Son Dönem Avrupa Birliği Gelişmeleri

Makale

Bu çalışmada günümüzde Avrupa Birliği gündemini meşgul eden temel sorunlar, uygulanan politikalar ışığında ortaya çıkan dinamikler ve bu dinamiklere bağlı olarak yaşanan gelişmeler ana hatlarıyla ele alınacaktır. Bu çerçevede, son dönemde Avrupa’da ortaya çıkan politik trendler, Türkiye söz konusu olduğunda yarattıkları etkiler açısından incelenerek bu alanda farklı yaklaşımlara yer verilecektir....

Bu çalışmada günümüzde Avrupa Birliği gündemini meşgul eden temel sorunlar, uygulanan politikalar ışığında ortaya çıkan dinamikler ve bu dinamiklere bağlı olarak yaşanan gelişmeler ana hatlarıyla ele alınacaktır. Bu çerçevede, son dönemde Avrupa’da ortaya çıkan politik trendler, Türkiye söz konusu olduğunda yarattıkları etkiler açısından incelenerek bu alanda farklı yaklaşımlara yer verilecektir. Bir diğer değişle, son derece farklı değişkenleri içinde barındıran bir politik yapıya sahip olan ve buna bağlı olarak çok çeşitli politik yaklaşımlara ve açılımlara olanak sağlayan Avrupa Birliği içindeki gelişmeler, politik gündemde Türkiye açısından yarattıkları etkiler ele alınarak en dikkate değer olanlarına yer verilecektir.
Son dönemde Avrupa Birliği politikalarını şekillendiren dinamikler; 2004 Mayısında, on yeni üyenin Birliğe katılmasıyla yaşanan genişleme ve bunun uzantısı olarak Ocak 2007 yılında Bulgaristan ve Romanya’nın Birliğe üye olması, 2005 Aralık ayında Avrupa Anayasası’nın Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlar sonunda reddedilmesi, bu süreç dahilinde göç ve yurttaşlık sorunsalının gündemi daha yoğun olarak işgal etmeye başlaması; Ortak Dış ve Güvenlik Politikası oluşturulması gerekliliği üzerine ortaya atılan akademik ve politik çevrelerdeki tartışmalar kapsamında incelenebilir. Bu gelişmeler, derinleşme ve genişleme adımları sonunda Avrupa Bütünleşme sürecinin bugün geldiği çelişkili noktaya işaret etmekle birlikte Avrupa Birliği gündemini yakın geçmişte meşgul etmesi beklenen akademik ve politik tartışmalara da ışık tutmaktadır. Bu anlamda, Avrupa Birliği içindeki hassas denge sorunsalı, bahsedilen gelişmelerle Türkiye’nin üyelik tartışmalarını da farklı bir platforma taşıyarak bütünleşmenin doğasının sorgulanmasına yol açmaktadır.


AVRUPA BİRLİĞİ SON GENİŞLEME SÜRECİ
1 Mayıs 2004 tarihinde Estonya, Litvanya, Letonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Polonya, Kuzey Kıbrıs, Malta ve Slovenya Avrupa Birliği’ne üye olmuştur. Bu genişlemenin son aşaması da geçtiğimiz günlerde 1 Ocak 2007 tarihinde Bulgaristan ve Romanya’nın da Birliğe katılmasıyla tamamlanmıştır. Avrupa Birliği artık 27 üye ülkeyi içeren geniş bir politik oluşum olarak dünya konjonktüründe yerini almıştır.
Son genişleme, Avrupa kıtasının büyük bir kısmını kapsayarak Avrupa Birliği’nin küresel platformda özellikle uluslar arası güvenlik ve işbirliği gibi konularda daha fazla söz sahibi olmasını sağlayarak Avrupa Birliği’ne dünya politik gündeminde daha etkin bir rol yüklemiştir. Bununla birlikte, son genişleme ülkelerinin üyelik süreçleri ve nihai üyelikleri, demokrasi, azınlık hakları gibi kavramların Avrupa Birliği bünyesinde daha etkin bir biçimde ele alınarak Birliğin normatif yapısını daha fazla ön plana çıkardığı iddia edilebilir. Avrupa Birliği, ekonomik bir birlikten politik bir oluşuma doğru bütünleşme sürecinde ilerlerken bugün geldiği noktada kendini bu normatif yanıyla ve liberal demokratik değerlere bağlı kalınarak uygulanan çok yönlü uzlaşım politikalarıyla tanımlayan bir oluşum olarak dünyadaki yerini belirlemektedir ve bu değerler çerçevesinde Avrupalı kimliğini yaratmaktadır. Bu durum, Birliğe üye olmak için çaba gösteren ülkeler açısından farklı zorlukları beraberinde getirecektir. Avrupa Birliği üyeliği, özellikle 1980ler boyunca devam eden ve Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in Birliğe katıldığı dönemde süregelmiş olan politikaları kısmen geride bırakarak normatif yanı ağır basan bir oluşum içine girmiştir. Bu oluşum özellikle son genişleme ile pekişerek aday ülkelerin şartlarını zorlamaktadır.
Bu noktada Türkiye üyeliği tartışmaları da daha karmaşık bir platforma taşınırken bu üyelik süreci, ekonomik, politik ya da jeopolitik değişkenler çerçevesinde mercek altına yatırılarak Avrupa Birliği’nin son genişlemede olduğu gibi böyle bir katılımın altından kalkıp kalkamayacağı konusunda farklı fikirler ortaya atılmaktadır.[1] Bu genişleme süreci içerisinde ayrıca Avrupa Birliği’nin hazmetme kapasitesi tekrar gündeme gelmiştir. Bununla birlikte Birliğin sınır ötesi ilişkileri, göç ve göçmen sorunları gibi sorunlar sosyal ve ekonomik perspektif ışığında tartışma konusudur. Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan ticari alandaki liberalleşme politikaları, Ortak Tarım Politikası’nın (CAP) uygulama alanının genişletilmesi gibi birçok uygulamayı içeren ekonomik ve kurumsal geçiş süreci özelikle Türkiye’nin üyeliği konusundaki tartışmalarda doğrudan etki yaratmıştır. Burada altı çizilmesi gereken nokta Avrupa Birliği’nin, 2004 ve son olarak 2007 yılında yaşanan genişlemelerle kendi sınırlarını ve kimliğini daha derin bir biçimde sorgulamaya başlamış olması ve buna bağlı olarak Avrupa bütünleşmesinin farklı boyutlarının gündeme gelmesidir.
Romanya ve Bulgaristan’ın Avrupa Birliği’ne üye olmasıyla Avrupa Birliği’ndeki serbest dolaşım tartışmaları tekrar gündeme gelmiştir. Bu iki üyenin üzerinden yapılan tartışmalar, özelikle Gümrük Birliği müzakere başlığının tekrardan ele alınmasıyla birlikte Avrupa Birliği içerisinde siyasal kültürel ve ekonomik açıdan yoğun tartışmaların başlamasına neden olmaktadır. Genel öngörü, Türkiye’nin Kıta Avrupa’sındaki en yüksek ikinci nüfusa sahip olması ve işsizlik oranının yüksek olmasından dolayı olası bir üyelik sonucunda Batı Avrupa’ya göç dalgasının yaşanacağı endişesinin hakim olmasıdır.


AVRUPA ANAYASASI
2001 Aralığında Laaken Zirvesi ile başlayan süreç sonunda, 29 Ekim 2004 tarihinde, 25 ülke liderinin katılımıyla Roma’da yapılan zirvede imzalanan Avrupa Anayasası; Avrupa’da yeni bir yönetim biçiminin ortaya çıkış şekline, bu yönetim biçiminin kurumsal yapısına, işleyiş biçimine, bunun karar alma mekanizmalarına ve bu mekanizmaların meşruluğuna ışık tutan birçok kurumsal ve normatif analizin en temel öznesi olmuştur.[2] Anayasa, Fransa ve Hollanda’da yapılan referandumlara halkın verdiği ret cevabı ile 2005 Aralığında rafa kaldırılmak zorunda kalmıştır. Avrupa Anayasası’na verilen sosyal yanıtın değerlendirilmesi, Avrupa Birliği’nin kurumsal ve anayasal yapısını ve gelişimini inceleyen çalışmaları tamamlayıcı niteliktedir.[3] Bunun yanı sıra, Fransa ve Hollanda’da, anayasanın reddedilmesi anayasanın halka yeterince anlatılamamış olması ve Avrupa Birliği oluşumunun elit odaklı olmasına dair olumsuz tartışmaları beraberinde getirmiş ve medyanın rolü, seçmenin iç politika sorunlarına ve politikacılara olan tepkisi gibi farklı değişkenlerin değerlendirilmesine yol açmıştır.
Anayasanın reddedilmesi konusunda ayrıca özellikle Fransa’da Avrupa Birliği’nin aşırı liberal bulunan politikaları karşısında ekonomik endişelerin ağır basması ve korumacı politikaların yerine neoliberal politikaların uygulanmasıyla işsizliğin artması korkusu olası etkenler olarak tartışıldı. Bu etkenlerden, Türkiye açısından en dikkate değer olanı ise, anayasanın Türkiye’nin üyeliği sonucunda oluşabilecek göçmen sorunun karşısında duyulan korku olarak belirtilebilir. Bu durum Avrupa Birliği’nin hazmetme kapasitesi ile yakından ilgilidir. Göçmenlere ve İslam’a karşı negatif bir tutum takınan Hollandalı aşırı sağ politikacı, Pim Portuyn’un 2002 yılında cinayete kurban gitmesinin ve bu cinayeti gerçekleştiren kişinin bunu, ülkedeki Müslüman azınlığı ve göçmenleri korumak adına yaptığını ilan etmesinin bu korkuyu, Hollanda’da tetiklemiş ve Hollanda kamuoyunu Anayasa’nın kabul edilmesine karşı bir tutum içine itmiş olduğu iddia edilmektedir.
Referandumların ardından Avrupa gündeminden çıkan Avrupa Anayasasının geleceği, belirsiz olmakla birlikte son dönemde yaşanan gelişmeler doğrultusunda anayasa konusunun yakın gelecekte Avrupa gündemini işgal edebileceğine dair sinyaller vardır. Bu konuda, Avrupa Birliği dönem başkanı olan Almanya’nın girişimleri önemli olacaktır. 1 Ocak 2007’de Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenen Almanya Başbakanı Angela Merkel’in öncelikleri arasında, 2005’te Fransa ve Hollanda’daki referandumlarda reddedilen Avrupa Anayasası’nın canlandırılması için çaba harcamak ve bu çerçevede anayasa sorununun 2009’daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinden önce çözülmesini sağlayacak bir yol haritası oluşturmak olacağı belirtildi.[4] Bu durum Türkiye açısından da önem taşımaktadır. Anayasanın tekrar gündeme gelmesiyle birlikte bunun tamamen yeni bir süreç olarak mı yoksa var olan metnin revize edilmesiyle devam edeceği tartışmaları içinde yeni bir sürecin başlama olasılığı daha yüksektir. Bu bağlamda, “özel statü”nün anayasaya girip girmeyeceğinin Türkiye için önem taşımaktadır.


ORTAK DIŞ VE GÜVENLİK POLİTİKASI
Dünyada geleneksel “güvenlik” ve “savunma” kavramlarının değişmesi ve bununla birlikte kitle imha silahlarının yayılması, terör, silah kaçakçılığı, yasadışı nükleer madde ticareti, mülteci sorunu ya da köktendincilik gibi farklı tehditlerin ağır basmaya başlaması ile birlikte, Avrupa Birliği Ortak Dış ve Güvenlik Politikası üzerine yoğun tartışmalar politik gündeme oturmuştur. Gözlenen odur ki, Avrupa Birliği, bütünleşme içinde kendi güvenlik ve savunma stratejilerini geliştirmek üzere önemli adımlar atmaya başlamıştır.
Aralık 2003 tarihinde Avrupa Güvenlik Stratejisi’nin (ESS) yayınlanması, ilk defa, bir topluluk olarak Avrupa Birliği’nin, içinde bulunduğu ve oluşmakta olan güvenlik ortamını ve bu ortamda nasıl söz sahibi olabileceğini algıladığını ortaya koyarak ortak bir dış ve güvenlik politikasının gelişimine dikkat çekmiştir.[5] 2003 yılında yayınlanan bu doküman ile Avrupa Birliği’nin dış ilişkilerindeki kalkınma politikaları gibi konuların ortak bir güvenlik politikası altında toplanması ve böylece sınırlı sayıdaki kaynağın daha etkin bir biçimde dağıtılması gerektiğine dair tartışmalar derinleşmiştir.[6]
2001 yılından beri, dünyadaki çatışmaların önlenmesine dair politikaların birinci sütuna eklenmesiyle birlikte Avrupa Birliği ortak adım atma ve elindeki araçları daha esnek bir biçimde kullanma konusunda ileri bir noktaya gelmişti. Bu çerçevede, Avrupa Birliği, kriz idaresi ve çatışmaların önlenmesi gibi konularda Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) ve Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (ESDP) altında yeni mekanizmalar geliştirerek bir değişime girmiş oldu. Avrupa Güvenlik Stratejisi’nde de Avrupa Birliği’nin uluslar arası alanda daha önemli bir rol üstlenmesinin amaçlandığı açıkça belirtilmektedir.[7]
Avrupa Birliği ve NATO arasındaki ilişkiler resmi olarak Ocak 2001’de başladı, ancak ilişkilerin canlanması AB-NATO Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası Üzerinde Bildiri’nin yayınlanmasına denk düşer.[8] 17 Mart 2003’te NATO ve AB arasında, ilgililerce “Berlin Sonrası” (Berlin Plus) olarak tanımlanan işbirliği anlaşması imzalanmıştır. “Berlin Sonrası” düzenlemeleri dört unsurdan oluşmaktadır: AB’nin NATO’nun operasyonel planlamasını kullanabilmesinin garanti edilmesi; AB’nin NATO yetenekleri ve ortak varlıklarını kullanabilmesi; AB başkanlığındaki operasyonlar için NATO Avrupa komutanlığı seçeneğinin bulunması (NATO’nun Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı (SACEUR) Vekili’nin Avrupa’daki rolünün geliştirilmesi dahil); ve NATO savunma planlama sisteminin gerektiğinde AB operasyonları emrine kuvvet verilecek şekilde uyarlanması.[9] Bu çerçevede, NATO üyesi olarak Türkiye’nin, AB üyesi olmayan NATO üyelerinin, NATO kaynaklarının kullanıldığı AB liderliğinde operasyonlara katılması ile ilgili, yöntemleri onaylaması Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikasına dahil olması adına önemli bir gelişmedir. <<>>
Günümüzde Avrupa Birliği, kendisini, sorunların çözümünde çok taraflı mekanizmalara ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir dünya düzenin destekçisi olarak ifade etmektedir.[10] Amerika Birleşik Devletleri’nin askeri güce dayalı etkisinin aksine Avrupa Birliği uluslar arası arenada etkisini daha normatif tondaki bir gündeme bağlı olarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Ancak, Avrupa Birliği hali hazırda Ortak Dış ve Güvenlik politikası alanında üye devletleri arasındaki zayıf politik uyumdan dolayı kriz dönemlerinde ortak hareket etme gücünden yoksun bulunmaktadır.[11] Buna bağlı olarak ortak bir Avrupa Birliği politikasının, halen, her devletin kendi politika seçimlerindeki pazarlık gücüne bağlı kaldığı tartışılmaktadır.[12] Bu duruma verilebilecek en yakın örnek AB’nin Irak krizi esnasında sergilediği bölünmüşlük olarak verilebilinir. Görülmektedir ki içinde bulunduğumuz dönemde AB-NATO ilişkileri, transatlantik ilişkileri önem kazanmaktadır ve yenidünya düzeninde ortaya çıkan tehditlerin alt edilmesi ve küresel sorunların çözümü için daha fazla işbirliğini gerektirecek yaklaşımların gereği artacaktır. Bu anlamda Türkiye içinde bulunduğu jeopolitik konumu göz önünde bulundurarak ve dünyadaki hassas güvenlik dengesini iyi değerlendirerek kendi ulusal güvenlik stratejilerini belirlemelidir.

GÖÇ SORUNU VE AVRUPA VATANDAŞLIĞI
Avrupa Bütünleşmesi ile birlikte son yıllarda yaşanan gelişmeler, Schengen alanının yapılandırılması, serbest pazarın oluşumu ile fiziksel sınırların ve kimliklerin farklılaşması ile birlikte iç güvenlik konusu yadsınamayacak öneme sahip bir olgu olarak Avrupa Birliği’nin gündemine oturmuştur. Bu çerçevede AB’nin yeni coğrafi sınırlarının denetlenmesi, insan kaçakçılığı gibi sorunlarla etkin mücadele Avrupa Birliği’nin geleceği için ve bütünleşmenin alacağı şekil açısından önem kazanmıştır. Yaşanan gelişmeler sonucunda, Vestfalya düzeninin öngördüğü egemenlik anlayışı ve ulusal kimliğe dair yaklaşımlar sorgulanmaya başlamıştır.[13] Buna bağlı olarak, uluslar üstü yurttaşlık kavramı ve bunun Avrupa Birliği içindeki politik potansiyeli akademik çevreler ve politikacılar arasında tartışma konusu olmuştur.[14] Bu tartışmalar, Avrupa vatandaşlığının uluslar üstü bir fenomen olarak hukuksal bir zemine oturtulduğu 1992 yılındaki Maastricht Anlaşması’ndan sonra artmıştır. Buna paralel olarak Birlik vatandaşlığı kavramının ortaya atılması, Avrupa Birliği demokrasisi, meşru yönetim biçimleri ve Avrupa kamusal alanının yaratılması üzerine tartışmalara yol açmıştır.[15]
Bu tartışmalar, Avrupa’daki göçmen sorunsalı ile paralel olarak yön bulmaktadırlar. Günümüzde, Avrupa Birliği içindeki en önemli politik meselelerden biri göçtür; bunun en önemli göstergesi ise dünyadaki göçmen nüfusunun dörtte birinin Avrupa’da ikamet ediyor olmasıdır.[16] Özellikle 11 Eylül 2001 tarihinden sonra göç fenomeni Avrupa’da bir iç ve dış güvenlik sorunsalı haline getirilerek terör tehdidi, işsizlik, suç gibi konularla özdeşleşerek Avrupalı seçmen ve politikacının ana gündemini işgal etmeye başlamıştır. Bu çerçevede, göç ve güvenlik konularının yan yana gelmesi insan hakları konularının ikinci plana itilmesine sebep olmakla birlikte devletlerin Avrupa’ya yaşanan yasadışı göçü kısmi olarak tetikleyen politikalar uygulamalarına da sebep olmaktadır.[17]
Avrupa Birliği, son dönemde göç konularındaki politikalar üzerinde, ulus devletlerin karşı çıkmalarına rağmen belli bir kontrol sağlamıştır. Ancak, bu konuda Avrupa Birliği tüzükleri halen ulus devletlerin kurumlarının düzenlemelerinden süzülmektedir. Bunun yanı sıra, Avrupa vatandaşlığı adı altında üçüncü ülke uyruklarına sahip olanlar, ulusal vatandaşlık temel alınarak dışlanmaya devam etmektedirler.[18] Göç ve iltica konuları, Maastricht Anlaşması ile, Adalet ve İçişleri sütunu altında Avrupa Birliği’nin ortak menfaat alanına resmi olarak dahil edilmiştir. Amsterdam Anlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte ise göç konusu Avrupa Birliği’ndeki politik gündemin üstüne çıkmıştır.[19] Bu anlamda 1997 Amsterdam Anlaşması, göç ve iltica konularını Topluluk Sütununa serbest dolaşımı da dahil alan dördüncü başlık altında eklemiştir.[20] Bu çerçevede Avrupa Birliği’nin hukuksal yapısı göç konularında halen tartışmalı bir yapı olarak kalmıştır. Avrupa’daki vatandaşlık politikalarının vatandaş olanlar ve olmayanlar arasında, üye devletler içinde politik ve sosyal eşitsizliklere neden olduğuna dair tartışmalar devam etmektedir.[21]
Avrupa Birliği’nin göç ve göçmen politikaları, bu çerçevede Avrupa vatandaşlık kavramının boyutlarına dair tartışmalar ve uygulanan politikalar; Türkiye’yi de yakından ilgilendiren bir noktadadır. Göç kavramının Avrupa toplumunda bir güvenlik sorunsalı haline getirilmesi sadece iç ortamdaki barışı tehdit etmekle kalmamaktadır; bu güvenlik sorunsalı sınır ötesi suç, mülteci konularında yapıcı ve uzun vadeli çözümler üretilmesi konusunda bir engel teşkil etmektedir. Ayrıca bu durum Türkiye açısında pratik anlamda ama etkisi derin ve geniş kapsamlı olarak hissedilen problemler yaratabilir. Öncelikle Avrupa Birliği sınırları içinde yaşayan göçmen nüfusun hatırı sayılır bir oranının Türk uyruklu olması Türkiye’yi, Avrupa Birliği’nin göçmen sorunsalına yaklaşımı konusunda yakından ilgilendirmektedir. Ayrıca sınır ve güvenlik kaygıları, var olan kısıtlamalar ve Türkiye uyruklulara uygulanan Schengen vize sistemi, insan hakları açısından ele alınması gereken konulardır. AB ile üye olmayan ülkeler arasında vize işlemlerini kolaylaştırma anlaşmaları şu an Birlik’in gündeminin üst sıralarında yer almasına rağmen Türkiye bu konuda bir anlaşma ve bu işlemlere dair bir kolaylaştırma zemini bulamamıştır.


Referanslar:
Buonfino, A., “Securitizing Migration”, 12 February, 2004.
URL: http:// www.opendemocracy.net , 01.09.2006
Ceyhan A., Anastassia Tsoukala,” The Securatiziation of Migration in Western Societies: Ambivalent Discourses and Policies”, 2002, vol.27.
Ellner A., “The European Security Strategy: Multilateral Security with Teeth”, Defense and Security Analysis, vol.21, no.3, September 2005.
Faust J. and D. Messner, “Europe’s New Security Strategy: Challenges for Development Policy”, The European Journal of Development Research, vol.17, no.3, September 2005.
Favell, A.,” the Europeanisation of immigration politics”, European Integration online Papers (EIoP), 1998, vol.2
Fossum J. E., “Identity-Politics in the European Union”, Arena Working Papers, 01/17.
Geddes, A., “Getting the Best out of the two Worlds? Britain, the EU and Migration Policy”, International Affairs, vol.4, 2005.
Hughes Kirsty, “Turkey and the European Union: Just Another Enlargement? Exploring the Implications of the Turkish Accesion”, A Friends of Europe Working Paper, June 2004.
Kofman, E., “Contemporary European Migrations, Civic Strafication and Citizenship”, International Migrations: New Patterns, new Theories, Nottingham Trent University, 2000.
Kostakopoulou, D., “Ideas, Norms and European Citizenship: Explaining Institutional Change”, The Modern Law Limited, 2005.
Lahav G., Immigration and Politics in the New Europe, (Cambridge: Cambridge University Press, 2004).
Marquina A. and X. Ruiz, “A European Competitive Advantage? Civilian Instruments for Conflict Prevention and Crisis Management”, Journal of Transatlantic Studies, vol.3, no.1, 2005.
Mawdsley J., G. Quille, “The EU Security Strategy: A new framework for ESDP equipping the EU Rapid Reaction Force”, Paper for International Security Information Service, Europe.
Moravcsik Andrew,: 1999, Is something rotten in the stateof Denmark? - Constructivism andEu-
ropean integration, Journal of European Public Policy 6(4 Special Issue), 669 81.
Wiener, A., “Making Sense of the New Geography of Citizenship: Fragmented Citizenship in the European Union”, Theory and Society, vol.26, no.4, Special Issue on Recasting Citizenship, August 1997.
NATO Dergisi, < http://www.nato.int/docu/review/2003/issue3/turkish/art2.html>11 Ocak, 2007.
NASDAQ,URL: 15 Ocak, 2007.
[1] Kirsty Hughes, “Turkey and the European Union: Just Another Enlargement? Exploring the Implications of the Turkish Accesion”, A Friends of Europe Working Paper, June 2004.
[2] Regina Vetters, Erik Jentges, Hans-Jörg Trenz, “Exploring the EU’s social constituency: Patterns of public claims-making in constitutional debates in France and Germany”, Arena Working Papers, No.18 December 2006., sf.1-4.
[3] A.g.e. sf.5
[4]NASDAQ,URL:15 Ocak, 2007.
[5] Andrea Ellner, “The European Security Strategy: Multilateral Security with Teeth”, Defense and Security Analysis, vol.21, no.3, September 2005.
[6] Jörg Faust and Dirk Messner, “Europe’s New Security Strategy: Challenges for Development Policy”, The European Journal of Development Research, vol.17, no.3, September 2005.
[7] Antonio Marquina and Xira Ruiz, “A European Competitive Advantage? Civilian Instruments for Conflict Prevention and Crisis Management”, Journal of Transatlantic Studies, vol.3, no.1, 2005.
[8]NATO Dergisi, < http://www.nato.int/docu/review/2003/issue3/turkish/art2.html >11 Ocak, 2007.
[9]NATO Dergisi, < http://www.nato.int/docu/review/2003/issue3/turkish/art2.html >, 11 Ocak, 2007.
[10] Mary Farrel, “A triumph of Realism over Idealism? Cooperation Between the European Union and Africa”, European Integration, vol.27, no.3, September 2005.
[11] Jocelyn Mawdsley, Gerard Quille, “The EU Security Strategy: A new framework for ESDP equipping the EU Rapid Reaction Force”, Paper for International Security Information Service, Europe.
[12]Andrew Moravcsik,: 1999, Is something rotten in the stateof Denmark? - Constructivism andEu-
ropean integration, Journal of European Public Policy 6(4 Special Issue), 669 81.
[13] Ceyhan, and Tsoukala.
[14] Jon Erik Fossum, “Identity-Politics in the European Union”, Arena Working Papers, 01/17.
[15] Dora Kostakopoulou, “Ideas, Norms and European Citizenship: Explaining Institutional Change”, The Modern Law Limited, 2005.
[16] Gallya Lahav, Immigration and Politics in the New Europe, (Cambridge: Cambridge University Press, 2004).
[17] Alessandra Buonfino, “ Securitising Migration”, 12 February, 2004.
URL: http:// www.opendemocracy.net , 01.09.2006.
[18] Elenore Kofman, “Contemporary European Migrations, Civic Strafication and Citizenship”, International Migrations: New Patterns, new Theories, Nottingham Trent University, 2000.
[19] Adrian Favell,” the Europeanisation of immigration politics”, European Integration online Papers (EIoP), 1998, vol.2
[20] Andrew Geddes, “Getting the Best out of the two Worlds? Britain, the EU and Migration Policy”, International Affairs, vol.4, 2005.
[21] Antje Wiener, “Making Sense of the New Geography of Citizenship: Fragmented Citizenship in the European Union”, Theory and Society, vol.26, no.4, Special Issue on Recasting Citizenship, August 1997.

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2552 ) Etkinlik ( 173 )
Alanlar
Afrika 65 605
Asya 76 990
Avrupa 13 613
Latin Amerika ve Karayipler 12 64
Kuzey Amerika 7 280
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1321 ) Etkinlik ( 44 )
Alanlar
Balkanlar 22 274
Orta Doğu 18 581
Karadeniz Kafkas 2 293
Akdeniz 2 173
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1276 ) Etkinlik ( 69 )
Alanlar
İslam Dünyası 53 771
Türk Dünyası 16 505
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1903 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1903

Son Eklenenler