İran’da Neler Oluyor Neler Olabilir?

Makale

Son birkaç gündür İran’da yaşanan sokak protestoları kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü İran nükleer enerji çalışmalarından, uzun menzilli roketler ile başta İsrail olmak üzere bölgesel ...

Giriş

Son birkaç gündür İran’da yaşanan sokak protestoları kimseyi şaşırtmamalıdır. Çünkü İran nükleer enerji çalışmalarından, uzun menzilli roketler ile başta İsrail olmak üzere bölgesel tehdit unsuru haline gelirken, aynı zamanda Lübnan’da Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de, Katar’da ABD, İsrail ve Suudi Arabistan’ın siyasi ve askeri etki alanını daraltıcı politikalar izlemektedir. Etnik açıdan % 44’ü Farslı, % 33 Azeri Türkü olan İran, mezhepsel olarak % 90’ı Şii % 8’i Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır. İran petrol rezervleri açısından dünyanın dördüncü ülkesidir. Batılı petrol şirketleri ve finansal sisteminin kontrolündeki Şahlık rejimi 1979’da yıkılmıştır. Şahlık rejimin yıkılmasına, gelir dağılımındaki bozukluk, işsizlik, yoksulluk, özgürlük ve nihayet adaletsizlik gibi önemli toplumsal gereksinimler sebep olarak gösterilmiştir. 1979’da kurulan rejim ise tamamen Şeriat ve Şii mezhep esasına dayanan siyasi bir sistem olarak öne çıkmıştır. Suudi Arabistan’ın Selefi tabanlı Şeriat esasına alternatif olarak Ortadoğu’da yerini almıştır. İran toplumu yaklaşık beş bin yıllık kadim bir medeniyet ve kültüre sahip özgün bir halkı temsil etmektedir.

İran’ın her iki dünya savaşında da İngilizler tarafından işgal edildiğini unutmamak gerekir. Birinci işgal Çarlık Rusya’sını, ikinci işgal ise Bolşevik Rusya’yı desteklemek için yapılmıştır. İran halkının genetik şifrelerinde inancın özgürlük ile harmanlanmış bir yapı olduğu söylenebilir. Bu bağlamda dini ve yaşamsal özgürlükler İran halkı için vazgeçilmez olarak nitelenebilir. Ayetullahlar, yani fetva verme yetkisine sahip kişilerce kurulan bu yeni sistemi yönetenler, sadece İran halkı için değil çevredeki tüm Müslümanlar için de bu yetkiyi kullanabileceklerini zannetmişlerdir. Rejim, ABD emperyalizminin tuzağı ile kuruluşundan iki yıl sonra 1981’de Irak’la 8 yıllık uzun bir savaşa tutuşturularak sarsılmaya çalışılmıştır. Bu savaş aslında yeni rejimin güçlenmesi, daha otoriter yetkilerle donatılmasını ve halkın rejimin yanında durması yönleri ile Ayetullahlara avantaj sağlamıştır. Çünkü savaşlar, siyasetçilerin sorumluluklarının en aza indiği dönemlerdir. 1932’de kurulan Suudi Arabistan ile 1925’de resmiyet kazanan Şahlık rejimi mezhep temelinde sürekli bir rakip haline gelmişlerdir. Bugün gelinen noktada iki ülke Ortadoğu’nun her alanında dolaylı bir ciddi çatışma içindedirler. Ve bu iki ülke birbiri ile el sıkışmadıkça hem Ortadoğu’ya barış gelemeyecek hem de ABD ve Batılı müttefiklerin Müslüman dünyasını istismar etmesi ve birbirini kırdırması sona ermeyecektir.


İran’daki Karışıklıklar Gerçek mi, Yalancı Bahar mı?

Konjonktüre ve jeopolitik kıstaslara göre İran, durdurulması gereken bir güce ve etki alanına erişmiş durumdadır. Bu nedenle başta ABD ve İsrail istihbarat örgütleri olmak üzere protesto gösterilerinin organize edildiği söylenebilir. Batı basınına göre göstericilerin talepleri giderek çeşitlendi. Başlangıçta göstericilerin ana gerekçelerini yaşam standartlarının düşmesi, işsizlik (% 12) ve yükselen gıda fiyatları etrafında şekillenen ekonomik endişeler oluşturuyordu. Gösterilerin üçüncü gününde protestocuların dinci diktatörlüğe ve politikalara son sloganları da atıldı. Hatta kadın göstericilerin bazıları Hamaney’e ölüm diye bağırdı. Bazıları da hükümetin yolsuzlukları üzerine yoğunlaştı. Yani göstericiler İran’da rejim değişikliği talep ediyorlar. Bu talep ABD’nin, İsrail’in, NATO’nun ve Körfez İşbirliği Ülkelerinin (GCC) kesinlikle istediği bir şeydir. Dini temelli protestoların, kadınlara türban konusunda yasal gevşetme uygulandığı bir döneme denk gelmesi dikkati çekmektedir. Bazı göstericiler de Filistin’de Gazze’de, Lübnan’da ne işimiz var. Ben canımı sadece İran için veririm sloganları atmıştır. Bu söylemler de ABD, İsrail, NATO ve GCC’nin tam olarak istediğidir. İsrail Ulusal Güvenlik yetkilileri ile ABD arasında yaklaşık bir ay önce İran’a karşı uygulanacak strateji hakkında gizli bir görüşme yapılmıştı. [1]

İran’ın 2009’dan bu yana ekonomik ambargo ve yaptırımlar altında kalması nedeniyle düşen gelirleri ve ekonomik zorlukları bilinmektedir. 2012 yılında İran uluslararası bankacılık sisteminden (SWIFT) çıkarılmış, Başkan Obama İran’ın 100 milyar dolarını dondurmuştu. [2] Son iki yıldan bu yana kaldırılan yaptırımlar Gayri Safi Hasılada (GSH) önemli artışlar sağladı. Ancak bunlar içerdeki ve dışardaki kontrolsüz harcamalar nedeniyle topluma yansıtılamadı. Teslim etmemiz gereken en önemli gerçek; 36 yıldan bu yana devam eden dinci rejimin mutlak başarısızlığıdır. Küresel gerçekler ve insanın, özellikle özgürlükçü kadim bir kültürün temsilcisi olan İran halkının baskılı bir yaşam tarzını kabul etmeyeceğinin dikkate alınması gerekirdi.

Diğer yandan İran’ın geniş bir çerçevede yürüttüğü çok yanlı ABD, İsrail ve S. Arabistan karşıtı doğrudan ve dolaylı aktif dış politika uygulamaları da oldukça masraflı olmuştur ve olmaya devam etmektedir. İran rejiminin bu stratejiyi İran halkının refahından ziyade kendi varlığının ve dinsel ideolojisinin devamı için bir zorunluluk olarak gördüğü söylenebilir. Destek verdiği ülkelerin ABD ve İsrail’in kontrolü altına girmesi halinde tehlikenin kendi sınırına dayanma riski rejimi fazlasıyla endişelendirmektedir. Bu bağlamda İran’ın güvenlik endişeleri ekonomik kalkınma ve refahın önüne geçmiştir.


Göstericilerin Arkasında Kim Var?

Göstericilerin arkasında ABD ve İsrail yanlısı güçlü bir organizasyonun olduğu ispat edilemeyen ancak olasılıkları yüksek emareleri olan bir gerçektir. Ölümü göze alan çoğunluğu gençlerin oluşturduğu göstericiler sadece ekonomik ve özgürlük talepleri ile meydanlara itilebilir mi? Daha sonra rejimi hedef alan siyasi istekler nasıl açıklanabilir? ABD’nin derhal göstericilere arka çıkması ve konuyu BM Güvenlik Konseyine taşıması da ABD’nin sorunu uluslararası bir baskı aracına dönüştürme manevrası olarak düşünülmelidir. Böylece İran’a karşı yaptırımların sertleşmesi yanında Libya’da ve Yugoslavya’da olduğu gibi İran’a da askeri güç kullanmanın hukuki alt yapısını hazırlama amacında olduğunu düşünmek gerekir.


İran Kimler İçin Neden Tehlikeli Bir Ülkedir?

ABD için;
· Petrol ve diğer ticaretini Amerikan doları dışındaki para birimleri ile yapması,
· Irak’taki merkezi hükümet üzerinde etkili olması,
· Yemen’de Hussi’leri destekleyerek Yemen’deki zengin petrol ve doğal gaz yataklarını İran’a kaptırma olasılığı,
· Rusya ve Çin ile her alanda stratejik işbirliği yapması, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye olmaya çalışması[3]
· Dünya petrol taşımacılığının % 40’ının geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kontrol etmesi
· ABD emperyalizmine her alanda karşı çıkarak benzer ülkeler için kötü örnek oluşturması tehdit olarak algılanmaktadır.

İsrail için;
· Siyonizm’e ve İsrail yayılmacılığına doğrudan karşı çıkan tek Müslüman ülke olması
· Tel Aviv’e kadar ulaşabilen füzelere sahip olması
· Nükleer silahlara sahip olma gayretleri
· Lübnan’daki İran destekli Hizbullah’ın 2006’da İsrail’i püskürtmesi tehdit olarak algılanmaktadır.

Suudi Arabistan için;
· Selefi ve Sünni gruplara destek veren Suudi Arabistan’ın siyasi ve ekonomik üstünlüğünü Şii gruplara destek vererek kırmaya çalışması
· Yemen’de Hussilere, Bahreyn’de Şii çoğunluğa (% 70), Suudi Arabistan’daki % 17 oranındaki Şii gruplara verdiği destekle S. Arabistan’ın güvenliğine tehdit yaratması
· Körfez’de gaz üretiminde Katar ile işbirliği yapması tehdit olarak algılanmaktadır.


Karışıklıklar Saatli Bomba Tesiri Yaratabilir

İran’daki karışıklıkların yeniden Batı yanlısı Şah rejimine benzer bir rejime evirilmesi ancak ciddi sonuçları olan bir savaşla mümkün olabilir. Hali hazır rejimin güçlü güvenlik sisteminin buna izin vermeyeceği yüksek bir olasılıktır. Ayrıca göstericilerin böylesine bir savaşı doğuracak organizasyona sahip olup olmadıklarını zaman gösterecektir. Ancak ciddi bir kriz ve çatışma hem dünya enerji piyasalarını, İran da dâhil Körfez’den petrol ve gaz ihraç eden tüm Körfez ülkelerini ekonomik olarak sarsacaktır. Krizin bölgede gerçek bir askeri güç kullanımına tırmanması halinde ( Bu durum ABD ve İsrail’in münferit veya birlikte güç kullanması halinde mümkün olabilir) İsrail’e İran füzelerinin atılması, örtülü ve gizli operasyonları yapılması (sabotaj, kimyasal silah kullanımı) gündeme gelebilir. Körfez’deki petrol kuyuları ve gaz yataklarındaki yangın yıllarca sürebilir.


Sonuç

İran’da Sokak gösterileri ile devam eden olayların tırmanması bölge ülkeleri için çok riskli sonuçlar doğurabilir. İran yönetimin süratle daha özgürlükçü ve gelir dağılımını iyileştiren politikalara yönelmesi gerekmektedir. Bu bağlamda ABD ve İsrail’in de İran’ın geleceğine İran halkının karar vereceği barışçı ve yine ekonomik yaptırımlı bir strateji izlenmesi gerekiyor. Bu ortamın sağlanmasında İran üzerinde etkili olan Rusya ve Çin’e de büyük görev düşmektedir. Suudi Arabistan’ın da artık ABD güdümündeki politikaları bir kenara bırakıp, daha rasyonel bir strateji izlemesi kendi varlığının devamı için zorunludur. Türkiye için İran protestolarına iki bakış açısı geliştirmek mümkün olabilir. Birincisi laik ve özgür bir toplum cennet ülkemizin güvencesi olduğu, ikincisi ise makroekonomik dengelerden daha önemli olan, yani daha adil bir gelir dağılımını hedef alan mikro ekonomik dengelere dikkat edilmesidir.

[1] Brandon Turbeville, What The Hell Is Happening In Iran? December 31 2017 https://www.activistpost.com/
[2] Chris Kanthan, Iran Protests Through The Prism Of Geopolitics January 3 2018
[3] Çin İran’a 25 milyar dolarlık yatırım yapmaktadır. Rusya ile İran yeni bir bankacılık sistemi üzerinde çalışmaktadır. Ayrıca Rusya 1200 km uzunluğundaki İran Hindistan gaz boru hattının yapımını üstlenmiştir.
Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2646 ) Etkinlik ( 217 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1037
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 9 286
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2000 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 2000

Gerçekleşen her göç hareketi nedenleri ve sonuçlarıyla sadece göç eden toplumu değil, göç edilen toplumu da etkilemektedir. Suriye İç Savaşı sonucunda Türkiye’ye sığınan ve “Geçici Koruma Altına” alınan Suriyelilerin sayısı resmi rakamlara göre bugün 3,5 milyondur. ;

ABD ise geniş yüzölçümü, 330 milyonu yakın nüfusu, sanayileşme ve teknolojide elde ettiği ilerleme, büyüyen ve gelişen ekonomisi, doğal kaynakları, demografik yapısı, Birleşmiş Milletlerdeki veto gücü, IMF ve NATO içerisindeki yeri, uluslararası alandaki saygın konumu ile tüm dünyanın dikkatini her ...;

16. asrın ortalarında doğu istikametinde genişleyerek kadim Türk coğrafyasını işgal etmeye başlayan Rus Çarlığı 17. asırda Kuzey ve Doğu Asya’da yayılmaya devam etmiştir. ;

Küreselleşmenin ve gelişmiş iletişim teknolojilerinin dünyanın çehresini değiştirmesiyle uluslararası ilişkilerin devletlerarası ilişkiler ile tanımlı olduğu dönem sona ermiştir. ;

Askeri teknolojiye ağırlık veren Rusya, derin uzay aktiviteleri tam gaz devam ederken Amerika ve Çin’in gerisinde kaldı. Eski uzay gücü Sovyetler Birliği’nin mirasına Rusya sahip çıkamadı. ;

Savunma ve güvenlik alanında değişen parametrelerinin sağlıklı yönetilmesi için ilgili çalışmaların muasır ve üstü boyutlara taşınmasına, kamu bilinci oluşturulmasına ve Türkiye ile diğer ülkeler arasında güvenlik temalı ağlar kurulmasına stratejik katkı sunan Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü int...;

“Değişen devlet doğası” temelinde ulusal ve uluslararası güvenlik konuları ile küresel yönetişim mekanizma ve kurumlarını her yıl ayrı bir gündemle tartışmak üzere İstanbul merkezli oluşturulan İstanbul Güvenlik Konferansı’nın resmî internet sitesi ve adresi yenilendi.;

Dr. Serkan Cantürk’ün “Konvansiyonel Kalkınmadan Dijital Kalkınmaya Türkiye” isimli kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...