Öngörülemezlik ve Zıtlıkları Yönetmek

Röportaj

Amerika Birleşik Devletleriyle devam eden hem ekonomik hem de siyasi hem diplomatik adımlar atılıyor. Şu an hangi noktadayız? ...

TASAM Başkanı Süleyman ŞENSOY

Amerika Birleşik Devletleriyle devam eden hem ekonomik hem de siyasi hem diplomatik adımlar atılıyor. Şu an hangi noktadayız? TASAM başkanı Süleyman Şensoy ile konuşacağız. Sayın Şensoy hoş geldiniz yayınımıza.

Hoş bulduk.

Şimdi baktığımız zaman, az önce, açıklamaları da dinledik. Mike Pence zaten, en başından beri çok yüksek perdeden hatta tehditvari açıklamalar da yapmıştı. “Bronson serbest bırakılmadığı sürece ödün vermeyeceğiz“ diyorlar. Çünkü baktığımız zaman Bronson ile başladı ama bu kriz çok farklı noktalara geldi. Çözüm konusuna ne kadar yakınız? Kasım’da ara seçimler var biliyorsunuz. Amerika Birleşik Devlerinde bu konu iç politika malzemesi yapılmaya devam edilecek midir?

Şimdi bu aslında önemli bir zihinsel eşik kırılması. Rahip Bronson üzerinden yürüyen tartışma Amerika Birleşik Devletleri ile özellikle Suriye'de 2013’lerde başlayan, fikir ve görüş ayrılıklarının dip noktası oldu diyebiliriz. Dolayısıyla çok farklı dinamikler var; konunun dünyadaki yeni gelişmeler, bölgesel gelişmeler ile de ilgisi var. Özellikle Brexit sonrası Batı’da İkinci Dünya Savaşı öncesine benzeyen kamplaşmanın yeniden canlanması, Rusya'nın yeni silahlar deklarasyonu, Çin'in petrol ihracatında yerli para, Yuan olarak, altına endeksli ödeme yapmaya başlaması gibi dinamikler bu türbülansları arttırdı. Burada da Türkiye'nin payına bu kriz düştü. Başka herhangi bir konudan dolayı da kriz çıkabilirdi.

Bu bahanesi oldu işin diyorsunuz.

Evet, öyle gibi. Türkiye NATO'nun ikinci büyük ordusuna sahip, batı bloğu içerisinde yer alan ve bağımlılıklarının üçte ikisi de yine batı lehine olan bir ülke. Elbette Türkiye doğuda ve güneydeki yeni güçlerle de bağımlılıklarını çeşitlendirmek istiyor ama bu zaman alacak bir konu. Ve çok rekabetçi bir süreç, yıkıcı rekabete de dönüşebilir. Dolayısıyla ben bir yerinde ki son birkaç gündür Amerika Birleşik Devletleri cephesinden de çok çok radikal açıklamalar gelmedi, özellikle Trump düzeyinde, bir yumuşamaya girebileceğini düşünüyorum. Fakat yine de Türk Amerikan ilişkilerinin bir süre türbülanslı, inişli çıkışlı devam edeceği görünüyor.

Bu süreden kastınız tam nedir peki? Bir öngörünüz var mı bu konuyla ilgili, yani kısa mıdır, daha da devam edebilir mi?

Bu tarafların sınırlarını bilmesiyle ilgili bir süreç. Türkiye belli alanlarda, etki alanı itibariyle, tarihsel arka planı itibariyle çok önemli bir ülke ama reel politik açıdan baktığımızda da Amerika Birleşik Devletleri bugün dünyanın hegemon askeri gücü ve son G7 zirvesinde de Trump’ın diğer altı üyeye yönelik davranışlarını hatırlayacaksınız; onların hepsine verilen mesaj şuydu; “askeri anlamda kendi güvenliğinizi sağlayacak güce sahip değilsiniz dolayısıyla bundan sonra benim dediklerim olacak.“

Trump “Amerika yeniden büyük olacak“ diyordu zaten.

Trump'ın zaten başkanlık çizgisi hep agresif. Agresif pazarlama, agresif satış ve koruma bedeli alma üzerine kurulu. Katar'da da Körfez'de de benzer bir kriz yaşandı. Dolayısıyla zıtlıkların ve öngörülemezliklerin dönemini yaşıyoruz. Zıtlıklar ve Öngörülemezliği nasıl yöneteceğimiz Türk devlet geleneğinin eskilerin deyimiyle feraset, yeni Türkçeyle nasıl bir öngörüyle yönetileceği, krizin nereye evrileceğini belirleyecek.

Peki, bu krizin içinde Avrupa Birliğinin yeri nedir? Çünkü batı da Amerika Birleşik Devletlerinin yaptırımlarına, Türkiye de bu ekonomik çalkantıyla ilgili aslında art arda açıklamalar yaptı. Mesela dün Cumhurbaşkanı Erdoğan Merkel ile görüştü. Bugün Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir görüşme yapması bekleniyor. Batının duruşu ne noktada sizce?

Bu kriz Avrupa'daki temel oyuncular açısından iyi bir fırsat. Yani, İngiltere, Fransa ve Almanya için Türk-Amerikan kavgası iyi bir fırsattır. Çünkü onlar da Amerika'nın yönetimine kızgınlar ve ciddi bir ayrışma süreci var. Dolayısıyla Türkiye ile olan eski ihtilaflarını bir süreliğine unutabilirler. Ama burada hem olumlu hem olumsuz yönü iyi görmek gerekiyor. Olumlu yönü, batıdaki ayrışmayı denge politikaları açısından iyi kullanabilmektir. Fakat olumsuz yönü de çok temkinli olmaktır. Çünkü herkes Türkiye'nin en dip noktasına ulaşmasını bekleyip ondan sonra –adı pazarlık olabilir, destek olabilir başka bir şey olabilir, iş birliği olabilir- masaya oturacaktır. Bu doğudaki Rusya, Çin gibi ülkeler için de geçerli. Dolayısıyla işi o noktaya getirmeden, herkesin yanında yer almak istediği ya da herkesin yanında görmek istediği bir Türkiye politikası şeklinde süreci yönetebilmekten geçtiğini düşünüyorum. Tabi ekonomik büyüklükler ve uluslararası güç dengeleri dikkate alındığında, Türkiye Amerika Birleşik Devletleri'nin rakibi değil. Dolayısıyla o reel politik çizgi mümkün olduğunca korunabilirse, özellikle second track yani ikinci kanal diplomasi, kanallarını da kullanarak, bazı yumuşatmalara gidilirse sürecin daha sağlıklı yönetilebileceğini düşünüyorum. Dünya artık siyah beyaz değil ve NATO ilişkisinin Türkiye açısından en önemli caydırıcı etken olduğunu düşünüyorum. Çünkü bunun içinde Avrupa'nın güvenliği de var ve mesela biz Almanya ile ilişkilerimizin türbülansta olduğu dönemde İngilizler bize çok yakın ilgi gösterdiler. Bu tür boşlukları güç merkezleri kendi aralarında kullanacaktır. Ama Türk diplomasisinin de bunu yönetebileceğini düşünüyorum.

Şimdi F35’ler meselesiyle ilgili de Trump'ın imzaladığını duymuştuk. Zaten bu yönde bir karar vermelerini bekliyorduk. Bunun yansımalarını da sorayım size. Şimdi S400’leri konuşuyoruz, Rusya ile ilişkileri konuşuyoruz. Rusya, Çin, İran ekseninde acaba bu yaptırım krizi nereye varır, ilişkileri nasıl etkiler?

Öncelikle Türk devletinin temelde bir duruşu var. Yani İran ve Sudan ile ilgili ciddi bilgi birikimim olduğuna inanıyorum. Son bir yıldır Katar kriziyle ilgili de özellikle second track dediğimiz ikinci kanalda katkılarımız oldu. Dolayısıyla Türkiye'nin böyle ambargoya maruz bırakılan bir ülke kategorisine girmemesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Osmanlı Devleti en zayıf olduğu dönemde bile Avrupa'nın büyük güçleriyle toplantı masasına oturuyordu. Bu bir kere zihinsel bir eşik, bunu korumak gerekiyor. İkincisi de, tabi İran kendi sorunlarıyla boğuşan, olağanüstü risklerle karşı karşıya olan bir ülke. Bizim tarihsel olarak İran ile olan ilişkilerimiz yüksek rekabet ve düşük işbirliğinde seyrediyor. Yeni dönemde bunu yüksek rekabet, yüksek işbirliğine çevirmeye çalışıyoruz. İşte Rusya ile ilişkiler belli bir noktaya geldi ama ideal noktadan çok uzak yani bir karşılıklı bağımlılıktan bahsedemeyiz. Çin Devlet Başkanı Xi'nin zaten siyasi konularda çok agresif bir politikası yok ekonomiyle ilgili daha çok agresif politikaları var. Dolayısıyla buradaki tercihlerin daha dengeli tutulması gerekiyor. F35’ler konusunu da son beş yıldır bizim Washington'da olsun İstanbul'da olsun ortak düşünce kuruluşlarıyla yaptığımız toplantılarda iİlişkiler böyle devam ederse F35’leri alamazsınız gibilerden dillendiriliyordu. Ama tabi bunun resmi boyuta gelmesi son birkaç ayın meselesi. Türkiye F35'in üretici grup ülke kategorisinde ve Türkiye'de Jandarma hariç diğer bütün kuvvetler NATO ordusudur. Dolayısıyla bu S400, F35 rekabetinin de yönetilebilir olduğunu düşünüyorum ama bunu belli kurallara ve belli karşılıklı güvene dayalı kurallara bağlamak gerektiğini düşünüyorum.

Peki, Süleyman Şensoy çok teşekkür ederim. Bu konuları zannediyorum uzunca bir süre daha konuşacağız, değerlendirme alacağız gibi gözüküyor ilerleyen süreçte.

Yani hem yaşadığımız dönem hem Türk Amerikan ilişkileri türbülanslı bir dönem. Dolayısıyla dediğimiz gibi çok şey konuşulacak.
CNN TÜRK Canlı Yayın Röportajı | 17.08.2018
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

Boutros-Ghali’nin BM Genel Sekreteri iken yaptığı bir konuşmada ifade ettiği gibi günümüzde her ne kadar devletler küresel sistemin en temel aktörü olmaya devam etse de, sınırları üzerindeki hâkimiyetlerini ve kontrollerini sarsacak gelişmeler yaşanmakta, bu da diğer aktörlerle işbirliğini zorunlu k...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.