Mali’deki Gelişmelere Tarihin Katmanlarından Bakmak

Makale

Mali’de son günlerde yaşanan olaylar herkesi düşündürmekte. Yine “İslamcı terör, fanatizm”...

Mali’de son günlerde yaşanan olaylar herkesi düşündürmekte. Yine “İslamcı terör, fanatizm“ yine modern dünyanın “düzenleyici ve özgürleştirici“ müdahalesi. Olayın aktüel yönlerine üzerine çok şey yazılıp çizildi. Ancak Arap baharında Arap saçına dönen Suriye olayının hemen paralelinde gerçekleşen bu olaya biraz daha yukarıdan bakmak belki olan bileni anlamak bakımından önemlidir.

Öncelikle olayın merkezinde yer alan Tuareg olgusu oryantalist imgelere çoktan kurban edilmiş bulunmaktadır. Geçen yüzyılın başından beri sömürgeci işgale karşı direnen bu insanlar, Batının sihirli “İslamcı terör“ yaftasını yemiş bulunmaktalar bile. Bu manada İslamcı yani geri yani Ortadoğulu, Afrikalı, yani barbar. el-Kaide ve Ensar ed-Din gibi gruplar bu manada propagandaya münbit zeminler oluşturmaktadırlar. Zira su bulanınca içine ne düştüğü pek bilenmiyor. Bu tespitler olumsuzu olumlama adına ya da doğulu bir romantizmle güzelleme kurgulamak amacıyla üretilen kontra bir anti oryantalizm değildir. Zira bu satırların yazarı meselenin asıl yönünün bölge insanın iradesizliği olduğunu düşünen gruptandır. Ancak vakıaya da bakmamak gerçeği anlama yolunda düşünceyi akim bırakacaktır. Meselenin diğer bir güncel aktörü Libya’da devrilen Kaddafi sonrası doğan boşlukla petrol ve askerlik sahasında işsiz kalan grupların geri dönüşleri olarak ifade edilmektedir. Konunun bölge açısından riskli görünmesi ise Tuareg nüfusunun Kuzey Afrika’daki dağınık yapısı ve bu olayların çevreye sıçraması ihtimali olarak dillendirilmektedir. Yani yine şu “İslamcı terör“ meselesi.

Tüm bu ifade edilen aktüel durumlara sair malumat eklenebilir. Ancak bu yazının amacı Mali’deki durumu aktüel çerçevenin biraz daha dışından değerlendirmek, asırlardır cari bir aklı tespit etmektir. Bu akıl Batının İşleyen Aklıdır. Burada Batı derken bir kıtanın insanlarını ötekileştirmek basitliği asla dilenmemektedir. Ötekileştirmeler üzerinden ucuz analizlerin fikri ve bizi bir yere götürmeyeceği açıktır. Burada bu aklın oluşumunun ilk aşamasına bakmak gerekir. Bu akıl kendini Haçlı Seferleri zamanına kadar uzanan bir süreçte inşa etmiştir. Zaman içinde kültürel bir yapı oluşturan bu süreç her fırsatta aktüel yönleriyle karşımıza çıkmaktadır. Haçlı seferleri devrinde temel iki ana damarda değerlendirebileceğimiz bir yapı oluşur. Doğuyu ötekileştiren, “kaynak deposu“ gören bir bakış ve hareketini “kutsala yaftalayan“ bir meşrulaştırma retoriği. Doğu yani Kudüs üzerinden zapt edilmesi beklenen “doğu“ yani Kudüs; sokaklarında ballar akan bıldırcınlar koşuşan bir yerdir. O zamanın ruhuna ve halkların zihnine ilaç gibi gelen bir söylemdir bu. Amaç İsa’ya inanlara yardımdır. Vendetta yani öçtür. Kutsal uğrunadır her şey. Ama toprak ve üstündeki tüm servetler harekete geçiren temel içgüdüdür. İşte bu akıl her dönemde zamanın ruhuna tekabül eden bir kutsalla ve söylemle bölgeye gelmiştir. Kudüs’u kurtarmak ve özgürleştirmek, Arapları kurtarmak ve özgürleştirmek, demokrasiyi kurtarmak ve halkları özgürleştirmek. Bu masum meşrulaştırma toprak, petrol, enerji gibi değişen kavramlarla ifade edilen bir kaynak ihtiyacının hep önünde olmuştur. Burada trajikomik olan ise Osmanlı sonrası dönemde bu hareket ve müdahaleler bizzat dönüştürülmüş yerel tarafından dilenen bir şey olmuştur. Zira sömürgeci arkasında öyle bir yapı bırakmıştır ki halklar çaresiz bir kurtarıcı beklemişlerdir. Ya bir mehdi, ya bir kahraman veya bir dış kurtarıcı. Bu akıl geçmiş, gün ve gelecek adına mutlak kendi “an“ını yaşamaya devam etmektedir. Evet mazinin budalaca hayallerine dalmış ve geleceğe dair ahmakça ütopyaları bekleyen nesneleşmiş zihinleri yöneten bir akıldır bu. Mazi ve istikbal arasına sıkışıp “an“ı heba eden tarih dışı sürüleşmiş kitleler hep bu aymazlıkla asırları heba ettiler.

Bu aklın 11. yüzyılda sembolik olarak Doğu-Batı retoriğinde inşa edilen yapısı Osmanlı zırhından soyunan bölgeye yeniden yeni bir yüzle gelmiştir. Haçlı Seferleri zamanından “nizam kurucu şahsiyetler“in “mesuliyet şuur“u içindeki duruşları Haçlılara sınırlı bir hareket imkânı sağladı. Ancak Osmanlının duraksadığı, çöktüğü ve sonrası dönemde ise askeri olarak bu dirayeti gösteren bir yapı kalmadığından Batı en kısa yönden “askeri“ operasyonlarla sorun çözme mantığıyla hareket etmiştir. Artık silahlar hem menfaat-güzarlık hem de ticareti yapılacak bir meta olarak Doğu sokaklarından hükümferma olmalıydı. Askeri diktalar ve sömürge idareleri bu düzeni kurumsallaştırdı. Askeri güçle çözüm her yerde temel referans halini aldı. Ancak bu müdahaleler her zaman büyük gücün menfaatleri koruyacak kadar işlevseldi. Ötesi onlar için tufandı. Bu akıl kendini bu manada kaynak gerekçeli kutsala yaftalama geleneğini de askeri güçle sürdürdü. Zaten kıtanın uygarlığı hesap ve faydaya odaklanmış değil miydi ve ana felsefesi de güce istinat etmiyor muydu? Bu zihniyet tarih katmanları içinde kendisini bu manada teknolojik güç ve sanayinin madde açlığı içinde sürdürdü gitti. Selahattin Eyyubi’nin mezarını tekmeleyen Fransız ve İngiliz generallar bu makus hali temsil etmediler mi? Güç tarihi tekmeleyerek geleceği ayakları altına alıyordu. Bugün bölgede bir “Ortadoğu Yardım Fonu“ ve “Ortadoğu Askeri Birliği“ kurulamaması, Arap Ligi ve İslam Dayanışma Teşkilatı gibi yapıların fonksiyonsuz kalması hep aynı sürecin çomak soktuğu ve iradesizliğin mahvettiği bölgenin akim halleridir. Bugün Mali’de aynı kaynak mantığı, kendisini İslamcı aşırılık yaftası ile gerçekleştirmektedir. Bundan sonra da yenilerini yaşamak bu gidişle mukadderdir.

Bu noktada tespiti gereken üçüncü aşama ise Sovyet sonrası dönemde oluştuğu görülen sosyolojik bir durumdur. Sol kavramının görece işlevini yitirdiği büyük oyunda bölgenin iç karmaşalarla idare edilmesinde “gizli el“e yeni bir araç lazım oldu. Bu Müslüman Milliyetçilerle-Müslüman İslamcıların çatıştırılması olgusudur. Bu Müslüman lafının yerine Arap, İran vs koyabilirsiniz. Etnik ve dini bakımdan yersiz yurtsuz kalan bölge bu zihni karmaşa içinde sömürü dönemi boyunca bu iki ayrılmaz parçasını ideolojikleştirerek bir kavga ve çatışma vesilesi haline getirdi. Üstelik bu ideolojinin oluşturduğu zihni konfordan da asla vazgeçmek istememektedir. Konformizme olmuş birey ve toplumlar aklını kayıtlardan kurtarıp kalp ve vicdan haline gelememektedir. Bugün Suriye’de ve Mali’de çatışan taraflara bakıldığından kaba hatlarıyla bahsedilen çatıştırmacı diyalektik işlemektedir. Laikçi/Seküler kendi modern sanan bir kafanın idare ettiği bir zihniyetle, kendisini İslamı temsil ediyor sanan lakin ideolojik olmanın ötesine geçemeyen diğer bir zihin bu muvazenesiz ortamda itişip kakışmaktadır. İkisi de zamanın çocuğu olan ve kendi kültürel ve ahlaki arka planlarına yabancı bu tavırlar değişme ve değişmeme yönünde çatışmaktadırlar. Bu arada değişmemesi gereken tek şey global çıkarlardır.

Mali olayında, Tuareg ve terör üzerinden kurgulanan senaryo asırlık bir aklın yeni bir oyunu olmaktan öte bir şey değildir. Pastadan pay kapma savaşında batının kendi içinde veya Rusya ve Çin gibi doğulu rakiplerle itiş kakışında yeni bir perde açılmıştır. Bölge halkları ise olaya yine seyirci ve edilgen bir açıdan bakmaktadırlar. Yerelin kendi içindeki itişmesi ise global yönetici akla meşru sebep ve imkan alanı açmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Ancak tarih göstermiştir ki kendisini okumayı bilmeyenler tarihin zaman ve mekân duvarlarına çarparak aynı kısır döngüleri yaşamaya devam edeceklerdir. “An“ın değerini bilmeyen dün ve gelecekle avunan veya uğraşan zihinler “an“ın isteklerini ıskalayarak ne dünden bir anlam çıkarabilecek ne de yarına bir söz taşıyabilecektir. Mali olayına bir de bu gözle bakalım belki olup biteni daha iyi fark edebiliriz. Belki birisi Fransızlara “QUO VADİS DOMİNE(nereye gidiyorsunuz efendim)‘yi hatırlatır. Bunun karşılığında yeniden çarmıha gerilmeye giden insaniyet ruhundan vicdanın sesini duyar ve aklını başına alır. Ya da karşıdan başka bir cevap alır da o asırlık yaşlı vicdansız akıl “Aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın“ sesi ile kendine gelir. Aleme nizam vermeye kalkanlar önce kendi Cezayirlerini temizlesinler…!!!

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2634 ) Etkinlik ( 212 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 95 1029
Avrupa 22 633
Latin Amerika ve Karayipler 14 66
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1346 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 282
Orta Doğu 21 595
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1994 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1994

Arjantin ise 45 milyonluk nüfusu, 2 milyon 791 bin kilometrekarelik yüzölçümü ve 518 milyar doları aşan GSYİH’sı ile Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik bir aktör olup üyesi olduğu bölgesel ve küresel uluslararası örgütler içindeki aktivitesi ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Arjantin, ...;

Üstüne inceleme yapılan devletin, “modern devlet” yani “burjuva devleti” olduğunu hatırlatmak gerekir. Ancak burada, Pierre Clastres’nin1 ilkel (ilksel) toplulukların, siyasal yapılanmalarıyla “devlete karşı” topluluklar oldukları ve ilksel halkların tarihinin devlete karşı mücadeleler tarihi olduğu...;

Güvenlik üzerinden yeni ittifakların gelişmesi ise başat ülkelerin aldıkları risklerden ve inisiyatiflerden okunabilmektedir. Mülkiyet ve güç kavramlarının niteliği ile iş modeli tarihsel olarak değişmektedir. “Başarıda Başarısızlık” sendromu yaşayan AB’nin geleceğini; Brexit sonrası Batı’da yeniden...;

Klasik diplomasiye ekonomik, sosyal, kültürel ve insani alanlarda açılım imkanı sunan kalkınma işbirliğindeki aktörlerin etkili koordinasyonu için proje, program ve proaktif inovasyon desteği sağlamak üzere kurulan TASAM Kalkınma ve İşbirliği Enstitüsü’nün resmî internet sitesi yenilendi.;

Emekli Albay Dr. Cengiz Topel Mermer’in “Yeni Soğuk Savaşın Sıcak Cephesi Himalayalar’da Çin-Hint Çatışması” isimli yeni kitabı TASAM Yayınları tarafından kitap ve e-kitap olarak yayımlandı.;

Ukrayna ise 45 milyona yaklaşan nüfusu, Avrupa Birliği ile Rusya Federasyonu arasındaki önemli coğrafi konumu ve kayda değer ekonomik potansiyeli ile dünyanın dikkatini üzerine çekmektedir. Birleşmiş Milletler (UN), BM, Avrupa Konseyi, AGİT, BDT, DTÖ, GUAM, KEİ, AvET, KEİ gibi pek çok bölgesel ve ul...;

Avrupa, Karadeniz, Kafkaslar, Asya, Orta Doğu ve Afrika ülkeleri ile arasındaki tarihî, siyasi ve kültürel bağları, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası alanda yükselen aktivitesi, NATO, AGIT ve CICA gibi örgütlerin önemli üyelerinden olması ve son dönemde geliştirdiği aktif dış politi...;

Son günlerde Türk Dış Politikasının en sıcak konularından birisi Amerikan ve NATO güçlerinin ayrılmasından sonra Kabil Havaalanının güvenliği konusunda ortaya konulan tekliftir. ;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar ve başarıyı...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Meritokrasi Devlet geleneğimizde yüksek emsalleri bulunan Meritokrasi’nin tarifi; toplumda bireylerin bilgi, bilgelik, beceri, çalışkanlık, analitik düşünce gibi yetenekleri ölçüsünde rol almalarıdır. Meritokrasi din, dil, ırk, yaş, cinsiyet gibi özelliklere bakmaksızın herkese fırsat eşitliği sunar...

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...