Uluslararası Göç ve Bulgaristan’da Örülen “Duvar”

Yorum

Uluslararası göçün nedenleri açıklanırken göç literatüründe iki kavram kullanılır: İtici Faktörler (push factors) ve Çekici Faktörler (pull factors). İtici faktörler (push factors); ...

Uluslararası göçün nedenleri açıklanırken göç literatüründe iki kavram kullanılır: İtici Faktörler (push factors) ve Çekici Faktörler (pull factors). İtici faktörler (push factors); terk edilen ülkedeki olumsuz koşullardır: İşsizlik, yoksulluk, açlık, savaş, baskılar, politik istikrarsızlık gibi... Çekici faktörler (pull factors) ise gidilen ülkedeki olumlu ve cezbeden koşullardır: İş imkânı, daha iyi çalışma şartları, politik istikrar, barış, güvenlik, demokrasi ve özgürlükler gibi... Uluslararası göç, işte bu itici ve çekici faktörlerden kaynaklanır.

Günümüzün uluslararası göçlerinde itici faktörlerin etkisi daha fazladır. Çekici faktörlerin etkisi ise giderek azalıyor. Çünkü gidilen (göç alan) ülkelerde (özellikle Batı ve Kuzey Avrupa, ABD, Kanada, Japonya, Avustralya’da) ekonomik koşullar - geçmiş yıllara göre - pek de iç açıcı değildir. Ama buna rağmen diğer bölgelerde (özellikle Afrika ve Ortadoğu’da) ekonomik koşullar çok kötü olduğu için ve ayrıca süreklilik kazanan savaşlar ve iç çatışmalar nedeniyle özellikle Batı Avrupa hâlâ uluslararası göçün hedefi durumundalar.

Uluslararası göçün nedenlerini ayrıca “ekonomik nedenler“ ve “sosyo-politik nedenler“ olarak iki grupta incelemek de mümkündür: (1) Ekonomik nedenler; işsizlik ve yoksulluktur. (2) Sosyo-politik nedenler ise; iç savaş, devletler arası savaş ve politik, dini, etnik, ırksal, sınıfsal veya düşünsel baskılardır.

Dolayısıyla göçün engellenmesinin en önemli yolu, tüm bu olumsuzlukları asgari düzeye indirmektir. Bu olumsuzluklar devam ettiği sürece özellikle Afrika ve Ortadoğu’dan Batı Avrupa’ya göç kaçınılmazdır. Ama Batı Avrupalı devletler ve genel olarak AB, bu gibi olumsuzluklarla mücadele etmek yerine daha kısa vadeli bir önleme başvuruyorlar: Göçlerin kolluk kuvvetleri ve çeşitli güvenlik politikaları yoluyla engellenmesi, yasadışı yollarla gelmiş olan göçmenlerin ise derhal ülkelerine geri gönderilmesi.

Bu “kolluk“ önlemlerine bir de Bulgaristan’ın “duvar“ı eklendi: 21 Ekim’de Bulgaristan hükümeti, artan sığınmacı akını nedeniyle Türkiye sınırında 30 kilometrelik duvar inşasına başlama kararı aldı.[1] Bu duvarın iki nedeni ve anlamı vardır aslında:

(1) Batı Avrupalı devletler (özellikle Fransa ile Almanya), göçle ilgili güvenlik önlemlerinin alınması için Balkan devletlerine baskı uyguluyor. Çünkü Batı Avrupalı devletler, göçmenlerin Balkan ülkeleri üzerinden geldiklerini söylüyorlar ve bu nedenle de, Balkanlı devletlerden, etkin güvenlik (kolluk kuvvetlerinin etkin biçimde kullanılması dahil) önlemleri almalarını istiyor. Bu “Batılı“ baskıya maruz kalan Bulgar devleti de, ne yazık ki çareyi duvar örmekte buldu.

(2) Bulgaristan’da ve genel olarak Balkanlar’da yükselişte olan aşırı milliyetçi dalga mevcuttur. Bu dalganın Bulgaristan’daki en önemli temsilcisi Ataka Partisi’dir. Buna benzer partiler diğer Balkan ülkelerinde de mevcuttur. Örneğin Sırbistan’daki Radikal Parti ve Yunanistan’daki Altın Şafak Partisi bunlardan ikisidir. Yükselmekte olan aşırı milliyetçiliğin en önemli nedeni, Bulgaristan’daki ve diğer Balkan ülkelerindeki işsizlik ve yoksulluktur. Balkan memleketlerinde yoksul-işsiz kitleler ve ekonomik durumları gerileyen orta sınıf, giderek milliyetçileşiyor ve milliyetçi partilere yöneliyor. Milliyetçilik yükseldikçe “öteki“ milletler, dinler, etnik gruplar “suçlanıyor“. Bulgar milliyetçiliği için en önemli “öteki“, hiç kuşkusuz bu ülkede yaşayan Türkler ve Türkiye’dir. Bulgar milliyetçileri, ne yazık ki Türkleri ve Türkiye’yi, “en tehlikeli düşman“ ve “Bulgaristan için en büyük tehdit“ olarak görüyorlar. Dolayısıyla, örülmesi planlanan “duvar“, aslında Bulgaristan’da yükselişte olan aşırı milliyetçiliğin bir ürünü olacaktır. Bu duvar, Bulgar milliyetçilerine göre, “düşman“ Türkiye’ye ve Afrika ile Ortadoğu’dan gelen Müslüman göçmenlere karşı bir güvenlik duvarı olacaktır.

Bu bağlamda son tespitim şudur: (1) Afrika ve Ortadoğu’dan sürekli olarak göç almakta olan Batılı devletlerin Balkan hükümetleri üzerindeki baskısı devam ettikçe ve (2) aşırı milliyetçilik yükseldikçe Balkan ülkeleri arasında yeni “duvarlar“ örülmeye devam edecektir. Bu duvarlar, bazen “sınır duvarı“ olacaktır, bazen de “siyasal-toplumsal-kültürel duvarlar“ olacaktır. Ama ne tür olursa olsun, duvarlar göçleri önleyemeyecektir. “Duvarlar“, ancak komşu ülkeler ve halklar arasında ilişkileri olumsuz etkileyecek, karşılıklı güvensizliği ve kuşkuyu arttıracaktır.

Bu nedenle Balkanlar’da, bırakın yeni “sınır duvarları“ inşa etmeyi, var olan tüm “siyasal-toplumsal-kültürel duvarları“ yıkmak gerekir. Duvarları yıkmanın yegâne yolu ise; (1) Batı Avrupalı merkez kapitalist devletlerin baskılarına karşı birlikte direnmek ve (2) aşırı milliyetçiliğe karşı birlikte mücadele etmektir. Acaba Balkanlılar bunu başarabilecekler mi? Umarım başarabiliriz…

Yrd. Doç. Dr. Caner SANCAKTAR

Kocaeli Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2607 ) Etkinlik ( 194 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 86 1011
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

Hindistan ve Pakistan, yaklaşık iki asır boyunca Güney Asya coğrafyasına hükmeden İngiltere’nin 1947 yılında Hint Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalması üzerine, din temelli ayrışma esasında kurulan devletlerdir. ;

Dönemin ABD Başkanı G. Bush himayesinde ve Irak Büyükelçisi J. D. Negroponte başkanlığında 2005’te faaliyetlerine başlayan Ulusal İstihbarat Konseyi’nin “Küresel Trendler 2040“ raporunda; uluslararası sistem, siyaset, ekonomi, teknoloji, toplumsal gelişim, demografik dinamikler ve çevre gibi başlıca...;

Türkiye - Gana ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerini stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan ...;

Türkiye’nin; iktisadi sorunlarını daha hızlı çözüp kendisine on yıllar kazandıracak yeni yaklaşımları nasıl geliştirebileceği, ilham kaynağı sosyal ahlak devrimini nasıl yapacağı, dünyadaki ekonomik dönüşüm sürecine ne gibi katkılar sağlayabileceği ve bir “finans merkezi“ olma yolunda neler yapabile...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...