Terör, Eğitim ve Teoloji

Makale

Terörizm, bir insanlık suçudur. Bu nedenle insani değerlere sahip bütün insanlar tarafından reddedilir. Terörün bir şiddet eylemi olup, herkese zarar vermektedir. Bu da insanları, çözüm...

Özet
Terörizm, bir insanlık suçudur. Bu nedenle insani değerlere sahip bütün insanlar tarafından reddedilir. Terörün bir şiddet eylemi olup, herkese zarar vermektedir. Bu da insanları, çözüm yollarını bulmaya sevk etmiştir. Bunlar arasındaki en etkili metodun öncelikle eğitim, rdından da gelir düzeyinin iyileştirilmesi olduğu kabul edilmektedir. Eğitimin amacı, bireysel ve toplumsal alanda insani değerlerle bezenmiş fertler yetiştirmektir. Eğitimin en öncül hedefleri de, bireysel girişimlere açık olan bir özgüvene sahip, ahlaki değerleri benimsemiş kaliteli insan tipi yaratmaktır. Bu ise aynı zamanda terörün en başat engeldir. Bu nitelikler aynı zamanda dini değerler olmasına rağmen, dini motifli terör de bir vakıadır. Ancak, dini temalı terör eylemlerinin gerçekleştirenlerin ezici çoğunluğunun, dini eğitim ve öğretime sahip olmadıkları, dini ve ahlaki değerlerden uzak oldukları anlaşılmaktadır.

Eğitim, terörizmin en etkin ve acı ilacıdır. Buna rağmen terör olaylarına katılanlar arasında üniversite öğrencilerinin de bulunması, özellikle yüksek öğrenimin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.


Anahtar Kelimeler: Terörizm, Dini Temalı Terör, Eğitim, Ekonomi, Aile.


Giriş

Terör olaylarında belirli (bir) amaç/amaçlar bulunmaktadır. Bu nedenle onu tetikleyen etkenler de göz ardı edilmemelidir. Her ne kadar masumiyet kazandırmasa da, terör eylemlerinin gerekçeleri dikkate alınmalıdır. Ancak bu tür mazeretler, her yerde ve her zaman eşit derecede geçerli değildir. Hatta aynı ortamda bulunun herkes için de söz konusu olamaz. Mesela, Güneydoğu Anadolu’da PKK’ya katılan kimselerle, aynı yörede aynı şartlarda yetişen, büyüyen ve aynı kültüre sahip olan başka bireyler de bulunmasına rağmen onlar, terörist eylemlerden kaçınmaktadırlar. Hatta terör gerekçeleri olarak ileri sürülebilen sosyo-ekonomik şartlar, Karadeniz gibi, o bölgenin dışındaki yerlerde de bulunmasına rağmen, ikinci alandan pek terörist çıkmamaktadır. O nedenle aşağıda sıralanan şartlar, her zaman ve herkesim için geçerli olmayabilir.
  1. Ekonomik nedenler: Fakirlik, zengin kimselerle aynı ortamda yaşama gibi.
  2. Sosyo-kültürel gerekçeler: Kimlik, asimilasyon, toplumsal gelişme, medya, şehirleşme gibi.
  3. Baskı ve insanî nitelikli özgürlüklerin ciddi anlamda kısıtlanması.
  4. Eğitimle bağlantılı şartlar.

Bu sıralama statik değil, dinamiktir. Bu doğrultuda zaman ve mekâna göre değişebilir, önem sırası farklılaşabilir.

1. Eğitim
Türkiye’de gerçekleşen terör olaylarının çoğu dış kaynaklı olmakla birlikte, terör örgütlerine katılan elemanların bir kısmı, Türkiye’de doğmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin idari sistemi laik olmakla birlikte, halkın yüzde doksanından fazlasının Müslüman olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda bu kimselerin belli bir kısmının Türkiye okullarında okudukları, mezun oldukları veya olamadıkları anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda terör örgütlerine katılan kimselerin eğitim düzeyleri ile aldıkları eğitim seviyesi arasındaki ilişkiyi anlama bakımından eğitim kavramı üzerinde durmak gerekmektedir.

Eğitimin temel nitelikleri arasında onun sürecinin, kapsamlı, çok boyutlu, sürekli, dinamik, bilimsel araştırma ve bulgulara dayalı, ulusal olan ama uluslararası araştırma ve incelemelerden yararlanan, deneye dayalı, insana özgü, amaca ve olumluya yönelik, bütünleyici, zaman yönünden sınırlı, mekân açısından geniş, ulusal kalkınma ile doğrudan ilişkili, kültürü oluşturan ve kültürden etkilenen bir uyum sürecine sahip olması gereklidir. (Varış 1991, 28-29)

Daha da önemlisi, eğitimin küreselleşmeye paralel olarak, liberal bir dinamikle bireylerin ve yerel grupların bireysel veya bölgesel girişimlerine yol açabilecek bir şekilde, özel girişimlere imkân sağlayabilmelidir. (Ziguras 2002)

Eğitimin amaçları genelde hedef kitle ve yer aldığı ortam doğrultusunda değişkenlik kazanabilmekle birlikte, ana hatlarıyla şu şekilde tespit edilebilir:

Eğitimin, kişiliklerin biçimlendirilmesi, zekânın geliştirilmesi, kültürün aktarılması, korunması, geliştirilmesi ve yenilenmesine yönelik amaçları olabilmelidir. (Bilhan 1991, 97)

Yine eğitim, toplum koşullarına ve gereksinimlerine yanıt vermek, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayacak yönde olmak, demokratik ideallere, düşüncelere uyarlanabilecek bir yapıda bulunmak, kendi içinde tutarlı olmak, istenen davranış değişikliğini açıklayacak şekilde formüle edilebilecek, bireyin öğrenme kapasitesi toplumsal ve ekonomik koşullar göz önünden bulundurularak onlarla uyumu gerçekleşebilecek nitelikte olmalıdır. (Tezcan, 1985, 50-51)

Bu veriler doğrultusunda eğitim, “geniş anlamda bireyin toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan tüm sosyal süreçlerdir“ veya “kişinin yaşadığı toplumun değeri olan yetenek, tutum ve diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçlerin tümüdür“ (Fidan 1998, 8) şeklinde tanımlanmaktadır.

Eğitim, öncelikle ailede başlar, sosyal çevre ve okullarda devam eder. Bu nedenle her birey örgün ve yaygın eğitim kurumlarında yetişmektedir. Siyasi partiler, sivil örgüt, kurum ve kuruluşlar, medya ve vakıf, dernek gibi kurumlar, eğitimin bir boyutu olarak değerlendirilmektedir. Eğitim, sonuç itibarıyla insanın yetişmesini hedeflemektedir. O nedenle eğitim zorunlu olarak kabul edilmiştir. Dünyanın pek çok ülkesinde bu zorunluluk, resmi okullar aracılığıyla yürütülmektedir. Türkiye şartlarında sivil dernek, vakıf ve organizasyonlar, Batı ülkelerinin konumuna ulaşamamakla birlikte, önemli bir mesafe almıştır. Günümüzde bu tür oluşumlar, resmi kurumlar ile birlikte hareket ederek, kitlelerin eğitim ve öğretimiyle meşgul olmaktadırlar. (Yavuz 2008) Bu tür örgütlerin hepsi, resmi söylemde eğitimle uğraşı halinde olmakla birlikte, insanlık aleyhine zararlı faaliyetler de yürütebilmektedir.

Herbert Spencer’e göre eğitim, kişileri daha makul bir düzeye ulaştırmakta, olaylara yorum ve yaklaşımında daha isabetli kılmaktadır. Eğitim seviyesinin yükselmesi oranında bireylerin sağlıklarına daha özen gösterdikleri ortaya çıkmıştır. Nitekim eğitim düzeyi yüksek ailelerin çocuklarının sağlıklı ve dengeli beslenmelerinde daha özenli hareket ettikleri ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda çocuklarına daha fazla zaman ve maddi imkân ayıran ailelerin çocuklarının da eğitim hayatlarında başarılı olduğu görülmektedir. (Çalışkan-Meçik 2010, 46)

Yine Gustave La Bon’a göre eğitim, her şeyin sebep ve sonucu arasındaki ilişkiyi görmesini sağlamaktadır. Söz konusu ilişki Türkiye’de hedeflenen boyutu yansıtmamaktadır. Türkiye’de öğrenim düzeyi yüksek olan kimseler, eylem ve üretimden daha çok, eylemsizlik ve tüketime yönelmektedir. Bunun en bariz göstergesi, resmi kurumlarda görev yapan üst kademelerdeki yöneticilerdir. (Yalçın 1969, 246-248)

Eğitim, birey ve toplumu ilgilendiren bir yapıdadır. Örgün ve yaygın eğitim, bütün insanlar için bir gereksinimdir. Bu doğrultuda terör eylemlerini gerçekleştirenler de, birey veya bireylerden oluşan gruplardır. Eğitimin yukarıda kaydedilen boyutu, teröristler için de geçerlidir. Buna göre teröristlerin bireysel ve grupsal oluşumunda, eğitimin varlığı veya yokluğu açısından doğrudan bir ilişki söz konusudur.


1.1. Eğitim ve Terör

İnsanoğlunun sınır tanımayan düşünme ve yaratma potansiyelinin bireysel temelde erdem kavramıyla da eşgüdüm içinde olması önemlidir. Gelişmeler ve yenilikler, olumlu yönde ortaya çıkar ve insanlık yararına kullanılırsa, ciddi bir öneme sahip olur. Ancak söz konusu gelişme ve yenilikler, insanlık aleyhine olumsuz yönde kullanıldığında, insanlık zararına hizmet edebilir. Hatta bu, insan ve insanlığın sonuna kadar ulaşabilecek bir yapıdadır. Bu potansiyelin olumlu yönde insanın kendisine ve topluma hizmet şeklinde kullanılması, insan ile eğitim ve erdem ilişkisini gündeme getirmiştir. Burada en belirgin yansıma, ben bilinci yerine, biz bilincine ulaşma vardır. Bu erdem ancak eğitim ile şekillenebilir. Zira eğitim, erdemsiz olmayacağı gibi, erdem de eğitimsiz gerçekleşemez. (Aydın 2004, 77, 79)

Erdem-eğitim ilişkisi doğrudan ahlak eğitimiyle bağlantılıdır. Sonradan elde edilebilen kazanımlar şeklinde ahlakı değerlendirirsek, eğitimin doğrudan ahlak ile bezenmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Zira ahlak, bireyin kendisini eğitmesi yanında, toplum ahlakına da uygun hareket etmesini önermektedir.

Kendisi dışındakilere karşı duyarlı olma şeklinde özetlenebilecek ahlak eğitimi, bireyin şahsının erdemlere bezenmesi yanında, eğitim yoluyla toplumda da bu niteliklerin yaygınlaştırılması temel hedef olmaktadır. (Hesapçıoğlu-Akdağ 2008)
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

Çin ve Türk otoritelerinin işbirliği/katkıları ile sürdürülen Proje kapsamında “Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin Türkiye İşbirliğinin Geleceği” Çalıştayı İstanbul’da yapıldı.;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...