“Mesleki Eğitimin ulusal - Uluslararası Rekabete Açılması ve Sertifikasyon“ ve “Mesleki İş Gücü Dolaşımı (Konvertibilite)“
Saha deneyimi olan akademisyen ve uzmanların katkıları ile hazırlanan “Mesleki Eğitimin ulusal-Uluslararası Rekabete Açılması ve Sertifikasyon“ ile “Mesleki İş Gücü Dolaşımı (Konvertibilite)“ başlıklı akademik araştırma projeleri METGEM ve TASAM tarafından ortaklaşa yürütülmektedir. Bu bağlamda hazırlanan Rapor katılımcılardan alınacak geri dönüşlerle geliştirilecektir. Rapor’un tanıtımını da içeren Bayrampaşa Titanic Business Hotel’de 6 Haziran 2013 tarihinde düzenlenen Sekörel toplantıda dile getirilen görüşler aşağıda özetlenmiştir:
Mesleki Teknik Eğitim, 2011 yılında çıkarılan 652 sayılı kararname ile yeniden düzenlenmiştir. Önceki dönemde her branşla ilgili ayrı genelge bulunmaktayken, yeni genelge Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü altında yeniden yapılandırılmıştır. Yeni kararname öğrencilerin hayata bağlanması, yüksek eğitime ara eleman sağlanması, mesleki ve teknik eğitimin iş piyasasına duyarlı hale getirilmesi, kalite ve çıktı odaklı, sadece arzın değil arz-talep dengesinin göz önünde bulundurulması, ulusal ve uluslararası standartların karşılanması, karar alma süreçlerine aktif katılım gibi ilkeler göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır.
Ülke genelinde 2700 meslek okulu bulunmaktadır. Bu okulların tamamı dört yıllık olup mezunları teknisyen unvanı almaktadır. Daha önce kamu ağırlıklı olan mesleki ve teknik eğitimin rekabete açılması, iş hayatının mesleki ve teknik eğitime katılımının sağlanması için farklı dallarda öğrenci başına 4 ila 5 bin TL katkı sağlanmaya başlanmıştır. ulusal düzeyde kalite için mesleki yeterlilik okullarının akreditasyonu ile ilgili gerekli düzenlemeler yapılmış, akredite mezunların istihdamının sağlanmasına yönelik önlemler alınmıştır.
Mesleki ve teknik eğitimin uluslararası alanda rekabet ve dönüşüm ihtiyacına cevap verebilmesi için uluslararası alanda modüler yapıda yeterliliğe dayalı, 62 alanda, eğitim programları düzenlenmiş, mesleki ve teknik eğitimin uluslararası işgücü hareketliliğine de cevap verecek şekilde yeniden düzenlenmesi yönünde adımlar atılmıştır. Eğitim sistemi Avrupa kredilendirme sistemine uygun hale getirilmiştir. Uluslararası alanda verilen karşılıklar ile denklik sağlanmıştır.
Değim ve dönüşüm çerçevesinde Almanya’da çıkarılan yeni kanun kapsamında Türk mezunların denklik alabileceği anlaşılmaktadır. Avusturya ve Fransa’da da benzer çalışmalar bulunmaktadır. Mevcut düzenlemeler 2023 Vizyonu çerçevesinde içeride iş piyasası ihtiyaçlarını karşılayacağı gibi, dışarıda da küresel iş piyasasına uyum sağlayabilecektir.
Küreselleşen dünya bilgi ile yaşamayı gerektiren bir ortam oluşturmuştur. Takım çalışması yanında mesleki bilgi ve teknik eğitimin önemi sadece Türkiye’de değil tüm dünyada daha da artmıştır. Bu nedenle iş dünyası değişikliklere cevap verebilecek kapasite inşasına yönelmelidir. Özellikle son yıllarda Millî Eğitim Bakanlığı ve Yüksek Eğitim Kurumları tarafından yürütülen faaliyetler çerçevesinde okullaşma oranı artmaktadır. Ama eğitim-istihdam dengesi kurulmadıkça, hedeflenen noktaya ulaşılması hala zor gözükmektedir. Özellikle bilişim sektörünün eleman ihtiyacı son küresel gelişmeler çerçevesinde had safhaya erişmiştir. Eğitim ile ihtiyaçlar arasındaki uyumsuzluk giderilmedikçe küresel eğilimlere uyum sağlama imkânı azalmaktadır. Meslek lisesi mezunlarının başka alanlara kayması ise sorunun başka bir boyutunu teşkil etmektedir. Ayrıca, belli bir eğitim düzeyini yakalayan kişilerin yeni gelişmeleri takip edecek bir anlayış ve donanıma sahip olmamaları - ulusal ve uluslararası beklentiler dikkate alındığında - çağa uyumlu istihdam imkanlarını azaltmaktadır. Bu sorunun düzeltilmesi esnek ve pro-aktif bir yapı oluşturulmasına bağlıdır. Sadece Millî Eğitim Bakanlığının ve diğer resmî kurumların değil, iş dünyasının, özel teşebbüslerin, eğitimci STK’ların da bütünüyle yük paylaşımında yer almaları gerekmektedir.
Mesleki ve teknik eğitim, severek ve isteyerek alınan bir eğitim haline getirilmelidir. Yeterlilikler iş dünyasının ihtiyaçlarına uyumlu hale getirilmelidir. Sürdürülebilirlik noktasında da daha farklı bakış açıları geliştirilmelidir.
Mesleki ve Teknik Eğitim’in uluslararası ve ulusal rekabete açılması iki hususu akla getirmektedir. Birincisi dış yatırımın ülkemize gelmesini teşvik etmektir. Bu noktada örgün eğitimde Kamu ağırlığının halen devam etmekte olduğu bir kez daha hatırlatılmalıdır.
Yabancı yatırımcıların da bu alanda ilgisi neredeyse yoktur. Özel sektörün alanla ilgisinin olmayışının temel nedeni kârlılığın olmayışıdır. Meslek okulu yatırımları düz liselere göre %60 ila 70 daha maliyetlidir. Ailelerin mesleki eğitim taleplerinin düşük olması da sorunun diğer yönünü oluşturmaktadır. Bu durumun farkına varan MEB son derece isabetli bir karar alarak mesleki eğitimde özel teşebbüsü teşvik etmeye başlamıştır. Daha önce vakıflar marifetiyle gösterilen ön örneklerde görüldüğü üzere özel sektörün alana girmesi kalitenin hızla yükselmesini sağlayacaktır.
Uluslararası rekabet konusuna gelince, Türkiye uluslararası alanda ön plana çıktıkça eğitim alanında da dünyanın ilgisini daha fazla çekmektedir. Uluslararası büyük eğitim kuruluşları Türkiye’de kendilerine partner ve yatırım arayışlarını hızlandırmışlardır. Türkiye’nin genç nüfusu, eğitim alanında yaşanan sıkıntılar, özellikle gençlerin eğitim düzeyinin son derece düşük olması bu kuruluşların Türkiye’ye olan ilgisini artırmaktadır. Ne var ki, Türkiye’de yatırım yapıldığında bunun finansmanının nasıl karşılanacağı konusunda ciddi sıkıntılar mevcuttur. Öte yandan, Türkiye’de eğitilen kişilerin diğer ülkelerde istihdam edilmesi yönündeki arayışlar da daha görünür hale gelmektedir.
Mesleki eğitimde yetişen mezunların küresel rekabet alanında başarılı olmaları mesleki teknik eğitimin yakaladığı kalite düzeyini göstermesi açısından önemli olduğu kadar bu kalitenin ileri düzeylere taşınması noktasında da önemlidir. Bu noktada ülkemizin sahip olduğu kaliteli iş gücünün dışarıya gitmesinin bir sıkıntı doğuracağı ileri sürülebilirse de, bu durum son kertede iş dünyasının da uluslararası rekabette üstünlük sağlamasını teşvik edecek bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Sonuç olarak küreselleşen dünyada sözünü ettiğimiz “tek ekonomi“de bizim iş gücümüz de herhangi bir ülkeye gidebilmeli, öte yandan, dünyadaki kaliteli iş gücünü ülkemize çekmeyi de başarabilmeliyiz. Ayrıca, iyi yönlendirildiğinde ve değerlendirildiğinde dışarıya çıkan kaliteli iş gücü küresel iş dünyası ile ülkemiz arasındaki etkileşimi artıracağından ve Almanya örneğinde görüldüğü üzere ülkemiz için pek çok başka alanlarda da getiriler sağlayacağından bir kayıp olarak değerlendirilmemelidir.
Donanımlı “bilgi insanı“ dünyanın her hangi bir bölgesinde çalışabilir. Bunun gerçekleştirilmesi ise öncelikle kaliteyle ilgili pek çok sıkıntının aşılmasına bağlıdır. Mesleki ve teknik eğitimle ilgili olarak son dönemde alınan hükümet kararları ve uygulamalar nicelik sorununun kısa vadede aşılabileceğini göstermektedir. Kalite konusunda ise alınacak daha çok mesafe bulunmaktadır.
Kalitenin yükseltilmesinde meslek okullarının kurumsal yapı ve teknik donanımlarının iyileştirilmesi ve ailelerin desteği önemli olsa da, en önemli pay okul öncesi ve ilköğretim düzeylerinde öğrenci ve öğretmen kalitesinin yükseltilmesine bağlıdır. Dolayısıyla öncelikle okul öncesi eğitimden başlayarak kalitenin artırılması gerekmektedir.
Ayrıca belirtilmelidir ki, mesleki eğitim sorunu sadece belirli bir mesleki yeteneğin kazanılması olarak algılanmamalı; bilgi toplumunda okuyan, başkalarına anlatan, fen bilimlerinde asgari bilgi sahibi, teknik resim gibi konulara hâkim, dil bilen öğrencilerin yetiştirilmesine temel eğitimde daha fazla ağırlık verilmelidir. Ayrıca, çağımızda mesleklerin hızla değiştiği, yerleşik mesleklerin kaybolup yenilerinin ortaya çıktığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, sadece bir konuda mesleki bilgi sahibi olan değil, öğrenmeyi öğrenen insan yetiştirilmesine ağırlık verilmelidir. Millî Eğitim Bakanlığının tüm bu sorunların farkında ve gerekli önlemleri almakta oluşu memnuniyet vericidir.
Türkiye’de meslek okullarının temel problemi nitelikli öğrencilerin bu okullara yönlendirilememesidir. Bu ise temelde psikolojik bir sorundur. Öncelikle “ara eleman“ deyimindeki bileşenlerin ikisi de problemli ve aşağılayıcıdır. Veliler bu şekilde ifadelendirilen bir mesleğe çocuklarını yönlendirmek istememektedirler. Bireyler kendilerini iyi, mutlu ve işe yaradıklarını, değerli olduklarını hissettikleri yerlerde görmek istemektedirler. Mevcut durumda meslek okulları sadece “madem başka okulları başaramayacak; bari meslek lisesine gitsin“ anlayışı ile kabul görmektedir. Meslek yüksek okullarının sınavsız hale getirilmesi, 1992 “Fen Adamı Yasası“nın ve teknisyeni tanımlayan yönetmeliklerin hala değiştirilememiş olması, meslek lisesi öğrencilerinin matematik ve fen alanlarında daha iyi olmaları gerekirken, üniversite giriş sınavlarında matematik ve fenden sıfır çekenlerin zaten meslek lisesi mezunu oldukları yönündeki mazeret beyanları gibi olgular meslek liselerinin esasen düşük olan itibarını tümüyle ortadan kaldırmaktadır. Bu noktada çaresizliği öğrenmiş bir toplumsal guruptan söz etmekteyiz. Ne yazık ki, bu çaresizlik onlara bir takım yanlış politikalar sonucunda topluma öncülük yapması gereken kesimler tarafından öğretilmiştir. Sonuç olarak meslek sahibi olmakla unvan sahibi olmak arasındaki denge ilişkisi sağlıklı bir biçimde yeniden kurulmalı, mesleki ve teknik eğitimin “İş Sağlığı ve Güvenliği Kursları“ gibi saygın, cazip ve gerçek hayatta tam karşılığı olan bir alan haline getirilmesi gerekmektedir.
Bu noktada işverenlere de büyük görevler düşmektedir. “Kaliteli ama iddialı olmayan, üretken ama ucuz“ eleman anlayışında dengenin gözetilememesi, iş dünyasının nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanması önünde büyük bir psikolojik engel teşkil etmektedir.
“Uluslararası çalışabilecek insan profili“ derken Türkiye’nin büyük bir güç olduğu, uluslararası alanda varlığını daha fazla hissettirmeye başladığı gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Türkiye’de yetiştirilen nitelikli insan kaynağının diğer ülkelerin sistemlerine uygun olması ve yetiştirilen kaynağın onlara teslim edilmesi gibi bir durum ortaya çıkmamalıdır. Üretilen bilgi ve deneyim özellikle Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika’daki Türkiye’nin ihracatının artmakta olduğu ülkelere başarıyla taşınabilmelidir. 2023 Vizyonu sadece Türkiye’de eğitimin geliştirilmesini değil, bu birikimin başkalarına aktarılmasını, diğer ülkelerin teknisyen ve mühendislerinin Türkiye’ye getirilip eğitilmesini de içermelidir. Çünkü bilginin kaynağına duyulan saygı ve bağlılık büyük olmaktadır.