Göçebeliğin İntikamı*

Makale

İnsanoğlunun toplumsal bir varlık olarak yaşamını sürdürmeye başlamasının, somut bir yansıması olarak “devlet”, kabilecilikten şehir devletlerine, feodal devletlerden krallıklara, imparatorluklardan nihayet günümüzdeki ulus devlet formuna ulaşıncaya kadar tarihsel bir gelişim göstermiştir. Elbette tarihteki devletlerin nitelikleri ve yapıları, yaşadıkları çağın siyasal, iktisadi ve toplumsal niteliklerine göre şekillenmiştir. ...

      İnsanoğlunun toplumsal bir varlık olarak yaşamını sürdürmeye başlamasının, somut bir yansıması olarak “devlet”, kabilecilikten şehir devletlerine, feodal devletlerden krallıklara, imparatorluklardan nihayet günümüzdeki ulus devlet formuna ulaşıncaya kadar tarihsel bir gelişim göstermiştir. Elbette tarihteki devletlerin nitelikleri ve yapıları, yaşadıkları çağın siyasal, iktisadi ve toplumsal niteliklerine göre şekillenmiştir. Bu süreç bazen devletlerin kendiliğinden uyumunu getirmiş bazen de zorunlu olarak koşullara uyum sağlamak zorunda kalmışlardır. Uyum sağlayamayanlar ise tarih sahnesinden silinmiştir. Jurgen Habermas’ın ifadesiyle, “insanoğlunun kendi eliyle yarattığı bir icat olarak devlet”lerin tarihsel süreç içindeki gelişimi üzerine düşünmek, her zaman için zihinsel bir uğraş olmuştur.

Dünya ekonomik, siyasal ve sosyolojik tarihinin son 200 yılını şekillendiren ulus devlet olgusu için de, küreselleşme bağlamında benzer bir sorgulama süreci söz konusudur. Son yıllarda sık olarak vurgulandığı üzere küreselleşme; ekonomik, siyasal, teknolojik ve kültürel boyutları olan bir kavramdır. Uluslararası ticaretin ve finansal hareketlerin yoğunluk kazanması anlamında ekonomik akışkanlıkların yoğunluğu ve ulusal sınırların ekonomik olarak önemini kaybetmeye başlaması, kültürel olarak toplumlararası etkileşimin hız kazanması, küreselleşme sürecine ilişkin akla gelen ilk somut örneklerdir. Bu bağlamda küreselleşmeyi daha önceki dönemlerden ayıran en önemli özellik nedir? Bu soruya, şimdilik, global kapitalizm kullandığı yeni teknolojiler ile, üretimi daha önce görülmedik hızda ve düzeyde geniş bir alana yaymış olması şeklinde yanıt verilebilir kanısındayız.[1]

İlgili sorunun cevaplarını farklı çözümleme düzeyleri ile çoğaltabilmek mümkün olsa da, en önemli fark teknolojinin sağladığı yeniliklerdir. Sanayi devrimi nasıl, kendinden önceki dönem ile siyasal ve toplumsal yapılar arasındaki bağı kopardıysa, küreselleşme sürecinin teknolojik devrimleri de benzer bir süreci yerine getirmeye başlamıştır. Özellikle internet ve bilişim alanındaki yenilikler ticaretin hız kazanmasına, üretimin uluslararasılaşmasına, uluslararası finansal hareketlerin saniyelik işlemlere dönüşmesine, birey ve toplumların birbirlerini uydu yayınları, internet ve benzeri teknolojik imkanlar ile tanımalarına neden olmaktadır.

Tüm farklı ya da eleştirel görüşlere karşın dünyanın bugün için bir tür dönüşüm sürecinden geçtiği bir gerçektir. Bu bağlamda küreselleşme ile birlikte ulus devletlerin uluslararası sistemdeki yeri ve gücünün azaldığı yönünde de tartışmalar sürmektedir. Aslında bu konuya ilişkin hemen hemen tüm soruların cevabı ulus devletin gelişim sürecinde kendisine yüklediği kimlik ve karakteristik özelliklerinde yatmaktadır.

Ulus devletin gelişim sürecinde, iktidar yapısında merkezileşme, kültürde standartlaşma, hukukta eşitleme ve ekonomide bütünleşme sürecine girerek bireylerden talep ettiği sadakat alanında da genişleme meydana gelmiştir.[2] Bu bağlamda devlet, nüfuz etme (kurumsallaşmanın artışı), standartlaşma (ulusal kimliğin oluşumu), katılma (siyasal sosyalleşme ile siyasal yurttaşlığın inşası), kaynakların yeniden dağılımı (ekonomik ilişkiler ve sosyal yurttaşlığın gelişimi) gibi unsurlarla bireyi yurttaşa dönüştürmüştür.[3] Bugün ise neredeyse, ulus devlete atfedilen tüm bu değerlerin bir sorgusu söz konusu olmaktadır.

- Devletin Temel Aktör Olma Sorunu;

Ulus devletin uluslararası sistemdeki gücüne ilişkin en önemli önermelerden biri de kuşkusuz realist teoriden gelmektedir. Teoriye göre, devletler tek (unique) aktörledir. Devletler sistemde bağımsız birimler olarak siyasal ve ekonomik sistemin de temel belirleyenidirler. Bu bağlamda, devletin uluslararası sistemde gücünü kaybettiğine ilişkin en önemli savlardan biri, realizmin devlete atfettiği bu özelliğe yöneliktir. Çünkü, artık devletler tek aktör olma rollerini sistemin diğer aktörleri (çokuluslu şirketler, bölgesel entegrasyonlar vb.) ile paylaşmak zorunda kalmaktadırlar.

Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde, entegrasyonlar, çok uluslu şirketler ve hükümet dışı örgütlerin sistemdeki gücü ve hareket alanları artmıştır. Örneğin, bugün Avrupa Birliği (AB) oluşumu içerisinde sınırlı da olsa devletlerin bir üst otoriteye egemenlik devri söz konusudur. AB’nin Ortak Gümrük Tarifesi uyarınca, üye ülkeler, üçüncü ülkelere ortak bir gümrük tarifesi uygulamaktadırlar. Bundan daha da ileri olarak, Ortak Tarım Politikası alanında, Birlik hiçbir alanda olmadığı kadar yetki sahibidir. Devletin temel aktör olması niteliğini farklı aktörlerle paylaştığına ilişkin “taraftar görüşlerin” en önemli argümanlarından biri devletlerin siyasal sistemde hareketlerini sınırlamak zorunda kaldıkları yönündedir.

Ulus devletin gücünü farklı aktörlerle paylaştığı yönündeki değerlendirmelere karşıt görüşler ise, uluslararası sistemde aktör oldukları iddia edilen tüm birimlerin bizzat ilgili devletlerin imza ve rızaları ile oluşturulduğunu ve hatta büyük ölçüde onların kontrolünde olduğunu belirtmektedirler. Yine AB örneğinden hareketle, bugün için kurumsallaşmış yapısına rağmen AB kararlarını alan ve uygulayanlar yine ulus devletler ve onların temsilcileridir. Türkiye’nin AB üyeliğinde bile ne kadar farklı görüş ve kutupların oluştuğu kanımızca bu konuya güncel bir örnektir.

Çokuluslu şirketlerin, uluslararası politik ekonomi ya da global ekonomi içinde gücüne vurgu yapanlara Erol Manisalı şu şekilde bir yanıt vermektedir. “Sermayenin ulusu yoktur önermesi bir bakıma doğrudur ancak çok uluslu şirketlerin günümüzdeki faaliyetlerine bakarak ulusallıktan koptuklarını söylemek tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Şirketler ülkelerinin sağladığı ticari, mali, siyasi destekler sayesinde uluslararası sistemde hareket alanlarını genişletebilmektedirler. Örneğin, devletlerin (ABD ve İngiltere gibi) askeri stratejileri ile devletlere yakın faaliyet gösteren çokuluslu şirketlerin amaçları arasında örtüşme bulunmaktadır”.[4] O nedenle, devletlerin güçlerinin azalması şeklinde ifade edilen durum, bir ölçüde, devletlerin uluslararası sisteme ilişkin politikalarıyla bağlantılıdır.

- Devlet ve Toplum İlişkisi;

Küreselleşme sürecinde devletin konumuna ilişkin tartışmaların en hararetli olanı, belki de globalleşmenin sosyolojik tabanında yaşanmaktadır. Ancak, bu süreçte oluşan ya da uzun vadedeki olası gerilim, devlet toplum ilişkilerinde yaşanacak dönüşümün ve belki de kaosun habercisi niteliğindedir.

Uluslararası ilişkilerde, uluslararası sistemin doğasına, devletin rolüne ve toplumla olan ilişkisine yönelik mevcut sistemsel paradigma tartışmasının belirsizliklerini kısmen kıran ve bu tartışmanın temel konularını hükümsüz hale getiren ise globalleşme olgusudur. Dünya düzeni küreselleşme sürecinden kaynaklanan iki ana özellik ile dönüşüme uğramıştır. Birincisi, küreselleşme uzaklıkları ortadan kaldırmış ve siyasi bir kaynak olmaktan çıkarmıştır. Karmaşık iletişim olanaklarını sayesinde artık yeni dünya düzeni yöresel değildir.[5].

Bu durumun ana nedeni ise, devlet ile birey arasındaki deyim yerindeyse yüzlerce yıllık “kan bağı”dır. Ve bu bağın günümüzde farklı düzey ve alanlarda farklı birimlere dönüşmüş olmasıdır. Ancak günümüzde bireysel, topluluksal temelli farklı kimlik talepleri (ırk, cinsiyet, statü, din vb aidiyetler) düzenli sosyal ve siyasal örgütlenme görüntüsü vermemektedir. Uluslararası örgütler, ulus üstü yapılar, çokuluslu şirketler bir biçimde ekonomik ve siyasal ortamda varlığını sürdürüp evrimlerini yaşarlarken, kimlik veya kültürel alandaki dönüşümler ulus devlet sınırları içinde sınırlı kalmaktadır. Oysa ki bu süreç ulus devlet sınırlarını aşan ve onun tarihsel evrim ve karakteri ile çelişkili bir niteliktedir. Farklı bir ifadeyle bu değişimin yarattığı taleplerin tatmini konusunda bir sıkıntı ve hatta bir karmaşa mevcuttur.[6]

Bu karmaşanın temelinde ise, modernitenin siyasal, toplumsal, bireysel yapılar için temin ettiği “kesinlik” ve “belirlilik” halinin çözülüşü yatmaktadır. Bu düşüşün nedeni ise merkezlerin çözülmesi ve böylece tutunabilecekleri bir merkez olmayan bireylerin bulunmasıdır.[7]

Habermas bu zemin kaymasını “ulus devletin meşruiyet krizi” bağlamında açıklamaktadır. Habermas’a göre, devlet özellikle Batı toplumlarında giderek meşruiyetini yitirmeye başlamıştır. Yoğun sermaye akışları, uluslararası göç alan ülkelerde yaşanan sorunlar (özellikle işsizlik, göçmenlerin yaşadığı kültür şoku, yabancı düşmanlığı gibi), dünyanın teknolojik olarak aynılaşmasına rağmen, kültürel olarak farklılaşması gibi etmenler ile insanlar devletten her geçen gün daha fazla şey beklemeye başlamışlardır.[8]

1990’lı yıllarla birlikte gerek ulus üstü gerekse uluslar ötesi organizasyonlar bazında yaşanan dinamizm, ulus devletin uluslararası ilişkilerin temel aktörü olma rolünün sorgulanmasına yol açmıştır. Artık devletler için önem verilmesi gereken konu toplum refahı, çevre, insan hakları gibi meselelerdir. Bilgi ve teknolojinin yayılması ve global iletişimle birleşmesi halkın beklentilerini çeşitlendirmiş ve artırmıştır. Bu ise bireysel aidiyetlerin zemininde bir kaymaya neden olmuştur.

Bu nedenle Soğuk Savaş sonrasında temel tartışma aktörlerin çokluğu ve farklılıklarından ziyade, devlet, uluslararası aktörler ve yerlici kimlik taleplerinin bireyleri ne ölçüde etkilediğidir.

Sonuç Yerine…

Devletler gerek ulusal sınırları içinde gerekse uluslar arası sistemde belirleyici olma rolünü tam olarak yitirmeseler de, etkinliklerini sistemin diğer aktörleri ile paylaşmak zorunda kaldıkları bir gerçektir. Aynı zamanda, devletlerin yeni iktisadi ve siyasal sürece uyum sağlamaya çalıştıkları da gözlemlenmektedir. Bir yandan bölgesel ve ekonomik entegrasyon süreçlerine katılmaya çalışmakta, diğer taraftan da, çokuluslu şirketler, uluslararası sermayeyi kendi ülkelerine çekmek için yasal düzenlemelerde bulunmaktadırlar. Özetle, devletler yeni sistemin kurallarına göre kendilerini şekillendirmekte olup, değişen devletlerin düzenleyici ve denetleyici rolleridir.

Bu noktaya kadar olan değerlendirmeler ışığında, devletin gücünün azalıp azalmadığına ilişkin soruya verilecek yanıt, hem olumlu hem de olumsuz bir içeriğe sahiptir. Devletlerin güçleri göreceli olarak azalsa bile önemlerini kaybetmemişlerdir. Eğer devletleri oluştuğu ve toplumun ihtiyaçlarını karşıladığı dönemlere göre kıyaslarsak görece bir güç kaybını kabul etmek gerekir. Ancak burada, asıl vurgulanması gereken nokta devletin tanım ve niteliğinde bir değişimin olduğudur. Öyleyse temel sorun, devlet olgusuna ilişkin dönüşüm ve bu süreçte nelerin yaşanacağı konusudur.

Kaynakça

- Badie, Bertrand; “Realism under Praise, or a Requiem? The Praradigmatic Debate in International Relations”, International Political Science Review, Vo:22, No:3, 2001

- Coşar, Simten; “Küreselin Neo-liberal Görüntüleri: Tarihin Sonu mu?”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul, 2000

- Habermas, Jürgen; Legitimation Crisis, Heineman, London, 1980

- Keyman, E. Fuat; Küreselleşme, Devlet, Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, Alfa Yay, İstanbul,2000

- Manisalı, Erol; Dünyada ve Türkiye’de Büyük Sermaye, Derin Yay, İstanbul, 2003

- Sarıbay, Ali Yaşar; “Postmodern Uluslaşma ve İslam”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul, 2000

- Sarıbay ,Ali Yaşar; “Yirmibirinci Yüzyıla Doğru Global Kapitalizm, Oryantalizm, Yerlicilik”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul, 2000

- Üstel, Füsun; Yurttaşlık ve Demokrasi, Dost Yay, İstanbul, 1999

* Zygmunt Bauman küreselleşmeye ilişkin analizlerinde, ulus devletlerin oluşum ve gelişim süreçlerinde oluşturduğu sabitlik ve kesinlik durumuna karşı, günümüzde yaşanan süreçleri göçebeliğin intikamı olarak tanımlamaktadır. Bu çalışmada, devletin temel karakteristik özelliklerinde belli bir dönüşümün yaşadığı savından hareket edileceği için, “Göçebeliğin İntikamı” tanımlaması, devletteki söz konusu değişimi ifade etmektedir. Bkz, Zygmunt Bauman, Küreselleşme, Ayrıntı Yay, İstanbul, 2006

 

[1] Arif Dirlik’ten aktaran Ali Yaşar Sarıbay, “Yirmibirinci Yüzyıla Doğru Global Kapitalizm, Oryantalizm, Yerlicilik”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul, 2000,s.9

[2] Ali Yaşar Sarıbay, “ Küreselleşme Postmodern Uluslaşma ve İslam”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul, 2000, s. 213

[3] E. Fuat Keyman, Küreselleşme, Devlet, Kimlik/Farklılık: Uluslararası İlişkiler Kuramını Yeniden Düşünmek, Alfa Yay, İstanbul, 2000

[4] Erol Manisalı, Dünyada ve Türkiye’de Büyük Sermaye, Derin Yay, İstanbul, 2003

[5] Bertrand Badie, “Realism under Praise, or a Requiem? The Praradigmatic Debate in International Relations”, International Political Science Review, Vo:22, No:3, 2001

[6] Füsun Üstel, Yurttaşlık ve Demokrasi, Dost Yay, İstanbul, 1999

[7] Simten Coşar, “Küreselin Neo-liberal Görüntüleri: Tarihin Sonu mu?”, Global ve Yerel Eksende Türkiye, (der. E. Fuat Keyman ve Ali Yaşar Sarıbay), Alfa Yay, İstanbul,2000, s.190

[8] Jürgen Habermas, Legitimation Crisis, Heineman, London, 1980

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1905 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1905

Son Eklenenler