstasına göre ayrımlar geliştirirken, öte yandan Müslümanlara, sanki bu insanlar tek bir milletmiş gibi davranmışlar ve bu yönde bir söylem geliştirmişlerdir. Bu Hıristiyan uygulamasının en açık örneği, Balkanlar’daki tüm Müslümanlara, etnik kökenlerine göre bir ayrım yapmadan, "Türk" denmesidir. Bu, bölgede hala çok yaygın olan bir kullanımdır.“

Türk azınlığı bölgede ortak sorunlar yaşar fakat farklı muamele ile karşılaşırlar. Örneğin dil, eğitim, ekonomik sorunlar bütün ülkelerde aynı işleyişle olmaktadır. Siyaset ise farklı koşullar göstermektedir. Türk azınlığın Arnavutluk ve Kosova da sesini duyurması kolay olurken, Bulgaristan’da Türkiye yanlısı siyaset izlememeleri için parti kurmalarına izin vermemişti. Yunanistan da komünizmden korunmak için pati kurulmasına izin vermiyordu. Hatta Türklerin bölgesine giriş çıkışı yasaklamıştı. İşte bu durumda komünizmin farklı algılandığı ülkelerde işleyişinde farklılaşmasıdır. Yazı da önce Türk azınlığın devletler bazında sorunları hakkında bilgi verilmiş, azınlığın ve Türkiye’nin neler yapabileceği sonuç bölümünde yorumlanmıştır.

1.BALKANLARIN JEOPOLİTİK ÖNEMİ

Balkan yarımadası, bir coğrafya parçası olarak adını Türkçeden almış, Türk kültürüne beşik olmuş, Türk, Slav ve Germen kültürlerinin dönem dönem hâkimiyet mücadelelerine sahne olmuş bir bölgedir. Bir coğrafi terim olarak Balkan “sıradağ“ ya da “dağlık“ anlamına gelmekte ve halen coğrafya, tarihi coğrafya, siyasi ve kültürel coğrafya deyimi olarak kullanılmaktadır. Sınırları açısından Balkan bölgesi Avrupa Coğrafyasının yarım adalarından biridir. Konumu itibariyle Akdeniz ve Orta Avrupa’ya uzanır. Jeopolitiği; fiziksel coğrafyasına, etnik ve dini kimliğine dayanmaktadır.

Balkan yarımadasının dağlık oluşu kültür, dil ve geleneklerin çok farklı bir biçimde gelişmesine neden olmuştur. Balkanlar kendine özgü özellikler gösterir. Coğrafya, toplumlar arası iletişimi güçleştirdiği için her bölge kendine özgü kültür, dil ve din gruplarının gelişmesine sahne olmuştur. Bölgedeki karmaşık halk, kültür, dil, din mozaiği Balkanları dini, kültürel karşıtlıklar yeridir[3] haline getirmiştir. Bu bağlamdan yola çıkarak şunu söyleye biliriz; Balkanlar, İslam ve Hıristiyan dinlerini birleştirmektedir. Hıristiyanlık buralarda yayılmış ve İslamiyet dini ise Anadolu’dan Balkanlara aktarılmıştı.

Balkan coğrafyası petrol dizaynları için yapılan operasyonlarda üs olarak kullanılmaktadır. Saldıran ve savunan taraflar için önemli bir coğrafyadır. Bu nedenle Avrupa’nın güvenliği açısından Balkan coğrafyasının önemi büyüktür. Stratejik konumu hem Avrupa’ya hem de Ortadoğu’ya etkili olma imkânı taşımaktadır.

2.BALKANLARDA TÜRK VARLIĞI

Türkler Balkanlara iki yoldan girmişlerdir. Bu yollar:

· Hazar Denizi kuzeyinden

· Anadolu üzerinden

Hazar Denizi kuzeyinden gelen Türkler Oğur, Bulgar, Peçenekler, Oğuzlar, Kumanlar (Kıpçaklar)’dır. Türk kavimlerinin birçokları Hıristiyanlığı kabul ederek Slavlaşmışlardır. Bu Türk kavimlerine tarihçiler “Kayıp Türk Kavimleri“ demektedir. Bu boylar birbirleriyle veya Bizans, Slav gruplarla girdikleri çatışmalar nedeniyle kimliklerini kaybetmişlerdir.

Anadolu’dan girişler ise Osmanlılar döneminde başlamıştır. Orta Asya’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Türkler, Osmanlı Beyliği zamanında Çanakkale boğazını geçerek Balkanlar’a ayak basmışlardır. Bölgede ele geçirilen yerlere Türkmenler yerleştirilmiş ancak 1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşmasıyla Osmanlı’nın bölge üzerindeki hâkimiyeti bitmeye başlamıştır. 1830 yılında Yunan Krallığı kurulmuş, böylece ilk balkan devleti ortaya çıkmış ve Osmanlı da nüfuz alanını kaybetmeye başlamıştır. Karadağ, Bulgaristan, Romanya’nın bağımsızlığını kazanması ve Balkan savaşlarıyla Balkanlar üzerindeki Osmanlı hâkimiyeti sona ermiş, Türkler bölgede azınlık olmuş ve tüm azınlıkların yaşadıklarını yaşamaya başlamışlardır.

Türk azınlığının bulunduğu devletler: Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Arnavutluk’tur. Türk azınlığı eğitim, ekonomi, kültür, dil gibi konularda önemli sorunlar yaşamıştır. Bunların bazıları halen devam etmektedir. Çalışmada Yunanistan ve Bulgaristan’a ağırlık verilmiştir[4]. Diğer ülkelerde yaşanılan sorunlara kısaca değinilmiştir.

2.1.Kosova’da Türk Azınlığı

Kosova’da Türk varlığı 1354 yılında 1.Murat’ın bölgeyi kontrol altına almasıyla başladı. Özellikle Kosova Meydan Muhaberesi’nden (1389) sonra 6 asırlık bir dönem içerisinde diğer milletlerle beraber huzurlu bir şekilde yaşadılar. Türkler, Balkan Harbi’yle birlikte (1912) okulları kapatılarak, baskı altına alınmışlar ve göçe zorlanmışlardı. Sonuçta Türklerin hakimiyetliği biterek Kosova Sırbistan’a bağlandı. 1963 tarihinde Kosova’ya özerk bölge statüsü verildi. 10 Haziran 1999 tarihinden itibaren Birleşmiş Milletler tarafından idare edilmektedir Kosova’nın nihai statüsünün ne olduğu belli olmadığından dolayı Türk Azınlık fikir olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir grup Sırbistan yönetimini bir grupta Arnavut yönetimini istemektedir. Fakat her iki grubunda yaşadığı sorunlar aynıdır ve aşağıda maddelendirilmiştir[5].

2.1.1. Dil sorunu:

Kosova da Türkler dil birliklerini sağlamak, dillerini rahatça kullanamadıklarını dünya kamuoyuna duyurmak için gazeteler, dergiler çıkarmışlardır. Bunlar TAN gazetesi, Çevre Kültür ve Edebiyat dergisi, Çığ Kültür Sanat dergisi, Esin ve İnci dergileridir.

Türkçe radyo yayınları 1951’de, Türkçe televizyon yayınları ise 1974’te başlamıştır. Sivil girişim ile Kosova Radyo-Televizyonu, 5 dakikalık Türkçe haber ve hafta sonları 40 dakikalık Türkçe programlar yayınlamayı kabul etmiştir. 2 saatlik Türkçe programlar yayınlayan Kosova Radyosu yanında başka iki Türk radyosu daha kurulmuştur: Prizren’de Yeni Dönem Radyosu ile Priştine’da Kent FM Radyo. SOFRA dergisi işte bu dönemde doğmuştur. Dergi Kosova’da ki Türk varlığını gelenek ve göreneklerini, kültürünü devam ettirmek için günümüzde de çalışmalarına devam etmektedir[6].

2.1.2.Eğitim Sorunu:

2.1.3.Din Sorunu:

2.1.4. Siyaset Sorunu:

2001 tarihindeki yerel seçimlerde KDTP mecliste üç sandalyeye sahip olmuştur. Kosova da partiler tek başlarına iktidar olacak oyu toplayamadıklarından dolayı istikrarsız bir siyaset oluşmuştur. 2002 seçimlerinde Türk partileri etkisiz kalmış, 2004 seçiminde ise mecliste KDTP 3 sandalye kazanmıştır.

2.1.5. Türkiye ile Kosova Türkleri İlişkileri:

2.2.Makedonya İçerisinde Türk Azınlığı

Osmanlı Balkan toprakları üzerindeki hakimiyetini büyük ölçüde Anadolu’dan ve Orta Asya’dan balkan topraklarına yerleşen boy ve ailelere borçludur. Ancak 19. yüzyılda Osmanlı hâkimiyetini kurduğu toprakları yavaş yavaş kaybetmeye. Özellikle 1830 ve takip eden yıllarda Balkan toprakları burada yaşayan Türkler için bir cehennem niteliğini taşımaya başlar. Türk kentleri yağmalanır, Türklerin ellerinde bulundurdukları arazi ve mülkleri ellerinden alınır ve Türk halkı Anadolu’ya göç etmeye zorlanır. Diğer Balkan ülkelerinde olduğu gibi, Makedonya’da da Türklerin statüsü özellikle 1912-1913 Balkan Savaşlarından sonra kötüleşir. Balkan Savaşları sonunda Makedonya; Sırbistan, Bulgaristan ve Yunanistan arasında paylaşılır. 1945 sonrası komünist Yugoslavya’da etnik olarak son derece karmaşık olan nüfus üçlü bir sisteme göre sıralanır: “Kurucu milletler“, “milletler“ ve “etnik gruplar“. Makedonlar ilk gruba dahilken Türkler, Arnavutlarla birlikte ikinci gruba dahil edilir.

Türklerin yaşadıkları yerler ise Üsküp, Manastır, Gostivar, Ohri, Resne, Kalkadelendir. Bölgede yaşayan Türkler tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. 2001 yılında imzalanan Ohri Çerçeve anlaşması gereğince Makedonya’da yasayan Türklere iş olanakları tanınmaya başlanmıştır. Ancak halen Türkler eğitim, dil, siyaset konusunda sorunlar yaşamaktadırlar.

2.2.1.Eğitim Sorunu

2.2.2.Dil ve Siyaset sorunu:

2.3.Bulgaristan’da Türk Azınlığı

Bulgaristan’ın nüfusunun %9’unu Türkler oluşturmaktadırlar. Ülkedeki Türk nüfusu; 1944 de 140.000, 1951 de 155.000, 1989 da 130.000’e kadar gerilemiştir. Türk nüfusundaki bu büyük düşüşün birçok nedeni bulunmakla birlikte en dikkat çekici olarak zoraki, etnik kimliklerini inkar etme, ülke içinde zorunlu iskan ettirmeyi sayabiliriz. Türkler Dobraca, Sofya, Sumnu, Kırcaali, Filibe şehirlerinde yaşamaktadırlar. Yaşadıkları sorunlar[7]tarihsel olarak[8] işlenecek sonra gelişmelere başlıklar altında değinilecektir.

· İkinci Dünya Savaşı Sonrası: Türk halkı sınır dışı edilmiş ve Türk kimliği komünist düzene bağlı kalınmasını sağlamak için ret edilmişti.

· 1947-1970 yılları arası: Türk azınlığı yaşadıkları yerden göç ettirilmiş ve bu Türkiye ile Bulgaristan arası açılmıştı. Stalin Bulgaristan üzerinde etkili olduğundan yönetime doğrudan istekte bulunmaktaydı ve Türk azınlığının eğitim durumu tekrardan gözden geçirilmişti. Türkiye de yapılacak sosyalist devrime öncü yetiştirmek için okullarda Türkçe eğitime tekrar başlanmış, Azerbaycan modelli eğitim öngörüldüğünden Azerbaycan’dan hocalar getirilmişti. Bu hocalar Türk bilincini ve milliyetçiliğini daha fazla arttırmıştı. Stalin ölüp T.C’de sosyalist yönetimin olmayacağı kesinleşince bu modelden vazgeçilmişti. Türk pedagoji okulları açılmıştı.

· 1970-1989 yılları arası: Türkçe olan isimler değiştirilmiş[9] Türkçe konuşma yasaklanmıştı.

· 1990 sonrası demokratik dönem: 1991 anayasası azınlıklara kendi dillerinde eğitim olanakları sağlamıştı.

2.3.1.Siyaset Sorunu:

· Hak ve Özgürlükler Harekatı (HÖH)

· Demokratik Gelişim Harekatı (DGH)

· Demokratik Adalet Partisi (DAP)

· Türk Demokratik Partisi (TDP)

· Birleşme Partisi (BP)

· Yeniden Doğan Türk Demokratik Partisi

· Ulusal Hak ve Özgürlükler Hareketi (UHÖH)

Sadece HÖH[11] ülke içinde barajı gelebilecek potansiyele sahiptir. 1990 seçiminde HÖH mecliste 24 sandalye, 1991 seçiminde gene 24 sandalye, 2001 seçimlerinde ise 21 sandalye kazanmıştı[12]. 1994 seçiminde ise 282.000 oy almıştı

2.3.2.Din Sorunu:

2.3.3.Dil Sorunu:

2.3.4.Türk Azınlığının Kazandığı Haklar:

İsimlerin iadesi:

Ana Dilin Kullanılması:

Çifte Vatandaşlık:

Dini Teşkilatları İyileştirme:

2.3.5. Türkiye ve Bulgaristan İlişkileri:

Türk hükümeti, soydaşlarının hakkını korumada son çare olarak göçü kabul etmiş, fakat göç ile ülkemize vizesiz kişiler, çingeneler de girmişlerdi.

2.4.Yunanistan’da Türk Azınlığı

Yunanistan içerisinde Türk azınlığı Batı Trakya bölgesinde yer almaktadır[14]. Günümüz sınırları ise Meriç nehri, Rodos dağları, ege denizi arasında kalmaktadır[15].

Türklerin azınlık statüsüne geçimi Osmanlının Ruslarla ilişkisinin başlamasına dayanmaktadır. Fakat konumuzda ilgili olan Yunanistan içerisinde ki Türk azınlığının durumu olduğundan azınlık tarihi başlangıcı 1913 tarihli Atina Antlaşması[16] olarak alınmaktadır, tarihsel süreçte azınlığın haklarını düzenleyen birçok anlaşma imzalanmış[17] fakat en önemlisi Lozandır. Azınlık hakları için nüfus miktarları önemlidir.

“Türkler

Rumlar

Bulgarlar

Yahudiler

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2653 ) Etkinlik ( 219 )
Alanlar
Afrika 74 623
Asya 98 1042
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1354 ) Etkinlik ( 52 )
Alanlar
Balkanlar 24 286
Orta Doğu 22 597
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 177
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1289 ) Etkinlik ( 75 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 779
Türk Dünyası 19 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2016 ) Etkinlik ( 79 )
Alanlar
Türkiye 79 2016

Ülkelerin, ülke olabilme kavramlarında üç tane önemli tanımlama yapılmaktadır. Bunlar, Kara, Deniz ve Hava ülkesi tanımı ve olabilme niteliklerini oluşturmaktadır. Denizlere kıyısı olan denizci ülkeler için karadaki menfaatlerinin hukuki niteliğinin sınırları, ülkenin kara sınırları içerisindedir.;

Küresel ısınmanın yarattığı iklim değişikliği; karbon monoksit gibi, ısıyı tutan gazların atmosferde artmasıyla oluştuğu düşünülen sera etkisinin, dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıkların artmasıyla oluşan iklimin değişikliğini ifade etmekte. ;

Türkiye’de Balkanların çoğunlukla manevi kodlar üzerinden kamuoyunda ve literatürde tarif edildiği görülmektedir. Yaklaşık 550 yıl süren Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki hâkimiyeti, ister istemez günümüze bazı miraslar bırakmıştır. ;

Bir süredir TASAM bünyesinde kaleme aldığımız değerlendirmelerde, genel manada Balkanlar’da ama en sıcak ve kırılgan bölge olarak Bosna Hersek’te devam edegelen zoraki barış yıllarının büyük ölçüde zarar gördüğü yeni bir döneme girdiğimizi; bunun saiklerini de klasik post soğuk savaş dönemi uygulama...;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından İstanbul’da gerçekleştirilen İstanbul Güvenlik Konferansı 2020’de sunulan tebliğler “Kovid-19 Sonrası Geleceğin Güvenlik Kurumları ve Stratejik Dönüşüm” adıyla e-kitap olarak yayımlandı.;

Küresel denge ve denetleme için II. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan uluslararası kurumlar ve güvenlik anlayışı zaman ilerledikçe çağımızın güvenlik ihtiyaçlarına cevap veremez hâle gelmektedir. 1980’lerde başlayan son küreselleşme dalgasının derinleşmesi, küresel düzeyde daha önce benzeri görülmemi...;

Doğu ve Batı arasında süren tarihî mücadelenin şüphesiz ilk sebebi dördüncü iklimin yani medeniyetlerin doğduğu hattın bu mücadele çizgisinin tarihî coğrafyasını oluşturmasıdır. ;

İnsanlık tarihinde kökeni yazılı döneminde öncesine dayanan diplomasi, toplumlar ve devletler arasında ortaya çıkabilecek sorunların çözümü ve ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. ;

6. Türkiye - Körfez Savunma Ve Güvenlik Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

5. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik Ve Uzay Forumu

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

4. Denizcilik Ve Deniz Güvenliği Forumu 2022

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

8. İstanbul Güvenlik Konferansı (2022)

  • 03 Kas 2022 - 04 Kas 2022
  • Harbiye Askerî Müzesi ve Kültür Sitesi -
  • İstanbul - Türkiye

DTF Akil Kişiler Kurulu Toplantısı 5

DTF Akil Kişiler Kurulu’nun beşinci toplantısı 25 Mayıs 2022 tarihinde İstanbul’da 6. Dünya Türk Forumu marjında gerçekleştirilecektir.

  • 25 May 2022 - 25 May 2022
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.