Değerleriyle Barışık Sorumluluğunun Şuururunda Üreten Bir Gençlik

Makale

Müslüman gençliğin sorunlarının, İslam toplumunun meselelerinden çok da farklı olmadığı kanaatindeyiz. Büyük ölçüde farklılıkları öne çıkarmanın bir yansıması olan ayrışma ve ...


Özet:

Müslüman gençliğin sorunlarının, İslam toplumunun meselelerinden çok da farklı olmadığı kanaatindeyiz. Büyük ölçüde farklılıkları öne çıkarmanın bir yansıması olan ayrışma ve çatışmaların neticesinde yaşanan kan ve gözyaşı ve devamında gelen parçalanmalar esasen İslam ülkelerinin kendi varlıklarını korumaktan alıkoymaktadır.

Milletlerin karşı karşıya kaldıkları iktisadi, içtimai ve askeri hallerin; coğrafi, dini, kültürel ve toplumsal değerler bağlamında çok sayıda faktöre bağlı olduğu muhakkaktır. Bu konunun anlaşılması ve çözümüne katkı sağlanması bağlamında; İbn-i Haldun’un toplumların güçlü bir devlet kurabilmeleri için gerekli gördüğü Asabiyet merkezli düşüncelerinin, öncelikle dikkate alınması gerektiği kanaatindeyiz. Buna ilaveten Osmanlı Devleti’nin kuruluşu ve yüzyıllarca adil ve güçlü bir yönetim sergilemesinde önemli rol alan; disiplinli eğitimi, sosyal sorumluluğu, üretimi ve paylaşımı amaçlayan Ahilik Teşkilatı’nın ilklerinin göz ardı edilmemesi gerektiği muhakkaktır. Ayrıca nihai olarak, iktisadi ve sosyal alandaki başarıyı, ilgili toplumdaki güven düzeyine bağlayan, sosyal sermayenin de sorumluluğunun bilincinde ve üretken bir gençliğin yetiştirilmesi için mutlak surette dikkate alınması gerektiği muhakkaktır. Dolayısıyla Müslüman gençliğin sorunlarının tespiti ve çözümünde, İslam dünyasının kendi kişi ve kuramlarının rehberliğinde; değerlerin farkın da, sorumluluğun, şuurunda, tüketimden ziyade üretimi hedefleyen yeni bir anlayışın gelişimine ihtiyaç bulunmaktadır.

Anahtar kelime: Müslüman gençlik, İbn-i Haldun, Ahilik teşkilatı, sosyal sermaye


A. Giriş

Özellikle son iki yüzyıldır, İslam toplumlarının değişmez kaderi haline gelen, iç çatışma ve buna bağlı dış istilalar ile akan gözyaşı ve kan, maalesef son yıllarda artarak devam etmektedir. Bu halin zuhur etmesinde mutlak surette çok sayıda etken rol almakla birlikte, ilgili toplumlarda görülen derin fikir ayrılıkları ile düşmanı içeride ve dostu dışarıda arama tavrının çok daha belirleyici olduğu kanaatindeyiz.

Bir Çin atasözü; “Bir yıl için buğday, on yıl için meyve ve yüz yıl için ise insan yetiştir“ demek suretiyle geleceğini düşünen bir toplumun sağlam bir gençlik yetiştirmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Son derece yerinde olan bu ifade gereğince hâlihazırda İslam Ülkeleri’nin içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan kendilerini kurtarabilmelerinin tek çaresi; her yönüyle, özellikle de düşünce sistematiği açısından, kendi değerleriyle barışık, çağın ihtiyaçlarına uygun donanıma sahip, duygusallıktan uzak ve akılcılığı ön planda tutan, kendisine güvenen, üretken bir gençliği yetiştirmek olduğu muhakkaktır.

Öte yandan bütün İslam toplumlarının değişmez ortak kaderi haline gelen acı ve kederin sorumluluğunu, sömürgeci/yayılmacı Batılı güçlere yıkmak kadar, çözümü yine Batı toplumunun kendisine ait başarıda aramak anlamsız ve bir o kadar da tehlikeli bir yaklaşımdır.

İbn-i Haldun Mukaddimesinde: Güç kaybederek yenilen toplumların önemli bir kesiminin, galip olan tarafa benzeme, ona kendisini kabul ettirme ve ancak onun gibi olunursa tekrar güç kazanılabileceğine inandıklarını ifade etmektedir. Ayrıca İbn-i Haldun, böyle bir tavrın, ilgili toplumun yenilgisinin ağırlaşmasına, hatta kimliğini kaybederek yok olmasına sebep olabileceğini de vurgulamaktadır.

Bu çalışmada söz konusu değerlendirmeler ışığında, İslam ülkelerinin içinde bulunduğu trajik hale ait öncelikle sorunun kaynağının tespiti ve ortadan kaldırılması bağlamında; İbn-i Haldun’un değerlendirmelerini, Ahilik kültürü uygulamalarını ve Sosyal sermaye teorisini temel alan çözüm arayışında bulunulacaktır.


B. İslam Toplumların Mevcut Halinin Nedenleri

Bilhassa son yüzyılda İslam toplumlarında artarak devam eden; isyanlar, iç çatışmalar ve devamında gelen istilalar, ilgili toplumların çok ağır bedeller ödemesine neden olmaktadır. Bu çerçevede söz konusu halin son bulması bütün kesimlerin ortak düşüncesi olmakla birlikte, bunun nasıl gerçekleşeceği konusunda müşterek bir tavrın ortaya konamaması var olan sorunun çok daha ağırlaşmasına neden olmaktadır. Doğal olarak çözüm adına doğru ve ortak bir tavır geliştirebilmek için öncelikle meselenin kaynağı adına isabetli bir teşhis yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda tek bir nedenden söz etmek yerine, birden fazla etkenden bahsetmenin çok daha anlamlı olacağı muhakkaktır.


a. Yaşanılan Coğrafya ve Sosyal Düzen

Bu anlamda İslam toplumlarının son yüzyıllarda; iktisadi, içtimai ve askeri alanlarda içine düştüğü yeissin nedenlerinden birinin yaşanılan coğrafya temelli olduğu muhakkaktır.

Bu bağlamda yaşanılan coğrafyanın sıcak ya da soğuk olması kadar, dağlık ve ovalık olması da insanların karakterleri ile doğa ve çevreyle olan ilişkilerinde belirleyici olabilmektedir. Dolayısıyla sıcak bölge insanlarının, soğuk bölgelerde yaşayanlara nispetle; daha sakin, keyfe düşkün, rahat ve sıcakkanlı karaktere sahip olduğu genel kabul gören bir yaklaşımdır (İbn-i Haldun, 2012: 267). Bu nedenle orta kuşakta yaşayan Müslümanların, Kuzey yarım kürede yaşayan toplumlara göre daha sakin ve rahat tavırlı olmaları, onların, Kuzey bölge insanı karşısında yeterince kendisini savunmaktan aciz kalmasına neden olduğu söylenebilir.

Bununla birlikte coğrafyaları, doğal yaşamaya imkân verenler ve vermeyenler şeklinde ikiye ayırdığımızda, Orta kuşak sıcak bölgelerin, insanların doğal ortamda yaşamaları için çok daha uygun olduğu bir gerçektir. Bu hal ilk çağlarda söz konusu bölge insanı için avantaj iken, sanayileşmeyle birlikte dezavantaja dönüşmüş durumdadır. Çünkü sahip olduğu bölgede normal yaşantısını sürdürmekte sıkıntı duymayan Müslüman toplumlar için yenilik peşinde koşmak, daha iyisini aramak ve yeni bölgeleri keşfetmek gereksiz görünürken, tabii yaşama imkânlarının kısıtlı olduğu Kuzey yarım kürede yaşayanlar için aynı şeyi ifade etmek mümkün değildi. Bu nedenle İslam toplumları halinden memnun bir vaziyette rehavete kapılmış bir halde iken, Batılı toplumlar varlıklarını devam ettirebilmeleri için Rönesans, coğrafi keşifler ve devamında gelen sanayileşmeyle üstündeki ataletten kurtulma arayışını sürdürüyorlardı. Netice itibariyle 19.yy ile beraber Batılı toplumlar ilerlerken, İslam toplumlarının rehavetle geriledikleri görülmektedir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 194 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 86 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

Bu bağlamda tüm ekosistemi stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla seferber edip, bir araya getirecek olan Türkiye - Çin Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

10. Balkan İletişim Ağı Konferansı

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

9. Uluslararası Balkan Forumu

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Somali Cumhuriyeti; Afrika’nın doğusunda yer almakta olup Afrika Boynuzu olarak adlandırılan ve dünya gündemine açlığın, kıtlığın ve bulaşıcı hastalıkların yol açtığı felaketler nedeniyle sık sık gelen bir bölgede konumlanmış durumdadır.