Toz Duman Arasında Filistin Devleti

Makale

Bilindiği gibi 2012 neredeyse sona ererken, Birleşmiş Miletlerde Filistin’in statüsü değiştirilerek, “gözlemci üye” olması karara bağlandı. 2013 yılının başında ise hem bu karar yürürlüğe girdi, ...

Bilindiği gibi 2012 neredeyse sona ererken, Birleşmiş Miletlerde Filistin’in statüsü değiştirilerek, “gözlemci üye“ olması karara bağlandı. 2013 yılının başında ise hem bu karar yürürlüğe girdi, hem de “Filistin ulusal Otoritesi“(PNA) olan resmi adı değiştirilerek, “Filistin Devleti“ haline getirildi. Ancak bu çok önemli olay, Orta Doğu’daki olayların o denli gölgesinde kaldı ki, sürece destek veren Norveç ve İsveç gibi ülkeler bile hala Filistin Devleti yerine, PNA yi kullanmaya devam ediyor. Elbette alışmak kolay olmayacak. Ama süreci geri çevirmeye artık imkan yok. Bunun en fazla bilicinde olan ülke elbette ki İsrail. Onun için gereğini yerine getirmek zorunda.

Para - Pul ve Ötesi

Bağımsız bir devlet olmanın en önemli sembolleri, bayrak, arma, para ve pul. Bayrak ve arma zaten mevcuttu. Bununla birlikte, eski Filistin paraları bir kenara bırakılacak olursa, 1990 lı yıllardan bugüne kadar, hangi ad altında olursa olsun Filistin’in para basması sözkonusu olmamıştır. Hatta Oslo süreçleri bile, PNA in para basmasına cevaz vermemiş, İsrail ve Ürdün para birimlerini, Filistin ekonomisi için mer’iyette bulunan iki para birimi olarak mütala etmiştir.

Buna karşılık, Filistin çok uzun bir zamandan beri pul basma hakkına sahiptir. Yine de pul basımı fiilen İsrail’in resmi iznini gerektirmektedir. Öyle ki, hala fiktif olan Filistin Pound’u ile değerlendirilen bu pulların 2013 kararından sonra ki basımı için İsrail izni olmadığından, Bahreyn’de basılıp, Filistin’e getirilmesi sorun olmuştur. Oysa pul, bizatihi kendi maddi anlamı ötesinde, Filistin vatandaşlarına seyahat edebilmeleri için gereken pasaportların basılıp, kullanıma amade hale getirilmesi açısından olmazsa olmaz bir devlet sembolüdür.

Filistin Merkez Bankası

Süreç ilerlerken Ramallah’ta bulunan Filistin Para Otoritesi(PMA), Filistin Merkez Bankası olma yolunda ilerlemektedir. 1994 yılında benimsedikleri tüm işlevleri Merkez Bankasına devretmek PNA için zor bir şey değildir. Asıl zorluk, olanakları fevkalade sınırlı bir ülkede, hala oldukça sınırlı yetkiler ile, para ve bankacılık politikalarını yönlendirmek, ulusal ekonominin istikrar içinde büyümesini güvence altına alacak önlemleri tasarlamak, borç, alacak, kredi ve döviz alım satım işlemlerini denetlemek, kısacası etkin ve modern bir ödeme sistemini hayata geçirmektedir.

Filistin Devleti henüz basma yekisine sahip olmadığı para itibarı ile enflasyon kontrolünü nasıl yapacaktır? Nasıl bir faiz politikası uygulayacaktır? sorularının henüz açık ve net bir cevabı yoktur.Bununla birlikte, eğer temel ilkelerde sorun olmazsa, sadece finans sektörünün işleyişini temin açısından effektif bir Filistin Pound’u dönemi öncesinde, çift para(dual currency) sistemine dayanarak, Avrupa Merkez Bankası öncesindeki, Lüxemburg ve Belçika ortak Merkez Bankası öneğinde olduğu gibi bir sistem benimsenebilir. Ama Filsitin’e özgü koşullar nedeni ile yine çift, Ürdün-Filistin, İsrail-Filistin Merkez Bankası sisteminin yürütülmesi ve koordine edilmesi şarttır.

Özgürlüğün Bedeli değil. Özde ve Sözde Bağımsızlık Farkı

Unutmayalım biz hala yarattığı artı değerden çok bağış ile yaşayan bir ülkeden ve bunun üstüne bir para sistemi inşa edilmesinden söz ediyoruz. Üstelik bütçe açıklarının nerede ise %50 si bile bağışlardan finanse edilen bir ekonomi bu. Dünyada hüküm süren mali çalkantılar sözverilen bağış paralarının da ülkeye gelmesini geciktirince, Filistin ekonomisinin çarklarını döndürmek için para bulmaya daha fazla zorlanır hale gelmiştir. Filistin meselesine karşı hiçbir zaman pek gönüllü olmayan Arap dünyasının vermekte olduğu aylık 50, yıllık 600 küsur milyon Dolar ise idialara göre zaten söz verilenin çok altındadır.

Arap ülkeleri ve İsrail’den gelen paranın, 2012 yılında çalışanların ücret ve maaşlarının ödenmesine kıtı kıtına yettiği iddiası, bizzat Maliye Bakanı Nebil Kassis tarafından yapıldığında, açıkçası, Batı Şeria ve Gazze olarak, Filistin’in ücret ve maaş ödemeleri dışında kamu hizmetlerini nasıl deruhte ettiği benim korkulu rüyam oldu.

Buna tam olarak özgürlüğün bedeli de demek mümkün değil. Çünkü sırtını bağışlara bu kadar dayayan hiç bir ülke, bayrağı, amblemi, para birimi bile olsa, işlem pulu değil, koleksiyon pulu bile basabilse, kolay kolay tam bağımsız olamaz.

Ama öte yandan, IMF nin reddettiği(İsrail aracılığı ile) borç talebi, Filistin’e, BM lerce sözde verilen “devlet“statüsünün, aslında özde verilmediğinin kanıtıdır.

Buruk bir Sevinç ile Acı bir Tebessüm Birarada

Statü değişimine 2 ay kala, PNA in İsrail Elektrik kurumuna 617 milyon Yeni Şekel borcu vardı. Bu gibi nedenlerle bağımsız bir devlet olmayı bile hak ettiği gibi kutlayamayan Filistin, 2012 yılını 1.5 milyar dolarlık bütçe açığı ile kapattı.

Takvim 27 Eylül 2013 ü gösterdiğinde 193 BM üyesi ülkenin bağımsız Filistin devletini tanıdığını gördük. Ama Filistin 2013 başında artık iyice zorlanıyordu. Uzun müzakerelerden sonra İsrail’den almayı başardıkları aylık 180 milyon Yeni Şekel vergi transferi yüzlerini biraz olsun güldürdü.

Bunun yanısıra İsrail, 5000 Filistinli işçiye, inşaat sektörlerinde çalışmak üzere çalışma izin verdi. Artık şimdi onlar, Batı Şeria’da yeni yerleşim yeri inşaatında mı çalışıyor, yoksa duvar inşaaatında mı bilinmez. Ama herhalde buruk sevincin dudaklardaki tezahürü bir zehr-i hand’dir.

Ayrıca hala pek çok şey havada. AB 1967 sınırları esas alınmalı iddiasında. Ama İsrail için bunun oluru yok. Mülteciler meselesi havada. Ama bunun çözümü yok. Bir zihniyet değişimi gerekiyor ki, bağımsız Filistin, tam bağımsızlığı, tüm gerekleri ile içine, yüreğine ve kafasına sindirsin. Ama bunun da kısa vadede en ufak bir ihtimali yok. Ama bir sorun var ki “iyi niyet“ ile belki çözülebilir.

“Arz-ı Mev’ut“ daki Mümbit Topraklara Erişim İmkanı

İsrail Batı Şeria’da mümbit tarım topraklarına Filistinlilerin erişebilmesine izin verirse, Dünya Bankası, Filistin ekonomisinin yıllık yaklaşık 3.4 milyar Dolarlık bir olanağa kavuşabileceğini iddia ediyor[1]. Aslında Oslo anlaşmasına göre zaten 1998 yılına kadar tedricen Filistin’e transfer edilmesi gereken bu topraklar, Filistin için sözverilmiş ve dolayısı ile hakedilmiş topraklar.

Artan nufusun gıda maddesi ihtiyacının karşılanması, işsizliğin giderilmesi ve Filistin bütçe açıklarının azaltılarak mali sekörlerinin güçlendirilmesi için, bu mümbit topraklarda kurulacak ticari çiftliklere büyük bir ihtiyaç olduğu bizzat Dünya Bankası raporu ile tevsik ediliyor. Filistin GSYİH sına yaklaşık %35 oranında katkıda bulunacağı hesaplanan toprak kullanımı imkanı için, elbette önce İsrail’in bir adım atması gerekiyor. Ama sonra, alt yapının oluşturulmasından, etkin, doğal, doğa dostu ve pazarlanabilir ürünlerin üretilmesi işini bizatihi Filistin kamu ve özel sektörünün üstlenmesi gerekecek. Açıkçası, kolaylık İsrail’den, gayret Filistinlilerden olmak zorunda.


[1] “Palestinians Access to Area C Key to Economic Recovery and Sustainable Growth“( October 8, 2013), bknz The World Bank, Working for a World Free of Poverty

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Afganistan, dünyadaki hemen her sorunun önüne geçti. Gazze’ye artık sadece göz ucu ile bakıyoruz. Yemen’i unuttuk gibi. Doğu Akdeniz ve Kıbrıs, Libya ve deniz yetki alanları ile ilgili belirsizlikler sanki bir kenara itildi. ;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

Muhammed Nadir Şah, Afgan kraliyet ailesi üyelerinden birisidir. Amanullah Han ile aynı soydan gelmektedir. Nadir Şah, Amanullah Han’ın kuzenidir. Eski Afgan Emiri Dost Muhammed’in yeğeni Mehmet Yusuf Han’ın oğludur. ;

Doğu; nüfuz ve müdahale etmeye çalışan Batı’ya karşı müdafaanın sınırları, özellikle sömürgecilik dönemi süresince ve Sanayi Devrimi sonrasında gerçekleştirilen etkiye karşı geliştirilen tepki olarak nitelenebildiği gibi, Batı’nın sınırlarını çizdiği (Edward Said’in ifade ettiği) “bağımlı ırkların” ...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...