Davos Ruhundan Geriye Kalan

Makale

Bilindiği gibi her yıl Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu, dünya düzenini küresel, bölgesel ve sektörel açıdan geliştirmek için siyaset, iş ve bilim dünyasını buluşturan bir toplantıdır....

Bilindiği gibi her yıl Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu, dünya düzenini küresel, bölgesel ve sektörel açıdan geliştirmek için siyaset, iş ve bilim dünyasını buluşturan bir toplantıdır. İlk defa büyük bir dönüşüm ve onu takiben bir küresel kriz öncesinde 1971 de, sınırlı bir gündem ile“ Avrupa Yönetim Forumu“ olarak bir araya gelen iş ve bilim dünyası, yarattıkları iletişim ve etkileşimden pek hoşnut olmalı ki, 1980 li yılların sonuna doğru, kapsam ve vizyon geliştirme ve gündem çeşitlendirme kararlılığı ile birden bire bugünkü adı ile anılmaya başlamıştır.

Bağımlılıktan Özerkliğe Adım Adım Yolculuk

Yine krizlerle boğuşulan o ilk yıllarda, oluşum önce Avrupa Komisyonunun ve Avrupa Sanayi Derneklerinin kanatları altında faaliyet göstermiştir. Başlangıçta amaç Avrupa’yı Amerikan iş yapma biçimine yakınlaştırmak, eski ve yeni kıtanın farklı yaklaşımları olan iş dünyaları arasında bir dayanışma hattı oluşturmaktı. Ama hem ardı arda yaşanan dünya para krizi ve Bretton Woods sisteminin çöküşü, hem de 1973 petrol krizinin özellikle Avrupa’da yarattığı çöküntü, zaten gelenekselleşme iddiası taşıyan bir oluşumu, siyasi ve toplumsal kisveye büründürmüştür.

Aslında iş dünyası yalnız başına ne yapabilirdi ki? Avrupa’da, Amerika’da ve nihayet 1980 li yılların sonundan itibaren Asya’da iş dünyası, ancak ve ancak kamu, sivil toplum örgütleri ve özellikle çalışanlardan oluşan “paydaşlarla“ bir araya gelerek hedefe ulaşabilirdi. Ayrıca özellikle siyasi çatışmaların krize sürüklediği bir dünyada, iş dünyası ve ekonomi siyasetin gölgesinden pek kurtulamadığı için işin içine siyaset adamlarını da katmak iyi bir düşünce gibi göründü. Ama sonraları, Dünya Ekonomik Forumu, siyasetçilerin gövde gösterisi yaptığı, iş dünyasının da bunun mali külfetine katlandığı bir platform haline geldi.

Asıl Konu Hedefin Ne olduğu

Davos’a her yıl gide gele, büyük şirketlerin yönetici kadroları mutlaka birbirlerini çok iyi tanıdı. Aynı şey, ülkeleri temsil eden siyasi simalar için de geçerli. Ama onlar ikili veya çoklu birçok zirvede zaten buluşurlar. Davos onlar için bir başka buluşma adresinden başka bir şey değil.

Ama Davos’un karlı tepelerinden, bazen sıcak ve samimi dostluk rüzgârları estirmelerine, bazense düşmanca tutumlarını birbirlerinin gözlerine sokmalarına bu zirveleri televizyonlardan dizi film gibi izleyen sıradan insanlar alıştılar. Zaten işin içine siyasetçiler girince geçerli bölgesel veya küresel gündem üzerinden verilen mesajların hedefi, daha ziyade siyasiler için öncelikle kendi ülkelerinin kamuoyları olmakta. Kapalı kapılar arkasında, kulislerde veya resmi-özel davetlerde, siyasi liderler, birbirlerine, CEO lara veya muhatapları kimse onlara ne sözler verir? Hangi önemli anlaşmaların taslaklarını oluşturur pek açık değildir. Ama mutlaka ve mutlaka kendi kamuoylarına bir gövde gösterisi yaparlar. Burada ise kural ülke görece olarak ne kadar daha az önemliyse, gövde gösterisi ve basında yer alma çabası daha büyük olur.

Durup düşünelim eğer Davos tek başına etkili olsaydı, başka uzlaşma ve anlaşma kanallarına gerek duyulur muydu? Ama rivayet olunur ki, Davos zirveleri topladığı bazı kritik yıllarda, örneğin bir Türk-Yunan veya İsrail-Filistin anlaşmazlıklarına çözüm olmasa bile birer yaklaşım sağlayabilmiştir. Veya bu sadece verilmek istenen bir izlenimdi. İşte o kadar.

Kabul etmek gerekirse, zamanın akışı içinde Davos kurumsallaşmış, kadrolaşmış, üyelik katılım talepleri artınca şubeleşmiştir bile. Davos artık Avrupa Konseyinin gölgesinden çıkıp (misyonu günümüzde tartışılsa bile), kendi başına Birleşmiş Milletler gibi bir uluslar arası kuruluşun, gözlemci statüsünde bir birim haline gelmiştir.

Zirve Temalarıyla Hedeflenenler

Dikkat ederseniz her yıl toplanan zirvelere yön veren süslü temalar var. Hepsi kulağa hoş geliyor. Ağız dolusu söyleniyor. Ama sorunlar aynı olduğuna göre hedeflenenler de aynı şeyler. Eğitimden, cinsiyet ayırımcılığına, çevre ve iklim sorunlarından yoksulluğa konular ve konuşulanlar hemen hemen aynı. İktisadi büyüme, Sürdürülebilir çevre; Mali sistemler; Sağlık ve eğitim kampanyaları ve reformları; Toplumsal kalkınma; Yolsuzluk ve yoksulluk ile mücadele her zaman mercek altında olan ve pek te Davos’a mal edilemeyecek kadar bilindik kavramlar. Bu konuları ilgilendiren istatistiklerde olumlu değişiklikler var ise bu Davos’un başarısı değil. Ama kötüye giden değişmelerde sorumluluk ta Davos’un değil. Tepkili gruplar, karlı dağların etrafında ne kadar gösteri düzenlerse düzenlesin, Davos’un karlı başı dinç, kalp atışları düzenli. Tepkilere cevabı da bir o kadar soğukkanlı. Veya umursamaz mı demek daha iyi olur?

Genellikle benimsen tema bir önceki yılın yoğun gündeminin verdiği ilhamla oluşturulmuşa benziyor. Çoğu kez tematik ibareler çok yürek yelpazeliyor veya yüreklere su serpiyor. Ama ne bir ateşi közlüyor, ne de yangını söndürmeye kifayet ediyor. Örneğin “Büyük Dönüşümler ve Yeni Modellerin Oluşturulması“ gibi bir tema, ne dönüşümleri güvence altına alabiliyor, ne de sorunlara yeni modeller ile çözüm sunabiliyor. Ya 2013 ün temasına ne demeli? “Esnek Dinamizm“ (Resilient Dynamism) yani krizlere göğüs gerebilen bir dinamizm, krizlere rağmen dinamik bir dünya. El hak, bu bir gerçek. 2012 de dünya ticareti öyle daralmadı. Dünyada iş dünyası iyi kar etti. Ama bu yatırım karından çok ticari kar.

Néanderthal Adamdan Davos Adamına Dünyanın Halleri

Bilirsiniz zavallı Néanderthal adam çok fakir ve çaresizdi. Zaten buzul çağında uğraşa didine yok oldu gitti. Ama Davos adamı zengin bir adam. Hem de çok zengin. Küresel ısınmanın bile gücü bu adamı yok etmeye kolay kolay yetmez. Cebi dolu, karnı tok bu adamın ufku da vizyonu da geniş olabilir. Ama misyon’unda bence en büyük sınır kendi egosu, gözünün açlığı ve doyurulamayan hırsları. Küresel kimliği olan Davos adamı işte bu özellikleri nedeni ile Samuel Huntington’a* göre ulusal hassasiyet ve bağlılıkları da olmayan bir adam. Kendi dibine ışık vermeyen Davos adamı zaten sorumluluğu olmayan konularda başkalarının dertlerine nasıl çare bulabilir ki?

Dünyada Büyüyen Uçurum Davos Ruhunun İflası mı Demek?

İşte bu nedenledir ki 2012 gibi bir kriz yılında dünyanın en zengin 100 insanı yaklaşık 250 milyon Dolar daha zengin hale gelmiş. Sadece bu 100 kişinin geliri 1,9 trilyon Dolar olarak neredeyse Birleşik Krallığın tüm GSMİH sına yaklaşmış**. Ama o 2012 Davos’unun “Büyük Dönüşüm“ ü aynı şekilde yoksulluğun azalmasına yansımamış, tersine işsizlik ve gelir eşitsizliği artmıştır. Kar marjları ve özellikle CEO gelirleri krizde bile hızla yükselirken, ücretlerin GSMH payı dünya azalmıştır. Bu sistemi elbette uzun vadede sürdürülemez hale getirecek bir gelişmedir. Ama kısa ve orta vadede, Davos’ta siyasilerin ve iş çevrelerinin birlikte verdikleri sözlerin tutulmaması demek olup, aynı zamanda Davos ruhunun kaybolmakta olduğu anlamına gelir. Şık sözler, şen yüzler ve karşılıklı atılan çalımlar sadre şifa olamayacaksa Davos’un bir eğlence kulübünden ne farkı kalır ki? Eğer Davos ruhu iflas etmişse, karlı zirvelerde yapılan toplantılar ne işe yarar?


* Samuel P. Huntington (2004) Dead Souls: The Denationalization of the American Elite“

** Bknz “Neoliberal Policies never Go away“(25.01.2013) The Guardian Weekly

Bu içerik Marka Belgesi altında telif hakları ile korunmaktadır. Kaynak gösterilmesi, bağlantı verilmesi ve (varsa) müellifinin/yazarının adı ile unvanının aynı şekilde belirtilmesi şartı ile kısmen alıntı yapılabilir. Bu şartlar yerine getirildiğinde ayrıca izin almaya gerek yoktur. Ancak içeriğin tamamı kullanılacaksa TASAM’dan kesinlikle yazılı izin alınması gerekmektedir.

Alanlar

Kıtalar ( 5 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 2643 ) Etkinlik ( 216 )
Alanlar
Afrika 73 621
Asya 97 1035
Avrupa 22 634
Latin Amerika ve Karayipler 16 68
Kuzey Amerika 8 285
Bölgeler ( 4 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1348 ) Etkinlik ( 51 )
Alanlar
Balkanlar 24 283
Orta Doğu 21 596
Karadeniz Kafkas 3 294
Akdeniz 3 175
Kimlik Alanları ( 2 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1288 ) Etkinlik ( 74 )
Alanlar
İslam Dünyası 56 778
Türk Dünyası 18 510
Türkiye ( 1 Alan )
Aksiyon
 İçerik ( 1996 ) Etkinlik ( 77 )
Alanlar
Türkiye 77 1996

İnsanoğlunun uzayla ilişkisini kabaca iki kategori altında incelemek mümkün. Bunlardan ilki yerküreye görece yakın mesafeleri kapsayan yörüngesel uzay. 1957 yılında uzaya fırlatılan Sovyet Sputnik uydusunu bugüne kadar 8.000’in üzerinde uydu takip etti ve Dünya’nın yörüngesindeki uydular artık moder...;

2020 başından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını sebebiyle maruz kalınan geniş çaplı kısıt ve kısıtlamalar sonucu endüstriyel faaliyetlerdeki ve trafikteki azalma üzerine, doğada yeniden bir canlanma gözlenmiştir. ;

Dünyada hava kuvvetleri, isimlerine ya uzay kelimesini ekliyor ya da uzaya özel ayrı bir kuvvet kuruyor. Türkiye için bu ayrımı konuşmak için henüz zaman var. Gezegenler arası seyahatin konuşulduğu bu günlerin uzay gündeminde, Türkiye oldukça yeni bir aktör sayılır. ;

Daha önce, bu platformda kaleme aldığımız bazı çalışmalarda sıklıkla ifade etmiştik ki; bugün Balkanlar olarak adlandırılan Avrupa topraklarının “Batı Medeniyeti”nin dışında tutulmasının en kolay yolu, onu asla tam manası ile tanımlamamak olarak belirlenmişti. ;

Meksika ise yaklaşık 2 milyon kilometrekarelik yüzölçümü ile Orta Amerika’daki stratejik konumu, 124 milyon civarındaki nüfusu, insan kaynağı, 1,223 trilyon GSYİH ile büyüyen ve gelişen ekonomisi, BM, Amerika Devletleri Örgütü (ADÖ), Rio Grubu, OECD, ANDEAN, Orta Amerika Entegrasyon Sistemi (SICA),...;

Suudi Arabistan ise Asya’yı Afrika’ya ve Akdeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan bölgedeki stratejik konumu, Arap ve İslam dünyasındaki öncü rolü, 34 milyon’a yaklaşan dinamik nüfusu, doğal kaynakları, kanıtlanmış dünya petrol rezervlerinin yaklaşık % 20’si ile enerjide öncü ülke oluşu, turizm ve insan ...;

Türkiye’de ve dost/kardeş ülkelerde stratejik vizyonu temsil eden devlet adamları ile bürokratlar, bilim insanları, kurumlar, iş insanları, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteci-yazarları onurlandırmak amacıyla 2006 yılından beri gerçekleştirilen TASAM Stratejik Vizyon Ödülleri’nin resmî internet sit...;

Brezilya ise 213 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın altıncı ve 8,5 milyon km² üzerindeki yüzölçümü ile beşinci büyük ülkesi olarak Latin Amerika’da önemli bir siyasi ve ekonomik güç ve küresel düzeyde önemli bir aktördür. 2 trilyon dolar civarındaki GSYİH’sı ile Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın do...;

İngiltere’nin II. Dünya Savaşı sonrasında Hint Altkıtası’ndan çekilmek zorunda kalması sonucunda, 1947 yılında, din temelli ayrışma zemininde kurulan Hindistan ve Pakistan, İngiltere’nin bu coğrafyadaki iki asırlık idaresinin bütün mirasını paylaştığı gibi bıraktığı sorunlu alanları da üstlenmek dur...

Gündem 2063, Afrika'yı geleceğin küresel güç merkezine dönüştürecek yol haritası ve eylem planıdır. Kıtanın elli yıllık süreci kapsayan hedeflerine ulaşma niyetinin somut göstergesidir.

Geçmişte büyük imparatorluklar kuran Çin ve Hindistan, 20. asırda boyunduruktan kurtularak bağımsızlıklarına kavuşmuş ve ulus inşa sorunlarını aştıkça geçmişteki altın çağ imgelerinin cazibesine kapılmıştır.

Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin bugünü ve geleceğinin ele alındığı Avrupa Birliği Sempozyumu, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) ile Türk Avrupa Bilimsel ve Eğitimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) işbirliğinde 02 Şubat 2018’de İstanbul Taksim Hill Otel’de gerçekleştirildi.

Bu rapor, Türk savunma sanayiinin gelişme sürecinin sürdürülebilirliginin ve ihracat potansiyelinin arttırılmasında, şekillendirilecek geleceğe uygun; insan sermayesi, yapı, süreç ve stratejilerin tasarlanmasına ışık tutmak, bu kapsamda alınabilecek tedbirleri saptamak maksadıyla hazırlanmıştır.

Rusya'nın hem Avrasya bölgesine hâkim olmak hem de dünya politikalarında lider aktörlerden biri olmak amacıyla geliştirdiği Avrasyacılık tartışmaları, analitik olarak klasik ve modern olarak değerlendirilebilir.

Soğuk savaşın ardından, “yeni dünya düzeni“ olarak adlandırılan dönem, hegomonik bir güç olarak beliren ABD’nin “büyük vaadi“ ile başladı: “Demokrasiyi dünyada yaygınlaştırmak“. Bu “büyük“ vaad, yoksulluk, adaletsizlik ve şiddet dolu bir dünyayı kurmak biçiminde gerçekleşti ve iki “siyasi/askeri“ ar...

Orta Doğu coğrafyası, 2010 yılının aralık ayından bu yana Tunus ile başlayan, günümüzde de tüm şiddetiyle Suriye’de devam eden devrim süreçlerinin etkisiyle hızlı bir değişim ve dönüşüm iklimine girmiştir.