Batı’nın Gizli Silahı: “Oryantalizm”

Yorum

“Oryantalizm” ya da diğer adı ile “Şarkiyatçılık”, Batı medeniyetinin Doğu toplumlarını tanımlamakta kullandığı bir düşünce biçimidir. Şarkiyatçılık, Batı ülkelerinde akademik literatürde kullanılmaktadır. Şark(Doğu) hakkında yazan, ders veren yada Şarkı araştıran kişi ise “Şarkiyatçı” olarak nitelendirilmektedir. Yaptığı iş ise Şarkiyatçılıktır. ...

“Oryantalizm“ ya da diğer adı ile “Şarkiyatçılık“, Batı medeniyetinin Doğu toplumlarını tanımlamakta kullandığı bir düşünce biçimidir. Şarkiyatçılık, Batı ülkelerinde akademik literatürde kullanılmaktadır. Şark(Doğu) hakkında yazan, ders veren yada Şarkı araştıran kişi ise “Şarkiyatçı“ olarak nitelendirilmektedir. Yaptığı iş ise Şarkiyatçılıktır.
Şarkiyatçılık konusunu Batı, Edward Said ile yeniden okumaya, yorumlamaya başlamıştır. Kudüs doğumlu Hıristiyan bir ailenin çocuğu olan Said, Şarkiyatçılık tanımına yeni bir boyut kazandırmış, Batılıları(Batı Halkını) bilmedikleri ya da yanlış bilgi sahibi oldukları bu konuda uyarmıştır. Şarkiyatçılık, 20.yy ile beraber büyük bir ivme kazanmış özellikle Ortadoğu ile ilgilenen büyük güçlerin yakından ilgilendiği bir alan olmuştur. Fakat, Şarkiyatçılığın geçmişi bundan çok öncelere dayanmaktadır. Antik Yunan’dan Eski Roma’ya kadar Batı toplumlarının kafalarında bir “Şark“ tanımı mevcuttur. Bunun devamında Batı’nın yaşamış olduğu Reform, Rönesans, Aydınlanma, Kapitalizm ve Modernite süreçlerinde Şark, her zaman için keşfedilmesi gereken ve Batı’nın dışarısında bırakılan bir alan olmuştur.
Edwar Said’e göre Şarkiyat: “Şark ile Garp arasında ontolojik(varlık bilim) ve epistomolojik(bilgi bilim) ayrımına dayanan bir düşünce biçimidir.“ Burada Said, Batı toplumlarının sahip oldukları bilgi beceri, alt yapı ve geçmişleri ile Şark karşısında kendi üstünlüklerini kişileştirdiklerini öne sürmektedir. Gerçekten, Batı’nın, Şark’ı kendi içinde tanımlamasında kullandığı imgelere bakıldığında bu açıkça görülmektedir. Avrupa toplumlarında Şarklı, “mistik, egzotik bir varlık“ olarak tanımlanmış “zevki düşkünü, düşünme yetisinden yoksun, peçesinin altına gizlenen“ bir varlık olarak resmedilmiştir.
Şarkiyatçılık Said’in bir başka tanımlamasında: “Şarkla uğraşan ortam kurum olarak, Şarkı ele geçirmek, Şarkı yeniden yapılandırmak ve onun üzerinde yetki kurmak“ olan bir batı biçemidir.
Şarklının Suçu Şarklı Olması!
Şarkiyatçılar için Doğu, “determinist bir bakış açısı“ ile bulunduğu şartların ürünüdür. Fakat, Şarkiyatçı bakış açısı bunu olumsuz bir özellik olarak görmektedir. Batılılar için Şarklının suçu orada doğmuş olmasıdır. Batılılar, Şarkı tanımlarken “mantıksız, azgın ve sapkın“ tanımlamalarına çok önem kullanılırlar. Doğu onlara göre “yalancı, uyuşuk ve şüphecidir.“ Her bakımdan “Anglo-Sakson asilliğinin, zekiliğinin ve zenginliğinin karşısında yer alan bir Şark tanımlaması“ vardır. Burada yeni bir kavramla karşılaşmaktayız. Batı toplumu kendisini Şarkı tanımlayarak var etmektedir. Böylece, Batı “Öteki“ ve “kimlik nedir ?“ tartışmasını başlatmaktadır.
Kimlik Sorunu ve Batı’nın İki Yüzlülüğü
Salt anlamı ile kimlik, kişi veya toplumların sahip oldukları özellikleri var olmasını yada bu şekilde tanınmasını sağlayan bir özelliktir. Kimlik, kişiyi olduğuyla niteleyen bir özelliğe sahiptir. Hukuk ise olduğuyla değil, yaptığıyla ilgilenir. Fakat, Batı toplumunun kimlik tanımlamasındaki fark, “ben“ ve “öteki“ kavramlarının kişileştirilmesidir.
Batı’ya göre ancak “öteki“ sayesinde “ben“ bir anlam kazanır ve işlerlik arz eder. Batı’nın siyasal, sosyal, ekonomik, eğitim gibi alanlarında bunun örneklerini görmek mümkündür. Batı, Şark’ı kimliğinden dolayı hukuksal olarak yargılamaktadır. Bu yargılama Batı’nın zihninde olmaktadır. Ürünlerini de ürettiklerinde göstermektedir.
Zihinlerde Yaratılan Oryantalizm
Batı’nın(Garp) varlık nedenini Şark ile oluşturduğunu yukarıda söylemiştik. Oryantalistler(Şarkiyatçılar), Doğu ve Batı denildiğinde insanların zihinlerinde belirli kavramlarının sanki “genel-geçer“ kurallar gibi oluşturulmasına çaba sarfederler. Belirli bir zihniyet oluşturmak, olayları sorgulamadan kanıksa(t)mak Batı’nın hedefidir. Zihniyet denince “Bir Topluluğun düşüncesini bilgilendiren ve yönlendiren ve bu topluluğa ait her bireyde görülen inanç ve düşünsel alışkanlıkların tümü“ anlaşılmalıdır. Oluşturulan zihniyet sonrasında Batı sahip olduğu araçların vasıtasıyla bilginin betimlemenin dışına çıkarak “istenileni oluşturma“ sürecine isteyerek sapmaktadır. Bu, bir süre sonra genel-geçer kural olarak kabul görür. Asıl işte tehlike buradadır. Burada, bilimsellik adı altında empoze edilen ve zihinlerde oluşturulan “baskın bir düşünce“ hakimdir. Batı bunu çok güzel kullanmaktadır. Bu bakımdan pozitif bilimleri kullanan Batı, “bilgi ve bilim faşizmi“ yapmaktadır.
Batı için yayılmacılık ve sömürgeleştirme doğal bir sonuçtur. Bunun nedenlerinden birincisi Batı’nın sahip olduğu medeniyeti uzaklara götürme görevidir. Batı bunun kendisine yüklenmiş bir vazife olarak görür. İkincisi, Batı’nın mevcut sistemini döndürmek için gereken ürünleri sağlama gereksinimidir.
Batı’nın ürettiği ve pazarladığı her ürün de Oryantalizmin izlerini görmek mümkündür. Bir çok yazar, araştırmacı ve bilim adamının eserlerinde bunları açıkça görülmektedir. Batı bunları yaparken “gizli oryantalizm“ ve “açık oryantalizm“ olmak üzere iki yol kullanmaktadır.
Açık oryantalizm; tarih, sosyoloji ve filoloji gibi alanlardan faydalanır. Doğu’yu ürünlerinde açık bir şekilde küçümser, aşağılar. Bu oryantalistler bilinçli bir şekilde “Doğu ve Batı arasındaki farkları“ irdelerler.
Gizli Oryantalizm; Doğu’nun aşağılanma işini daha sinsi bir biçimde yapmaktadır. Pozitif bilimler hiç çekinmeden kullanılır. Bu gruptaki oryantalistler bilmeyerek ve istemeyerek, farkında olmadan Doğu ile Batı arasındaki farkları kullanırlar.
Batı Toplumları bütün bu eylemleri güderken, Doğu’nun bu olanlara sessiz kalışı oryantalizmi başarılı göstermektedir. Bu algılayış sonucunda, “Batı:Özne“, “Doğu:Nesne“ konumuna gelmiştir. Bu noktadan sonra her şey Batı’nın hakimiyetine geçmiştir.
<<>>
Sonuç:
Batı’nın çabaları sonucunda Doğu insanı ötekileşmeye başlamıştır. Doğu toplumunun içerisinde “birlik ve beraberlik“ “azim ve çalışma“ gibi değerler Batı tarafından tahrip edilmiştir. Toplumun kendi içinden “bizden adam olmaz“ denen mazoşist anlayış türemektedir.
Doğu’nun dini olan İslam, Şarkiyatçıların bu saldırıları sonucunda zarar görmeye başlamıştır. İslam pek çok bakımdan Batı için kışkırtıcı bir nesne olarak görülmüş, bilinçli olarak saldırılar ve bu alana yöneltilmiştir. Tarihte, Hıristiyan-Müslüman savaşı olarak görülen Haçlı Seferleri, Batılıların bu alanda askeri yöntemleri de kullandıkları bir deneme olmuştur. Haçlı Seferleri; bir savaştan çok Şarkiyatçıların İslamiyet’e karşı verdiği bir cevap niteliği taşımıştır.
Batı, Şark için üç tane imge kullanmıştır. Kadın, Cihat Kavramı(Kılıç), Cehalet. Şarkiyatçılar, Doğuyu küçümserken her zaman bu üç nesneyi baş sıralara oturtmuşlardır. Bunun sonucunda İslam Kültürü incelenirken İslam’a yabancılaşma olmuştur. Avrupa kültürünü ve feodalitesini Doğu’da da uygulamak istemişlerdir. “Cihad“ kavramını kullanarak “İslam’ın savaştan başka bir şey getirmediğine“ vurgu yapmışlardır. Fakat, hepsinin gerçek nedeni Batı’nın, Şark üzerindeki emellerinden başka bir şey değildir. Gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Çünkü, Batı Şark’ın yapısını ve dinamiklerini anlamamış, kendisine göre tanımlama getirmiş bunun sonucunda gerçek dışı sonuçlar elde edilmiştir.
Gelinen bu noktada Batı’nın, Doğu’daki fiziki kaynaklara ve yayılma alanlarına ihtiyacı alanları olduğu müddetçe Şarkiyatçılık olanca hızı ile süreceğe benzemektedir. Fakat, Doğu’nun yapması gereken kendisine yöneltilen bu tehdit karşısında aynı araçlarla karşılık vermek olmalıdır. Artık, Doğu toplumları da kendince bir “Batı“ tanımlamasına gitmelidir. Oyunu kuralına göre oynamalıdır.
Oryantalist bakış açısı üzerine bir hikaye
Amerika’da New York’ta 25 yaşlarında genç bir adam sinemanın önünden geçerken yaşlı kadın ile torunu sinemadan çıkarlar. Bu sırada, azgın bir köpek kadın ile çocuğa saldırmak için koşmaya başlar. Adam tehlikeyi fark edip köpeği kadına saldırmadan durdurur. Oradan geçen bir polis memuru adamı kutlar ve polis merkezine çay içmeye davet eder. O sırada orada bulunan bir gazeteci de adamı tebrik eder. Adamı onurlandırmak için, ertesi gün gazetede kocaman puntolarla şunu yazar:
“Kahraman New York’lu zavallı kadını azgın köpeğin elinden kurtardı.
Adam, gazeteyi görür ve şaşkınlık içinde gazeteyi arar. “Ben New York’lu değilim“ diye muhabiri uyarır. Muhabir olayı anlar ve ertesi gün başlığı değiştirir.
“Kahraman Amerikalı, zavallı kadını azgın köpeğin elinden kurtardı.“
Adam gazeteyi görür tekrar muhabiri arar ve “Ben ABD’li de değilim diye uyarır.“ Muhabir adama kızar ve sorar nerelisin diye, adam da Pakistanlıyım der. Ertesi gün gazetede daha büyük puntolarla şu habere yer verilir.
“İslami Radikaller zavallı amerikan köpeğini öldürdü…..“
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2649 ) Etkinlik ( 218 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 98 1040
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1349 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 284
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2003 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2003

20. yüzyılın en karmaşık ve spekülasyona açık ilişkilerinden birisi de Çin-Rusya ilişkileridir. Geçmişte birçok defa sorun yaşayan iki ülke günümüzde “eşi benzeri görülmemiş” bir ortaklığı inşa etmeye çalışmakta.;

“Doğadan öğrenme ve tatbik etme” olarak tanımlanan Biyomimikri olgusunun inovasyondan dönüşüme, verimlilikten sürdürülebilirliğe, tasarımdan sanata, araştırmadan geliştirmeye, üretimden pazarlamaya, eğitimden sağlığa, ulaşımdan savunmaya ve yönetimden stratejiye yaşamın her alanına dair yüksek nitel...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO” teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021 tarihinde İstanbul’da düzenlendi.;

Sayın Bakanlar, Sayın Genelkurmay Başkanı, sayın bürokratlar, sayın misafirlerimiz, hepiniz TASAM tarafından düzenlenen 7. İstanbul Güvenlik Konferansı’na hoş geldiniz. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından beri her yıl düzenli olarak verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü yıl ödülleri (2021) 04 Kasım 2021 Perşembe akşamı DoubleTree by Hilton İstanbul Ataşehir Oteli ve Konferans Merkezi’nde saat 19.30’daki gala yemeğinin a...;

İstanbul Güvenlik Konferansı yedinci yılında “Post-Güvenlik Jeopolitik: Çin, Rusya, Hindistan, Japonya ve NATO“ teması altında TASAM Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü tarafından 04-05 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleştirilecek. ;

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından 2006 yılından itibaren verilen Stratejik Vizyon Ödülleri’nin on üçüncü organizasyonunda ödüllendirilen isimler açıklandı. Ödüller; Stratejik Vizyon Sahibi Devlet Adamı, Siyasetçi, Bürokrat, Bilim İnsanı, Kurum, İş Adamı, Sanatçı ve Gazeteci-Y...;

Sri Lanka Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti ise, Güney Asya'nın güneyinde Hint Okyanusu'nda bulunan (1972 öncesi Seylan olarak bilinen) bir ada ülkesi olarak 65.610 km2 yüzölçümüne, 22 milyonu aşan nüfusa, 88,9 milyar dolar (2018) GSYİH değerine ve ASEAN, CICA, SAARC, WTO vb. uluslararası kuruluşlard...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Dürzi kelimesi, Şeyh Muhammed bin İsmail Neştekin Derezî’ye istinaden ortaya atılmış bir kelimedir. Dürzilik, Davetü’t-Tevhid, Benû Marûf, Âl-i Marûf, el Muvahhidûn, el-Muvahhidûn ed-Durûz ve el-Hâkimiyye olarak da isimlendirilmiştir.