İstanbul İktisat Konuşmaları - 1 SONUÇ RAPORU

Haber

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) tarafından 26 Nisan 2018’de İstanbul’da Boğaziçi Hilton Oteli’nde; iktisat teorisindeki gelişmelerin...

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) tarafından 26 Nisan 2018’de İstanbul’da Boğaziçi Hilton Oteli’nde; iktisat teorisindeki gelişmeleri tartışmak, dünya ve Türkiye İktisadı analizini farklı bakış açılarıyla değerlendirmek üzere TASAM Başkanı Süleyman Şensoy, TASAM Başkan Danışmanı Prof. Dr. Sedat AYBAR (İstanbul Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Aysu İNSEL (İstanbul Aydın Üniversitesi), Prof. Dr. Erhan ASLANOĞLU (Piri Reis Üniversitesi), Prof. Dr. Seyfettin GÜRSEL (Bahçeşehir Üniversitesi), Prof. Dr. Asaf Savaş AKAT (Bilgi Üniversitesi) başta olmak üzere Türk iktisatçılarının katılımı ile yemekli toplantı şeklinde düzenlenen İstanbul İktisat Konuşmaları serisinin ilkinin Sonuç Raporu aşağıdadır:

Bugüne kadar genel kabul gören ana akım iktisadi (Ortodoks - Neo-klasik İktisat Öğretisi) modellerinin yetersizliği, değişen şartlarla birlikte daha çok su yüzüne çıkmıştır. Vaatlerin yerine getirilememesi bir yana, krizler karşısında çözüm üretmekte yetersiz kaldıklarından bu modellerin uygulanabilirlikleri sorgulanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, yakın zamanlarda yaşanan iktisadi bunalım karşısında ana akım modellere karşı alternatif arayışları ortaya çıkmıştır. Ancak bu arayışlar da alternatif bir model ya da modeller üretmekte yetersiz kalmışlardır. Asıl sorunun her derde deva ve her duruma uygun genel bir model arayışından kaynaklandığı anlaşılmış, çözümün ise “o“ ülkeye uygun “özgün model“ aramakta yattığı (Heterodoks İktisat) anlayışı yaygınlık kazanmıştır. Bu bağlamda, bir küresel ayrışma döneminden geçildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Dünyanın ve toplumsal ilişkilerin değişmekte olduğu, yakın gelecekte de çok farklılaşacağını muhakeme etmek yanıltıcı değildir. Bu durum, küresel değişimi sürdürecek ve bu değişimin belirleyicisi olacak iktisadi aktörlerin de iyi tanınmasını, etraflıca değerlendirilmesini gerektirmektedir.

Bugüne kadar ekonomik dinamiklerin incelenmesi, Batı merkezli yaklaşımlar çerçevesinde yapılmaktayken küreselleşme ve onun etrafındaki olumlu - olumsuz gelişmeler bize farklı analiz birimlerini ve referans noktalarını kullanmayı dayatmaktadır. İktisadi değerlendirmelerin farklı tarihe ve dinamiklere sahip olan tek tek ülkeleri, sanki birbirine eş ve benzer ekonomiler şeklinde ele alarak yapılamayacağı da ortaya çıkmıştır. Çin ve Hindistan’ın büyüyen ekonomileri yaygın ön kabulü değiştiren en önemli faktörlerdendir. Çin, Brezilya, Rusya, Hindistan gibi ülkelerin küresel üretim - tüketim zincirlerine katılımları, Batı ile teknolojik farklılıkları istatistiki bir boyut olarak kalacak ancak niteliksel farkları giderek yakınsayacaktır. İç pazarlarını güçlendirmek zorunda kalan bu ekonomiler, bir yandan kendi toplumsal gerçeklikleri, gelenekleri, talebin belirleyicisi olarak tüketim eğilimleri ve beğenilerini, yaşanan teknolojik gelişmelerle uyumlulaştırırken bir yandan da bu nitelikler üzerinden başta Kıta Avrupası olmak üzere küresel pazarla rekabetlerinin şiddetleneceği güne kendilerini hazırlayacaklardır. Bugünden, en azından bu yönde bir çekişme ve çıkar çatışmaları silsilesinin varlığını tespit etmek ve bunun önümüzdeki dönemde daha belirgin hale geleceğini vurgulamak, yerel iktisadi refleksleri yönlendirmek açısından da önemlidir.

Çin ve Hindistan’ın hızlı iktisadi büyüme eğilimlerini yakalamaları bağlamında var olan “herkese uygun“, standart reçetelerin nasıl uygulanacağı konusundaki güçlükleri de beraberinde getirdiği açıktır. Ancak, diğer yandan klasik genel geçer reçete formülleri ışığında Çin’in ve Hindistan’ın, örneğin bir İspanya’nın kişi başına düşen gelir düzeyini yakalamasını düşünmek zordur. Buna ilave olarak, yukarıda vurgulandığı gibi bu reçeteler krizler karşısında çözüm üretmede yetersiz de kalmaktadır.

Ana akım iktisadın bu tıkanıklığı, iktisadi sorunlara bakışın gözden geçirilmesi gerekliliğini göstermektedir. Bazı iktisadi sorunlar, parçalardan oluşan bir yaklaşımla ele alınırken bu tür analiz kapasitesinin ve sınırlarının çok dar olduğu göz ardı edilmektedir. Bu noktada iktisadi yaklaşımda parçaların biçimsel ile nedensel ilişkilerini içine alan analitik yaklaşımların aranması, bir çözüm önerisi olarak, ekonomi politiğin bütüncül yönteminin kullanılması ve konulara toplumsal hareketin diyalektik dinamikleri çerçevesinde yaklaşılması önem kazanmaktadır.

Buna ek olarak, kurumsal farklılıkların ve tarihsel tecrübelerin ekonomi politikalar üretme noktasındaki gerekliliği de açıktır. Dünya, küresel bir ayrışma dönemi içerisindeyken ekonomik krizler karşısında standart reçetelerin yetersiz kaldığı yerde “kurumları tanımak ve tarihin bize verdiği tecrübelerden faydalanabilmek“, değişimlere uygun politikaları üretmek için her zaman göz önünde bulundurulması gereken etkenlerdir.
====================================
Bu çözüm önerileri ışığında, toplantıda şu öngörülerde bulunulmuştur:

Karşılaşılan ekonomik problemlere göre değişen dünyada kâr odaklı maksimizasyondan çoklu/katmanlı maksimizasyona geçilecektir. Bahsedilen bu değişimde üç konu, etki alanı açısından daha büyük öneme sahiptir; demografi, iklim değişikliği ve teknoloji. Makro demografik değişiklikler; Batı’daki nüfus artış hızında azalma ve 2. Dünya Savaşı ile Soğuk Savaş arasındaki dönemde doğanların emeklilik dönemine girmesiyle tasarruf eğilimlerinin düşmesi neticesinde tüketim alışkanlıklarının değişime uğramasıdır.

Bunun yanında iklim değişikliğinin neden olduğu iktisadi sorunlar da aydınlatılması gereken diğer konuların en önemlileri arasındadır. İklim koşullarının değişmesi Güney Yarım Kürede yaşam koşullarını kısıtlayacaktır. Bu iklimsel değişiklik ile birlikte Güney Yarım Küre’deki nüfuz artış hızının Kuzey Yarım Küre’ye göre çok daha fazla artış gösterecek olması, güneyden kuzeye ciddi oranlarda insanın göç etme ihtimalini doğuracaktır. 325,7 milyon nüfusa sahip ABD’nin buna nasıl karşılık vereceği konusu küresel değişimdeki bir diğer sorun olarak durmaktadır.

Diğer konu ise teknoloji üretimi ile bağlantılıdır. Teknoloji, özellikle son dönemlerde gündeme sık gelmeye başlayan yapay zekâ ile istihdam biçimini değiştirecek ve bugünkü birçok meslek dalının kaybolması gündeme gelecektir. Bu da iş süreçlerini değiştirecek, işsizlik tehlikeli boyutlara ulaşacaktır. Bu gelişmeler, teknoloji, bilim, toplum, felsefe, etik ve ekonomi arasındaki ilişkilerin yerel temellerde sorgulamaya açılmasını getirecektir.

Bu farklı faktörleri içine alan bir denge arayışı kaçınılmazdır. Türkiye, bütün bunların tam ortasında yer alan ve uygun zeminleri buldukça kendi çıkışını yaratan bir ülke olarak bu değişime uygun politikaları üretmelidir. Türkiye, standart planlar yerine kendine özgü bir tahayyül, kendine has bir model oluşturduğu zaman arzuladığı sıçramayı sağlayabilecektir.

İklim, teknoloji ve demografi değişikliklerini gözeterek Türkiye’nin nasıl politikalar geliştirebileceği/geliştirmesi gerektiği önümüzdeki dönemde düşünce dünyamızı meşgul edecektir. Türkiye’nin önündeki kısa yol haritasında bu zeminin şekillendirilmesi ve düşünsel ortamının oluşturulması gerektiği açıktır.

Türkiye’nin şu anki durumuna baktığımızda bu zeminin teşkili doğrultusunda mevcut koşullar ve güçlükler yaygın olarak bilinmektedir. 2008 sonundaki Küresel Ekonomi Krizi ile birlikte Ekonomi Eski Bakanı Kemal Derviş’in başlattığı programın da parçası olduğu Washington Sonrası Uzlaşı Programı küresel düzlemde fiilen bitmiştir.

2008 Küresel Ekonomi Krizi’ne sebep olanlar, kriz dönemi içindeyken, yoksulluk, göç ve güvenlik sorunlarını getiren neo-liberal modele alternatif bir programa geçilmesi gerekirken, en radikal piyasa ekonomistlerinin bile tercih etmeyeceği ultra liberal bir politika, kaos ortamı içinde uygulanmaya başlamıştır. AB, ABD ve Gelişmekte Olan Ülkeler’de sorunlar yumağı büyümeye devam etmiştir. Türkiye açısından ise üç alanda yapısal sonuç üretmiştir: “ithalata dayalı üretim, tüketim ve ihracat“, “tüketimle sağlanan büyüme“, “tüketimden alınan vergilerle finanse edilen kamu bütçesi“.

Kamu bütçelerinin yüksek performansı başta güçlü görünerek özgüveni yükseltmişse de iktisadi temellerin dinamikleri sebebi ile orta ve uzun vadede zayıflık oluşturabileceği vurgulanmaya başlanmıştır. Bugün bu politikaların sonuçlarıyla mücadele edilmektedir.

Yürürlükteki piyasaya dayalı ekonomi son dönemde büyük ölçüde darbe almış ama terkedilmemiştir. Herhangi bir filtreden geçmeyen aktivizm üzerine inşa edilmiş “çelişkili“ bir iktisat politikası hâkim olmuştur. Oluşabilecek en “çelişkili“ iktisat politikası içerisindeyken sadece analiz üretimi değil, ekonominin kendine özgü mekanizmalarının işlemesi karşısında yapısal reform yapılması da zorlaşmaktadır. Yönetim kadrosundaki iktisatçı yetersizliği bu sorunu daha da pekiştirmektedir.

Bu sorunu besleyen diğer bir mevcut durum, iktisatçılar arasındaki diyaloğun eski gücünü yitirerek kolektif düşünce geleneğinin yok olmuş olmasıdır. Bu mevcut şartlar enflasyon ve faiz tartışmalarının olumsuz olarak yapılmasına neden olmaktadır. Makro iktisat tartışmaları tümüyle mali piyasalar ve analistler üzerinden yürümektedir. Alternatif iktisat politikası tartışması ve çalışması yok denecek kadar azdır.
====================================
Toplantıda, Türkiye’deki mevcut güçlüklerin aşılmasına katkı sağlamak maksadıyla İstanbul İktisat Konuşmaları kurumsalında aşağıda belirtilen altı alanda yapılacak çalışmaların öncelikli katkı sunacağı değerlendirilmiştir:

1. Türkiye’nin, mevcut güçlüklerini aşabilmesi için kendine özgü ekonomi politikaları üretmesi gerekmektedir. Bu minvalde, gelişmiş ekonomileri, bire bir taklit edip başarısız olunması tehlikesi söz konusu iken sadece kendi tarihimize güvenerek diğer gelişmelere ve tecrübelere kulak tıkayıp yeni bir şey ortaya koyma gayreti de aynı şekilde risklidir ve başarısızlığa yol açmaktadır. Dolayısıyla, başkalarının deneyimlerinden de yararlanarak zihniyet ve değerlerin anlaşılması amacıyla yapılacak yerel çalışmalar önem arz etmektedir.

2. Türkiye’nin henüz büyük iktisat teorisi çıkaracak potansiyeli bulunmamaktadır. Üniversite müfredatındaki dünya ve iktisat tarihi, krizleri ve değişimi anlatabilecek yeni ve yeterli bir literatürün yaratılmasına çalışılmalıdır. Bu literatür şu sorulara cevap aramalıdır: Krizlerine rağmen var olan bu sistem nedir, neden sürekli kazanıyor ve her şeye rağmen yaşıyor, aşması gereken önündeki engeller nelerdir? Mülkiyet nedir? Mülkiyet - teknoloji ilişkisi gelecekte toplumu nasıl etkileyecektir? Türkiye ekonomisi nasıl çalışıyor, emek, mal - hizmet piyasaları nasıl çalışıyor? Olup bitenler ekonomide hangi mekanizmaları devreye sokuyor? Bu ve benzeri soruları cevaplayacak çalışmaların yapılması gelecek kuşak araştırmacıların ve iktisatçıların yetiştirilmesi için önem arz etmektedir.

3. Küresel ve bölgesel ekonomiler üzerine serbest konuşma tarzında beyin fırtınaları, kollektif düşüncenin diriltilmesi noktasında yararlıdır. Bu doğrultuda, bu tarz beyin fırtınaları yapılmalıdır.

4. Makro politikalar üzerine yapılacak çalışmalar, analiz üretiminde fikrî katkılar sağlamaktadır. Makro politikaları mercek altına alan çalışmalar, ampirik yönü zengin araştırmalar yapılmalıdır.

5. Büyüme stratejisi, finans, sanayileşme konularında yapılacak makro çalışmalar öneri getirme noktasında faydalı olacaktır.

6. Devlet - piyasa, birey - devlet - toplum, sosyal devlet - piyasa ilişkileri, gelir dağılımı eşitsizliği tekrar gündeme gelecek ve neo-klasik araçlar bu tartışmalarda yeterli olmayacaktır. Dolayısıyla, ilişkileri inceleyecek yeni araçlar ve düşünce haritası gerekecektir. Bu konuda daha geniş çerçevede düşünen bir grup araştırmacı belli alt-sorun grupları halinde bir araya getirilerek karşılaşılan sorunlara cevaplar geliştirilmedir.
İstanbul, 26 Nisan 2018
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.