Mısır Katliamının Gösterdiği

Yorum

Mısır Kuzey Sina Vilayetinde yaşanan kanlı terör saldırısı gözleri bu kadim ülkenin bu kritik mekânına çevirdi. ...

Mısır'ın Kuzey Sina Vilayetinde yaşanan kanlı terör saldırısı gözleri bu kadim ülkenin bu kritik mekânına çevirdi. Gazze sınırına yakın Ariş kentinin batısındaki Bir el Abed’de bulunan El Ravdah Camisi’ne DAEŞ tarafından 24 Kasım 2017’de Cuma namazı esnasında düzenlen bombalı saldırıda 27’si çocuk 305 kişi ölmüş 100’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı. Vahim saldırı sonrası Türkiye’de 27 Kasım Pazartesi günü bir günlük milli yas ilan edildi ve bayraklar yarıya indirildi. Mısır’ın Suriye’den giriş kapısı olan, aşiret nizamının hâkim olduğu ve tarihi boyunca merkezi yönetimlerle mesafeli olan Sina’da neler oluyor? Öncelikle gelişmelerde de etkili olan buranın aşiret yapısını çok kısa hatırlamak faydalı olacaktır.

Kurak bir arazi olarak görünen Sina Yarımadası hem kaynakları hem de konumu itibariyle önemli bir bölgedir. 1550’lerde Sina’da sekiz civarında kabile vardır. Merkezi Sina’da Terabinler hac yolunu kontrol etmektedirler. Bunun yanında Vuhaydat ve Rutaymat kabileleri vardır. El-Ceziri’ye göre diğer beş kabile ise Ahayvatlar, Beni Ukbalar, Havetatlar, Massidler ve Suvarkahlardır. Osmanlı Devleti bölgeye geldiği sırada ise hac yolu üstünde merkezi Sina’da Terabinler, Ahayvatlar ve Havetatlar vardı. Terabinlerin Sina’ya gelişleri XIV. yüzyılın sonları ya da XV. yüzyılın başlarıydı.

Hülasa Sina, birçok kabilenin yaşadığı ve son derece stratejik bir yarımada konumunda olmuştur. Uzun yıllar boyunca yarımada ve çevresinde yaşayan kabileler merkezi otoriteden uzak kalmışlardır. Coğrafyanın kendilerine sunduğu imkânlar da bölgede yaşayan kabilelerin merkezi bir otorite altına girmemelerinde etkili olmuştur. Bölgede birçok kabile yaşamasına rağmen en dikkat çekenleri Havetatlar, Terabinler, Tiyahahlar ve Tovarahlardır. (Bkz. Durmuş Akalın, (Sina’da Yaşayan Kabileler Ve İngilizlerin Sina İlgisi Karşısında Osmanlı Devleti (1841-1914), Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 2014, 5-38)

İşte eski zamanlardan beri kabile nizamı altındaki ve muvazaalı bir yer olan Sina bölgesindeki el Ariş şehrindeki Ravda Camii’ne Cuma günü düzenlenen ve en az 305 ölüme yol açan vahşi saldırı ile terörün acımasız ve cani yüzü bir kez daha görüldü.
***
Mısır’da bu saldırı neden oldu, kimin işine yarayacak sorusu kim yaptı meselesinden daha önemli bir durumdadır.

Bu vahşi olay ardından gözler DAEŞ’e yöneldi. Bu cümleden Ensar Beytü’l-Makdis örgütü Bağdadi’ye biat ettikten sonra Sina vilayetinde faaliyetlerine başlayınca DAEŞ burada etkin olma sürecine girdi. Olayın yaşandığı Ariş ise Mısır’ın kıta olarak başladığı ve kapısı hükmünde bir yer olmanın ötesinde DAEŞ faaliyetlerin en yoğun olduğu bölge olarak dikkat çekmekteydi. Bu cümleden bölgedeki Hristiyanlar ve Sufi çevreler bu terör şebekesinin iç hedefi olarak belirlenmiş bulunuyordu. Ezcümle burada bu saldırının yaşanmış olması sürpriz bir gelişme değildir. Öte yandan saldırı sufi bir aşiret üzerine gerçekleşti ki el-Kaide 2012’de Mali’de, DAEŞ Pakistan’da daha önce sufiler üzerinde saldırılar düzenlemişlerdi. Teorik boyutta sufizme soğuk bakan selefi yaklaşımı benimseyen DAEŞ bu sebepten bölgenin sufi gruplarını hedefe koymuştu. Tüm bu sebepler ortasında ne yazık ki Mısır tarihinin en büyük ve kanlı saldırısı bu sufi çevreler üzerine bir Cuma namazı sırasında en vahşi bir şekilde icra edildi. Bundan önce DAEŞ’in üstlendiği 9 Nisan 2017 Mısır'ın kuzeyinde Garbiye'ye bağlı Tanta şehrindeki Saint George Kilisesi'nde meydana gelen patlamada ve İskenderiye’de St. Mark Kıpti Ortodoks Kilisesi önünde intihar saldırılarında 40 kadar kişi hayatını kaybetmişti. 26 Nisan’da ise Kıptilerin otobüsüne düzenlenen saldırıda 28 kişi hayatını kaybetmişti. Görüleceği üzere Mısır’daki DAEŞ terörü geniş hedef kitlesi içindeki toplum kesimlerine saldırıyor. Lakin bu saldırıların hedefe konulmuş olan bu gruplar üzerine yapılması, güvenlik ve istihbarat zaafıyla alakalı gelişmeler olarak değerlendirilebilir. Bu durum Sisi muhalifleri için bir eleştiri unsuru olarak öne çıkıyor.

Bu vahşi saldırı sonrası Mısır basınına bakılacak olursa, buradaki yorumlara göre Mısır siyasi, iktisadi, turizm ve hatta su konusunda baskı altında bulunuyor. Orta Doğu ve Arap coğrafyasında son derece önemli durumda olan bu ülke sınırlandırılmaya ve baskılanmaya çalışıyor. Son dönemde Mısır’ın istikrarı yakalaması, terörle kararlı mücadeleye girişmesi, güvenliğini yeniden sağlaması sonrasında bölgesel olarak etkili olmaya başlaması bu saldırının sebepleri arasında gösteriliyor. Mısır’ın bu bahsedilen aktif siyasetinin en iyi görüldüğü yerlerden birisi doğuda Libya’dır. Mısır’ın Libya üzerinde şekillendirici tesiri, terörle Libya’nın mücadelesine katkısı ve devlet olarak yeniden toparlanmasındaki etkisi bu siyakta sayılabilir. Bunun yanında Mısır, batıda, Filistin dosyasında da Hamas ve Fetih’i birleştirici çalışmaları, Batı Yakası ve Gazze’nin bütünlüğüne büyük katkısıyla, kuzeyde ise Akdeniz’deki enerji çalışmaları özellikle gaz konusundaki girişimleri, burada bulunan gazın Mısır’ı çok daha güçlü ve etkili hâle getirecek olması gibi sebeplerle Sina’daki bu saldırının söz konusu olduğu Mısır bakış açısının yorumları arasında geçiyor. Mısır’ın son dönemindeki gelişmelerinin bu saldırıya sebep olduğu, Mısır’a düşman dış ve iç odakların bunu planladığını ileri süren bu okuma ve açıklamalar kendi bağlamında burada derkenar edildi.

Mısır basınında, New York Times’ın bu olayı Mısır’ın terörle mücadelesinin fiyaskoyla neticelenmesi olarak görmesi, Guardian’ın Mısır’ın terörle mücadele tarzını değiştirmesi gerektiğine dair haberleri teröristler lehine bir talep olarak gördükleri gerekçesiyle bu gazetelere karşı eleştirel fikirler de görülüyor. Bu bakımdan, saldırının bir tarafıyla Sisi’yi hedef alarak onun güvenliği sağlamakta eksik kaldığını göstermek suretiyle bir yandan yıpratılması öte yandan ise belirli bir amaca ikna edilmesi veya eğilmesi noktasında olup olmadığı sorusunu hatıra getiriyor.

Mısır basınının konuyu ele alınışındaki dikkate alınması gereken önemli noktalardan biri de bölgenin geri kalmışlığına işaret edilmesidir. Başlıca yorumlarda bölgenin gelişmemiş olması, sözde kınamalar dışında bölgenin kalkınması için bir şeyler yapılıp buranın teröre teslim edilmemesi gerektiği uyarısı öne çıkıyor. Bölge, ya terör odaklarına kalacak veya “şenlendirilerek“ bu sıkıntılar batağı kurutulacak… Yapılan yorumlarda Mısır’ın terörle mücadelesi ve bölgenin kalkınması meselelerinin birlikte ele alınması zaruretine dikkat çekiliyor. Bölgenin kanayan yaraları olan siyasi istikrarsızlık ve bölünmüşlüğün, cehalet ile fakirlik hastalığının bir kere daha baş göstermesinin ana etkeni olarak ortaya çıktığını yaşanan son bombalama olayı da teyit ediyor.

Bu saldırının mesajlarından birinin topluma olduğu ve devletin kendilerini koruma gücü bulunmadığı algısının yerleştirilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Gerçekten saldırıya uğrayan aşiretin devlet yanlısı sufi bir yapı olduğu göz önüne alınırsa bu korkunç saldırıyla bölgede bahsedilen amacın gerçekleştirilmeye çalışıldığı ifade edilebilir. Ayrıca Sina bölgesindeki istikrarsızlık ve çatışmalar yoluyla buranın devlet kontrolünden çıkarılması çabası ve DAEŞ’in bölgede şiddetle varlığını kabul ettirip Irak ve Suriye’de olduğu üzere alanı boşaltarak buralarda var olmaya çalıştığı da ifade ediliyor. Bu hareketle DAEŞ’in Sina bölgesinin kendi alanı olduğu, diğer terör oluşumlarına, özellikle bazı hareketleriyle kendisini rahatsız eden el-Kaide’ye mesaj verdiği ifade edilmekte. Hülasa Sina bölgesinde devletle halkın arasını açarak, devletin gücünün burada tartışmalı kılmak isteyen çevrelerin bölge halkını şiddet yoluyla diz çöktürmek, diğer terör unsurlarına ise bölgesinden uzak kalmaları mesajını vermek maksadıyla bu faaliyetin gerçekleştiği öne sürülüyor. Bölgede yer alan et-Terâbin, el-Beyadiyye, es-Sevârika gibi kabilelerden gelen açıklamalara dayanılarak DAEŞ’in bu mesajının amaçlananın tersine bir tepki doğuracağı da ileri sürülmektedir.

Bu noktada DAEŞ’in Suriye’de alanı boşaltarak PYD’ye yer açması benzeri olarak Mısır’da da Sina bölgesinde böyle bir boşalmaya yer açarak İsrail’in planı dâhilinde Filistinlilerin buralara yerleştirilmesi suretiyle yeni bir düzenin hedeflendiği de bu saldırı sonrası dillendiriliyor. Daha önceki terör saldırılarında HAMAS’ın suçlanması, Refah kapısının kapanması gibi Filistinlileri olumsuz etkileyen sonuçları olan Mısır terör hadiseleri gelecekte daha vahim neticelerin kapısını çalıyor gibi duruyor.

Bu saldırı üzerinden düşünülürken, terörün bilinen “şiddet üzerinden varlık gösterme“ hedefi de akla geliyor. Irak ve Suriye’de etki ve varlığını yitiren örgütün, böyle büyük ve kanlı bir saldırı üzerinden eylem kabiliyetini göstererek tükenmediği mesajını verip bölgede amaçlarını gerçekleştirmeyi ve ilaveten destekçilerine kanlı bir gösteri yapmayı da düşünmüş olması ihtimaller arasındadır. Bölgedeki aşiret nizamı içindeki yapıları bu tip saldırılarla şiddetin içine çekerek kaosu daha derinleştirerek amaçlarına ulaşmak maksadı da bu açıdan öngörülebilir.

Saldırının İslâmi görünümlü İslamofobik tüm saldırılarda olduğu gibi piyasanın bezirgânlarına durumdan vazife çıkarma imkânı sunduğu da dikkate alınmalıdır. İsrail Ulaştırma ve İstihbarat Bakanı Yisrael Katz (Likud) twitter’da “Sina’daki Camide yapılan terör saldırısında öldürülen düzinelerce insanın ailelerine başsağlığı dileriz... Yahudi ulusu, Mısır, bölgedeki diğer ülkeler ve uluslararası arena ile radikal İslam terörüne karşı omuz omuza duracaktır“ paylaşımını yaptı. Katz ayrıca İbranice yazdığı açıklamada, “Radikal İslam fark gözetmeksizin saldırıyor ve Müslümanları da öldürüyor. İran’ın Şii terörizmine ve İslam ulusunun Sünni terörüne karşı bölgesel bir cephe oluşturma zamanıdır“ sözleri bu saldırı bağlamında dikkatle okunabilir. Bu bağlamda ılımlı İslam faaliyetlerini başlatan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Mısır'ın Sina Yarımadası'ndaki Camiye yapılan ve üçyüzden fazla kişinin öldüğü saldırının, terörizmle mücadele için İslam ülkeleri arasında kurulan 'İslam Ülkeleri Terörle Mücadele Koalisyonu'nu güçlendireceğini söyledi. Bu zaviyeden bölgesel güçlerin yeni projeleri ve aşırıcılıkla mücadele konusunda bu olayı bir manivela gibi gördükleri de anlaşılıyor. “Bu saldırı acaba Sisi’nin Suud-İsrail yaklaşımının Lübnan’ı karıştırma planlarına karşı duruşunun bir sonucu mudur?“ demeden edemiyor insan! Sisi’nin Lübnan ve bölge konusunda vereceği karşılık, gelecek günlerde bu mesaja Mısır’ın mukabelesi olarak okunmalıdır.

Ülkemizin bir günlük yasla karşıladığı bu elim hadise Mısır ile tarihi ve kültürel bağımızı göstermesi ve Mısır halkıyla duygusal birlikteliğimizi ortaya koyması bakımından son derece manidar oldu. Bu olay iki ülkenin terörün hedefi olmaları hasebiyle işbirliğini geliştirerek bölge için müşterek çalışmalarının gerek ve önemini de ortaya koymuştur.

Sisi’nin, polis ve askere verdiği "Bölgede üç ay içinde terörün kökünü kazıyın!" talimatı netice sağlar mı göreceğiz. Sisi, Mısır’ın bölgedeki gücünü emniyet tedbirleri dışında sair sosyal açılımlarla da göstermek zorundadır. Buna yönelecek mi yoksa güvenliği önceleyen tedbirlerle bu büyük felaketi telafiye mi çalışacak bunu gelecek gösterecek, umarız DAEŞ’le mücadelesi İhvan'la olduğu kadar samimi ve içten olur. Değilse Mısır’ın bölünmesi babındaki projelere dair ortaya atılan düşünceler Sina ve bütün Mısır için daha çok bedellere mal olabilir.

Meseleye dair göze ve akla dokunanlar şimdilik böyle. Elbette son söz hayatını kaybeden masum Mısırlı kardeşlerimize dairdir; ölenlere rahmet dilerken, yaralılara acil şifalar temenni ediyoruz.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2598 ) Etkinlik ( 190 )
Alanlar
Afrika 69 617
Asya 84 1007
Avrupa 17 625
Latin Amerika ve Karayipler 13 65
Kuzey Amerika 7 284
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1340 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 280
Orta Doğu 21 592
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 174
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1285 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 507
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1989 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1989

İstanbul İktisat Kongresi, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi TASAM tarafından “Geleceğin Ekonomisinde Türkiye ve Sosyal Ahlak Kodu“ ana temasıyla 09-11 Aralık 2021 tarihinde gerçekleştirilecek.;

Yaratılışından bugüne üzerinde yaşayan insanların tümünün, Tek Bir Dünya olarak düşlediği bu gezegen üzerine, çok sayıda kuramlar ve tezler üretilmiş. ;

Çok boyutlu şekillenen dünya güç sistematiği içerisinde Türkiye - Fas ilişkilerinin ideal bir noktaya taşınabilmesi için, yalnızca siyasi ve stratejik temelli değil, her parametrede karşılıklı derinlik oluşturacak bir yapıya doğru yönelinmesi gerekir. Bu noktada, ‘Türkiye - Fas Stratejik Diyaloğu’nu...;

“Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin-Türkiye İşbirliğinin Geleceği“ başlıklı çok taraflı çalıştay “Kuşak ve Yol, Ticaret, Turizm, Yatırım, Finans ve Teknoloji“ teması ile 12 Nisan 2021 Pazartesi günü, Hilton İstanbul Bosphorus Oteli’nde gerçekleştirilmiştir. ;

Aktör ve otoriteleri stratejik boyutu da kapsayan bir yaklaşımla bir araya getirecek olan Türkiye - Endonezya Stratejik Diyaloğu önemli bir işlev görecektir.;

21’inci yüzyıla Avrupa yeni güvenlik sorunları ile girmiş ve bu da güvenlik ilişkileri ve kurumsal yapılar açısından çok farklı belirlemeleri ve gelişmeleri gündeme getirmektedir. Bu durum, mevcut uluslararası kuruluşların çoğunun rol ve fonksiyonlarını değiştirmekte, bazılarının yok olmasına neden ...;

Çin ve Türk otoritelerinin işbirliği/katkıları ile sürdürülen Proje kapsamında “Çin’in Başarılarının Sırrı | Çin Türkiye İşbirliğinin Geleceği” Çalıştayı İstanbul’da yapıldı.;

1789 yılından bu yana kıta ile ilişkileri bulunan ABD’nin dış politikasında Afrika’nın hiçbir zaman bu politikaların merkezinde bulunmadığı ve uzun bir dönem Afrika ülkelerine üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmediği görülürken, buna karşın 1840’lı yıllarda bağımsız Liberya’nın oluşumuna önemli k...;

2. Uluslararası Akdeniz Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

2. Uluslararası Karadeniz - Kafkas Kongresi

  • 28 Eyl 2022 - 30 Eyl 2022
  • CVK Park Bosphorus Oteli -
  • İstanbul - Türkiye

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

1982 Anayasası'nın defalarca değişikliğe uğramasına rağmen iskeletinin değiştirilememesi nedeniyle Türkiye'nin yeni bir anayasaya gereksinimi olduğu konusunda kamuoyunda genel bir konsensüs bulunmaktadır.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.