Tahriri Yeniden Düşünmek ll

Makale

Mısır zor günlerden geçiyor. Yaşanan demokrasi travması ülkeyi kaosa sürüklemekte. “Demokrasi, geçmiş asırlarda zorba hükümdarların zulmünden...

Mısır zor günlerden geçiyor. Yaşanan demokrasi travması ülkeyi kaosa sürüklemekte. “Demokrasi, geçmiş asırlarda zorba hükümdarların zulmünden usanan insanlığın, bu zulümler tarihine karşı tabii bir tepkisi ve ayaklanmasıdır… Demokrasi, kendisinden beklenen gayeye ulaştırabilmek için, onu kullanan insanlardan kemal ve fazilet ister.“[1] Bu manada demokrasi ve özgürlük talepleri ile Arap Baharı olayları sonunda Mısır’da oluşan yapının darbe ile kırılmasını anlamak ve Tahrir’in nasıl bir statüko meydanı haline geldiğini görmek için daha önce bahsedilen iç dinamikler yanında dış dinamikler ve küresel ve bölgesel gelişmelere bir göz atmak da fayda vardır. Zorba hükümdarlardan başka zorba diktatörlerin zamanına karşı bir tepki ve ayaklanma olan Arap Baharı sürecinden gidişat dış ve iç amillerle mecradan çıkmakta. Hiçbir olay tek bir sebeple ortaya çıkmayacağı gibi birden bire de oluşmaz. Burada tarihin aksakallı ama zihni gün kadar genç aklına müracaat etmek fikre yol açıcı olabilir. Hiçbir olay diğeri ile aynileştirilemez. Ancak bazı benzer statik yapılar, küresel vizyonlar, yöntemler, konjonktürler aynı tarzı değişik zaman ve zeminlerde benzer davranışlar ile sergileyebilir.

1823’te ilan edilen Monroe Doktrini küresel bir güç olmaya hazırlanan bir devletin yol haritası niteliğindedir. 1904’te Roosevelt buna ilerleyen süreçte müdahale hakkı içeriğini de ilave edecektir. Bu Theodere Roosevelt şu İran ve Mısır darbelerinde başroldeki Kermit Roosvelt’in dedesidir aynı zamanda. Büyük devletler büyük devamlılıklar demektir elbette. Dolar diplomasisi ve silah diplomasisi ile gerçekleşen bu dış politika süreci tasarruflarıyla tarihe geçmiştir ve geçmekte.

Mısır’da yaşanan olayların bölgesel ve küresel bazı dinamiklere dayalı olarak oluşan composit bir olay olduğu aşikâr. Bu olayları düşünürken insanın aklına ve kalemine Kissinger’in “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Sorunlar, Şilili seçmenlerin kararına bırakılamayacak kadar önemlidir.“ sözleri geliveriyor. Bunu takip eden ise Musaddık’ın devrilmesinde ve Nasır’ın darbesinde rol alan CIA Ortadoğu masası şefi Kermit Roosevelt’i hatırlamak olacaktır. Şili Darbesi, İran Darbesi, Nasır Darbesi ve dünyaya demokrasi diplomasi yoluyla özgürlük vadeden bir siyaset üslubu hemen bunun peşinde akla geliveriyor. Mısır bir dizi sorumsuz ve akil baliğ olmayan duygusal “İslamcı“ya bırakılamazdı ve bırakılmadı da. Nasır, Kermit Roosvelt’ten aldığı dolarla ile meşhur Burcu’l-Kahire’yi inşa ettirerek olup bitenin anıtını bile dikmişti. İhvan yine ezilmiş ve istikrar sağlanmıştı. Yine dolar diplomasisi işlemişti. Musaddık bu idare tarzının en sevmediği şeyi millileştirmeyi yaparak sonunu hazırlayan süreci başlatmıştı. Zira bu zihniyet için istikrar son derece önemlidir. Mısır’da olup bitenleri anlayıp Tahrir’in tepe taklak oluşunu analiz etmek için tarihin tünellerine şöyle bir ışık tutmak zaruridir. Aktüel kendine has şartlar kadar geçmişte yaşanan süreçlerle de bağlantılıdır ne de olsa.

Şili’de Pinochet, seçimle gelmiş ve kendisini atamış olan Salvador Allende’ye yaptığı devrimle tarihe geçmiştir. Bu süreçte de Şili’de dolar diplomasisinin yoğun bir şekilde idame ettirildiği görülür. Yüzbinlerce Şilili kadın sokaklarda yüksek fiyatlar ve gıda yokluğunu protesto ederler. Binlerce otobüs ve taksi sahibi ekonomik yoksunluklar yüzünden greve gider. 1973 Temmuz’unda umumi grev, Anayasa krizi ile paralel Demokratik koalisyonun Tıpkı seçilmiş Mursi’nin kendi atadığı Sisi tarafından darbe ile uzaklaştırılmasından önce petrol ve elektrik krizi yaşayan Kahire’sinde yaşanan sıkıntı ve grevler gibi. Demokratik yöntemlerle idareye gelen Allende sol düşünce yapısı ile sandık demokratı olmanın ötesine geçememiş ve idaredeki süresi sınırlı olmuş ve “demokratik bir darbe“ ile Şili’de demokrasinin taşlar diktatör Pinochet eliyle döşenmiştir. Mısır’da da demokratik olmayan!!! düşünce yapısı ile bölge ve küre için sorun çıkarma potansiyeline bağlı olarak sandık demokratı olarak kalmaya mahkum olmuştur. Zaman değişse de yapısal değişimler yaşamadıkça olgular tekerrür etmekte.

Cezayir’de yaşanan olaylar süreçte benzerlerinin görülebileceği dinamikleri içeren bir olay olarak tarihe geçmiştir. Yine sandıktan genele geçer demokrasi yöntemleri ile başa gelen FIS ne yazıkki sandık demokratı olmanın ötesinde Cezayir’de hizmet etmesi söz konusu olmayanlar kafilesine katılmıştır. 1991 seçimleri sonrası idare etmesine izin verilmeyen FIS silahlı bir çatışmanın içine sürüklenerek devre dışı bırakılmış ve yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiştir. Bugün Mısır’da Pinochet benzeri bir darbe idaresi ortadan kaldırılan Mursi idaresinin sosyolojik yaygın tabanını ifade eden İhvan cephesi böyle bir şiddet sarmalına çekilerek etkisizleştirilmeye çalışılıyor.

Tahrir’i düşünürken ne olup bittiğini anlamlandırmaya çalışırken geçmişin bize anlattığı bu olay ve durumları hatırlayarak düşünmek belki tam olan biteni göstermese de akla yol açıcı zihne yön gösterici olabilir. Burada bir devletin hedef alınması söz konusu değildir. Amaç tarihin kulağımıza fısıldadıklarıyla ne oluyor nasıl oluyor neden oluyor sorusuna bir cevap aramaktır. İbn Haldun’un tabiri ile geçmişle gün suyun suya benzemesi kadar birbirine benzer ise bu durumda günü anlamak için düne bir bakıverip yola devam etmek faydalı olacaktır. Bugün için Batı eleştirisi ile kendimizi rahatlatmaktan çok bir yapı ve medeniyetin hareket retoriğini iyi analiz edip müstakbele yürürken muhtemelleri iyi düşünüp yola çıkma ve devam etmek daha faydalı olacaktır. Demokrasi bir yönetim usulü olduğu kadar belli bir ideolojik kaygının da içeriği süreçleri ifade eder. Nurettin Topçu’nun ifade ettiği şekliyle “Demokrasi, insan olarak bütün vatandaşların şahsiyetine hörmet esasına dayanmaktadır. Demokrasi ahlakının temeli hörmettir. İnsan şahsiyetine karşı duyulan saygı tam oldukça ve bütün vatandaşlar bu karşılıklı saygı esasını elden bırakmadıkça demokrasi cihazı mükemmel işleyecektir. Ancak ihtirasların insana saldırarak başkasına hörmet yerine nefsi için menfaat endişesini hakim kıldıkları yerde hakka hörmet esasının, demokraside yalnız bir veya birkaç tarafı değil de, fırsatı ele geçiren her vatandaş tarafından çiğnenebileceğini düşünürsek, demokraside fazilet yaşatmanın monarkın faziletinden daha güç ve ender olacağını kabul edebiliriz…“[2]

Tahrir bugün yeniden tüm Mısırlılara hürmetin ve hizmetin talepleriyle canlanacağı günleri bekliyor. Tanklarla balans ayarı yapılan Mısır demokrasisi Sisi elinde “Mısır demokraSİSİ“ haline gelmiştir. Yani Mısır halkının SİSİleşmesi talebi söz konusudur. Mısır basınında yayınlanan ve alay malzemesi olan her türden Mısır vatandaşının Sisi kafası ile canlandırıldığı karikatür “Mısır demokraSİSİ“’ne davet çıkarmaktadır. Umulan sürecin Pinochet benzeri bir üslupla hareket eden zihniyetin Cezayir benzeri bir sürece yol açmadan Mısır’ın yeniden normalleşmesidir. Türkiye’nin bu normalleşmeye katkısı olacağı kesindir. Ancak Türkiye bu işi dünya kamuoyu ile paralel bir çizgide ve Mısır halkına faydalı olabileceği kulvarlarda yapmalıdır. Zira mevcut kaos birkaç askerin patırtısından çok daha fazlası gibi görünmekte. Tahrir’i düşünürken bunları düşünmek hem bize hem Mısır’a faydalı olabilecektir. Dualarımız Mısır’ın tüm insanlarına hatta Sisi’ye dair. Şu an mahpus dostum Metin Turan gibi binlerce madurun da bir an evvel özgürlüklerine kavuşmasını temenni ediyoruz. Hürmet ve merhameti yeniden hatırlamak Mısır için ilk etapta öncelikli kavramlar gibi görünüyor.


[1] Nurettin Topçu, İradenin Davası Devlet ve Demokrasi, İstanbul, 1998, s. 120, 127.

[2] Topçu, a.g.e., s.141.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

Yirmi birinci yüzyıl, güvenlik kavramının yalnızca askerî kapasite, sınır bütünlüğü ya da fiziksel tehditler üzerinden tanımlanamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Küreselleşme, dijitalleşme ve teknolojik dönüşüm süreçleri, güvenliği çok katmanlı ve disiplinler arası bir olgu hâline getirmişti...;

Modern ekonomi, sanayi devriminden bu yana en köklü dönüşümünü" platformlaşma (platformization) süreciyle yaşamaktadır. Geleneksel üretim modellerinde değer, bir firmanın kontrolündeki doğrusal bir zincirde yaratılırken; platformlar bu hiyerarşiyi yıkarak değeri, bağımsız aktörlerin (arz ve talep) e...;

Uluslararası sistem, 1648 Westphalia Barışı’ndan bu yana devletin egemenliği, toprak bütünlüğü ve müdahale yasağı üzerine kurulu bir mimariyle şekillenmiştir. Ancak bu mimari, statik bir yapı olmaktan ziyade; üretim biçimlerinin, teknolojik kabiliyetlerin ve sermaye hareketlerinin değişimiyle evrile...;

Tarih, geçmişin tozlu sayfalarında bırakılacak donuk bir hatıra defteri değil; bugünün hibrit savaşlarında devletlerin hayatta kalmasını sağlayan en dinamik jeopolitik enstrümandır. Bir toplumun geleceğini inşa edebilmesi, geçmişini romantize etmesiyle değil, o geçmişi bugünün şartlarıyla rasyonel b...;

Konfüçyüs’ün ünlü öğretileri, yazara göre bu makalede tanıtılan doktrinin — sentezleyici realizmin — ortaya çıkışını öngörmüştür. Bu yeni öğretinin amacı; modern felsefenin gelişimindeki üç ana dal olan nesnelcilik (objektivizm), öznelcilik (süjektivizm) ve ampirizmi tek bir felsefi dünya tablosunda...;

Pakistan ve Türkiye arasındaki ilişkiler “İki Millet, Tek Ruh” olarak tanımlanmıştır. Her iki ülkenin de dilsel, kültürel ve medeniyetsel yakınlıkları olduğu yadsınamaz bir gerçektir ancak hızla gelişen bölgesel jeopolitik, sembolik söylemlerden daha fazlasını gerektirmektedir. ;

1924 Anayasası’nın 1945 yılında gerçekleştirilen Öz Türkçeleştirme süreci, sadece bir dil devrimi değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kurucu felsefesinin hukuki metne tam anlamıyla nüfuz etme çabasıdır. ;

Türkiye’nin ekonomi tarihi, krizler ve bu krizlerden çıkış reçeteleriyle dolu bir kroniktir. Ancak 2001 krizi, sadece bir likidite daralması veya döviz şoku olmanın ötesinde; Cumhuriyet tarihinin en köklü "sistemik çöküşü" olarak kayıtlara geçmiştir. ;

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

11. İstanbul Güvenlik Konferansı (2025)

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...