İsim Krizinde Rusya’nın Rolü?

Makale

Bundan iki ay evvel yine bu sütun için kaleme alınan “İsim Krizi”ne dair yazıda krizin çözümünün zannedildiği gibi gerçekleşmediği; henüz atılması gereken birçok adımın, aşılması gereken...

Bundan iki ay evvel yine bu sütun için kaleme alınan “İsim Krizi“ne dair yazıda krizin çözümünün zannedildiği gibi gerçekleşmediği; henüz atılması gereken birçok adımın, aşılması gereken çok fazla engelin olduğu ifade edilmişti. O vakitler karşılıklı imzalanan anlaşma henüz Makedonya Parlamentosu tarafından onaylanmadığından, referandum tarihi belli değildi ama şimdi 30 Eylül’de Makedonya halkının sandık başına gideceği kesin. Her iki tarafta yaşanan iç muhalefet ve eylemlerle kısıtlı olmayan bir bunalım hali de kendini iyiden iyiye hissettirmekte.

Herkesin gözü bu çözüm/mutabakat sürecinin üzerinde iken 17 Eylül’de ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’ten hiç de yabana atılamayacak bir iddia –bizde olmasa da- uluslararası medyaya bomba gibi düştü. Mattis açıklamasında açıkça Rusya’nın Makedonya’ya illegal para transferi yaparak burada çözüm karşıtı ve Rus yanlısı grupların kurulup desteklenmesini sağlamaya çalıştığını iddia etti. Daha doğrusu bu, doğrudan Rus hükümetini eldeki istihbarat bilgilerine vurgu yaparak bir ithamdı. Bu açıklama sonrasında Makedonya Başbakanı Zoran Zaev "Rusya Makedonya'nın dostudur" diyerek Rusya'nın referanduma müdahale ettiğine dair hiçbir unsur olmadığını ifade ederken Rusya'ya yönelik benzer suçlamalarda bulunan Yunanistan, iki Rus diplomatı sınır dışı etmişti bile. İddiaları reddeden Moskova da Yunan diplomatları sınır dışı ederek Atina'ya misilleme yapmakta gecikmedi elbette.

Rusya, ABD’nin bu iddiasına bundan birkaç ay önce cevap vermişti garip şekilde. Zira Haziran ayında Rusya'nın AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Vladimir Çizov, Yunan basınına yaptığı açıklamada Makedonya'nın NATO üyesi olma tercihinin "bir hata" olduğunu söylerken, "Sonuçları olacak hatalar var." demişti duruma dair. Ağustos ayında da Nova Makedonya haber portalına konuşan Üsküp'teki Rusya Büyükelçisi Oleg Şçerbak, Batı'yı Makedon seçmenler üzerinde "güçlü bir medya baskısı ve psikolojik baskı" oluşturmakla suçlamıştı, sanki eylül ayındaki iddiaları görerek.

Mattis bu iddia ya da ithama bir de gerekçe sundu elbette. ABD’ye göre; Makedonya ile Yunanistan arasındaki bu mutabakat referandum ile nihai bir noktaya taşınırsa Makedonların NATO üyeliği yolu açılacak, Rusya da bölgedeki önemli bir merkezini Batı bloğuna kaptıracaktı. Şüphesiz bu Rusya için kabul edilemez bir durum ve birçok açıdan da mantıklı bir iddia. Zira referandumda Makedonya halkına, "Makedonya Cumhuriyeti ile Yunanistan arasındaki isim anlaşmasını kabul ediyor musunuz?“ sorusu ile birlikte “NATO ve Avrupa Birliği üyeliğinden yana mısınız?" sorusu da sorulacak. Bu durumda ortaya çıkacak tablo, Rusya’nın Balkan ülkelerinin NATO’ya üyeliğine soğuk bakışı göz önüne alındığında Makedonya’daki hâkimiyetlerinin de kaderini belirleyecek.

Rusya’nın Makedonya’ya yaptığı iddia edilen para transferinin bir benzeri de Haziran ayında süreci öyle ya da böyle bir sonuca bağlayan Yunanistan için gerçekleşti ve Eurogroup anlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Yunanistan tarafı 15 Milyar Avroluk bir kredi ile ödüllendirildi. Peki bu Eurogroup nedir?

Avro Alanı’nın temel yönetişim forumu konumunda olan Avro Grubu (Eurogroup) Avro Alanı maliye bakanlarını bir araya getiren ve 21 Ocak 2013 itibarıyla Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem’in başkanlık ettiği gayrı resmi organdır. Avro Grubu toplantılarına, ortak para birimi avroyu kullanan on yedi AB üyesinin maliye bakanları dışında, Avrupa Komisyonu’nun Ekonomik ve Parasal İşlerden Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Avrupa Merkez Bankası Başkanı da iştirak etmektedir. Temel görevi Avro Alanı’nda ekonomi politikalarının yakın koordinasyonunun sağlanması olan Avro Grubu, ayrıca güçlü ekonomik büyüme ve finansal istikrar için gerekli koşulların yaratılmasını amaçlamaktadır. Avro Grubu, görevleri kapsamında Avro Zirve Toplantıları’nı hazırlamaktadır. Avro Grubu, genellikle ayda bir kez AB Ekonomik ve Mali İşler Konseyi toplantısından bir gün önce toplanmasına rağmen, Avro Alanı’ndaki borçlanma krizi, Avro Grubu toplantı trafiğinin de büyük ölçüde artmasına yol açmış ve birçok olağanüstü toplantı ve telekonferans görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Dolasıyla gayrı resmi de olsa bu yapının AB’nin para politikalarında etkin bir rolü olduğu açık. Buradan Yunanistan’a sağlanan bu kredinin de Rusya’ya rağmen NATO bloğunun krizin Haziran anlaşmasına bağlı olarak çözülmesini istediği de ortada. Ayrıca NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in “İsim değişikliğine hayır, ama NATO’ya evet deme alternatifiniz yok; bu bir illüzyon.“ diyerek bir açıdan bakıldığında Makedon halkı üzerinde siyasi baskı oluşturmaya çalıştığı da aşikar. Bu durumda meselenin yirmi küsur yıllık tarihi ve kültürel bir anlaşmazlık olmanın çok ötesinde bir stratejik problem olduğu da anlaşılıyor.

Peki, Yunanistan’ın AB için ya da Batı Bloğu için önemi aşikâr da Makedonya’nın konumu nedir?

Avrupa-Atlantik entegrasyonu kapsamında önemli bir noktada bulunan Makedonya, zaten üyelik için NATO’dan resmi davet almıştı. Bu manada süreç sorunsuz işlerse 2019 sonunda Kuzey Makedonya - referandumdan evet çıkarsa tabi ki - NATO’nun 30. üyesi olacak. ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, 17 Eylül’deki Üsküp ziyaretinde Başbakan Zoran Zaev tarafından karşılanırken, Makedon mevkidaşının yanı sıra ülkenin isim değişikliğine karşı çıkan Cumhurbaşkanı Gjorge Ivanov ile de görüştü. Bu görüşmeyi bir ikna ziyareti olarak da görenlerin olması Rusya’nın ABD nezdinde yarattığı tedirginliği de anlatıyor gibi. Dolayısıyla Makedonya’nın NATO üyeliği iki anlama geliyor: Birincisi, bölgede başta Rusya olmak üzere Batı’ya “alternatif“ aktörlerin yumuşak gücünün azaltılması, ikincisi de NATO çatısı altında bölgede istikrar sağlanması ve 90’lardan kalma milliyetçi ve ayrılıkçı hareketlerin önüne geçilmesi. Birinci yakın gelecek için makul bir amaç gibi dursa da ikinci gayenin Bosna ve Kosova’da yaşananlardan sonra ne kadar mümkün olabileceği şüpheli!

Tüm bu bilgilerin yanında Rusya’nın elini güçlendiren bir başka realite de AB içinde Balkanlara komşu Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin AB’nin Balkanlar yönündeki gelişmesine karşı çıkması. Zira bu genişlemenin şu andaki karşılığı bile Makedonya için günlük 269.000 avro demek. Zoran Zaev’in yürüttüğü propaganda çalışmasının temelinde de tam olarak bu maddi rahatlama yatıyor şu an.

Sonuç olarak isim krizinin şu anda eski kavramlarla ifade edilmesi gerekirse Doğu ve Batı Bloğu arasında bir çekişme ve aslında her iki taraf için de yeni bir alan kayması manasına geldiği açık. Bu manada resmi rakamların birkaç misli dindaş ve soydaşın yaşadığı Makedonya’da yaşananlara hem Rusya hem de ABD ile ciddi ittifak ilişkileri olan Türkiye’nin de şu an olanın çok üzerinde bir rolle yaklaşması giderek geciken bir gereklilik. Yaşananların doğru okunup bu referandumdan çıkacak her iki sonucun etkilerinin çok daha global ve sonrasında da özelde soydaş ve dindaşlarımızı göz önünde bulundurarak tartılması, senaryoların çalışılması ve doğru simülasyonlarla uygulanması ciddi bir gereklilik…

Bekleyip göreceğiz…
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu k...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...