BALKANLAR’DAKİ TÜRK AZINLIKLAR

Yorum

1) Balkanlar’ın Tanımı 2) Balkan Ülkeleri 3) Türklerin Balkanlar’a Yerleşmesi 4) Azınlığın Tanımı 5) Sayılarla Balkanlar’daki Azınlıklar 6) Balkanlar’da Yaşananlar 7) Balkanlar ve Türkiye 8) Balkanlar’daki Azınlıkların-Türklerin Sorunları...

      1)      Balkanlar’ın Tanımı
2)      Balkan Ülkeleri
3)      Türklerin Balkanlar’a Yerleşmesi
4)      Azınlığın Tanımı
5)      Sayılarla Balkanlar’daki Azınlıklar
6)      Balkanlar’da Yaşananlar
7)      Balkanlar ve Türkiye
8)      Balkanlar’daki Azınlıkların-Türklerin Sorunları
 
1) Balkanlar’ın Tanımı
            Balkanlar’ın nereden başlayıp nerede bittiği konusunda tam bir bilgi bulunmasa da genel bir fikir birliğine varılmıştır. Eski Yugoslavya ardılı devletlerle Arnavutluk, Yunanistan, Türkiye’nin Trakya bölümü, Romanya ve Bulgaristan’ı içine alan bölgenin Balkanlar’ı oluşturduğu bilinmektedir.1
            Dağlık anlamına gelen Balkanlar, Karadeniz ve Adriyatik denizi arasındaki, genellikle dağlık ve engebeli sahalardan oluşur. Karadeniz ve Adriyatik denizine komşuluğu nedeniyle Balkanlar, Balkan kelimesinin kötü imajı nedeniyle ise son zamanlarda Güneydoğu Avrupa olarak adlandırılmaya başlanmıştır.
 
2) Balkan Ülkeleri
            Balkan Yarımadası’ndaki ülkeleri bilmek, Balkanlar’ın tam sınırlarını bilmek için yararlı olacaktır. Bu ülkeler şunlardır:
                        Arnavutluk
                        Bosna-Hersek
                        Bulgaristan
                        Hırvatistan
                        Yunanistan
                        Makedonya
                        Sırbistan
                        Karadağ
                        Türkiye’nin Trakya Bölgesi
            Ayrıca bazen aşağıdaki ülkeler de Balkan Yarımadası’nda sayılırlar:
                        Moldova
                        Romanya
                        Slovenya
 
1 Ülger, İ. K., “Balkan Gelişmeleri ve Türkiye: 1990’lı Yıllar,” 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası (Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara, 2006). der. Bal, İ.
 
3) Türklerin Balkanlar’a Yerleşmesi
            Türklerin Balkanlar’a yerleşmesi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Türkler Balkanlar’a iki ayrı yoldan gelmişlerdir. Birincisi Hazar Denizi-Karadeniz kuzeyinden, ikincisi ise güneyden Anadolu üzerindendir.
            M.Ö VI. ile M.S III. Yüzyıllar arasında, Pers, Makedon, Roma ve Bizanslıların hakimiyetine giren Trakya’ya Türkler ilk defa 1263 yılında Selçuklu İmparatorluğu ile ayak basmıştır. Bunu 17 kez boğaz geçişi takip etmiş ve 1354 yılında bir daha dönülmemek üzere Osmanlı İmparatorluğu ile Trakya’ya geçilmiştir.
            1460 yılında ise bugünkü Yunanistan tümüyle Türklerin hakimiyeti altına girmiştir.
 
4) Azınlığın Tanımı
            Çalışma konumuzun içerdiği azınlık kelimesinin tanımı şu şekillerde yapılabilir:”bir ülke toplumunun geriye kalanından belirgin bir biçimde farklı özellikler gösteren, geleneklere sahip olan ve bunları korumak isteyen ve de hâkim grup niteliği taşımayan grup.”2
            Başka bir şekilde, daha geniş bir tanım olarak azınlık:”etnik, dil ya da din yönünden bir takım özellikleriyle başkalarından ayrılan, ülke nüfusunun yarısından azını oluşturan, en büyük grup içinde yer almayan, içinde yaşadığı ülke devletinin yurttaşı olan, kendi içinde dayanışması, özelliklerini sürdürme iradesi bulunan ve çoğunlukla gerçekte (de facto) ya da hukuken (de jure) eşitlik arayan bir grup.” 3 tur.
 
5) Sayılarla Balkanlar’daki Azınlıklar
            Balkanlar’daki tüm devletler, eski Yugoslavya Cumhuriyetleri dâhil, azınlıklar bakımından karışık bir yapıya sahiptirler.
            Yaklaşık 8.579 km2lik bir alanı kapsayan, Batı Trakya’da 200.000’den fazla Türk bulunmaktadır. Yoğun olarak yaşadıkları yerler; Gümülcine, İskeçe, Dedeağaç, Oimetoka ve Sofya’dır.
            Bulgaristan’da azınlıkların genel nüfusa oranı %13.7 civarındadır. Bu rakamın %10’unu Türkler, geriye kalanını ise diğer Müslüman azınlıklar olan, Yunanistan sınırında yoğunlaşan Pomaklar ve daha önce göçebe hayatı yaşayan ve yeni dönemde yerleşik hayata geçme çabası içinde olan, sayılarının 600.000’e ulaştığın söylenen Romanlar(Çingeneler) oluşturmaktadır.
            Bulgaristan azınlıkları içinde 20.000’e yakın Ermeni ve daha az sayıda da Yahudi azınlık konumunda bulunmaktadır.           
            Sırbistan’ın nüfusunun üçte birini Sırp olmayanlar oluşturmaktadır. Bunların içlerindeki en büyük grup Kosova Arnavutlarıdır. İkinci sırada ise Voyvodina bölgesinde yoğunlaşan Macarlar yer alırlar. Ayrıca Sırbistan’ın Sancak bölgesinde 400.000’e yakın Boşnak azınlık da mevcuttur.
            Hırvatların, Hırvatistan dışında en yoğun bulundukları yer Bosna-Hersek’tir. Bu ülkede yaşayan Hırvatların oranı genel nüfusun %17si civarındadır. Hırvatlar ayrıca %2 oranında da Slovenya’da bulunmaktadırlar.
            Yunanistan’da bulunan azınlıkların başlıcaları Türkler, Arnavutlar, Makedonlar ve Ulahlar’dır. Türk azınlık daha çok Batı Trakya’ya yerleşmiştir. Sayıları 130.000 civarındadır. Arnavut ve Makedonlar genellikle anavatan sınırında, Ulahlar ise bölgenin dağlık alanlarında yaşamaktadırlar.
           
2 Sönmezoğlu, F., Uluslararası Politika ve Dış Politika Analizi, İstanbul, Filiz Kitabevi, 1995, s. 457
3 Ataöv, T., “ Azınlıklar Üstüne Bir Deneme” SBF Dergisi, Cilt 42, 1987, ss 49 – 66
Yunanistan azınlıkları, resmi verilerde reel sayıları az gösterilse de- bu konu Balkanlar’daki Azınlıkların-Türklerin Sorunları başlığı altında daha geniş ele alınacaktır- günümüzde 10milyon 500bin olan Yunanistan nüfusunun %4’ü olarak bilinmektedirler.
            Eski Yugoslavya’da yaşayan halkın üçte birini Sırplar oluşturmaktadır(1990 verilerine göre). Sayı bakımından ikinci sırayı Hırvatlar, üçüncü sırayı da Arnavutlar almaktadır. Arnavutluk’un aksine ulus statüsü yönetim tarafından resmen kabul edilen diğer uluslar(Boşnaklar, Karadağlılar, Slovenler, Makedonlar) dışındaki etnik gruplar Yugoslavya nüfusunun %10’unu oluşturmaktadır4.
 
6) Balkanlar’da Yaşananlar
            Günümüzde siyasal, etnik, dini, kültürel ve benzeri konular bakımından en karmaşık bölgelerden biri kuşkusuz Balkan coğrafyasıdır. 1989 devrimlerinin tüm dünyada yaratmış olduğu belli sarsıntılar, Balkanlar’da hala devam etmektedir. Özellikle Varşova Paktı ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte var olan sorunlar daha da aleni şekilde görülmeye ve Balkanlar’ı sarsmaya meydan yaratmıştır. Gerek 1992–95 yılları arasında yaşanan Bosna-Hersek İç Savaşı, 1988–89 Kosova’da yaşanan sorunlar, gerekse Makedonya’da yaşanan gelişmeler, Balkanlar’ın dünya gündeminden düşmesini engellemiştir.
            Kosova’da yaşanan iç karışıklıklar ise Balkanlar’ın karmaşık olan durumunu iyiden iyiye kızıştırmıştır. Nitekim Kosova’nın NATO’nun gözetimi altına alınmasına kadar yaşananlar, Balkanlar’ı ve özellikle komşularını ürkütme niteliğini korumaktadır.
            Bosna-Hersek İç Savaşı’nın alevlerini de 1995 sonunda ABD öncülüğünde hazırlanıp imzalanan Dayton Barış Antlaşması, silahsızlanmayı sağlayarak, söndürmeyi başarabilmiştir.
            Makedonya’nın niyeti hem toprak bütünlüğünü korumak hem de tarihsel mirasına sahip çıkmaktır. Bunu destekleyen anayasa değişikliğini 1989 yılında gerçekleştirmiştir. Önceden “Makedon, Arnavut, Türk ve diğer etnik grupların cumhuriyeti” olarak tanımlanan Makedonya, anayasa değişikliğinden sonra “Makedonların ve diğer halk ve etnik grupların cumhuriyeti” şeklinde anılmaya başlanmıştır.
            Arnavutlar ve Sırplar, Balkan milliyetçiliğinin derinden etkilediği uluslar olarak ilerlemeyi sürdürmeye çalışmaktadırlar.
 <<>>
7)Balkanlar ve Türkiye
 
Özellikle komşuları ve tüm dünya ülkeleriyle ilişkilerini iyi-dostluk düzeyinde tutma politikası izleyen Türkiye, bir Balkan ülkesi olarak bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmektedir. İlişkilerini, Balkan ülkelerinin toprak bütünlüğüne, toprak bağımsızlığına ve egemenliğine saygı duyma seviyesinde sürdürmeye çalışmaktadır. Çünkü bu, bir köprü görevi gören Türkiye’nin izlediği politik yol açısından önemli bir durumdur. Bu konumu lehine ya da aleyhine çevirmek tamamen Türkiye’nin politikasıyla ilintilidir. Türkiye’nin bu politikasına ilişkin olarak Bulgaristan’la 1990’da Thodor Jivkov rejiminin yıkılmasının ardından “Dostluk ve İyi Komşuluk” ve “Güvenlik Antlaşması”; Arnavutluk, Romanya ve Makedonya ile imzalamış olduğu “Dostluk, İyi Komşuluk ve İşbirliği Antlaşması” örnek olarak gösterilebilir.
 
4 Poulton, H., Balkanlar (Çatışan Azınlıklar – Çatışan Devletler), Çev. Alagan, Y. İstanbul, Sarmal Yayınevi, 1991, ss. 107–108
 
8) Balkanlar’daki Azınlıkların-Türklerin Sorunları
            Özellikle Yugoslavya’nın dağılmasının ardından oluşan yeni ulus devletler, kendilerini geliştirme çabalarını ortaya koymaya çalışmışlardır. Gerek NATO, gerekse günümüzde AB ilişkileri, kimi ulusların üyelikleri, dış dünya ile kurulmaya çalışılan iyi bağlantıların bulunduğunu kanıtlamaktadır.
Azınlık dediğimiz uluslar ve etnik grupların, büyük ölçüde sayıca az olmalarından da kaynaklanan, iyi ilişkiler edinmeye çalışmalarına rağmen, birçok problemleri mevcuttur. Bunların en önemlileri Arnavut Müslümanları ve Türkler tarafından yaşanmakta ve daha çok bu iki grubun sorunlarından bahsedilmektedir. Bu sorunlardan en başta geleni, kuşkusuz iki ulusa(Arnavutlar ve Batı Trakya Türkleri) birden uygulanan asimilasyon politikasıdır.
            Arnavutluk’taki azınlık sorunları genelde din kökenlidir. Ülke içinde temel ayrım dine dayanır. Nüfusun %70’i Müslüman, %30’u ise Hristiyan’dır. Hıristiyan Arnavutlar’ın %17’sini Ortodokslar, %10’unu ise Katolikler oluşturmaktadır. Ülkede bulunan en önemli azınlık Yunanlılar’dır. Sayıları 57.000 olan Arnavutluk Yunanları, Arnavutluk ile Yunanistan arasında önemli bir anlaşmazlık konusudur.5
            Arnavutluk’ta yaşayan Müslümanlar ise başka bir sorunla karşı karşıyadırlar. Arnavut Müslümanları’nı Yunanistan ve İtalya baskısı, gerektiğinde din değiştirmeye dahi zorlamaktadır. Hatta kimi ileri gelenlerin sağ kolu tabir edilen kişilerin, yine bu iki ülkenin baskısıyla Müslümalık’tan Hristiyan Ortodoksluk’a ya da Katoliklik’e geçtikleri bilinmektedir. Bunun nedeni daha geniş haklardan yararlanabilme ve iyi ilişkilerde bulunabilme mantığıdır. Çünkü gün geçtikçe artan baskı, halkı zor duruma sokmaktadır. Müslüman halk, Hristiyan Arnavut olan bazı kesimler tarafından dışlanmak ve işsiz bırakılmakla tehdit edilmektedir. Korkutulmuş halk da başka çare bulamamakta ve asimile politikalarının kurbanı haline gelmektedir.6
            Günümüzde de önceden olduğu gibi büyük öneme sahip bir konu olan Batı Trakya Türkleri’nin sorunları ise fazlaca mevcuttur. Özellikle Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığa uyguladığı asimilasyonların(fiili sorunlar haricinde psikolojik yıldırma, güven duygusunu azaltma, insanlar arasında güvensizliği aşılama, yaygınlaştırma ve bu şekilde göçe zorlama da asimilasyon politikaları arasında sayılabilir) üzücü şekilde başarılı olduğu görülmektedir.
            Birçok sorun nedeniyle bugün Batı Trakya sadece Balkanlar’ın değil Avrupa’nın en geri kalmış bölgesi konumundadır. Bu duruma paralel olarak eğitimde yaşanan sorunlardan bahsedilebilir. Türk azınlığa karşı izlenen maksatlı eğitim politikası, azınlığın kültür düzeyini düşürme, toprakla uğraşan kişiler haline getirerek azınlık sorunlarına duyarlı ve bilinçli kitleler oluşmasını engelleme çabasının bir ürünüdür.
            Eğitimdeki sorunlardan bazıları günümüze şu şekilde yansımaktadır: anadilleri olduğu için Türkçe, resmi dilleri olduğu için Yunanca öğrenmek zorunda olan azınlık öğrencilerinin, yeterli öğretmen bulunmayan okullarda, sonuçta iki dili de yeterince öğrenmemeleri ve azınlık eğitiminin kalitesinin düşük oluşu sonucu, azınlık gençlerinin Yunanistan’da yüksek öğrenim şansları kalmamaktadır. Bununla birlikte devlet kurumları ya da bağımsız işletmelerde de hiçbir kademe sahibi olamamaktadırlar.       
            Ayrıca Yunanlı yetkililer, okullarda eğitim başlamadan hemen önce tadilat gibi gerekçelerle okulları kapatıp eğitimde ve müfredatta sapmalara bile neden olmaktadırlar.
 
5 Akçalı, C.,”Arnavutluk’u Hristiyanlaştırma Politikası Sürüyor” Yeni Dünya Gündemi Baş Yazısı, İstanbul, 09.10.2006
6 Ülger, İ. K., “Balkan Gelişmeleri ve Türkiye: 1990’lı Yıllar,” 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası (Genişletilmiş 3. Baskı, Ankara, 2006). der. Bal, İ.
Eğitimsizliğin peşinden gelen başka bir sorun da azınlıkların iş başvurularının türlü nedenlerle kabul edilmemesidir. Kasti olarak ayrımcılık yapıldığına dair raporlar da var olmasıyla birlikte, İskeçe ve Gümülcine’de yerel yönetimlerde hiçbir Türk işçi çalışmamakta, çalışanların ise temizlik işçiliği gibi işler yaptığı bilinmektedir.
            Yunan yetkililerin, Türklerin ifade ve sosyal özgürlüklerinin resmi ya da gayrı resmi yollardan engellemeye çalıştığına dair pek çok rapor bulunmaktadır. Bu yollardan birisi, sürekli istihbarat servisi tarafından takip edildiği izlenimi verilerek azınlığın dışarıyla bağlantı kurmasını engellemeye çalışmaktır. Diğer bir özgürlük kısıtlanması durumu ise İskeçe’de bir okulda öğretmenlik yapmakta olan Rasim Hint’in 1996’da görev yaptığı okulu “azınlık” yerine “Türk okulu” şeklinde nitelendirdiği gerekçesiyle bir yıl boyunca görevden uzaklaştırılmış olması ve aynı sebepten dolayı 1996-98 yılları arasında İskeçe’nin dağ köylerindeki okullardan birine sürülmesi olayında görülmektedir.
            Bir başka kısıtlılık da dolaşım özgürlüklerinde yaşanmaktadır. Polisin, Vatandaşlık Müdürlüğü’nü bir kişi veya ailenin uzun bir süreliğine ülkeyi terk ettiği konusunda bilgilendirmesi, vatandaşlıktan çıkarılma sürecinde ilk aşamayı teşkil etmiştir. Ülke dışına çıkması nedeniyle vatandaşlık hakkını kaybetme rizikosu nedeniyle azınlık mensuplarının dolaşım özgürlükleri de doğal olarak kısıtlanmıştır.
            1923 Lozan Antlaşması’nın verilerine göre, Batı Trakya Türk azınlığı 1920’lerde toprağın %84’üne sahipti. Ancak bu oran günümüzde %25’e düşmüştür. Bunun nedenleri Yunan Hükümetlerinin, Yunan vatandaşlarının bölgeden toprak alması için gösterdiği kolaylıklar ve ayrılan kotalar, Türk topraklarının kamulaştırılması, arazilerin birleştirilmesi(anasdasmus) uygulaması, Osmanlı toprak dağılımının ve mülkiyetlerinin tanınmaması ve Sovyetler Birliği’nden getirilen Yunan göçmenlerin yöreye yerleştirilmesidir. Kamulaştırmanın adil olmayan şekilde yapıldığı oranlara bakılarak anlaşılmaktadır: kamulaştırılan arazilerin %80-90’ı Türklere, sadece %10-20’si Yunanlılara aittir.
            Aslında Batı Trakya’da yaşayan Türklerin hakları; Lozan Antlaşması, Aralık 1968 Türk-Yunan Protokolü, İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerinin Korunması İçin Avrupa Konvansiyonu, 1975 Helsinki Nihai Senedi, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı(AGİK), Viyana İzleme Toplantısı Sonuç Belgesi gibi kararlarla güvence altına alınmış olmasına rağmen uygulamalarda bu kararlara itibar edilmemiş, Müslüman-Türk toplumuna çeşitli baskılar uygulanmış, karşılarına çeşitli zorluklar çıkarılmıştır.
            Türkiye’nin Yunanistan ile olan ilişkilerini geliştirmesi, sorunlarını çözmesi, Batı Trakya’daki Türklerin huzur ve güveni açısından da son derece gereklidir. İki ülke arasında yaşanan herhangi bir gerginlik, ister istemez, Batı Trakya’daki Türkleri zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle tüm Balkan ülkeleriyle olduğu gibi, Yunanistan’la da iyi ilişkiler içinde olmak, Türkiye için çok büyük önem taşımaktadır.
 
 
Sözcük Sayısı: 1705
 
 
KAYNAKÇA
 
 
Web Sayfaları:
 
Kitap:
21.Yüzyılda Türk Dış Politikası, İdris Bal
 
Dergi ve Gazeteler:
Balkanlarda Türk Kültürü Dergisi (Sayı: 44)
Yeni Dünya Gündemi Gazetesi (Sayı: 96)

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 4766 ) Etkinlik ( 165 )
Alanlar
Afrika 64 1108
Asya 69 1693
Avrupa 13 1332
Latin Amerika ve Karayipler 12 135
Kuzey Amerika 7 498
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2765 ) Etkinlik ( 42 )
Alanlar
Balkanlar 22 565
Orta Doğu 16 1127
Karadeniz Kafkas 2 649
Akdeniz 2 424
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3097 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 2000
Türk Dünyası 16 1097
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 3294 ) Etkinlik ( 68 )
Alanlar
Türkiye 68 3294

Son Eklenenler