‘Barış Bağları’ Semineri | SONUÇ RAPORU

Haber

“Barışa Çıkan Bağlantı Yolu” ana teması altında; Lahor Barış Araştırmaları Merkezi (LCPR) ve Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) işbirliğiyle;...

Barışa Çıkan Bağlantı Yolu“ ana teması altında; Lahor Barış Araştırmaları Merkezi (LCPR) ve Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) işbirliğiyle; ve Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM), Pakistan Mezun ve Mensupları Derneği (PAMDER), Balkan Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği (BESADER) ve Pak-Türk Dostluk Derneği (PTF) destekleri ile 05 Mayıs 2018 tarihinde İstanbul Elite World Taksim Otel’de gerçekleştirilen “Barış Bağları Semineri“nin Sonuç Raporu aşağıdaki gibidir:

Kosova, Pakistan ve Türkiye sınırdaş olmamalarına rağmen ortak kültür, tarih ve gelecekleri olan ülkelerdir. Batı’dan (Kosova) Güney Asya’ya (Pakistan) büyük bir coğrafyada bulunan bu üç ülke, kamu diplomasisi yolu ile ilişkilerini daha da artırarak kolektif adım atmalıdır. Bu ülkeler diplomatik, ekonomik ve siyasi entegrasyonu sağlayıp barış için ortak hareket etmelidir.

2. Dünya Savaşı’ndan sonra barışın tesisi için kurulan BM’nin nispî başarısızlığı; Soğuk Savaş, BM Güvenlik Konsey’inin mevcut yapısının adaletsizliği ve hâlen kısmen mevcut olan iki kutuplu düzen gibi örneklerde kendisini göstermektedir. Asya’da ve Afrika’da şiddetin, yolsuzluğun ve istikrarsızlığın had safhada olduğu bu adaletsiz dönemde barışçıl, istikrar sağlayan, güvenli çözüm bulmak bir mecburiyettir. Bu çözüm yolunda ekonomik ve diplomatik işbirliği çok büyük önem taşımaktadır.

Ekonomik kaynakların Doğu’ya kaydığı, iki kutuplu sistemin giderek çok kutupluluğa evrildiği bu dönemde coğrafi açıdan geçiş bölgesinde bulunan Türkiye ve Pakistan ilişkilerini artırmalıdır. Bu ilişkilerle bölgesel ticareti geliştirerek global refaha ulaşılmalıdır. Ekonomik ilişkilerin ilerlemesiyle birlikte medeniyet, barış ve kültüre de katkı sağlanacaktır.

Bağlanırlık; insanların, malların, bilgilerin ülkeler arasında rahatlıkla dolaşmasıdır. Ulaştırma; iletişim ile siber ilişkileri de kapsayan ve tarihi İpek Yolu ile Baharat Yolu’na kadar dayanan bir sistemdir. Bağlanırlık barış için, barış da kalkınma için son derece önemlidir. Barış olmazsa sürdürülebilir bir kalkınma ve toplum gelişmesi olamaz. Bağlanırlık projeleri daha hızlı, ucuz ve teknolojik olmaları sebebiyle tercih edilmelidir. Bugün bağlanırlığın temelini şehirler oluşturur. Şehirler pazarların olduğu yerlerdir ve bunlar birbirine bağlanmalıdır. Yine bağlanırlık için özel ekonomik bölgeler, kümeler, demir yoları, boru hatları inşa edilmelidir.

Bağlanırlık bir bütün olarak fiziksel bağlanırlık, dijital bağlanırlık ve kültürel bağlanırlıktan oluşur. Bu bağlamda Kuşak ve Yol İnisiyatifinin biri deniz, beşi kara yolu olmak üzere sahip olduğu altı koridor, fiziksel bağlanırlığa örnektir. Dijital bağlanırlık ise çeşitli insanları tek bir sosyal ağ platformunda bir araya getirme gücüne sahiptir. Bu güç aynı zamanda teknolojiyi kullanarak hegemonyanın önüne geçebilir. Kültürel bağlanırlık ise medeniyetleri birbirine bağlayan alt başlıktır.

Bugün Kosova’nın da dâhil olduğu 6 Balkan ülkesinin kendi aralarındaki bağlanırlık projesi ve Çin’in öncülüğünü yaptığı Kuşak ve Yol İnisiyatifi projesi, mevcut bağlanırlık örneklerindendir.

Bunlardan ilki olan 6 Balkan ülkesinin bağlanırlık projesi, 5 temel ortaklık üzerinden şekillenmiştir:

1. Batı Balkanlarda ortak ekonomik işbirliği temelinde Serbest Ekonomik Bölgeler oluşturulmuştur.

2. Ortak enerji sektörü ile 6 Balkan ülkesinde ortak enerji kaynakları kullanılması planlanmıştır.

3. Ortak telekomünikasyon ile Batı Balkanlardaki bu 6 ülkenin vatandaşları ek tarife olmaksızın telefonlarını kullanabilecektir.

4. Ortak alt yapı demir yolu projeleri yer almaktadır. Bununla Sırbistan-Kosova ve Kosova-Macaristan birbirine bağlanacaktır.

5. Ortak tanıtım aktiviteleriyle bu 6 ülke haricindeki ülkelerin yatırımlarını çekmek için tek bir “Batı Balkanlılık“ ifadesinin kullanılması amaçlanmıştır. Bunun için bu ülkeler birbirleriyle aynı ya da çok yakın vergiler uygulamaktadır.

İkinci örnek olan Kuşak ve Yol İnisiyatifi, 69 ülkeyi kapsayan, Çin’in alt yapı temelli oluşturduğu çok büyük bir projedir. Bu proje ile insanlar birbirlerine yaklaştırılacaktır. Bu proje, başarısını Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) ve Çin-İran-Pakistan Ekonomik Koridoruna borçludur. Bu sayede Çin, ihtiyacı olan doğal gazı Pakistan-İran doğal gaz boru hattından (Arkadaşlık Projesi) sağlamaktadır. Ayrıca Çin, Pakistan, Rusya, Merkez Asya ülkeleri, Körfez ve Afrika arasında da yine CPEC yoluyla işbirliği sağlanabilir.

Pakistan Maliye Eski Bakanı Dr. Salman SHAH’a göre, bölgemiz sadece bağlanırlık sağlamakla kalmayıp tedarik zinciri bölgesi de olabilir. Arz ve talep sistemi, “tedarik zinciri“ kavramını türetmiştir. Bu kavram mal ve hizmetlerin tüketiciye sunulmasını ifade eder. Barışın ve refahın sağlanması için devletler Bölge’de verimlilik esasına dayalı azami sayıda tedarik zinciri kurmalıdır. Bugünün modern tedarik zincirlerinin kökleri 15. yüzyılda Moğol, Safevi ve Osmanlı medeniyetleri dönemindeki ticaret yolları ve finansmanlarına dayanmaktadır. Pakistan, Türkiye ve Kosova ortak tedarik zincirleri ile imalat, tarım, tarımsal işletmeler, doğal kaynaklar ve madenler gibi pek çok konuda beraber hareket edebilirler. Bunun için global firmalara, STK’lara ve ulaştırmaya ihtiyaç vardır. Bu kurumlar için Bölge’nin cazip hâle getirilmesi; gelişmiş insan, kanun düzenlemeleri, yeni kurumların oluşturulması, okulların sayısının artırılması ve niteliklerinin iyileştirilmesi gibi faktörlerle sağlanmalıdır.

Çin, yatırımlarını Batı Çin’e yapmaktadır. Ancak burada dünyanın merkezi olan Türkiye, Pakistan ve İran eksiktir. Bu bölge jeopolitik konumu gereği çok daha ekonomik bir zincir alanıdır. Dünya nüfusunun %75’ini birbirine bağlayan bu bölgede kurulacak bir zincir çok daha hâkim olacaktır. Türkiye’den Afrika’ya, Pakistan’dan Çin’e inşa edilecek bir bağlanırlık, ekonomik anlamda en uygun proje olacak gibi gözükmektedir.

TASAM Başkan Danışmanı Prof. Dr. Sedat AYBAR, dünyada hâkim iki farklı görüş olduğunu dile getirmiştir. Bunlardan ilki geçerliliğini yitirmekte olan, petrol şirketlerinin büyük bir güç oluşturduğu ve dünya sistemini şekillendirdiğidir. İkinci görüş, günü açıklamaya daha uygun olan ve ABD’deki bir grup tarafından geliştirilmiş olan fikirdir. Buna göre fosil temelli enerji kaynakları tükenmektedir ve gelecek petrol üzerinden şekillenmeyecektir. Yenilenebilir enerjinin nasıl geliştirileceği üzerinde çalışılarak petrol şirketlerinin belirleyiciliğinin önüne geçilmelidir.

Karbondioksit salınımının böyle devam etmesi çölleşmeyi, su kaynaklarının tükenmesini ve artan yoksulluğu beraberinde getirecektir. Bu durum sürdürülebilir olmaktan çok uzak olup değiştirilmeye muhtaçtır. Donald TRUMP’ın ekonomik milliyetçilik temelli projelerinin aksine, teknolojiyi devselleştiren ikinci grubun görüşü başarılı olacaktır. Son derece dinamik olan bu dönemde, bütün üretim sistemlerimiz, endüstrilerimiz değişebilir.

Dönemin dinamizmini; Britanya’nın AB’den çıkıp ABD ile Atlantik ittifakına yönelmesi, Fransa’da MACRON dönemi gibi değişikliklerde gözlemleyebiliriz. Batı dünyası değişmekte ve firmalar artık inovasyonu kullanarak yeni şeyler üretmektedir. Batı kapitalist dünyasının bu gelişimine rağmen bölgemizde alt yapılar ve inovasyonlar yeterli değildir. Bu noktada Kuşak ve Yol İnisiyatifi de sosyal ilişkilerin geliştirilmesinde anlamında eksik gözükmektedir. Batı dünyasında sosyal kurumlar kurulurken; Yol ve Kuşak İnisiyatifi tarımsal, kırsal, geleneksel, devlet müdahalesinin yüksek olduğu, taklit teknolojiler içeren ve tamamlanması gereken parçalara sahip bir projedir ve sosyal ilişkilerden mahrumluğu sebebiyle uzun vadede başarısı tartışılabilir. Nitekim sosyal ilişkiler, inovasyonu ve inovatif zihinleri kendisine çeker.

Türkiye Başbakan Baş Danışmanı Dr. Ömer Faruk KORKMAZ, barışın ekonomiden daha çok sosyal ilişkilerle sağlanacağını söylemiştir. Örneğin Türkiye Somali’ye ekonomik kazançlar için değil sosyal ilişkilerle barışı temin etmek için gitmiştir. Pakistan ve Kosova ile sosyal ve kültürel ilişkiler geliştirilerek barışa ulaşılmalıdır. Ayrıca bu projeye Bosna Hersek ve Arnavutluk da dâhil edilmelidir. Devletlerin çatışmalarının birbirlerinin barışını son derece etkilediği bu dönemde barışa bütüncül bakılmalıdır.

Barış“, kavramsal olarak “savaş“ın tam tersi değildir. Barış, insanların zihinlerinde huzur ve barışın olmasıdır. Barış korkudan ari olmaktır ve özgürlük ve haklardan oluşur. Bağlanırlık ise özgürlük ve hakların sağlanması için gereklidir. Her hak saygıyı hak eder, korunmalıdır ve insanların bu haklarını icra edebileceği olumlu ortamlar yaratılmalıdır.

Askerî harcamaların, sürdürülebilir kalkınma harcamalarının üç katı olduğu bu dönemde çatışmalar büyük ekonomik kayıplara yol açıp, barış için yapılan harcamaların önüne geçmektedir. Çatışma ve ekonomik problemlerin önüne ancak “kapsayıcı kalkınma“ ile geçilebilir. Bunu sağlayabilecek eşitlik temelindeki bir siyasi ve ekonomik mekanizma ise ancak haklar temelinde sağlanabilir.

Türkiye’nin sosyal ilişkilerini, politik ve ekonomik olarak da destekleyerek tarih boyunca sürdürdüğü bir başka bölge ise Balkanlar’dır. Dr Mawludin IBISH’e göre, Türkiye toplumu Balkanlardaki sorunları kardeşlerinin sorunu olarak görmüş ve devlet politikalarını da şekillendirmiştir. Balkanlardaki sorunlar uluslararası camiada iç sorun olarak nitelendirilerek etnik temizliğin, binlerce kişinin öldürülmesinin önüne geçilmemiştir. Kosova’nın bağımsızlığı esnasında ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını düşündüğü bir konjonktürde, Türkiye Kürt ayrılıkçılığı tehdidine rağmen Kosova’yı ilk tanıyan devletlerden olmuştur. Bosna Hersek savaşı için tüm diplomatik ve ekonomik desteğini vermiştir. Hâlen Balkanlar’da mevcut olan sorunların çözümü ise, stabilitenin sağlanması için eğitim, politika, ekonomi alanlarındaki gelişmeye bağlıdır.

Ülkelerin izole bir şekilde yaşayamayacağı küreselleşen dünyada 21. yüzyılın, Asya üzerinden şekilleneceği gözlemlenmektedir. Asya’da barış ve beraberinde getireceği başarı; ülkelerin ve milletlerin acılarını unutup birbirlerini kucaklamasına bağlıdır. BM’nin yetersizliğinin aşikar olduğu bu dönemde çatışma konularıyla ilgili ortak bir konsensus oluşturulmalıdır. Bu bağlamda buna uzun yıllardır ihtiyaç duyan ve aciliyetini koruyan çatışma bölgeleri; Filistin, Kaşmir, Suriye, Afganistan ve Yemen’dir.

Bağlanırlık; politikaların koordinasyonu, alt yapı bağlantıları, zihinsel koordinasyon, sermayenin kolay akışı ve insanların kolay dolaşımı alanlarına doğru genişletilmelidir. ulusal ve bölgesel çatışmalar dindirilmeden ekonomik gelişme mümkün değildir. Barış ve kalkınma birbirlerini destekleyen iki unsurdur. Son olarak Asya, tarihini de hatırlayarak kendi kaynaklarını kendisi üretmeli ve kendine yeterlilik anlamında farkındalık sahibi olmalıdır.
İstanbul, 05 Mayıs 2018
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2608 ) Etkinlik ( 195 )
Alanlar
Afrika 70 618
Asya 87 1012
Avrupa 18 628
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1341 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1286 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 508
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1990 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1990

Uluslararası mecrada bir “Türkiye Markası” hâline gelen Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi, TASAM 2004-2021 Faaliyet Raporu’nu güncelleyerek yayımladı.;

Fransa’da yaşayan ve Goncourt Akademisi Edebiyat Ödülü sahibi olan meşhur Lübnanlı yazar Amin Maalouf, 07 Mayıs 2021 Cuma saat 21.00’de Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü ve King’s College Turkish Society tarafından gerçekleştirilen çevrim-içi söyleşinin konuğu oldu.;

Türkiye - Güneydoğu Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Mısır ile kopan ilişkilerimiz yeniden düzelme sürecine girerken geçmişten güne bakarak geleceği düşünmek faydalı olabilir. Mısır ile müzakerelerde hangi kalemler üzerinden konuşacağımız devletlerin kendi maslahat algıları çerçevesinde gelişecektir. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Hollanda ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede daha fazla karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu bağlamda sektör temsilcilerin...;

1990’ların başlarında Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Sovyetler Birliği ve Yugoslavya gibi devletlerin dağılmasıyla birlikte, toprak kazanımı, güç mücadelesi ya da etnik hâkimiyet kaygılarının tetiklediği iç savaşlar yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreçte BM bu duruma bigâne kalmayarak, Irak, Somali, H...;

Türkiye - Güney Asya Stratejik Diyaloğu; karşılıklı potansiyellerin ve mevcut işbirliklerinin nasıl stratejik bir işbirliğine dönüştürülebileceğini ortaya çıkarmayı hedeflemekte ve stratejik zeminin kapasite inşasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.;

Avrupa Birliği (AB) ve Birleşik Krallık (BK) arasında 30 Aralık 2020 tarihinde imzalanan “Ticaret ve İşbirliği (TCA) Anlaşması” 30 Nisan 2021 itibarı ile yürürlüğe girdi. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.