Türkiye, Ortadoğu ve Güvensizlik: Ortak Operasyon İslam Gücü Örneği

Makale

Bu çalışmada; 07-08 Mayıs 2015 tarihlerinde TASAM koordinasyonunda “Mezhepler ve Etnisite: Çatışma Çözümü” ana teması ile Hatay’da düzenlenen...

Giriş
Bu çalışmada; 07-08 Mayıs 2015 tarihlerinde TASAM koordinasyonunda “Mezhepler ve Etnisite: Çatışma Çözümü“ ana teması ile Hatay’da düzenlenen 3. Uluslararası Orta Doğu Kongresi’nde yazar tarafından sunulan “İslam Mezhepleri Bağlamında Ortadoğu Determinizmi: Aporiadan Enformokrasiye“ başlıklı bildirinin temel hipotezi olan enformokrasi kavramının, Türk-Arap ilişkilerinde yumuşak güce olan yansıması çerçevesinde, yeniden analiz edilerek tartışılması amaçlanmıştır.1 Çalışma Ortadoğu’da Türkiye ve Arap ülkeleri arasında değişen güvenlik, savunma ve güç parametrelerinin, ancak ve ancak ekonomi ve uluslararası ticaret çatısı altında sağlıklı yönetme ve karşılıklı derinleştirme aracı olarak kullanılması gerektiği savı üzerine bina edilmiştir. Bu hedeften hareketle çalışma; mezhepsel ötekilik ve çatışma potansiyeli gibi zor bir konunun, özelden genele doğru açıklanması ve elde edilen tüm veriler ışığında spesifik bir önerinin yapılması ile son bulacaktır. Çalışmada, günümüz Ortadoğu’sunda temel çatışma sebeplerinden birisinin devletlerin reel politik endişelerinden kaynaklı olduğu ve mezhep çatış(tır)malarının ise iç ve dış politika aracı haline ge(tiri)ldiği varsayımı üzerine ilgili yorumlara ulaşılmıştır.

Bu bağlamda çalışmada ilk olarak uluslararası çatışmaların hem sebebi hem de engelleyicisi olan uluslararası bağımlılık kavramı, güvenlikleştirme teorisi çerçevesinde incelenecektir. Ardından Ortadoğu coğrafyası ve İslam’ın tarihten günümüze kısa serencamı incelenecek, Türkiye’nin, seçilmiş Ortadoğu ülkeleriyle, tarihten günümüze ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerinin seyri kısaca tartışılacak, bu tartışmadan elde edilecek somut veriler ışığında günümüz Ortadoğu coğrafyasındaki ittifak amaç ve hedeflerinin geçerlilikleri irdelenecek ve güvenlikleştirme teorisi temel alınarak uygulanması gereken en makul/optimum ittifak stratejileri önerilecektir.

Uluslararası Bağımlılık ve Güvenlik
Bir ülkedeki değişen ekonomik durumun diğer ülkelerdeki üretim ve yatırım faktörlerini doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilme kapasitesi olarak tanımlanabilecek uluslararası ekonomik bağımlılığın en önemli unsurları pazarlık gücü ve maliyettir.2 Bu bağlamda pazarlık/siyasa sonucu çatışma, uzlaşmadan daha maliyetli ise barış sağlanır. Dolayısıyla uluslararası ekonomik bağımlılık dini ayrılıklarda bile bir çözüm yöntemidir. Bu noktadan hareketle günümüzde uluslararası çok taraflı ticaret antlaşmalardan ziyade ikili ya da bölgesel ticaret antlaşmalarının imzalanmaya başlamasının en önemli sebebi uluslararası ekonomik bağımlılıkların artırılmak istenerek güvenliğin ve uluslararası dengenin sağlanması ihtiyacıdır. Bunun sonucunda yumuşak gücün öneminin artması, uluslararası bağımlılık perspektifinde Kantçı bir yaklaşımla mümkündür. Bu bağlamda Kant için pozitif, Rousseau için negatif sonuçlar doğuracak olan uluslararası sistemdeki bağımlılık günümüzün yumuşak güç eksenli ilişkilerin tesisi için önemli bir araçtır. Zira Rousseau için3 devletlerarası bağımlılık ülkelerin rekabetini artıracağı için çatışma ve savaşlara neden olacak, bu ise özgürlükleri azaltacak; Kant için ise
karşılıklı bağımlılık ticaret ve işbirliğini artıracağı için ortak çıkarlar çatışmayı önleyecek ve özgürlükleri artıracaktır.4 Nye içinse5 ülkeler arası karşılıklı bağımlılık, önemi günümüzde gittikçe artan bireyin değerinin de artmasına sebep olacağı için yumuşak gücün6 önemli bir temeli haline gelmiştir.

Güvenlik kavramı ise askeri, siyasi, ekonomik, toplumsal veya çevresel tehditlere (varoluşsal tehditlere) karşı alınan önlemler bütünü iken güven(lik) sizlik bu önlemlerin alınamamış olması halidir. İlgili tedbirlerin siyasi maksatlar için kullanılması olarak özetlenebilecek güvenlikleştirme ise iki temel
kavram üzerine şekillenir. Bunlar kurgu ve kazançtır; kim kurgulamışsa o kazançlıdır. Bu bağlamda bir aktörün (genel olarak devletin) herhangi bir konuda çıkarlarını/kazançlarını artırabilmek için güvenliği kurgulamasına ya da var olan bir kurguyu kendi bünyesinde revize ederek bunu bir güvenlik (dolayısıyla bir varoluş) sorunu haline getirmesine güvenlikleştirme denir.7 Bu siyasi pratik günümüzde daha çok din, etnik kimlik ve toplumsal cinsiyet kavramları üzerinden kurgulanmaktadır. Güvenlikleştirmenin en önemli avantajı ise güvenlik arttığında güvensizliğin azalacağına olan inançtır. Artan güvenlik ise azalan özgürlüklere sebep olur. Oysa tüm bu kavramlar tehdit algılamasının az ya da çok olması ile ilgili bir kurmacadan ibarettir. Bu verilerden hareketle Ortadoğu’da güvenlikleştirmenin yaşandığı bir gerçektir. Lakin güvenlikleştirmenin temel bileşenlerinden biri olan kurgu bağlamında Ortadoğu’daki kurgu kimin eseridir? Bu kurgudan en çok kim kazançlı çıkmış ve çıkacaktır?

Ortadoğu’nun Kaderi
Dünya tarihinde din ve mezheplerin en temelde çatıştığı konu halk/yığın ile iktidar/lider arasındaki ilişki ve/veya hiyerarşidir.8 Avrupa’da politize olmuş Kilise ile halkı temsil ettiği iddia edilen burjuvazi arasındaki çatışma, Vestfalya Sistemiyle şekillenmeye başlayan ulus-devlet modellerinin milliyetçilik çatısı altında birleşmesiyle, bağımsız, egemen ve en önemlisi seküler bir iktidar modelinin gelişmesine sebep olmuştur.9 Ortadoğu’da ise halklar/ yığınlar, din/İslam temelinden ziyade mezhep temelinde birbirleriyle entegre olmayı tercih etmişlerdir. Bu yüzden Ortadoğu’da ulus-devlet ve seküler kimlikli yönetimlerden ziyade etnik ve mezhebi (daha da önemlisi aynı etnik ve mezhebi aidiyete mensup) yönetim modellerinin ve halkların oluşumuna zemin hazırlanmıştır.

İkinci Dünya Savaşına kadar dünyanın en hegemonik gücünün başbakanı Churchill’e göre10 “insan olma“ eşiğine henüz ulaşamamış bu halklar, liberal/ Batılı demokrasi deneyim ve pratiklerinden ziyade etnik ve mezhebi milliyetçiliği esas almışlardır. Dolayısıyla Avrupa’daki birey ve devletin kimliklenmesi insan eliyle sistematize edilen demokrasi ve sekülerizm süreçleri ile şekillenmişken Ortadoğu’da kimliklenme kutsal din üst kimliği altındaki etnik ve mezhebi milliyetçilik süreçleri üzerinden şekillenmiştir.11 Ortadoğu’daki bu temel aktörlerin kimlikleri/aidiyetleri ise onların maddi/manevi çıkarları, öteki algılamaları ve çatışma potansiyelleri ile doğrudan ilintilidir.

Bununla birlikte Batı’nın, Ortadoğu’nun kaderi olan, sömürme/edilgenleştirme sürecinde tarihsel determinizme12 sebep olan politikaları bağlamında; Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel kimlik farklılıklarının istismar edilmesi, bu bölgedeki doğal kaynakların ve coğrafyanın öneminin anlaşılması, Birinci Dünya Savaşı sonrası cetvelle sınırların yeniden çizilmesi, İkinci Dünya Savaşında hegemon güçlerin Ortadoğu’ya bakışı, daha sonra tek hegemon güç olarak uluslararası sistemi domine eden ABD’nin 11 Eylül sonrası Ortadoğu politikaları ile şekillenen mezhep ve cihat pratiklerini örneklemek de mümkündür.

Bu noktalardan hareketle İslam âlemi özelinde mezhepsel farklılıkların tarihsel gelişim sürecinde belirginleşmesi ve her halkın/devletin/toplumun kendine uygun gördüğü mezhebi seçmesi anlaşılabilir bir durumdur. Buna rağmen günde birkaç kez aynı Yaradan’a ibadet eden bu ekollerin günümüzde birbirlerini kâfir olarak görmeleri ise bir aporiadır.13 Batı’nın Ortadoğu üzerinde tarihsel deterministtik algılamalardan hareketle sömürge geçmişi bunda önemli bir neden olarak belirse de din ve güç genelinde irdelenen bu konunun uluslararası ilişkilerde çatışma yaratmasının önlenmesi ve aksine siyasi, stratejik ve ekonomik temelde çok boyutlu işbirlikleri ile birleştirici bir unsur olarak kullanılması gerekmektedir. Fakat İslam’ın günümüzdeki hali birleştirici bir kurumsal mekanizmayı ne kadar taşıyabilir?

İslam’ın Kaderi
Mezhep Arapçada gidilen yol demektir. Literatürdeki karşılığı ise itikadi ve ameli sahadaki düşünce ekolleridir. Toplumların farklı siyasi, sosyokültürel, ekonomik, tarihi ve coğrafi sebeplerle doğal olarak belirli ekollerde odaklanmış olması adiyattan bir esastır. İşte bu ekolleşmenin sistematik ve planlı olarak kurumsallaşması ile mezhepler -aynı demokrasi gibi- insan yapımı olarak meydana gelmiş oluşumlardır. Zira tüm mezhepler Hz. Peygamber’in vefatından sonra meydana çıkmışlardır.14 Bu bağlamda Müslümanlarca Hz. Peygamber’den sahih olarak aktarıldığı kabul edilen mezhep tarafgirliği düşüncesine göre İslam ümmeti 73 fırkaya ayrılacak ve sadece biri kurtuluşa erecek, diğerleri ise sapıtacaktır. 15 Bu yüzden İslam dünyasında ortaya çıkan her grup, kurtuluşa eren fırkanın yani Fırka-i Naciye’nin kendisi olduğunu iddia etmiştir. 16 Bu bağlamda ilgili ekol ve/veya mezheplerin hak oldukları, öteki mezheplerin ise batıl olduğunu savlayan mezhep doktrinerlerinin beyanları önem kazanmaktadır. 17 Bu noktadan hareketle çalışmada Ortadoğu coğrafyasında birbirlerini kâfir olarak niteleme noktasına kadar gelmiş ötekilik algılamasına sahip üç büyük, önemli ve Sünnet doktrinine dayalı temel mezhep olan Selefilik - ve günümüzde Vehhabilik-, Şiilik ve Sünnilik özelinde Ortadoğu’daki (dünyanın merkezindeki) çatışmaların çözüme kavuşturulmasının önemi ve zorluğu irdelenmelidir.

Bu bağlamda hadis literatüründe Sünnet, Hz. Peygamber’in söz, fiil ve kabulleridir. Hz. Peygamber’in bu tebliğlerine uyan Sahabe ve Tebaanın yolundan gidenlere ise Ehlisünnet denmektedir. Ehlisünnet, Hz. Peygamber’in din pratiğini aynı nosyon ile uygulayanlar iken Cemaat ise Hz. Peygamber ve Sahabeleri sonrasında doğmuş İslam ümmetinin, Ehlisünnet çerçevesinde dini anlama, yorumlama ve yaşama biçimine sahip İslam topluluklarıdır.18 Şiilik ve Sünnilik arasında dinin yaşanması/pratize edilmesi noktasında oldukça benzerlikler vardır. İkisinde de günlük namaz (Şia’da cem edilebilir ve namazda Kerbela taşı üzerine secde yapılır), Ramazan’da oruç tutmak, hacca gitmek ve zekât vermek farzdır. Bu bağlamda çalışmada bireysel bazda dinin temeli olan ibadetlerin aynı Yaradan’a yapılması ile dinin esas maksadının öne çıkarılması idealize edilebilecek bir “ümit“ iken dinin retoriğinde anlaşmazlıklar vardır. Bu anlaşmazlığın temel sebebi imametin imanın bir şartı olup olmaması üzerinde düğümlenmektedir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’den sonra İslam’ın kaderi evrilmektedir. Bu bağlamda Şiilik ve Sünnilik arasındaki ayrım19 Ortadoğu özelinde bireyden çok toplum, aşiret, mezhep ya da devlet temelli kimliklenmeyi daha önemli hale getirmektedir. Aşağıdaki tablodan elde edilecek en temel gösterge ilgili mezheplerin ve dolayısıyla ülkelerin -aynı eğitim ve medeniyet şartları altında-20 birbirlerini kabul edecek zeminde buluşamayacakları gerçeğidir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2863 ) Etkinlik ( 228 )
Alanlar
TASAM Afrika 80 666
TASAM Asya 100 1157
TASAM Avrupa 23 664
TASAM Latin Amerika ve Karayip... 16 68
TASAM Kuzey Amerika 9 308
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1415 ) Etkinlik ( 56 )
Alanlar
TASAM Balkanlar 24 297
TASAM Orta Doğu 25 630
TASAM Karadeniz Kafkas 3 297
TASAM Akdeniz 4 191
Kimlikler ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1308 ) Etkinlik ( 78 )
Alanlar
TASAM İslam Dünyası 58 786
TASAM Türk Dünyası 20 522
TASAM Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2072 ) Etkinlik ( 86 )
Alanlar
TASAM Türkiye 86 2072

İktisadı diğer sosyal bilimlerden ayıran şey, çoğu zaman konusu değil, bakış açısıdır. Sosyolog da siyaset bilimci de antropolog da insan davranışını inceler; ama iktisatçıyı ayıran, davranışa “kıt kaynakların tahsisi” merceğinden bakmasıdır. Bu, kulağa basit bir tanım gibi gelir — ama tarihine bakı...;

Güneydoğu Asya’nın en büyük ekonomisi ve 280 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü ülkesi olan Endonezya; küresel enerji dönüşümü, hammadde jeopolitiği ve yeniden haritalanan küresel tedarik zincirlerinin tam merkezinde yer almaktadır.;

Birleşik Devletler uzun süredir Rusya’yı nihai bir çöküş sürecindeki güç olarak gördü. Bu değerlendirme, 1980’lerde Sovyetler Birliği’nin açık emperyal aşırı yayılma belirtileri göstermesiyle şekillendi; önce Varşova Paktı’nın, ardından Sovyetler Birliği’nin kendisinin dağılmasıyla pekişti.;

İktisat tarihinin ve sosyal bilimlerin gelişim sürecinde "ahlaki ekonomi" (moral economy) ve "etik iktisat" kavramları, tek tip ve monolitik bir tanıma hiçbir zaman sahip olmamıştır. Aksine bu kavramlar, kökenleri, epistemolojik yöntemleri ve hedefleri bakımından belirgin şekilde farklılaşan iki ana...;

İkinci Dünya Savaşı sonrası iktisat yazınının uzun bir bölümü, kapitalizmi tekil ve homojen bir sistem olarak ele almış; farklılıklar yalnızca gelişmişlik düzeyi ya da politika tercihleri düzeyinde aranmıştır. ;

Kalıcı güvenlik düzenleri ortak değerlerden değil, tarafların birbirlerini tasfiye edemeyeceklerini kabul etmelerinden doğar. 1648 Westphalia ve 1975 Helsinki’nin stratejik gerçekçilik buydu.;

Modern siyaset ve iktisat düşüncesi, kamu hukuku ile özel hukuku, devlet ile piyasayı, kamu iktidarı ile özel mülkiyeti birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış iki antagonist ya da en iyi ihtimalle dengelenmesi gereken bağımsız alanlar olarak kurgulama eğilimindedir. Ancak iktisat tarihi, bu kavramsal...;

İsrail'in 'nation in arms' (silahlanmış millet) kavramı üzerinden literatüre taşınması, hem devlet yapısını hem de bu yapıya özgü sistematiği özetleyen analitik bir çerçeve sunmaktadır. İsrail ordusunun bu tarihsel kökeni ülkeyi sivil-asker ilişkileri açısından karşılaştırmalı siyaset yazınında dikk...;

12. İstanbul Güvenlik Konferansı (2026)

  • 19 Kas 2026 - 20 Kas 2026
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul - Türkiye

9. Türkiye - Körfez Savunma ve Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

7. Denizcilik ve Deniz Güvenliği Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

4. İstanbul Siber-Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

8. Türkiye - Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

2. Yeniden Asya Güvenlik Forumu

  • 27 Kas 2025 - 28 Kas 2025
  • Wish More Hotel Istanbul -
  • İstanbul -

Afrika 2063 Ağı | İstişare Toplantısı 3

  • 18 Haz 2025 - 18 Haz 2025
  • Çevrimiçi - 13.00

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programı | 2024 Dönem 1

Millî Savunma ve Güvenlik Akademisi Sertifika Programları ile katılımcılara stratejik yönetim ve liderlik alanlarındaki yeniliklerin aktarılması, Türkiye ve dünyadaki gelişmeler ışığında ulusal ve uluslararası güvenlik stratejileri konularında çok yönlü analiz, sentez ve değerlendirmeler yapabilmelerine, çözüm önerileri, farkındalık ve gelecek öngörüleri geliştirmelerine destek sağlanması amaçlanıyor.

  • 20 Oca 2024 - 10 Şub 2024
  • İstanbul - Türkiye

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “ABD Hegemonyasına Meydan Okuyan Çin’in Zorlu Virajı; Güney Çin Denizi” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Küresel Rekabet Penceresinden Pasifik Adaları” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “TEKNOLOJİK ÜRETİMDE BAĞIMSIZLIK SORUNU; NTE'LER VE ÇİPLER ÜZERİNDE KÜRESEL REKABET” isimli stratejik raporu yayımladı

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Sri Lanka’nın Çöküşüne Küresel Siyaset Çerçevesinden Bir Bakış” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in hazırladığı “Çin-Japon Anlaşmazlığında Doğu Çin Denizi Derinlerdeki Travmalar” isimli stratejik raporu yayımladı.

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM, Dr. Cengiz Topel MERMER’in uzun araştırmalar sonunda hazırladığı “MYANMAR; Büyük Oyunun Doğu Sahnesi” isimli stratejik raporu yayımladı

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...